Dilek Hanım, Nur'un isteğiyle Aytaç Bey'le beraber çocukları eve götürdüler.
Çocuklar Nur'un yanında kalmayı çok isteseler de Nur, onların geceyi hastanede geçirmesine izin vermedi.
"Ben kendim idare ederim Dilek Hanım.
Siz çocukları götürün lütfen.
Burada kalıp rahatsız bir gece geçirmesinler.
Hem üzülmeyin artık. Bakın ben iyiyim" demişti.
Herkes gittikten sonra hemşirenin verdiği ağrı kesiciyi içti.
Vücudunun bazı yerleri ağrıyordu hala.
Özellikle kolunda çok sızlama vardı.
İçtiği ilaç etkisini gösterdiğinde saat gece yarısına yaklaşmış ağrıları biraz azalmıştı.
Nur'da gözlerini kapattı ve uyumaya çalıştı.
Atlas, uzun bir süre kendisiyle mücadele ettikten sonra Nur'un kaldığı odaya geldi.
Kızı çok merak ediyordu ve daha fazla görmeden duramayacaktı.
Kızın uyuduğunu düşünerek kapıyı sessizce açtı ve içeri girdi.
Yatağa baktığında Nur, yatağın içinde küçücük kalmış derin bir şekilde uyuyordu.
Koltuk değneğinin ses çıkarmaması için dikkat ederek yatağa yaklaştı.
Kızın kolları örtünün dışında olduğundan düşerken çarptığı yerlerdeki morluklar görünüyordu.
O morlukları görmek Atlas'ı üzmüştü.
Ona fiziksel acı vermeyi hiç istemezken kıza ikinci defadır zarar veriyordu.
Atlas, bir süre ayakta izledi kızı.
Annesi otele gidip dinlenmesini söylese de hastaneden ayrılmadı.
Nur'un burada yalnız kalmasına izin veremezdi.
Ayakta durmaktan yorulunca yatağın karşısında ki koltuğa oturdu.
Bacakları artık ayakta durmakta zorlanıyordu.
Şuan o kadar çok ağrıyordu ki adam çektiği acıdan terliyordu.
İki ayağını birden koltuğun üzerine uzattı.
Başını koltuğa yasladı.
Ağrısı o kadar şiddetliydi ki bacağı titriyordu.
Gözlerini kapatıp ağrının geçmesini yada azalmasını bekledi.
Nur, adamın odaya girdiğini duymuştu ama gözlerini açmamıştı.
Uyuduğunu zannedip çıkıp gitsin istiyordu.
Atlas'ın yatağa yaklaştığını hissetti.
Nefes alışı farklıydı adamın. Çok hızlı nefes alıp veriyordu.
Sanki canı yanıyor gibiydi.
"Nesi var acaba" dedi içinden.
Nur, sevmediği insan dahi olsa kimsenin acı çekmesini istemezdi.
Sonra Atlas'ın iki yıl önceki hali geldi aklına.
Bacakları o kazada çok zarar görmüştü.
Ve hala koltuk değneğiyle yürüyordu.
Adamın tekrar hareketlenip odadaki koltuğa oturduğu duydu.
"Neden çıkıp gitmiyor bu adam?" dedi içinden.
Nur, adama çok sinirlendi ama bir taraftan da neden çok acı çektiğini kalmıştı aklında. Adamın derdi ne merak etmiyor değildi.
Bu merak hemşire olmasının getirdiği bir meraktı kıza göre.
Onlar yardıma ihtiyacı olan herkese yardım etmek için yemin etmişlerdi.
Karşılarında düşmanları olsa da görevlerini yerine getireceklerdi mutlaka.
Nur, gözleri kapalı düşünürken odanın kapısı tekrar açıldı.
Yavaş yavaş yanına gelen ayak sesiyle Nur, gözlerini açtı.
Hemşire rutin kontrolüne gelmişti.
Nur, yavaş bir şekilde doğrularak hemşireye kolunu uzattı.
Hemşire tansiyonu ölçtükten sonra ateşine bakıp hemşire çizelgesine yazdı.
İşlerini bitirip çıkmak üzereyken Nur'un seslenmesiyle kıza döndü.
"Şey hemşire Hanım" dedi.
"Buyurun bir şey mi istediniz, ağrınız mı var?"
Nur, nasıl söyleyeceğini, Atlas'a ne sıfat vereceğini bilemedi.
"Şey koltukta yatan arkadaşım biraz rahatsız.
Bacakların da ağrı varda ona güçlü bir ağrı kesici getirebilir misiniz?"
"Tabi hemen getiriyorum" diyerek dışarı çıktı hemşire.
Nur, gözlerini koltukta yatan adama çevirdi.
Alnından akan terler boynuna doğru yol çizmişti.
Gözleri kapalıydı. Uyuyordu ama acı çektiği her halinden belliydi.
Alnındaki damarlar dışına çıkmıştı.
Dişini sıkıyor çene kemiği seğiriyordu.
Birkaç dakika sonra hemşire tekrar geldi.
Nur'a uzattı ilacı.
"Lütfen uyandırıp siz verir misiniz.
Bana biraz kızgında kendime dikkat etmediğim düştüğüm için.
Ben verirsem içmez."
"Peki hemen veriyorum" diyerek Atlas'ın yanına doğru yürüdü hemşire.
Nur, yatağa uzanıp gözlerini kapattı tekrar.
Hemşire hemen adamın yanına geldi. "Bey efendi uyanır mısınız" diyerek Atlas'ı kolunda biraz sarstı.
Ani sarsıntıyla Atlas, hızla gözlerini açtı.
