ON BİRİNCİ BÖLÜM

4228 Kelimeler
Dilek Hanım'ın hastanede kaldığı gecenin üstünden neredeyse bir ay geçmişti. Nur, yine Çağın'la ilgilenmek için gelmeye devam ediyordu her gün. Atlas'ın ise  korktuğu başına gelmiş İclal, velayet davası açmıştı. Kadın oğlunu almak için her şeyi göze almıştı. Atlas  Feray la konuşmuştu bu bir ay içinde. Feray, yüklü bir miktar para karşılığında Atlas'ın anlaşmalı evlilik teklifini kabul etmişti. Atlas, bir kaç gün içinde  villada yapılacak sessiz bir nikahla  evlenecekti. Dilek Hanım'da bir aydır işleri olduğunu söyleyerek sürekli dışarı çıkıyor. Villadan fazla dışarıda vakit geçiriyordu. Verdiği karardan sonra Atlas'la fazla muhatap olmuyor, o konuları açmıyordu bile. Atlas, ne annesini ne babasını dinlememiş ve Feray, denen kadınla evlenmeye karar vermişti. Aytaç Bey,  şirketin başındaydı sürekli. Atlas'ın kendi sorunları yüzünden ağırlaşan yükünü biraz olsun almak için şirket işleriyle ilgileniyordu. Bir taraftan da dört yıl önce babasına  kızdığı için yurt dışında yaşayan kızı Ayça'yı buraya geri getirmeye çalışıyordu. Kızı artık eğitimini fazlasıyla tamamlamıştı. Gelip abisiyle beraber işlerin başına geçmeliydi her zaman istediği gibi. Ayça, babasına çok kızgındı ama yine de teklifini kabul etmişti. Zaten onun istediği de buydu. Abisiyle beraber şirketin başına geçmek. Onunla yan yana çalışmak. Abisinin  ve babasının yanında onlara destek  olmak istiyordu. Babasının Atlas, merakı yüzünden Atlas'a çok kızıyordu bazen ama bir o kadar da çok seviyordu. Atlas, bazı kötü huyları hariç Ayça'nın idolüydü. Ne kadar kızsa da dünyadaki  hiç bir güç abisinin sevgisini ondan alamazdı. Atlas, avukatıyla beraber ofisinde Feray'ı bekliyordu. Bugün evlilik anlaşması imzalayacaklar ve Feray'ın hesabına para aktarılacaktı. Kadının Atlas'ın başına kalmaması için her şeyi iyi planlamaları gerekiyordu. Atlas ve avukat  anlaşma üzerinde çalışırken içeriye Feray, girdi. Üstelik kapıyı bile çalmadan. "Herkese merhaba. Kusura bakmayın biraz geciktim" diyerek geçip koltuğa oturdu. Atlas, yumruklarını sıktı öfkeyle. İclal, yüzünden bu kadını çekiyordu. Ne kadar sinir olsa da bütün yaptığı hareketlere ses çıkarmıyordu şimdilik. Bu işin sonunda hem İclal'in hem de Feray'ın çekeceği vardı Atlas'tan. Hele oğlunun velayetini bir alsın. Onlara dünyanın kaç bucak olduğunu gösterecekti. Feray, avukatın hazırladığı anlaşmayı hiç bir zorluk çıkarmadan imzalamıştı. İmzayı attıktan sonra Atlas'ın yanına yaklaştı. "O bakıcı parçasını işten  atacağım Atlas. Bana o gün yaptıklarının hesabını ödeyecek. Çocukların yanında beni rezil etti ezik. Ayrıca sana bir şey söyleyeyim mi? O kızın sende gözü var. Oğlunu kullanarak seni elde etme peşinde. Yakında seni tuzağına düşürür merak etme. "Saçmalama Feray. Sen ne dediğini bilmiyorsun. O ve ben asla olmaz. Çünkü o beni istemez" dedi içindeki ses. "O zaman ikimizin bir şansı olabilir Atlas. Birbirimizi sevebiliriz. Nasıl olsa aynı evde kalacağız. Ateşle barut yan yana durmaz değil mi? Bakarsın eski günlerimize döneriz. Bizim de aşkımız tazelenir belki ha ne dersin?" "Bak kızım dediğin doğru ben bir ateşim. Ama senin barutunun ateşi değil ki sen zaten sönmüş bir barutsun benim için. O yüzden fazla heveslenme paranı al. İşini adamca yap. Eğer bir sorun çıkartırsan ve senin yüzünden oğlumu alamayacak olursam sana acımam. Kimseye acımam ona göre. Şimdi uza yarın saat üçte villada ol nikah var. Ayrıca sen kim oluyorsun ki, Nur'u benim evimden kovacaksın. Hele bir dene. Dene ki Atlas Akcan'ın diğer yüzünü gör. Şimdi git kendine gelinlik bak. Sade bir şey olsun fazla abartma." Feray, "Tamam Atlas ya kızma hemen" diyerek şirket ayrıldı. Dilek Hanım ve Aytaç Bey, karşılıklı koltuklara oturmuş Atlas'ın evlenme meselesini