"Nur a bir şey mi oldu çabuk söyle ona bir şey mi oldu" diyerek art ardına sormaya başladı.
"Sakin olun beyefendi o iyi.
Sizin ağrınız var galiba. Ağrı kesici getirdim. Buyurun için ilacı."
Atlas, derin bir nefes alarak hemşirenin getirdiği ilacı içti.
"Sizden ilaç istemedim ben.
Hem ağrım olduğunu nerden biliyorsunuz" dedi Atlas.
"Ben değil beyefendi arkadaşınız söyledi ağrınızın olduğunu"
"Arkadaşım mı, hangi arkadaşım?"
"Az önce ona bir şey mi oldu diyerek uyandığınız hasta. Nur Aydın, söyledi. Ağrınızın olduğunu."
Hemşire ilacı verip çıktıktan sonra Atlas, tekrar koltuğa uzandı.
"Nasıl bir kız bu" dedi kendi kendine.
Ona o kadar zararı dokunduğu halde.
Onu izinsiz öptüğü düşmesine sebep olduğu halde adamın acı çekip çekmediğini düşünüyordu.
"Nur Aydın, iyilik meleği misin, yoksa maske takmış bir şeytan mısın?
Sen nesin kimsin bilmiyorum ama.
Ben senin yakınında daha fazla durursam ne olurum bilmiyorum."
Nur, Atlas'ın kendi kendine mırıldandığını duyuyordu.
Ne söylediği anlamıyordu ama adamdan korkuyor ve çekiniyordu.
Aynı odanın içinde kalmıştı adamla.
Ne gözünü açmaya ne de adama dışarı çık demeye cesareti yoktu.
Şuan yapacak bir şeyi olmayan Nur, gözlerini kapatarak kendini uykuya bıraktı.
Oya'nın bugün nöbeti vardı ve sıkıntıdan patlamak üzereydi.
Gece yarısını çoktan geçmişti.
Belirli saatlerde yaptıkları rutin hasta kontrollerinde yeni yapmıştı.
Başı çatlayacak derecede ağrıyordu. Uykusu vardı ama bir türlü uyuyamıyordu.
Hasta az olduğu için arkadaşı nöbetleşe uyumayı teklif etmişti.
Oya, kendisini uyku tutmadığı için önce arkadaşının uyumasını istemişti.
Bir süre hemşire odasında oturdu.
Telefonuyla sosyal medya hesaplarında takıldı bir süre.
Sonra da hava almak için hastanenin bahçesine çıktı.
Bankın üstüne oturtup insanları seyretti.
Acile girip çıkan insanlar.
Kimisi telaşlı kimisi sakin.
Bazısı ağlarken bazısı düşünceli
"Hayatlarımız ne kadar karışık farklı ve anlamsız" dedi kendi kendine.
"Bazıları şu an rahat yataklarında uykunun en derin yerindeler.
Bazıları hastanelerde sağlığına kavuşmak için gün sayıyorlar.
Dualar ederek bekliyorlar.
Bazı insanlar belki açlıkla yoksulluklarla mücadele ediyorlar"
Hayat herkese farklı rol belirlemişti.
İnsanlar o rollerini oynuyorlardı iyi veya kötü.
Herkese de adil davranmıyordu hayat.
Nice iyi insanlar iyi yerlerde olması gerekirken, hiç de haketmeyenler en iyi yerlerdeydi.
"Of neyse ne " dedi Oya.
"Bu ne kızım ya. İyice arabeske bağladın kendini.
O sırada yanına oturan adamla birden ayağa fırladı.
Dönüp baktığında Enis'in banka oturduğunu ve gülümseyerek ona baktığını gördü.
"Ödümü kopardın be. İnsan sinsice yaklaşır mı?
Sapık zannettim seni"
"Ben sadece senin sapığınım sarışın."
"Yürü git işine Enis efendi seninle uğraşamam. Başım çatlıyor zaten.
"Gidemem sarışın kusura bakma.
İki haftadır öldüm öldüm dirildim kızım.
Yeter artık. Kabul et beni.
Nazlanmanın da bir sınırı var değil mi?"
"Ne nazı be ,ben mi nazlanıyorum sana?"
Evet sen küçük Hanım. Seni defalarca aradım. Günlerce peşinden koştum.
Yapmadığım kalmadı.
Bir türlü beni kabul etmedin.
Sonra sana düşünmen için iki hafta verdim Oya.
Bugün buraya senden bir cevap almaya geldim.
Sana son kez soruyorum.
Benim sevgilim olur musun?
Eğer kabul edersen beni çok mutlu edersin.
Kabul etmezsen. Bir daha asla bu konuyu açmam.
Benim hayalim sensin, hayallerimi yıkma sarışın.
Beni sensiz bırakma."
"Oya karşısında dakikalardır konuşan adama bakıp kalmıştı.
Enis'in ondan vazgeçtiğini sanıyordu.
İki haftadır arayamadan adam şimdi gelmiş. Benim sevgilim ol diyordu.
Oya, Enis'in aramadığı zamanlarda çok üzülmüştü.
Bunu kimseye itiraf etmemişti ama adamın aramaması kızı çok yaralamıştı.
" iki haftadır aramamanın sebebi bana zaman tanımak öylemi Enis Bey?" dedi Enis'e ters bakarak.
"Evet Oya, sana zaman tanımak.
Sen Atlas'ın, Nur'a yaptıkları yüzünden bana çok kızgındın.
Ne yapsam beni dinlemiyordun.
Görmek bile istemiyordun.
Sürekli reddedilmek çok kötüydü.