konuşuyordu. Son bir aydır olduğu gibi. Dilek Hanım, Atlas'ı vaz geçirmek için çok uğraşmıştı  hala da uğraşıyordu. Atlas, şirketten çıkınca villaya gelmişti. Annesi ve babası konuşurlarken  salona girdi. Annesine sarılmak için yanına yaklaştığında kadın ayağa kalktı. Atlas'ın bir şey söylemesine müsade etmeden. "Feray mıdır nedir o kadınla evlenme konusunda kararlı mısın hala" dedi oğlunun yüzüne bakarak. "Evet anne, gayet de kararlıyım. Hatta eminim bile. Ne yapayım oğlumu o kadına mı  bırakayım?" "O kadına bırakma tabi ki ama diğeri  ondan da beter be oğlum. Yapma bak. Ben senin o kadınla evlenmene izin vermem. Ne gerekirse yaparım onunla evlenmene izin vermem. ""Anne karar verildi tamam mı? Nikâh yarın saat üçte kıyılacak. Hiç kimsenin haberi olmasın bak. Nur'da gelmesin bir süre. En azından mahkeme sonuçlanana kadar." "Bunu yapmadan önce oğlunla konuştun mu Atlas? Oğlun o kadınla evleneceğini  biliyor mu? Nur'un artık gelmeyeceğini biliyor mu?" "Şimdi onunla da konuşacağım anne. Ona her şeyi anlatacağım" diyerek ayağa kalktı adam. Çağın'ın odasına çıkmak için merdivenlere doğru yürürken annesinin sesiyle durdu. "Ona bir şey söyleme oğlum. Onu çok üzersin. Zaten Nur, bir kaç gün sonra gelemeyeceğini söyleyince çok üzülmüş. Oda kısa bir tatile çıkacağını söyleyerek teselli etmiş oğlanı. İstersen ben konuşurum torunumla. Sen söylersen çok üzülebilir. Sana olan tavırlarını biliyorsun. Aranızın temelli kötü olmasını istemiyorum." "Olur anne sen konuş. İnan bana çok iyi olur. Yarına kadar ne yap yap konuş onunla." "Tamam oğlum ben konuşacağım sen rahat ol "dedi. Atlas'ı Aytaç Bey'le bırakarak  Çağın'la konuşmak için merdivenlerden çıkmaya başladı. O sırada babası Atlas'a yaklaştı. Ellerini  oğlunun omuzlarına koyarak kendine döndürdü. "Pişman olacağın bir şey yapma oğlum. Sakın geri dönülmez yollara girme. Bak o kadın senden boşanmaz. Anlaşma yapsan bile boşanmaz. O zaman ne yapacaksın? Öldürecek misin kadını, yoksa evden mi atacaksın? Gel yol yakınken dön. Annenin sözünü dinle" "Baba Allah aşkına ben isteyerek evleniyormuşum gibi davranmayın bana. Ben o kadını görmeye bile dayanamıyorum. Sadece oğlumu kaybetmek istemiyorum. Bari sen anla beni." "Tamam oğlum seni anlıyorum. Sen bilirsin ama en azından iyi bir aile kızıyla evlenebilirsin." "İyi aile kızı derken baba. Zengin ve güçlü aile kızı mı demek istiyorsun?" "Hayır oğlum onu demek istemiyorum. Ama sen zaten bana karşı hep ön yargılısın. Ben artık eski Aytaç Akcan, değilim anladın mı? Ben gerçeği biraz geç olsa da anladım. Umarım sende çok geç kalmadan anlarsın. Aytaç Bey, oğlunu ikna edemeyeceğini anladı ve daha fazla lafı uzatmadı. Atlas, babası odasına gittikten sonra koltuğa tekrar oturup annesinin gelmesini beklemeye başladı. Yarım saat kadar sonra annesi merdivenlerde göründü. Kadın yavaş bir şekilde aşağı indi. Gidip oğlunun yanına oturdu. "Ne oldu anne, oğlumla konuşabildin mi?" "Evet oğlum konuştum." "Ee ne söyledi?" "Evlenmeyi kabul etti. Hatta çok sevindi evleneceğini duyunca." "Kabul etti mi, gerçekten mi anne? Kabul etti yani üzülmedi değil mi?" "Kabul etti yalnız bir şartla." "Bir şartla mı, neymiş o şart?" Onu yarın nikahta söyleyecekmiş." "O zaman çok iyi anne. Ben otele gidiyorum dinlenmem lazım." "Saçmalama Atlas. Saat kaç oldu baksana. Git odana yat işte. Nikah yarın bu evde kıyılacak nasıl olsa." Atlas, annesine, "Tamam anne öyle olsun" dedikten sonra eski odasına giderek  yatağına uzandı. Yarın zorlu bir gün onu bekliyordu. Atlas, hiç yapmak istemediği şeyleri yapması gerekiyordu oğlu için. Atlas, gözlerini kapadı ve zorla da olsa uykuya daldı. Uykuya dalmadan önce gözlerinin önünde ki tek görüntü ise sadece Nur'un hayaliydi. Sabah olunca da annesinin seslenmesi uyandırdı adamı. Gözlerini