Seni aramadım ama inan hiç aklımdan çıkmadın"
Enis, Oya'nın ne cevap vereceğini merakla ve korkuyla bekliyordu.
Enis, çok sevmişti küçük sarıyı.
Onu kaybetmek istemiyordu.
Oya, ise ne yapacağını bilmiyordu.
Kabul etse Nur, kızar mıydı acaba?
Atlas'ın arkadaşıydı sonuçta bu adam.
Oya, düşüncelerden sıyrılınca karşısında Enis'in olmadığını fark etti.
Telaşla etrafına bakındı kız.
Enis'i son anda hastanenin bahçesinden çıkmak üzereyken gördü.
Daha fazla düşünmeyi bırakıp arkasından koştu.
Enis, tam arabasına binmek üzereyken yakaladı ve arkasından bağırdı.
"Eğer o arabaya binersen. Beni burada bırakıp gidersen"
Enis, Oya'nın sesiyle geri döndü.
Kız cevap vermeyince kabul etmediğini düşünerek ayrılmıştı yanından.
Arabanın kapısını kapatıp hızla kızın yanına gitti.
Oya'nın yüzüne doğru eğildi iyice.
Dudakları arasında santimler kaldığında durdu.
"Eee Oya Hanım. Gidersem ne yaparsın?" dedi etkileyici ses tonuyla.
"Seni şuracığa yatırıp döverim"
"Ya, yatırıp döversin ha?"
"Ee evet yatırıp döverim" dedi. Oya.
Adamın yakınlığı ve muhteşem güzellikteki gözleri kızın aklını karıştırmış kekelemesine sebep olmuştu
Enis, Oya'nın burnunun ucuna küçük bir öpücük kondurdu.
Sonra da "Döv kız beni. İstediğin yere yatır.
İster döv istersen" dedi ve göz kırptı kıza.
"Ne yaparsan yap sarışın. Sen anladın onu.
"Hemen cıvıma be adam.
Hadi gel" dedi ve Enis'in koluna girip hastane bahçesine girdiler.
Oya ve Enis az önce kalktıkları banka tekrar oturdular.
Enis, Oya'nın elinden tutarak.
"Biz şimdi sevgili miyiz sarışın" diye sordu.
"Evet Enis Bey, sevgiliyiz rahatladınız mı acaba?"
"Çok rahatladım aşkım, çok rahatladım" diyerek kıza sıkı sıkı sarıldı.
Nur, sabah gözlerini açtığında ilk önce koltuğa baktı.
Atlas'ın orada olmadığını görünce biraz şaşırdı.
Sabah erken gitmiş olmalıydı.
Nur'un yüzüne bakacak hali yoktu tabi.
Nur, yavaş bir şekilde ayağa kalkıp lavaboya gitti.
Lavabo da işini bitirip döndüğünde Aytaç Bey ve Dilek Hanım'ın odada onu beklediklerini gördü.
"Geçmiş olsun kızım. Gecen nasıl geçti? Bir sorun yok, iyisin değil mi?
Seni hastaneden çıkarmaya geldik" dedi Dilek Hanım.
"Neden zahmet ettiniz Dilek Hanım. Ben kendim gelirdim."
"Hadi hadi seni burada yalnız bırakacağımızı düşünmedin değil mi?"
"Yok efendim estağfurullah. Neden öyle düşüneyim?"
"Dün gece Atlas, ben kalacağım diye ısrar etti.
Yoksa gece mutlaka yanında kalırdım"
Gül, nasıl Dilek Hanım iyi değil mi?" dedi Nur, lafı değiştirerek.
Atlas'ın hakkında konuşmak istemiyordu.
"Tabi ki iyi kızım.
Gül de benim bir torunum.
Senin emanetin benim başımın tacı.
Annenle de konuştum yavrum.
Senin telefonundan aradı.
Herkes uyuyor uyanınca arar dedim.
Kızlar iyiler merak etmeyin dedim.
Haydi hazırsan çıkalım. Bütün işlemleri Atlas, halletmiş"
"Tamam Dilek Hanım, hazırım ben çıkabiliriz."
"Bak Nur seninle bir konuda anlaşalım kızım.
Bana Dilek Hanım, demeni istemiyorum artık.
Bana teyze de tamam mı.
Ne o öyle Dilek Hanım. Dilek Hanım.
Çok samimiyetsiz.
Ben seni kızım gibi seviyorum."
"Peki Dilek Teyze, sen nasıl istersen.
Hastaneden çıktıktan sonra hemen villaya geldiler.
Çocuklar hala uyanmamışlardı.
Dilek Hanım, Nur'un duş alıp rahatlamasını söyledi. Onun için kızı misafir odasındaki banyoya gönderdi.
Nur, için henüz yeni alınmış kıyafetlerin olduğu poşetleri verdi.
Nur, bu hediyeleri kabul etmek istemese de çok ısrar eden kadını kıramadı.
Poşetleri eline alarak misafir odasına doğru yürüdü.
Onları şirketteki odasında bilgisayar ekranından izleyen Atlas.
Kızın elbiseleri almasını gülümseyerek izledi.
Atlas, dün gece ağrı kesiciyi içtikten sonra Nur'u seyrederek rahat bir uyku çekmişti.
Kızın kokusu hastane odasını sarmış Atlas'ı etkisi altına almıştı bütün gece.
Sabah ise erken uyanıp kızı dakikalarca izledi.
Kızın muhteşem güzelliği karşısında öfkesini ve gücünü yitirdiğini hissetti adam.
Atlas, her geçen dakika daha çok etkisi altına giriyordu kızın.
Bir an önce aklını başına alıp kızın ekseninden kurtulması lazımdı.
Kızın yatağına biraz daha yaklaşarak kıza doğru eğildi.
Gözlerini kapatıp kızın olağanüstü kokusunu çekti içine.
Sonra da odadan çıktı.
Hastanedeki gerekli bütün işlemleri halletti.
Bacağı bugün biraz daha iyiydi.
Ağrısı yok denecek kadar azdı.
Hastaneden çıkıp en yakındaki kıyafet mağazasına gitti.
Nur, için elbise, iç çamaşır, ayakkabı ne gerekiyorsa aldı.
Hayatında bu da bir ilkti Atlas'ın.
Şimdiye kadar annesi babası da dahil kimseye hediye almamıştı.
Oğlu hariç. Bir tek Çağın, için hediyeler almıştı şimdiye kadar.
Mağaza dan çıkıp tekrar hastaneye döndü.
Aldıklarını kıza kendisi verirse Nur, suratına çarpardı.
Bunu çok iyi biliyordu.
Atlas'ın düşüncelerini annesinin sesi böldü.
Annesi ve babası hastaneye kızı almaya gelmişlerdi.
Oğlunun elinde poşetlerle kızın kapısında beklediğini görünce hemen yanına yaklaştı.
"Günaydın oğlum nasılsın" dedi.
Bir süre konuştuktan sonra
Atlas, aldıklarını annesine bırakıp hastaneden ayrıldı.
Kadın poşetlerin içindekileri gördüğünde çok şaşırdı.
Oğlunun kıza olan ilgisini biliyordu.
Kıza bakışlarının ne kadar farklı olduğunu biliyordu. Şimdi bir kez daha anladı bu ilginin hiç de azımsanacak gibi olmadığını.
Atlas, ne kadar kabullenmese de, kızdan nefret ettiğini söylese de, Dilek Hanım'ı kandıramazdı.
Atlas, kızın misafir odasına çıkışını izledi.
Misafir odasına da kamera yerleştirilmişti.
Atlas, biraz abarttığını kabul ediyordu artık.
Her yere kamera yerleştirmek saçmalık olmuştu.
Nur, ise odaya girip poşetleri koltuğa bıraktı. Aceleci adımlarla banyoya girdi.
Hızlı bir şekilde duşunu aldı. Havluyla kurulandıktan sonra poşetleri koltuğun üzerinde unuttuğu aklına geldi.
Aptallığına kızdı bir süre. Ne yapacaktı şimdi. Çıkardığı kıyafetleri de ıslanmıştı.
Daha fazla beklemenin bir faydası olmayacağını düşünerek havluyu vücuduna sarıp dışarı çıktı.
Ortalıkta kimse yoktu hızla eşyaları bıraktığı koltuğa koştu.
Hızlıca poşetleri alarak tekrar banyoya girdi.
Ekrandan onu şok olmuş bir şekilde izleyen Atlas'tan haberi yoktu tabiki.
Nur'un banyodan minicik havluyla çıkıp koştuğunu gören Atlas, kızın güzelliği karşısında ağzı açık kalmıştı.
Kızın mükemmel vücudu aklını başından almıştı.
Adamın vücudunu terler basmıştı.
Alev alev yanmıştı her bir zerresi.
Hiç bir kadın onu bu kadar etkilememişti.
Hiç bir kadından hem nefret etmiş hem de deli gibi görmek dokunmak istememişti.
Atlas'ı kızın her hali etkiliyordu artık.
İyiliği dürüstlüğü güzelliği.
O muhteşem güzelliği.
Nur'a değer vermeye ne zaman başlamıştı adam?
Bunun kendisi bile farkına varamamıştı.
Atlas, hala ekrana bakarken çalan telefonuyla düşüncelerden sıyrıldı.
Telefonuna baktığında özel numara olduğunu gördü.
Kim olduğunu merak ederek telefonu açtı.
"Atlas merhaba" dedi telefondaki kadın.
"Kimsin sen tanıyamadım?" dedi genç adam.
"Benim Atlas sesim bu kadar değişmiş olamaz değil mi?"
"Uzatmayın artık kimsiniz söyleyin?"
"Ben İclal Atlas. Eski karın İclal"
"Ne istiyorsun İclal, neden aradın?"
"Neden mi aradım Atlas?
Sende benim bir emanetim var onun için aradım"
"Ne demek istiyorsun, sen, ne emanetin varmış?"
"Oğlum Atlas, oğlum. Ben oğlumu istiyorum"
"Yeni mi aklına geldi bir oğlun olduğu.
İki yıl oldu sen onu görmeyeli.
Çağın benim oğlum İclal.
Onu benden alamazsın.
Buna senin gücün yetmez."
"Ben evlendim Atlas.
Oğluma düzenli bir aile ortamı sağlayabilirim.
En kısa zamanda velayet davası açacağım.
Ne olursa olsun oğlumu alacağım senden."
"Çağın, benim oğlum İclal anladın mı?
Çağın, benim oğlum.
Sen onu rüyanda bile göremezsin."
"Sen oğlumun yanında bile kalmıyorsun Atlas.
Annen ve babanla yaşıyor oğlum.
Benim yanımda anne ve baba sevgisi görecek.
Maddi imkanımda oğlumu rahat ettirmeye yeter merak etme."
"Bak İclal beni delirtme, oğlumu sana asla vermem.
Benimle uğraşmayı düşünme bile.
Senin bana gücün yetmez.
Bu arada benim karımda Çağın'ı çok seviyor.
Biz hepimiz aynı evde yaşıyoruz merak etme sen"
"Beni kandıramazsın Atlas.