zorla açtı ve annesine baktı. "Biraz daha anne lütfen" dedi ve gözlerini tekrar kapattı. Gözlerini kapatır kapatmaz üzerine atlayan sert bir cisimle gözleri kocaman açıldı. Zira beli kırılmıştı sanki adamın. "Seni!!?" demeye kalmadan üzerine atlayan kişi ağzını kapattı. "Beni özledin mi abiciğim"  dedi Ayça abisine bakarak. Atlas, kız kardeşinin elini  ağzının üstünden ittirdi ve kardeşine sıkıca sarıldı. "Ne diyorsun sen deli kız? Özlemez miyim hiç. Nerden çıktın sen, geleceğini bilmiyordum. Hem sen benim üstüme atladın. Sana sarılmama izin verdin. Sen benden nefret etmiyor muydun?" "Tabi ki nefret etmiyorum abi. Sadece.. Neyse bunları sonra konuşuruz. Bugün düğün varmış haberini aldım. Önce babam aradı beni. Sonra da annem. Ben de onları kıramadım. Eh biricik abimde ikinci kez dünya evine giriyor. Gelmesem olmazdı değil mi?" "Öf saçmalama kızım ya. Sanki bilmiyorsun neden evlendiğimi? Oğlum için evleniyorum. Annem anlatmıştır sana. Bana bilmiyormuşsun gibi davranma." "Biliyorum abi, ama neden o kadın? Yok, muydu beğendiğin veya ilgini çeken bir kadın. Onunla evlenseydin. " "Yok Ayça. Sevdiğim, beğendiğim kimse yok abiciğim. Ben kimseyi sevemem zaten. Sevmek bağlanmak bana göre değil. Çağın'ın velayetini aldığımda o kadından da boşanacağım zaten." Tamam, abi ya anladık. Hadi kalk kahvaltı yapalım ailece. Kaç yıldır bir araya gelemedik biliyorsun" "Tamam kalktım ya. Siz inin aşağı ben hemen geliyorum." Dilek Hanım ve Ayça, Atlas'ın odasından çıkıp aşağıya indiler. Aytaç Bey, kahvaltı masasında onları bekliyordu. Hep birlikten  sofraya gidip oturdular. Dilek Hanım, kahvaltıdan sonra Ayça ile birlikte dışarı çıkacaktı. Bugün önemli bir gündü oğlu için. Dilek Hanım,  böyle olmasını istemese de bugün olacaklar belki de herkesin hayatını değiştirecekti. Dilek Hanım, düşüncelere dalmışken Atlas, gelip kahvaltı masasına oturdu. Yıllar sonra aile tam kadro masadaydı. Aytaç Bey, aldığı yanlış kararlarla hem oğlunu hem kızını çok üzmüştü yıllarca. Bundan sonra yanlış kararlar vermek çocuklarının hayatlarına müdahale etmek istemiyordu. Onlar bundan sonra nasıl isterlerse öyle yaşayacaklardı. Kahvaltı yaparken Atlas'ı acil bir iş için şirkete çağırdılar. Nikâhına saatler kala  şirkette çıkan soruna sinirlenen Atlas, masadan kalkıp öfkeyle villadan ayrıldı. Arabasına atlayıp hızla şirkete sürdü. Şirkete geldiğinde Enis ve Altay'ın  onu beklediğini gördü. Hep beraber Atlas'ın odasına gittiler. "Ne oldu Enis, neden beni acil çağırdınız? Bir kaç saat sonra nikahım var bilmiyor musun sen?" dedi. "Mecbur kaldık Atlas Bey. Son ihalede anlaştığımız şirket. Fiyatı biraz daha düşürmemizi istiyor. Biz kabul etmedik ama adam ısrarlarına devam ediyor." "Sadece seninle konuşabileceğini, bizi muhatap kabul etmediğini söyledi. Senin le görüşme ayarlamamızı istedi" dedi Altay, söze girerek. "Tamam anladım Altay. Nerede yapacağız görüşmeyi, onun şirketinde mi?" "Hayır Atlas Bey, bizim şirkette görüşmeyi teklif ettik. Şimdi yolda buraya geliyor." "İyi bari. Arayın çabuk olsun. Eğer nikâha geç kalırsam ikinizindi elimden çekeceğiniz var ona göre." Yarım saat kadar bir süre sonra adam şirkete geldi. Toplantı odasında iki saat tartışmalı bir toplantı yapıldı. En sonunda adamı ikna ederek görüşmeyi bitirdiler. Atlas, saate baktığında nikaha iki saatinin kaldığını gördü. Altay ve Enis'in yüzüne öfkeyle bakarak. "Beceriksiz herifler. Sizin yüzünüzden kendi nikahıma geç kalacağım" diyerek şirketten ayrıldı. Gitmeden önce, "Bir saat içinde villada olun. Nikah şahidim olacaksınız "demeyi de ihmal etmedi. Atlas, hemen şirketten çıktı. Son gaz villaya gelerek hemen odasına çıktı. Nikahta giymek için burada ki dolabından herhangi bir takım elbise giyse olurdu. Hızlı adımlarla giyinme odasına gitti. Dolaplarını açıp baktığında bir tane bile takım elbise olmadığını gördü. Giyinme odasında ki bütün dolaplara baktı tek tek.  