Senin evli olmadığını biliyorum.
Senin gibi bir adamla kim evlenir ha?
"Öyle mi İclal?"Atlas, iki saattir İclal'e söylediği yalanı düşünüyordu.
Kadına bende evliyim demişti resmen.
İclal'in telefonunu kapattıktan sonra hemen avukatla görüştü.
Avukatın söyledikleri Atlas'ı çok korkutmuştu.
Avukat annesinin Çağın'ı alabileceğini söylemişti.
Kadın istenilen bütün özelliklere sahipti.
Maddi sorunu da yoktu.
Atlas, ne yapacaktı şimdi?
Kiminle evlenecekti bu kadar kısa zamanda?
Hem evlenmek falan da istemiyordu ki.
Hiç bir kadının sorumluluğunu almak başına dert açmak istemiyordu.
Oğlunu da kaybetmek istemiyordu tabi.
İclal, Çağın'ı yurt dışına götürürse oğlunu temelli kaybederdi.
Kadın bir daha ülkeye getirmezdi Çağın'ı.
Atlas, oğlu için ülkesinden ayrılıp ona daha yakın bir yerde yaşamak zorunda kalabilirdi.
Buna dayanamazdı Atlas. Buna asla dayanamazdı.
Ne oğlundan ne de ülkesinden ayrılamazdı.
Hayatına giren kadınları düşündü önce. Hiç biri evlenebileceği türde bir kadın değildi ki.
Hepsiyle yaşadığı çıkar ilişkisiydi.
Alan memnun veren memnun durumu.
Ama mutlaka birini bulmalıydı.
Geçici bir süre evli kalabileceği biri olmalıydı.
İşi bitince başından atabileceği biri.
Feray, geldi önce aklına. O olabilirdi aslında. Feray paraya tapan bir kadındı.
Anlaşmalı evlenir bir kaç ay sonra da boşanırdı.
Feray'a parayı verdiğinde başına da kalmazdı.
Atlas'tan ölümüne korkar sorun çıkaramazdı.
Bu akşam villaya giderek önce annesiyle konuşacaktı.
Çağın'ı da ikna etmesi gerekiyordu.
Çünkü Feray, bir kaç ay villada kalacaktı.
Çok sevdiği bakıcısından ayrı kalacaktı bir süre.
Saat beşe yaklaşırken şirketten çıkıp önce otele gitti.
Orada üzerini değiştirdi ve tekrar arabasına atlayarak villanın yolunu tuttu.
Nur, ise akşama kadar çocuklarla ilgilendi yine.
Dilek Hanım, ne kadar dinlenmesini söylese de onu dinlemedi.
"Ben iyim teyze" dedi ve gün boyu bütün zamanını çocuklarla geçirdi.
Saat beş olduğun da Gül ile beraber evlerine gitmek için villadan çıktılar.
Önce Aylin'in çalıştığı restoranda uğrayacaklardı.
Sabah Aylin, aramış ve Nur'a özlediğini söyleyerek yanına çağırmıştı.
Biraz yürüdükten sonra Gül'ün yorulmaması için taksiye bindiler.
Kısa süre sonra Aylin'in çalıştığı restoranda geldiler.
Aylin, onları kapıda karşıladı.
Onlarla sarıldıktan sonra hep beraber içeri girdiler.
Restauranttın sahibi Nur'u görünce yanına geldi.
Nur'un nasıl olduğunu sordu.
Bir süre konuştuktan sonra adam odasına gitti.
Onlar da geçip köşede bir masaya oturdular.
Nur, etrafa göz gezdirirken gözüne Altay, takıldı.
O sırada Altay'da Nur'u görmüştü.
Yemek yediği masadan kalkıp kızların yanına geldi.
"Merhaba Nur, görmeyeli nasılsın" dedi Nur'a sarılarak.
"İyiyim Altay, sen nasılsın, nasıl gidiyor."
"İyi bende akşam yemeği için buraya gelmiştim. Ne rastlantı değil mi?"
"Bizim devamlı müşterimiz her gün buraya tünüyor" dedi Aylin Altay'a bakarak.
"Kimin için tünüyorum biliyorsun kızıl kraliçem.
Seni bir gün görmesem yaşayamıyorum."
"Abartma zengin züppesi.
Sen de o gerizekalı kuzenin gibisin.
Sen beni anca rüyanda görürsün"
"Ben seni rüyamda her gün görüyorum.
Ama nasıl gördüğümü anlatamam çocuk var."
"Pis sapık" dedi Aylin.
"Nur, şu arkadaşına bir şey söyle beni kabul etsin artık.
Yeter ya, seviyoruz kızım.
Hem Atlas'tan bana ne ya.
Ben farklıyım anladın mı?
Ben Atlas, gibi değilim.
Hem beni bir kabul etsen. Bir şans versen. Göreceksin nasıl bir adam olduğumu?"
"Aylin, bak bence Altay haklı.
Atlas, gibi kimse olamaz. O adam tam bir pislik."
"Aa ayıp ama Nur.
Vur dedimse öldür demedim.
Resmen kuzeni mi gömdün" dedi Altay.
"Hadi her neyse yemeğinizi yiyin Nur, Gül, acıktı" dedi Aylin.
"Bende sizinle yiyebilir miyim Nur?
Yalnız yemekten sıkıldım da."
"Hayır yiyemezsin Altay.
Git kendi masana. O masa sana zimmetli nasıl olsa."
"Görüyor musun Nur arkadaşını?
Hem beni mecnuna çevirdi.
Şimdi yanınızda bile oturmama izin vermiyor."
"Bırak Aylin, otursun işte.