Her şey yerli yerindeydi ama takım elbiseleri yoktu. Hemen odaya geri döndü. Ne yapacağını düşünürken annesinin odaya girdiğini gördü. Annesi elindeki büyük paketi oğlunun yatağının üzerine bıraktı. " Anne benim takım elbiselerim nerde? Bir tane bile kıyafetim yok dolapta" dedi. "Bu sabah hepsini kuru temizlemeye gönderdim oğlum." "İyi de ben şimdi ne giyeceğim anne? Otele de gidemem nikaha bir saatten daha az zaman kaldı." "Yatağın üzerinde ki kutuda damatlık var Atlas. onu giyersin." "Saçmalama anne, ne damatlığı? Ben gerçekten evlenmiyorum. Bundan sonra da böyle bir şey düşünmüyorum. Sıradan bir takım elbise yeter bu nikah için." "Bak oğlum lafı uzatmayacağım. Geline sen karar verdin. Bırak kıyafetini de ben seçeyim tamam mı? Bu elbiseyi giyeceksin o kadar. Hem çabuk ol sadece yarım saatin var" diyerek odadan çıktı. Atlas, her ne kadar istemese de yapacağı bir şey olmadığı için yatağın üzerinde ki kutuyu açtı. İçinde simsiyah ve mükemmel derecede ki şık smokini görünce annesine çok sinirlendi. Yine de zaman kaybetmeden hemen üzerini giyindi. Şuan düşünecek halde değildi. Ayna da kendine son kez bakarak odadan çıktı. Hızlı adımlarla merdivenlerden aşağıya indi. Aşağı indiğinde nikâh masasının hazır olduğunu gördü. Altay ve Enis'te giyinmiş yakışıklı bir halde masanın yanında ayakta dikiyorlardı. Atlas, etrafına hızla göz gezdirdi. Feray'ın ortalıklarda olmadığını gördü. "Nerede kaldı bu aptal kadın" dedi öfkeyle. O sırada kapı çaldı ve yardımcı kadının açtığı kapıdan nikah memuru geldi salona. Nikâh memuru yetişeceği başka bir nikah daha olduğunu söyleyerek acele ediyordu. Atlas ise Feray'ın gelmediğini gördüğünde delirmişti. Enis ve Altay'a bağırdı öfkeyle. "Çabuk o kadını bulun bana. Neredeyse hemen buraya getirin. Nikâha geç kalmanın bedelini ödeyecek o kadın" dedi. Enis, cevap vermek için ağzını açmıştı ki, "Abi kadın bugün uçakla yurt dışına gitti" diyerek Ayça geldi salona. "Ne!!? Ne dedin sen Ayça? Bu şimdi mi söylenir? Hem sen nerden biliyorsun bunu?" "Çünkü onu ben gönderdim abi. Senin bir yanlış daha yapmana izin veremezdik. Annemle birlikte karar aldık. Senin verdiğin paranın iki katını aldı yelloz. Para sorun değil abi. Kadın gitti sonuçta" "Ayça, sen ne yaptığının farkında mısın söylesene? Ben ne için, kimin için evleniyorum sen biliyorsun. Neden böyle bir şey yaptın ya? Mahkemeye de çok az kaldı. Ben oğlumu kaybetmek istemiyorum. Ben oğlum için yapıyordum her şeyi Evlenmeyi hiç istemediğim halde. Ben şimdi ne yapacağım. Söyleyin bana ne yapacağım? Beni bu duruma düşürdünüz ya. Yazıklar olsun size." "Sakin ol oğlum" diyerek merdivenlerden indi Dilek Hanım. "Ne sakin olması anne, nasıl sakin olayım? Ne yaptın anne sen, söyle neden yaptın?" "Doğru olanı yaptım Atlas. Ben senin ve Çağın, için en doğru olanı yaptım." Atlas, koltuğa attı kendini öfkeyle. Koltuk değneğini yere fırlattı. Başını kaldırıp annesine baktı bıkkın bir halde. "Şimdi ne yapacağım ben, bunu da düşündün mü anne?" dedi. "Tabi ki düşündüm oğlum. Seni ortalıkta bırakır mıyım ben? Bugün evleneceksin karar verdiğin gibi." "Anne şakamı yapıyorsun sen? Feray'ı kaçırdınız ya. Kiminle evleneceğim ben?" "Benim istediğim kızla evleneceksin. Ben hangi kızla evlenmeni istiyorsam sen o kızla evleneceksin." "Anne sen ne yaptın ya? Ben gerçek bir evlilik istemiyorum. Ben Çağın'ın velayetini aldıktan sonra boşanacağım bir evlilik istiyorum. Sen kimi buldun Allah aşkına ya? Tamam vazgeçtim. Ben evlenmek falan istemiyorum." dedi Atlas. Annesine bakarak. "Atlas baksana gelinin geliyor. Evlenmek istemediğini ona söyle" dedi Ayça. "Atlas, hızla  başını merdivenlere çevirdi. Merdivenlerden peri kızı gibi süzülerek inen kızı gördüğünde ise hayatının en büyük şokunu yaşadı. Dilek Hanım, Atlas'ın Feray denen kadınla evleneceğini duyduğunda oğlunu ikna etmeye çok  uğraşmıştı. Günlerce süren çabaları fayda etmeyince kadın ne yapacağını düşünmeye başladı. Ne yapabilirdi ki şimdi? Ne yapabilirdi oğlunun bu yanlıştan kurtarmak için. Aklını günlerce bu soru meşgul etti. Tam  ümidini kestiği bir anda. Nur ve Çağın, takıldı gözüne. Nur, Gül ve Çağın'la beraber oturmuş çizgi film izliyorlardı. Nur, mısır patlatmış çocukların eline vermişti. Kendisi mısır sevmediği için kendine ve Dilek Hanım'a kahve yapmıştı. Onlar belki farkında bile değildi ama Çağın'ın ve Nur'un hareketleri Dilek Hanım'ın gözünden kaçmamıştı. Çağın, elindeki mısırdan bir kendi yiyor bir Nur'un ağzına uzatıyordu. Nur, ise hiç itiraz etmeden yiyordu sevmediği halde. Onları izlerken aklına hastanede yattığı zaman olanlar geldi. Atlas'ın ve Nur'un birbirlerine olan bakışlarını hatırladı. Atlas'ın heyecandan ne yapacağını şaşırdığı an geldi kadının aklına. Nur'un ona korkulu ve bir o kadar hayran gözlerle baktığı utançtan kıpkırmızı kesildiği an. Evet oğlunun  Nur'a karşı ilgisi vardı. Annesi söylese yada sorsa asla kabul etmezdi. Ne ilgisini ne de beğendiğini söylemezdi. Dilek Hanım, işe el atsa bir şey yapsa. "Olur mu acaba?" dedi kendi kendine. Onlar için çabalasa bir sonuç elde edebilir miydi? Kafasını toparlayıp bir şeyler düşünmeliydi. Ne yapması gerektiğini iyice düşünüp planlamalıydı. Yoksa bu işin sonunda Nur'u kaybetmek de vardı. Önce konuşması gereken kişi Nur'du tabi ki. Onunla konuşup ikna etmesi gerekiyordu. Atlas'ın Feray, yerine Nur'la evlenmesini sağlamalıydı mutlaka. Artık Çağın da mutlu olmalıydı. Annesi zaten onu bırakıp gitmişti. Öncesinde de oğluna  ilgi göstermemişti. Sevip korumamıştı. Oğlundan hep uzak durmuştu. Ona annesi gibi davranmamıştı. Atlas'a olan öfkesinden Çağın'dan kaçmıştı hep. Nur, çocuğa  öyle iyi gelmişti ki. Çağın, konuşmaya bile başlamıştı. Nur'a sıkı sıkıya tutunmuştu çocuk. Hiç sahip olamadığı annesinin yerine koymuştu belki de. Dilek Hanım, çok iyi biliyordu. Eğer Feray denen kadın bu eve gelirse Nur bu evde olamayacaktı. Nur'un bu evden gitmesine asla izin vermezdi. Çocuk için büyük bir yıkım olurdu bu durum. Çağın'ın tekrar eski haline dönmesine sebep olabilirdi. Buna asla izin vermeyecekti Dilek Hanım. Torununun bir daha sevdiği birini kaybetmesine izin vermeyecekti. Atlas, kadar olmasa da Nur'un da bakışlarında beğeni vardı. O da Atlas'ı beğeniyordu. Belki korkudan belki de gururdan bunu hissettirmemeye çalışıyordu. Yaşlı kadın Nur'da bunu hissetmese bu işe girişmeyebilirdi ama kız Atlas'tan etkileniyordu. Kadın bu düşüncelerle uykuya daldı. Yarın başlaması gereken önemli bir görev vardı. Dinlenmesi ve kendini hazırlaması gerekiyordu. Ertesi sabah Nur, yine Gül'le beraber gelmişti villaya. Çağın, dün kız giderken Gül'ü getirmesini istemişti Nur'dan. Çağın, Gül'ün kapıdan girdiğini görünce çok sevindi. Koşup küçük kıza sarıldı. Sonra da elinden tutarak odasına götürdü. Nur'da arkalarından yürümüştü ki Dilek Hanım, seslendi kıza. "Nur seninle konuşabilir miyiz kızım" dedi. "Tabi ki Dilek Teyze, buyrun sizi dinliyorum" dedi merakla. "Gel koltuğa oturalım kızım. Bu konu biraz uzun sürecek. Ayakta dikilmeyelim" İkisi beraber gidip salondaki koltuğa oturdular. Dilek Hanım, Nur'un ellerinden tuttu. Söyleyeceği şey herkesin kabul edebileceği bir şey değildi sonuçta. Kızın vereceği tepki kadını bir hayli korkutuyordu. Nur, Dilek Hanım'ın ne söyleyeceğini merak ederek, "Sizi dinliyorum Dilek Teyze" dedi tekrar. "Bak kızım şimdi söyleyeceklerim seni çok şaşırtacak. Belki de çok kızdıracak. İnan ne tepki vereceğini kestiremiyorum. Ben bundan başka bir çare düşünemedim Nur. Kabul edersen benim ve Çağın'ın çok mutlu olacağı bir şey bu" "Anlamadım inanın.  