Yemeği beraber yiyelim bir şey olmaz."
"İyi otursun bakalım şapşal.
Sadece Nur, istediği için ona göre şımarmak yok"
"Tamam güzelim tamam. Sadece Nur, istedi diye."
Aylin, diğer garsonlarla beraber yemek servislerini bitirdi..
Sonra da gelip onların yanına oturdu.
Altay, ise gözünü kırpmadan Aylin'i izliyordu."
"Bizim sonumuz ne olacak kızıl" dedi üzgün surat ifadesiyle.
Ben sensiz ne yapacağım.
Seni çok seviyorum kızım anla artık."
Aylin, hiç bir şey söylemeden yemeğine devam etti.
Nur ve Gül yemeklerini yedikten sonra evlerine gitmek için ayaklandılar.
Altay, hemen ayağa kalkıp onları eve götürmeyi teklif etti.
Aylin, biraz daha oturmalarını söyleyerek yanlarından ayrıldı
Onun da çıkış saati de gelmişti.
Üzerini değiştirip gelmesini beklediler.
Sonra da hep beraber restauranttan çıktılar.
Altay, Nur ve Gül'ü evlerine bıraktıktan sonra Aylin'i evine bırakmak için yola devam etti.
Aylin, inat edip ön tarafa bitmemişti
Arabanın arka koltuğundan dışarıyı izliyordu. Dönüp Altay'a ne baktı nede sohbet etti.
Bu duruma sinirlenen Altay, ani frenle arabayı durdurdu.
Arabadan inerek arka kapıyı açtı.
Aylin'i arabadan çekerek indirdi.
Aylin'in bir şey söylemesine izin vermeden arabaya yaslayıp dudaklarına yapıştı.
Aylin, ne olduğunu anlamadan dudağına kapanan dudaklarla donup kaldı.
Altay, kızın donup kalmış halinden yararlanıp öpücüğünü derinleştirmek isterken bacak arasına gelen tekmeyle iki büklüm oldu.
Aylin, Altay'ın iki büklüm kıvranışını elini beline koyarak izledi.
"Ne yapıyorsun kızıl kafayı mı yedin kızım sen?
Yarın bir gün anne olmazsan sebep sensin bak ona göre.
Hiç oraya vurulur mu cadı?"
"Merak etme benim çocuğum olacak boy boy hem de.
Ama babası sen olmayacaksın" diyerek oradan uzaklaştı.
Altay, ise uzaklaşan Aylin'in arkasından baktı bir süre.
Sonra da koşup fazla uzaklaşmadan yakaladı.
Kızı kendine çevirip sıkıca sarıldı.
"Özür dilerim her şey için.
Affet beni kızılım.
Seni seviyorum Aylin.
Seni çok seviyorum.
Lütfen bana bir şans ver lütfen.
Başka bir şey istemiyorum.
Sadece bir şans göreceksin nasıl mutlu olacağız"
Aylin, haftalardır peşinde koşan adama daha fazla kayıtsız kalamadı.
Ne kadar inkar etmeye çalışsa da Aylin'de Altay'a karşı boş değildi.
O da daha fazla direnmedi olacaklara.
Altay'ın sarılışına karşılık veren Aylin.
Adamın teklifini de kabul etmiş oldu.
Nur, eve girdiğinde hemen koşarak odasına çıktı.
Kollarında ki morlukları anne ve babasına göstermemek için uzun kollu kazak giydi.
Gül'e de sıkı sıkı tembih etmişti.
Ailesine söylemesin diye.
Onların üzülmesini istemiyordu.
Ailesi bir aydır huzurluydu artık.
Yatmadan önce ailesiyle çay içip sohbet ettiler.
Sonra da erken kalkacağı için odasına gidip yatağına girdi.
Yattı yatmasına ama bir türlü uyku tutmadı kızı.
Dün gece olanlar sürekli aklındaydı.
Atlas'ın onu öptüğü an gözünün önünden gitmiyordu.
Evet adam öpünce donup kalmıştı kız.
Ne yapacağını bilememişti.
Hayatında ilk defa bir adam onu öpmüştü.
Ve o adam Nur'dan nefret eden adamdı.
"Neden?" dedi Nur.
"Neden durduk yere, hiçbir sebep yokken, hatta kavga ederken bunu yapmıştı adam?"
Atlas, villaya geldiğinde ailesiyle beraber önce yemeklerini yediler.
Sessiz bir şekilde yenen yemeğin ardından yardımcı kadının getirdiği kahveyi içtiler salonda.
Atlas, ailesiyle konuşmak için Çağın'ın uyumasını bekliyordu.
Şimdi den çocuğun üzülmesini istemiyordu.
Çağın, babaannesiyle ve dedesiyle azda olsa konuşuyordu dünden beri.
İki yıl konuşmayan çocukta konuşma bozukluğu vardı.
Bu konu için bir uzmanla görüşeceklerdi.
Okula başlayıncaya kadar konuşmasının biraz düzelmesini istiyordu Atlas.
Zaten okula gitmekte bir yıl geç kalmıştı oğlu.
Çağın, babasıyla ise hala konuşmuyordu.
Önceki zamanlar gibi yanından kaçmıyordu ama sarılmıyordu babasına öpmüyordu.
Bu durum Atlas'ı kahrediyordu.
Bir süre sonra uykusu geldiğini söyleyen Çağın, hemen odasına gitti.
Atlas, Çağın, gittikten sonra annesi ve babasına konuşmak istediğini söyledi.
Dilek Hanım ve Aytaç Bey merakla birbirlerine baktılar.
"Ne koşmak istiyorsun oğlum.