Ne demek istediğinizi anlamadım? Sizi ve Çağın'ı çok mutlu edecek şey ne?" "Biliyorsun Atlas, evlenecek. Bu evlilik normal bir evlilik değil. Bunu bilmiyorsundur belki. Hiç konuşmaya fırsatımız olmadı. Bak kızım Çağın'ın annesi velayet davası açmış. Çağın'ı Atlas'ın elinden almak istiyor. Ne Atlas ne de Çağın, buna dayanamaz. Onlar birbirlerine çok bağlılar. Bakma sen Çağın, iki yıldır babasıyla ve başkalarıyla  konuşmadı ama yine de  onu çok seviyor. Ondan ayrılmayı kaldıramaz. Hem ondan hem de senden ayrılmayı kaldıramaz. Sen torunuma çok iyi geldin kızım. Senin sayende konuştu. Seni sayende şimdi mutlu. Eğer Atlas, evlendikten sonra sen bu evden gidersen, Çağın yine eksik kalacak. Onun için senden bir şey istiyorum. Atlas'la o kadın yerine sen evlenir misin kızım?" "Ne!!? Siz ne diyorsunuz Dilek teyze? Bu nasıl bir teklif böyle? Ne demek onunla sen evlenir misin? Bunu çok basit bir şeymiş gibi nasıl söylüyorsunuz? Ben onunla nasıl evlenirim? Böyle bir şey hiç bir şekilde mümkün değil. Hem oğlunuz benden nefret ediyor. Bunun farkında değilsiniz galiba. Bunu da boş verin aramızda uçurumlar var bizim. O Atlas Akcan. Ben ise sadece çocuğuna bakan bir çalışanı" "Kızım ben gerçek bir evlilikten bahsetmiyorum ki. Atlas, Feray denen kadınla da anlaşmalı evlenecek. Sende anlaşmalı evleneceksin onunla. Atlas, Çağın'ın velayetini aldığı zaman boşanırsınız. Hem Çağın, senden ayrılmaz. Hem de ne olduğu belirsiz evli adamlarla bile ilişki yaşayan bu kadın. Benim evime gelmemiş olur. Lütfen kızım beni kırma. Senin kaybedeceğin bir şey yok. Hem zaten burada çalışıyorsun. Sadece geçici süre bir imza atmış olacaksın. Bunu iş anlaşması olarakta düşünebilirsin." "Ailem bu işe ne der biliyor musunuz? Babam oğlunuz yüzünden kalp krizi geçirdi. Onlar bunu yaptığımı duysalar yüzüme bile bakmazlar. Ben bunu kabul edemem. Lütfen bir daha bundan söz etmeyin" diyerek çocukların yanına çıktı. Çağın'ın odasına girdiğinde Gül' ve Çağın'ın beraber oyuna daldıklarını gördü. Çocuklar kapıdan giren Nur'u gördüklerinde ikisi beraber koşup kıza sarıldılar. Çağın, Nur'un yanaklarına art ardına öpücükler kondurdu. Lütfen Nur, beni bırakıp gitme olur mu? Yakında buradan gideceğini söyledin lütfen gitme. Beni sensiz bırakma" dedi. Kekeleyerek. "Merak etme canım. Kendini de zorlama. Ben tatile çıkacağım sadece. Kısa bir tatil. Sonra  geri döneceğim senin yanına. Bende seni çok seviyorum, senden ayrılamam ki." "Söz mü. Gerçekten bana geri dönecek misin?" "Söz veriyorum. Seni asla bırakmayacağım. Ben de seni çok seviyorum." "Bende seni annem gibi seviyorum Nur. Annem gibi" diyerek tekrar tekrar sarıldı. Nur'un o an boğazına öyle bi de düğüm oluştu ki yutkunamadı kız. Çağın'ın onu bu kadar çok sevdiğini bilmiyordu kız. Bu kadar bağlandığını, bu kadar sahiplendiğini bilmiyordu. Aklına Dilek Hanım'ın teklifi geldi kızın. Bir çocuğun sevgisinin yanında, bir imzanın lafı mı olurdu ki. Dilek Hanım'ın teklifini ciddi bir şekilde düşünmeye karar verdi o an. Ondan sonra ki bir hafta boyunca Dilek Hanım, Nur'a sürekli ricada bulundu hatta yalvardı. Torununun ve oğlunun kurtuluşu Nur'du. Çünkü oğlu iki defa villaya gelmişti bu bir hafta içinde. Nur'a bakışları kadının doğru karar verdiğini gösteriyordu. Dilek Hanım, bu evliliği gerçekleştirilecekti ne olursa olsun. Nur'a yaptıklarını affettirme işi oğluna kalıyordu. Atlas, eğer Nur'a gerçekten bağlanırsa kız için yapamayacağı hiçbir şey olamazdı. Atlas, sevdiğini bırakacak adamlardan değildi. Onun sevgisinin de nefretinin de ne kadar yakıcı olduğunu biliyordu kadın. Haftanın son günü kız villadan ayrılırken Dilek Hanım Nur'a tekrar sordu. "Kızım lütfen bana kabul ettiğini söyle. İnan günlerdir gözüme uyku girmiyor" dedi. Nur, kadının umutsuz haline bakarak "Tamam Dilek Teyze, Çağın'ın ve sizin hatırınız için teklifinizi ciddi bir şekilde düşüneceğim. Atlas Bey'le anlaşmalı şekilde evlenmeyi düşüneceğim inanın bana. Çağın'ın velayetini aldıktan sonra da boşanacağım" dedi. Dilek Hanım, o kadar sevindi ki koşarak yanına gidip kıza sarıldı. İlk zorluğu atlatmıştı şimdilik. Nur, mutlaka kabul edecekti. Buna emin olmuştu kadın. Şimdi diğer ikna etmesi gerekenler üzerinde çalışabilirdi. "Aileme ne söyleyeceğiz. Onlar bunu asla kabul etmezler. Hele beni karakola düşüren bir adamla anlaşmalıda olsa evlendiğimi duysalar beni reddeder babam." "Bilmiyorum ki kızım. Sen karar ver. Bu senin kararın. Eğer ailenle konuşmamı istersen onları da ikna etmek için elimden geleni yaparım. Gidip onlardan isterim seni. Bu işin sonunda zarar görmeni ailenle kötü olmanı asla istemem." "Ben size kararım pazartesi bildiririm Dilek Teyze. Ne yapacağıma karar vermek istiyorum önce" "Tamam kızım sen bilirsin. Bu senin kararın. İnan beni çok mutlu ettin yavrum." "Nur, villadan ayrıldıktan sonra hemen evine gitti. O gece ailesine hiç bir şey söylemedi. Önce kafasını toplayıp ne yapacağına karar vermesi gerekiyordu. Gece erkenden yattı. Sabah ise ilk iş olarak Oya ve Aylin'le buluşmak için evden çıktı. Aylin'in çalıştığı restoranda buluştu üç kız. Nur, olanları arkadaşlarına bir anlattı. Arkadaşları önce Nur'a karşı çıksalardı Çağın'la ikisinin yaşadıklarını duyunca onlar da Nur'un kabul etmesini istediler. Aylin, olanları anne ve babasına anlatmasını söyledi Nur'a. Onlar nasıl kabul ettilerse ailesi de bir şekilde kabul edecekti. Dilek Hanım'ı arayarak ondan bu konuda yardım istediler. Dilek Hanım, o gece Aytaç Bey'le beraber Nur'un evine geldi. Nur'un ailesine bu konuyu açtıklarında İkisi de şiddetle reddetti. Dilek Hanım, onların bu tavrına hak veriyordu ama vazgeçmeye niyetli değildi. O gece saatlerce konuştu. Aytaç Bey, Kemal  Bey'i. Dilek Hanım ise Asude Hanım'ı ikna etmeye çalıştılar. Geç vakte kadar uğraşlar fayda etmeyince üzgün bir şekilde Nur'un evinden ayrıldılar. Pazar sabahı Nur, Dilek Hanım'ı arayıp akşam Çağın'ı getirmesini söyledi. Çağın, o akşam Nur'un evine geldi. Nur'un annesi ve babası çocuğun kıza olan büyük sevgisini ve bağlılığını görünce hayretler içinde kaldılar. Çağın, Nur'a bir bakıcı gibi değil bir anne gibi davranıyordu. Sık sık kıza sarılıyor. Sürekli öpüyor etrafında dolanıyordu. Kızı gülümsetmek için ne yapacağını şaşırıyordu. Asude Hanım ve Kemal Bey, çocuğun bu halini görünce çok üzüldüler. Kemal ve Asude, yetimhanede büyümüş insanlardı ikisi de. Birbirlerini orada tanımışlardı. Asude Hanım, Kemal Bey'e sarılarak gözyaşlarına boğuldu. Evet Çağın, varlık içinde büyümüştü. Ama sevgiye açtı. Babası ne kadar sevse de anne sevgisinin yerini dünyada hiçbir şey tutamazdı. Çocuğun annesi vardı aslında ama Dilek Hanım'ın anlattıkları annesini çocuğa hiç de annelik yapmadığını gösteriyordu. Bu yüzden ne kadar istemeseler de Çağın, için bu teklifi kabul ettiler. Yalnız Kemal Bey'in bir şartı vardı. Altı ay içinde  Nur, Atlas'tan ayrılacaktı. Kemal Bey'in tek şartı buydu. Dilek Hanım, bir şey söyleyemedi. Çünkü Atlas'ın ve Nur'un ne yapacağını kestiremiyordu. Atlas, eğer severse ölümüne üstüne gider sevdiğini alırdı. Yalnız Nur, onu kabul eder mi? Yaptıklarını affeder mi, ondan çok emin değildi. Gururlu kızdı Nur. Belki yapılanlar kendisine olsa affederdi ama ailesi de bu olaylardan zarar görmüş evinden yurdundan olmuştu. Dilek Hanım, bütün bunları bir kenara bırakarak, Kemal Bey'in teklifini kabul etti. O günden sonra Dilek Hanım, hızlı bir şekilde herkesi organize etti. Önce