Seni dinliyoruz" dedi Aytaç Bey.
"Benim için çok önemli bir konu baba"
Atlas, kuruyan boğazını bir yudum suyla rahatlatarak tekrar konuşmaya başladı.
"Bugün İclal, aradı anne" dedi annesine bakarak.
"İclal mi aradı, neden aramış bunca zaman sonra?"
"Evlenmiş anne. Düzenli bir aile kurmuş hanımefendi."
"Ee ne yapalım oğlum Allah mutlu etsin."
"Anne İclal Çağın'ı istiyor."
"Ne!!? Çağın'ını mı istiyor.
Kafayı yemiş olmalı bu kadın.
İki yıl sonra mı aklına gelmiş bir oğlu olduğu.
Kesinlikle olmaz deseydin."
"Tabi ki de öyle dedim anne.
Oğlumu asla alamazsın dedim.
Bana Çağın'ın düzenli bir ailede anne ve babasıyla yetişmesini istediğini söyledi.
Babaanne ve dedeyle yaşamasının uygun olmadığını söyledi bir de kadına bak.
Sanki şimdiye kadar o baktı da."
"Biz gül gibi bakıyoruz torunuma.
Hiç bir eksiği de yok.
Ona asla vermem oğlumu.
Boşuna hayal kurmasın."
"Sakin ol hayatım" diyerek Aytaç Bey, söze girdi.
Bize kalsa vermeyiz tabi ki.
Ama bu işin hukuki yönü var bir de.
Annesi isterse rahatlıkla alabilir."
"Yapma Aytaç, hani sen her istediğini sökerek alırdın ne oldu?"
"Bu torunum Dilek, şirket değil.
İş dünyasında davrandığımız gibi davranamayız.
En çok zararı Çağın, görür.
Onun için dikkatli davranmalıyız."
"Babam doğru söylüyor anne.
Ben avukatla konuştum.
İclal'in çocuğu alabileceğini söyledi.
Onun için ben bir çare düşündüm.
İclal'e bende evlendim dedim.
Villada beraber yaşıyoruz, Çağın'ın da bir ailesi var dedim."
"Atlas neden yaptın bunu? Sen evli falan değilsin ki."
"Anne ben de biliyorum evli olmadığımı.
Ama onun eline koz vermek istemedim.
Öfkeyle bende evliyim dedim.
Ne yapsaydım anne, o kadın benim telefonda tehdit ederken ben susup otursa mıydım?
En kısa zamanda evlenmem lazım.
Bütün gün düşündüm anne.
Aklıma bir tek Feray, geldi.
Sadece onunla anlaşmalı bir evlilik yapabilirim.
Mahkemede oğlumun velayetini aldıktan sonra boşanacağım ondan."
"Feray mı oda kim, şu düşüp kalktığın kadınlardan biri değil mi?
Asla olmaz. Evli bir adamla ilişki yaşayan kadın benim geçici de olsa gelinim olamaz."
"Anne ne diyorsun sen , söylediklerin sana yakışıyor mu hiç?"
"Ben anlamam asla olmaz izin vermiyorum."
"Of anne ya ne yapmamı istiyorsun? Yirmi yaşında toy bir delikanlı gibi annem bana kız bulsun evleneyim diye mi bakayım?"
"Evet aynen öyle yapacaksın.
İclal'i sevmeden evlendin mutlu olamadın.
Bir daha aynı hatayı yapmana asla izin vermem.
Bu sefer olmaz oğlum.
İllaki karşına seveceğin biri çıkacaktır."
"Ben kimseyi sevemem anne.
Ben otuzuna merdiven dayamış bir adamım.
Bu yaştan sonra ergenler gibi aşk peşinde koşamam.
Bir kadına bağlanamam.
Bir kadının kaprisleriyle uğraşamam.
Feray'la evleneceğim işte sonra da boşanacağım.
Son kararım bu" diyerek villadan ayrıldı.
Oteline gelip kendi süitine çıktı.
Bu gece uyku haramdı nasıl olsa.
Çok yorgun olduğu için üzerini değiştirip yatağına uzandı.
En azından gözlerini dinlendir bilirdi.
Oğlu gittikten sonra Dilek Hanım'ın tansiyonu tavan yapmıştı.
İlaç içmesine rağmen bir türlü tansiyonu düşmeyen kadını Aytaç Bey hemen hastaneye götürdü.
Sabaha kadar hastanede müşahede altında kalan Dilek Hanım, sabah erken kalkmış ve hemen evine gitmek istemişti.
Aytaç Bey, karısının isteği üzerine doktorla konuşmak için odadan ayrıldı.
Doktor Dilek Hanım'ın son kontrollerini yaparak taburcu olabileceğini söyledi.
Aytaç Bey, çıkış işlemlerini hallederken Dilek Hanım'ın yanına Atlas, geldi.
Sabah villayı aradığında yardımcı kadın söylemişti annesinin hastaneye gittiğini.
"Anne neden haber vermiyorsunuz?
Sizde beni iyice dış kapının mandalı yaptınız.
Evi aramasam öğreneceğim yok."
"Oğlum önemli bir şey yok ki sizi telaşlandırmak istemedim.
Hem bak çok iyiyim gelmenede gerek yokmuş."
Onların konuştuğu sırada kapıdan Nur, girdi hızla.
"Dilek Teyze, insan haber verir değil mi. Çok korkuttun bizi" diyerek yatağa doğru yürüdü.
Son anda Atlas'ı fark etse de artık çok geç kalmıştı.
Ayağı yatağın yanındaki tekli koltuğa takıldı ve yere kapaklanmaktan son anda kurtuldu.
Onu düşmekten kurtaran ise Atlas'tı.
Hızlı gelen kızın düşeceğini hissetmişti sanki.
Nur, takılıp düşmek üzereyken,
koltuk değneğini fırlatıp kızı belinden yaklaşmış kendine çekmişti.
Sonra da dengeyi sağlamadan yere düşmüştü.
Tabi Nur'da Atlas'ın üstüne.
Düşünce beli çok acımıştı adamın ama şuan onu düşünecek halde değildi.
Çünkü Nur, şuan kollarının arasında titriyordu.
Kızın saçları Atlas'ın yüzüne dağılmış mis gibi kokusu adamın burnuna dolmuştu.
Atlas, ise kıza sarıldığının yeni farkına varmıştı.
Hiç bir kadına böyle kalbinin içine saklar gibi sarılmamıştı ki adam.
Şimdiye kadar kalbini titreten bir kadın da olmamıştı.
Sarılmanın bu kadar güzel ve etkileyici olacağı aklına hiç gelmemişti.
Anın tadını çıkardı adam fırsat bulmuşken.
Gözlerini kapatıp kızın saçlarını ve boynunu kokladı mest olmuş bir halde.
Defalarca nefes çekti içine.
Doyamadı koklamaya kızı. Bir daha bir daha kokladı.
Nur, bulunduğu durum yüzünden titriyordu korkudan.
Geçen sefer ona çarptığında Atlas, çok kötü şeyler söylemişti.
Ya yine aynı şeyleri söylerse diye korktu.
Şimdi durum daha vahimdi.
Adamın annesinin yanında yerde Atlas'ın üstündeydi şuan.
Hem de adama ahtapot gibi sarılmıştı.
İçindeki korkuyla ne yaptığını bilemeyen kız Atlas'ı kollarıyla sıktı.
Adamdan da aynı karşılığı aldı.
Atlas'ta onu kollarıyla sıkıca saran kıza aynı şekilde sarıldı.
Nur, kalkması gerektiğinin farkındaydık.
Çok korkuyordu Atlas'tan ama mutlaka ayağa kalkmak ve buradan gitmek zorundaydı.
Yavaş bir şekilde başını kaldırdı.
Atlas'ın gözlerine baktı.
O an başı döndü midesi kasıldı.
Bu adam bu kadar yakışıklı mıydı?
Bu adam bu kadar güzel bakıyor muydu?
Bu adam, bu adam, bu adam.
"Of!! Nur, kalk ayağa artık" dedi kendi kendine.
Adamın üzerinden hızla kalkarak üzerini düzeltti.
Elini kolunu nereye koyacağını bilemedi bir an.
Ne söyleyeceğini bilemedi.
Atlas, ise seri bir şekilde yerden kalktı ve kıza bakmaya devam etti.
Nur, korkarak bir adım geri çekildi.
"Lütfen kötü bir şey söyleme.
İsteyerek olmadı sadece kazaydı."
Nur, bunları söyledikten sonra Atlas'ın söyleyeceklerinden korkarak kulaklarını kapattı.
Atlas, kızın korkusunu anlamıştı.
Çırpınışlarının sebebini tahmin etmişti.
Kızı daha fazla üzmek istemedi.
Biliyorum Nur. Sadece bir kazaydı üzülme.
İyisin değil mi?" dedi.
Nur, elini kulaklarından çekti.
Adam hakaret falan etmemiş ti değil mi?
Onu Dilek Hanım'ın yanında daha fazla rezil etmemişti.
Hızla başını aşa yukarı salladı iyiyim manasında.
Yüzü alev alev yanıyordu kızın.
Dilek Hanım'ın yüzüne bakamazdı asla.
Hatta şuan konuşamazdı bile.
Yüzüne dökülen saçlarını kulaklarının ardına sıkıştırdı.
Sonra da hızla odadan çıktı.
Dilek Hanım, bütün olanları ağzı bir karış açık izlemişti.
Kadın bunca yıllık hayatında birbirine böyle bakan iki insan görmemişti.
Çevresi hep sahte aşklar çıkar ilişkileriyle doluydu.
Onların dünyasında çok az kişi gerçekten ve çıkarsız severdi.
Böyle bir hayat oğluna hiç iyi gelmemişti.
Oğlunun kalbi mekanik olmuştu sanki.
Sadece hayatta kalmak için atıyordu.
Ama artık aşk için atmayı öğrenecekti.
Oğlunun gözünde o ateşi görmüştü kadın.
Sanki sinemaya gitmiş romantik bir aşk filmi izliyor gibi olmuştu.
Bakışlarını oğluna çevirip dikkatle baktı.
Oğlu hala kızın çıktığı kapıya bakıyordu.
"Az önce olan neydi oğlum" dedi Atlas'a gülümseyerek.
"Bir şey olmadı anne. Gördüğün gibi kız düşmesin kurtarayım onu derken kendim düştüm.
Ve şuan belim çok ağrıyor" diyerek kapıdan çıkıp gitti.
Odanın dışındaki koltuğa oturup babasını beklemeye başladı.
Az önceki anın etkisi vardı hala ve kalbi deli gibi atıyordu.
Kadın oğlunun arkasından baktı gülümseyerek.
"Sen daha kendi halinin farkında değilsin oğlum.
Sen körkütük aşık olmak üzeresin.
O kıza bugüne kadar yaptıklarını nasıl affettireceksin?
Nur'un gönlünü nasıl alacaksın?
Çok pişman olacaksın oğlum.
Çok acı çekeceksin.
Ve sen bunun farkında bile değilsin."