kendine yardım etmesi için yurt dışındaki kızı Ayça'yı zorla da olsa ülkeye çağırdı. Bunda Aytaç Bey'in katkısı da büyüktü tabi. Kızını ikna etmek için saatlerce telefonda onunla konuşmuştu adam. Ayça, kimseye bir şey söylemeden gizlice ülkeye geldi. Önce annesiyle buluşup bir otele yerleşti. Annesiyle beraber sabaha kadar kafa patlatıp Feray, denen kadından kurtulmanın planlarını kurdular. Ertesi gün Ayça Feray'la konuşmak için kadının evine gitti. Ayça, ilk bakışta Feray'ın paragöz bir kadın olduğunu anlamıştı. Ayça, için böyle bir kadını ikna etmek daha kolaydı. Sadece babasının çek defteri yeterliydi. Öyle de oldu. Atlas'ın verdiği paranın iki katını vererek kadını ikna etti. Şart olarak ta en kısa zaman da ülkeyi terk etmesini söyledi. Atlas'ın evlenmesine bir gün kaldığında Feray, Ayça'nın gözünün önünde uçağa binerek ülkeden ayrıldı. Diğer işler Aytaç Bey, için çok kolay oldu. Nikah işlemleri Atlas'tan habersiz halledilmişti zaten. Atlas'ın avukatı baştan beri  Aytaç Bey'in emriyle çalışmıştı. Nur, bütün itirazlara rağmen evlilik anlaşması olmasını istedi. Atlas'ın mal varlığından hiç bir şey talep etmeyeceğine dair imzayı attı. Bu arada Oya ve Aylin Nur'la beraber gelinlik bakıp hazırlıkları tamamladılar. Enis ve Altay'ın da yardımlarıyla nikah günü Atlas'ı şirkette sahte bir sorunla oyaladılar. Altay ve Enis Atlas, şirketten ayrıldıktan sonra hızlı bir şekilde evlerine giderek üzerlerini değiştirdiler. Sevdikleri kızlar onlardan ilk defa bir şey istemişti. Onlarda son ana kadar Atlas'a bir şey belli etmediler. Atlas, kendi eliyle kendi tuzağa düşecekti. Vereceği karar herkesi korkutuyordu. Atlas, Nur'u orada bırakıp gidebilirdi. Hem annesini hem Çağın'ı üzebilirdi. Dilek Hanım, dün Çağın'a babasının Nur'la evleneceğini söylemişti. Eğer babası Nur'la evlenmek istemezse o zaman babasına Nur'un annesi olmasını istediğini söylemesini tembih etmişti. Çağın, buna o kadar çok sevinmişti ki çocuk sevinçten havalara uçmuştu. Nikah günü Atlas, bir hışım geldi villaya. Söylenerek hemen odasına çıktı. Dilek Hanım, sabah bütün takım elbiselerini çalışanlara toplatmış ve saklanmıştı. Oğluna özel dikilip gelen damatlığı giydirecekti bu sayede. Atlas, kıyafetlerini bulamayınca mecburen onu giyecekti. Dediği gibi de oldu. Atlas, annesinin aldığı kıyafeti giydi sinirle. Başka bir oda da Nur, gelen kuaför ve terziler eşliğinde gelinliğini giymiş hazırlanmıştı. Atlas'ın tepkisinden çok korkuyordu kız. Onu gelinlikle görünce ne tepki vereceğini kestirememişti. Atlas Akcan, onu gördüğü zaman ya evlenmeyi kabul edecek yada kızı evden kovacaktı. Annesi ve babası bu nikaha gelmek istememişlerdi. İkisi de Atlas'ı görmek istemiyordu. Bir an önce mahkemenin bitmesini ve kızlarının o adamdan kurtulmasını istiyorlardı. Eğer Çağın'ın Nur'a olan bağlılığını görmeselerdi böyle bir teklifi hiç bir şekilde kabul etmezlerdi. O çocuğun Nur'a olan sevgisi onları susturmuştu. Çünkü yaşlı çift anne ve baba sevgisinden mahrum büyümüşlerdi. Nur, gelinliğini giymiş bir halde hazır beklerken heyecandan ve korkudan zangır zangır titriyordu. Allah'tan Oya ve Aylin yanındaydı. Yoksa böyle bir strese kolay kolay dayanamazdı. Aşağıdan Atlas'ın bağırdığını duyabiliyordu. Atlas'ın kız kardeşi ve annesi onu ikna etmeye çalışıyordu. Atlas'ın sesi bile kızı korkutmaya yetiyordu. O sırada Aylin, geldi odaya. "Zaman geldi kuzum, hadi gidelim" dedi. Nur, eline gelin çiçeğini aldı. Önde Oya ve Aylin. Arkalarından Nur, odadan çıktılar. Merdivenin başına geldiklerinde orada beklediler kısa bir süre. Daha sonra  Atlas'ın başını çevirip ona baktığını gördü. Kız kendini sakinleştirmeye çalışarak. "İşte başlıyoruz" dedi ve merdivenlerden inmeye başladı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE