ON İKİNCİ BÖLÜM

4284 Kelimeler
Atlas, merdivenden  süzülerek inen kızı gördüğünde hayatının en büyük şokunu yaşadı. Bu kız hayatına beklemediği bir anda giren ve iki yıldır hayatının içinde bir şekilde yer alan... İki yıldır nefret ettiği yada nefret ettiğini sandığı kızdı. Hayatını mahvetmek için uğraştığı kızdı. Şimdi hayatının dönüm noktasıydı. Yine  başrol olmuştu bu kız. Hatta gelinlik bile giymiş Atlas'a doğru geliyordu. Böyle bir şeyi rüyasında görse hayra yormaz adam. Şimdi bu kız mı Atlas'ın oğlunu almasına yardım edecekti. Bu kız mı Atlas'ın geçici olsa da karısı olacaktı. Bu kız mı Atlas için iyilik yapacaktı. Bunu asla kabul edemezdi Atlas. Bu kızın  yardım etmesini kabul edemezdi. Ona borçlu kalmaktansa oğlunu almanın başka yolunu bulurdu. Öfkeyle annesine çevirdi bakışlarını. "Anne!!diye bağırdı salonu inleten sesiyle. Herkes Atlas'ın böyle bir tepki vereceğini bekliyordu aslında. Ama bu kadar sinirlenmesi herkesi korkutmuştu. Merdivenlerin yarısına kadar inen Nur ve arkadaşları oldukları yerde  donup kaldılar. Kimse bir adım daha atamadı. Aylin ve Oya Nur'a baktılar üzgün bir şekilde. " Nur'da kızlara baktı ve "Sakin olun kızlar. Takmayın kafanıza. Hiç bir şey olmayacak." dedi sakin olmaya çalışarak. Atlas, hızlı adımlarla annesine doğru yürüdü. Kadının karşısına gelip burnundan aldığı öfkeli nefesini verdi. "Sen ne yaptığını zannediyorsun? Söyle anne bu ne demek oluyor? Sence ben emrivakiyle bir şey yapacak birine benziyor muyum? Sence ben o kızla evlenir miyim zannediyorsun" diyerek annesini orada bırakıp öfkeyle merdivenlere doğru değiştirdi yönünü. "Dur oğlum dinle" dedi kadın ama nafile. Atlas, çıldırmıştı bir defa ve onu sakinleştirmek çok zordu şuan. Ne yapacaktı şimdi? Kıza doğru öfkeyle yürüyordu. Bir taraftan düşünüyordu Atlas. Karşısında dünya güzeli bir melek. İçinde ona karşı adlandıramadığım öfke. Ne karar verecekti şimdi? Kendine lanet okudu içinden. "Sen Atlas Akcan, adam olmazsın" dedi iç sesi. "Senin hayatına böyle bir kız girdimi? Sen hiç hayatında senin ve oğlun için fedakarlık edebilecek bir kadın tanıdın mı?" Nur'un yanına kadar çıktı çılgınca bir öfkeyle. Onu bu duruma düşüren İclal'in yüzünü bile görmek istemiyordu. Nefret ediyordu o kadından. Kızın tam karşısına geçti. Ağzını açıp bir şey söyleyecekti ki. Merdivenin başında Çağın'ı gördü. Çağın, babasına ve Nur'a bakıyordu yukardan. Onlara gururla ve sevgiyle bakıyordu. Sonra da koşarak gelip babasına sarıldı. Hiç kimse böyle bir şey beklemiyordu. Ne Atlas, ne de ailesi bunu beklemiyordu. Atlas,  donup kalmıştı oğlu sarılınca. İki yıldır kokusuna bile hasret olduğu oğlu Atlas'a sarılıyordu şuan. Babasının yanağına sayısız öpücükler kondurdu çocuk. "Babacım" dedi babasına daha sıkı sarılarak. "Oğlum canım benim" dedi Atlas iki yılın yakıcı özlemiyle. "Seni çok seviyorum baba. Seni ve Nur'u çok seviyorum." Atlas,  oğlunun kıza olan sevgisiyle şaşkına  döndü. Oğlunun bu kıza bu derece sevgi beslediğini, bu derece düşkün olduğunu bilmiyordu. Çağın, Atlas'ın kucağından inerek Nur'un yanında durdu. Elini uzatıp kızın elini tuttu önce. Diğer eliyle de babasının elinden tutarak ikisini de merdivenlerden inmesi için çekti. Atlas ve Nur kurulu bir robot gibi   Çağın'ın onları yönlendirmesine izin verdiler. Çocuk ikisini de nikah masasının yanına kadar götürdü. Nur'un ve babasının elini bırakıp masaya doğru yürüdü. Koca sandalyeyi çekemeyeceğini anlayınca, "Enis Amca, yardım eder misin?" dedi. Enis'in yardımıyla Nur'un oturacağı sandalyeyi çektiler. Atlas  ise hiç bir şey söylemeden kendi sandalyesini çekti ve oturdu. Çağın, daha sonra babasına çevirdi bakışlarını. Sonra da kulağına eğilip, "Nur bu gün benim annem olacak değil mi baba?" dedi. Herkesin şaşkın bakışları arasında. Herkes şok olmuş bir şekilde Çağın'a bakıyorlardı. Atlas oğlunun bu mutlu ve istekli haline bakarak, "Ee evet oğlum Nur, bu gün senin annen olacak" diye cevap verdi oğluna. Sonrada nikâh memuruna bakıp, "Nikâhı kıyabilirsiniz" dedi. Atlas'ın verdiği talimatla nikah memuru konuşmaya başladı. Kısa süre sonra Atlas ve Nur nikah defterine attıkları imzalarla anlaşmalı  olarak evlenmişlerdi. Onlara ilk sarılan ise yine Çağındı. Önce Nur'a sarıldı sevgiyle. Sonra da öbür kolunu açıp babasının gelmesini istedi. Atlas, oğlunun isteğini geri çevirmeyerek yanlarına gitti ve oğluna sarıldı. Çağın'a sarılırken Nur'a da dokunmuştu adam. Kıza dokunan  elleri titredi heyecandan. Kızın Atlas'ı deli eden kokusu geldi burnuna. Gözlerini kapatarak derin derin nefes aldı. Kızın güzel kokusunu doldurdu ciğerlerine. Hayatında aldığı en güzel nefesti bu. "İkinizi de çok seviyorum" dedi Çağın. Nur, Atlas'ın oğluna bir cevap vermesini bekledi ama Atlas, bir şey söylemedi. Bunun üzerine Nur, cevap verdi Çağın'a. "Biz de seni çok seviyoruz Paşam" dedi çocuğa. Atlas, bu sözler üzerine ateşe dokunmuş gibi hemen Nur'a dokunan elini çekti. Nur, kucağında ki Çağın'ı yere indirdi. Nikah memuru nikah cüzdanını Nur'a vererek villadan ayrıldı. Kimseden çıt çıkmıyordu şuan. Kimse korkusundan sesini çıkarıp bir şey söyleyemiyordu. Atlas, annesi ve kız kardeşine bakarak. "Çağın'ı odasına götürür müsünüz?" dedi. Ayça, hemen Çağın'ın yanına gelerek, "Hadi halacığım biz gidelim. Bana oyuncaklarını göster" dedi. Çağın, itiraz etmeden halasının elinden tutarak odasına doğru yürüdü. Enis ve Altay'a döndü sonra da. "Sizde gidin. Sizinle sonra hesaplaşacağım" dedi. Enis, hiç bir şey söylemeden gidip Oya'nın elinden tuttu. Altay ise Aylin'in elinden tutarak oradan ayrıldılar. Onların bu durumları Atlas'ı çok şaşırtmıştı. Bunlar hangi ara bu kadar yakın olmuşlardı. Ne Enis ne de Altay, Atlas'a bir şey söylememişlerdi. Herkes dağıldıktan sonra annesi babası kaldı yanlarında. Aytaç Bey, Dilek Hanım'ın elinden tutarak, "Hadi hayatım bizde  gidelim" diyerek  kadını kendi odalarına götürdü. Nur ve Atlas salonun ortasında baş başa kaldılar. Atlas, bir şey söylemeden  gidip koltuğa kendini attı. Bacağı yine çok ağrıyordu. Koltuk değneğini kenara bırakıp elleriyle bacaklarını ovdu. Nur, ise başındaki duvağı çıkarıp kenara koydu. Atlas'ın oturduğu koltuğa yaklaşarak karşısına dikildi. "Ben üzerimi değiştirip evime gideceğim. Söyleyeceğiniz bir şey var mı Atlas Bey" dedi. Atlas, başını kaldırıp kıza baktı ateş saçan gözlerle. Sinirlerine hakim olmaya çalışarak, "Şimdi bana iyilik mi yapmış oldun küçük hemşire? Ne söylememi istiyorsun, minnet mi duyayım sana? Yoksa ayaklarına mı kapanayım? "Ben sizden böyle bir şey beklemiyorum. Ben her şeyi Çağın ve anneniz için yaptım. O çocuğun kalbini kırmamak için bu evliliği kabul ettim. Altı ay zamanınız var Atlas Bey. Altı ay için de inşallah mahkemeniz sonuçlanır. Çünkü ailem sizinle sadece altı ay nikahlı kalmama izin verdiler." "Öyle olsun bakalım Nur Hanım. Şimdilik öyle olsun. Bende seninle nikahlı kalmaya çok ta meraklı değilim. Şu duvağı tekrar tak bir kaç poz fotoğraf çektirmeliyiz. Birkaç tane de çerçeveletmem lazım. Evde bulunsa iyi olur. Evliliğin daha inandırıcı olması lazım." "Tamam Atlas Bey, siz bilirsiniz?" Nur, duvağını tekrar taktı ve aynaya bakıp düzeltti. Atlas, bir çalışanı çağırarak Nur'la beraber fotoğraflarını çekmesini istedi. Çalışan gelip ikisinin beraber  fotoğraflarını çekmeye başladığında ikisi de heyecandan titriyordu. Birbirlerine her temas ettiklerinde her dokunduklarında kanları kaynıyordu. Atlas, Nur'dan o kadar etkileniyordu ki  az önce azarladığı kızı öpmemek için zor sabrediyordu. Kızın yakınlığı, sıcaklığı, hele kokusu adamı delirtmişti. Atlas'ın koluna girmesi gerçek bir gelin gibi poz vermesi Atlas'ın aklını başından almıştı. Çalışanın yeterlimi efendim sözüyle kendine gelen adam. Çalışanı  tekrar işinin başına gönderdi. Nur ise Atlas'ın yüzüne bile bakmadan üzerini değiştirmek için merdivenlere doğru yürümeye başladı. Zira kız çok kasılmıştı. Fotoğraf çekimi sırasında Atlas'ın kıza sarılmıştı hep. Belinden  sıkıca tutup kendine doğru çekmişti sürekli.  Saçlarını özellikle koklaması kızın kalbinin durmasına neden olacaktı. Merdivene tam adım atacaktı. O sırada Atlas arkasından seslendi. "Merak etme bu iyiliğinin karşılığını alacaksın. İşin sonunda yüklü bir çek yazacağım sana. Ben kimseye borçlu kalmam" dedi. Nur, merdiveni çıkmaktan vaz geçip Atlas'a döndü. "Sizin için gerçekten üzülüyorum Atlas Bey. Sizin için paradan başka önemli bir şey yok mu? İnşallah bir gün bu egonuzdan ve para hırsınızdan  kurtulursunuz" dedi ve hızla merdivenleri çıktı. "Aptal" dedi Atlas kendi kendine. "Sen tam bir aptalsın Atlas Akcan. Kız az önce aklını başından alıyordu. Senin davranışına bak. Sen gerçekten acınacak bir adamsın" Nur, hızla misafir odasına geldi. Oraya bıraktığı eşyalarını aldı. Banyoya giderek hızla üzerini değiştirdi. Gelinliği toparlayarak dolaba kaldırdı. Çantasını telefonunu  alarak odadan çıktı. Merdivenlerden aşağı inmek üzereyken Çağın'ın sesini duydu. Çocuk hem Nur'u çağırıyor hem de ağlıyordu. Nur, merdivenden inmek için adım attı ama inemedi. Çocuğun ağlamasına dayanamayan Nur, hemen Çağın'ın odasına yöneldi. Kapıyı tıklatıp içeri girdiğinde Ayça'nın Çağın'ı susturmak için çabaladığını gördü. Çağın, Nur'u görünce hemen koşup kıza sarıldı. "Nur bu gece biz hep beraber yatmayacak mıyız? Ben artık yalnız uyumak istemiyorum. Ben sizinle uyumak istiyorum" dedi. "Ama kuzum olur mu hiç" dedi Nur Ayça'dan utanarak. "Bana ne" dedi çocuk. " Anneler ve babalar hep beraber uyurlar. Ben de ikinizin ortasında uyumak istiyorum" O sırada kapıdan Atlas, girdi. Bu sefer babasının yanına gitti hemen. "Baba biz bu gece hep beraber uyuyalım lütfen. Ben Nur ve seninle uyumak istiyorum" dedi. "Oğlum olur mu hiç. Çocuklar ayrı uyurlar" Nur, seninle evlenmedi mi? Artık benim annem o. Bazen çocuklar anne ve babasıyla uyurlar. Biz de üçümüz beraber uyuyacağız bu gece." "Ama oğlum bak senin yatağın küçük  sığamayız üçümüz." "Senin yatağın büyük baba. Senin yatağında yatarız. Ben bugün annem ve babamla uyumak istiyorum." Atlas, oğlunu ikna edemeyince Nur'a çevirdi bakışlarını. "Duydunuz mu Nur Hanım? Oğlum annesi ve babasıyla uyumak istiyormuş" dedi Atlas sinsi bir gülüşle. Ayça, onları gülümseyerek izliyordu. Bu iki şaşkın birbirine bal gibi aşıktı. Ama bunun ikisi de farkında bile değildi. "Çağın, istediyse benim için sorun yok Atlas Bey" dedi Nur'da Atlas'a bakarak. "Nur'a aşkım desene baba. Karı kocalar birbirine aşkım diyor" "Bu gece oğlumuzla uyuyalım mı aşkım?" dedi Atlas Nur'un gözlerinin içine bakarak. Sonra da oğluna dönüp, "Oldu mu oğlum istediğin?" dedi gülerek. Çağın, bu sefer bakışlarını Nur'a çevirdi. Oda Atlas'ın gözlerine bakarak, "Olur aşkım neden olmasın" dedi. Atlas, Nur'un aşkım dediği andaki dudak hareketine takılı kalmıştı. Bir kadın bu kadar mı anlamlı inandırıcı söylerdi bir sözü. Dudaklarından gözlerine çıktı bakışları. O gözlerin içi pırıl pırıldı. Etrafına sevgi ışık saçıyordu kız. Bu ışık  Atlas'ın kalbinin en kara köşelerine gidip yerleşiyordu. Ayça, onların dalıp gitmiş haline bakarak boğazını temizledi. "İyi o zaman ben yatıyorum Çağın sizde" diyerek odadan çıktı. Kapının dışına çıktığında ise. "Aptal aşıklar" dedi kendi kendine. Annesi doğru karar vermişti. Bunu şimdi daha iyi anlıyordu kız. Eğer Nur, abisine biraz yüz verse Atlas, onun için her şeyi yapardı. Ayça, gittikten sonra Atlas, oğlunu kucağına alarak odasına götürmek için yürüdü. Ama ayağındaki ağrı ikinci adımda kendini belli etti. Koltuk değneği olmadığı için çok zorlandı adam. Kendini ne kadar sıksa da  adımını çok zor atıyordu. Bacağının acısından gözlerini kapattı. Alnından akan terler Nur'un dikkatini çekti. Ayağının ağrıdığını ve Çağın'ı taşımakta zorlandığını anladı. Onlara doğru adım atmıştı ki. "Baba neden durduk" dedi Çağın. Atlas, bir şey söylemeden Nur, koşarak Atlas'ın koluna girdi. "Baban beni bekliyordu Çağın" dedi çocuğun saçını okşayarak. Sonra da Atlas'ın kolunu daha da sıkı tuttu. Hep beraber Atlas'ın odasına doğru yürüdüler. Atlas, zorlandığı zaman Nur'a daha çok sokuldu. Nur, ise adamı sıkı sıkıya tuttu düşmemesi için. Atlas'ın odasına geldiklerinde Atlas, Çağın'ı yere indirdi. Nur, elinde tuttuğu koltuk değneğini adama uzattı. Atlas, koltuk değneğini alıp yatağın üzerine oturdu. Nur ise Çağın'ın odasına tekrar giderek çocuğun gece giydiği kıyafetlerini getirdi. Çocuğun üzerini giydirip yatağın ortasına yatırdı. Atlas, hemen kalkıp giyinme odasına gitti. Oda da üzerini değiştirip yatmaya hazır bir şekilde  geldi oda ya. Ne Nur ne de Atlas,  tek kelime konuşmadılar. Atlas, Nur'a bakıp, "Senin için de rahat bir şeyler koydum. Üzerini değiştirmek istersen" dedi. Nur, bir şey söylemeden giyinme odasına gitti. Atlas'ın bıraktığı eşofman altını ve tişörtü giydi. Odaya geri geldiğinde   Atlas'ı ve Çağın'ı yatakta sarılmış halde yatarken buldu. Çağın, Nur'u görerek yanlarına çağırdı. Nur, çekingen bir şekilde Çağın'ın yanına uzandı. Çağın, önce babasının sonra Nur'un elini tutup birleştirdi ve gözlerini kapattı. Atlas, Nur'un elini tutunca heyecandan titrememek için kendini zor tutuyordu. Nur'un da ondan bir farkı yoktu. Atlas'ın kocaman ellerinde kaybolan elleri yuvasını bulmuş kuş misali ısınmıştı. Kalbi o kadar hızlı çarpıyordu ki kalp atışları Atlas'a duyulur diye çok korkuyordu. Çocuğun uyuduğunun farkındaydı ikisi de. Nedense elleri birbirinden ayrılmıyordu hala. Atlas, Nur'un elini bırakmaya cesaret edemiyordu. Kızın elleri avucunun içinde küçücük kalmıştı. Kendi ellerinin içine kızın eli çok yakışmıştı. Nur'un teninin yumuşaklığını çok sevmişti Atlas. O sırada  Çağın, kımıldamaya başladı. Atlas hemen elini kızın elinden çekti. Çağın yüzünü Nur'a dönüp sıkıca sarıldı. Uyku mahmuru sesiyle, "Sende bize sarılır mısın baba" dedi Atlas'a. Atlas, biraz daha yaklaşıp kollarının arasına aldı ikisini de. Atlas ve Nur, o dakikadan sonra  birbirlerinin gözlerinde kaybolup gittiler. Dilek Hanım sabah erkenden Çağın'ın odasına gitti. Çocuğun orda olmadığını görünce telaşla etrafı aramaya başladı. "Çağın" diyerek seslendi defalarca. Annesinin sesine Ayça, çıktı odasından. "Anne sessiz olur musun biraz. Onları uyandıracaksın" dedi. "Kızım Çağın, yok odasında. Hem kimi uyandıracağım ben?" "Gel göstereyim sana kimi uyandıracağını?" diyerek annesinin koluna girdi. İkisi beraber Atlas'ın odasına geldiler. Yavaş bir şekilde kapıyı açıp girdiler. Çağın, Nur'a sarılmış. Atlas'ta ikisine sarılmış halde uyuyorlardı. Dilek Hanım, bu tabloyu görünce çok sevindi. Ne kadar doğru bir karar verdiğini bir kez daha anladı. Nur, Atlas'a ve Çağın'a iyi gelecekti. Onlar çok güzel bir aile olacaklardı. Dilek Hanım'ın hayalini kurduğu gibi bir aile olacaklardı. Bütün zorlukları aştıklarında her şey yoluna girecekti. Ayça ve Dilek Hanım onları izlerken Nur, uyandı. Karşısında Dilek Hanım ve Ayça'yı görünce çok utandı kız. Atlas ve Çağın'ı uyandırmamaya dikkat ederek yataktan kalktı. Hepsi beraber sessizce dışarı çıktılar.  Kapıyı arkalarından kapattılar. Nur, utanarak Dilek Hanım ve Ayça'ya baktı. "Kusura bakmayın Dilek Teyze. Çağın istediği için biz şey ettik." "Ne kusuru kızım aşk olsun. Çağın mutluysa bende mutluyum. Torunumu böyle mutlu görmek benim tek hayalim zaten." "Bizim böyle olmamız saçmalık Dilek Teyze. Bizim evlilik kısa bir süre sürecek bir anlaşma. Çağın'ın bana daha çok bağlanıp üzülmesini istemiyorum. Ben düşünüyorum da hata mı yaptık acaba diyorum. Ben belki kısa bir süre sonra başka bir şehre tayinim çıkacak gideceğim. Ayrılmak zorunda kalacağız. Bu işin sonunda Çağın, çok üzülecek. Benim endişem sadece bu." "Hayır kızım bunu düşünme bile. Ne Çağın ne de sen üzülmeyeceksiniz inşallah. Her şeyin bir çözümü vardır. Şimdi bunları düşünmeyelim." "Ben evime gidip geleyim teyzem. Üzerimi değiştirmem lazım. Annem babam beni çok merak etmiştir hem. Akşam mesaj attım ama yine de bir görüneyim onlara" "Tamam kızım. Çağın uyuyor nasıl olsa sen git gel. İstersen şoför seni götürsün." "Yok teyzem ben giderim. Hayatımda bir değişiklik olsun istemiyorum." Nur, kısa süre sonra evlerine gitmek için villadan ayrıldı. Bir kaç saat sonra Atlas, elinde hissettiği bir boşlukla uykudan uyandı. Yatağa baktığında Nur'un yatakta olmadığını gördü. Bu durum Atlas'ı çok sinirlendirdi. Kız akşam itiraz etmeden yatmıştı yanlarına. Sabah ise kalkıp bir şey söylemeden kaçmıştı. Oğlunu uyandırmadan yataktan kalktı. Koltuk değneğini alıp hemen aşağı indi. Salonda annesi ve kız kardeşini oturup sohbet ettiklerini  gördü.. Öfkeyle onlara yaklaşıp "bakıcı nerde "diye bağırdı.Atlas, aşağı indiğinde annesi ve kız kardeşini salonda otururlarken buldu. Öfkeyle yanlarına yaklaşıp, "Bakıcı nerde!!"diye bağırdı. Onun bu tavrına sinirlenen Dilek Hanım. Ayağa kalkarak Atlas'ın yanına geldi. "Ne dedin sen. Bir daha söylesene" dedi. Atlas, "O bakıcı nerde dedim anne "demeye kalmadan suratına gelen tokatla olduğu yerde kala kaldı. " Sen kendini ne zannediyorsun Atlas Akcan? O senin karın anladın mı? Anlaşmalı bile  olsa. Geçici bir süreliğine de olsa, o senin karın. Senin ona böyle davranmaya yada bağırmaya hakkın yok. Onurlu bir adam karısını küçük düşürmeye rencide etmeye çalışmaz. Ayrıca Nur, şuan yok. Kendi evine gitti. Ailesini görüp tekrar buraya gelecek Çağın, için. Ve sen o kıza hak ettiği gibi davranacaksın. Yani adam gibi davranacaksın anladın mı?" "Sen o kız için bana tokat mı attın anne? Senin oğlun benim. bilmiyorsan öğren. O kız senin hiçbir şeyin değil" "Benim oğlum olsaydın. Karına öyle cümleler kurmazdın sen. Oğluna kendi çocuğu gibi bakan  ilgilenen kıza kötü davranmak için sebep aramazdın" "Şunu kabul et artık anne. O kız benim karım falan değil. Sadece oğlumu alıncaya kadar bu evde karım olarak kalacak. Sonra da buradan gidecek." "Sen bilirsin oğlum. O kızda sana hiç meraklı değil inan bana. Onun peşinde öyle gençler var ki sana bakmaz bile. Hem de kendi yaşlarında." "Sen ne demek istiyorsun anne? Ben o kıza göre yaşlıyım öyle mi? Bunu mu demek istiyorsun?" "Ee görünen köy kılavuz istemez. Sen yine de dikkatli ol. En azından oğlunu alıp, boşanana kadar kızı elinden kaptırma. Yoksa İclal'den oğlunun almak için başka sahte  eş ararsın kendine." "İnan bana  anne. O kızın ne yaptığı kiminle ilgilendiği umurumda bile değil" diyerek geldiği gibi tekrar odasına  gitti. Dilek Hanım, oğlunun ardından bakarak, "Tabi canım hiç umurunda değil. Sen onu benim külahıma anlat" dedi. Atlas, kendi odasına girdiğinde oğlunun hala uyuduğunu gördü. Oğlunun yanına yatağa uzanıp çocuğu alnından öptü. Saçlarını okşarken bir taraftan da annesini söylediklerini düşünüyordu. "O kızı beğenenler varmış ha? Bak sen şu işe. Beğenirler tabi ki oğlum. Bu kadar güzel olması onun suçu değil ki? Bir gün bizi bırakıp gidecekmiş. Başka birini bulacakmış Hanımefendi. Hem de kendi yaşında. Babaanneni duyan da benim yüz yaşında olduğumu zanneder. Ben kaç tane ergeni cebimden çıkartırım haberi yok. Sen merak etme oğlum. Nur'u senden kimse alamaz. Bizden kimse alamaz. Oğlumun annesini başkasına kaptırır mıyım ben. Kaptırmazsın tabi Atlas Akcan. Bu kadar aptal olamazsın" dedi kendi kendine. Atlas ve Nur'un nikahının üzerinden bir ay geçmişti. Nur, yine her gün rutin olarak işine devam ediyordu. Onun hayatında hiç bir değişiklik olmamıştı. Evlendiği günün sabahı kendi evinden villaya döndüğünde Atlas'la yaşadığı çok şiddetli tartışma sonucunda Atlas'ı villadan kovmuştu. Atlas, bu ev benim dese de, annesi ve babası Nur'dan taraf olduğu için Atlas villadan ayrılmak zorunda kalmıştı. Oğlunu her gün görmeye geliyordu ama içeri girmek istemediği için arabanın içinde yarım saat hasret giderip geri oteline gidiyordu. Otelin etrafında ise kuş uçurtmuyordu adam. Çünkü evlendiği zaten biliniyordu. Gazetecilere Atlas Akcan, evliliğinde mutsuz haberi olmak istemiyordu. Bu sefer sert kayaya toslamıştı adam. Annesi ve babası sadece Nur'u destekliyordu. Atlas'ın Nur'a bir şey söylemesine izin vermiyorlardı. İkisi de çakma gelinlerini çok seviyorlardı anlaşılan. Atlas ise bir aydır Nur'u görmemişti. İçinde öyle bir volkan vardı ki patlamaya hazır. Buna neyin sebep olduğunu kalbinin neden böyle yandığını bilmiyordu adam. İki yıldır içinde yanan ateş gibiydi Nur. İki yıl önce o kızı gördüğünden bu tarafa kalbinden geçenleri adlandıramıyordu. Ama bu ateş son zamanlarda iyice büyümüş kabına sığmaz olmuştu. Villaya oğlunu görmeye gidiyordu her gün. Her gittiğinde  bir umut kapıya bakıyordu. Belki Nur'u görürüm diye. Ama, kız hiç bir şekilde  kendini göstermiyordu Atlas'a. Sosyal medya hesapları da  gizliydi kızın. Onlardan  bile göremiyordu Nur'u. Özlem miydi şuan kalbinde yanan? Yoksa kıza duyduğu öfke miydi bilemiyordu. Eli kolu bağlanmış gibiydi. Kendini zamanın akışına bırakmış bir saate benzetmişti bir aydır. Altay ve Enis'le de büyük tartışma yaşamıştı günler önce. Atlas'ı oyuna getirmeleri için annesine ve kız kardeşine yardım eden adamların burunlarından getirmişti. Birkaç gün süren dargınlıktan sonra dayanamayıp yine barışmışlardı üç adam. Altay ve Enis Atlas'ın o eski Atlas olmadığını fark ediyorlardı. Atlas, hızla değişiyordu. Eğer eski Atlas olsa bu yaptıklarından sonra onları hayatından çıkartırdı. Ama Atlas önceden olduğu gibi kinci değildi. Eskisi kadar dediğim dedik değildi. Eskisi kadar vurdum duymaz da değildi. Atlas, ofisinde oturmuş Nur'un sosyal medya hesaplarına bakmaya çalışıyordu yine. Hesaplara bir türlü giremiyor sinirden çıldırıyordu. Altay, kapıyı tıklatıp odasına girmişti. Atlas, onun bile farkında  değildi. Altay, arkasından dolanıp sinirli Atlas'ın telefonda ne yapmaya çalıştığına baktı? Nur'un hesaplarına girmeye çalıştığını görünce kendi telefonunu çıkarıp kızın hesabına girdi ve telefonu Atlas'a uzattı. Önüne uzatılan telefonu gören Atlas dönüp arkasına baktığında ona sinsi bir şekilde sırıtarak bakan Altay'ı gördü. "Al bak kuzen Nur'un hesabına. Çok merak ediyorsun galiba karını" dedi. "Saçmalama Altay neden merak edecekmişim? Bana ne ondan ya da hesabından." "Hadi Atlas, yeme beni. Bir saattir kızın hesabına girmeye çalışıyorsun. Benim odana girdiğimi bile fark etmedin. Al, bak diye telefonumu veriyorum sana." "Nur'u takip mi ediyorsun sen?" "Tabi ki takip ediyorum kuzen. O da beni takip ediyor. Eniştesi sayılırım  öyle değil mi?" Atlas, kızı çok kıskanmıştı Altay'dan. Sosyal medya hesabında ne kadar erkek arkadaşı var diye de çok merak etmişti . Öfkeyle Altay'ın elinden telefonu aldı. Kızın önce fotoğraflarını incelemeye başladı. Kızın fazla fotoğrafı yoktu profilinde. Sadece bir kaç tane fotoğraf vardı. Farklı hallerini gösteren bir kaç poz. Kız o kadar güzel ve asil çıkmıştı ki  fotoğraflarda. Atlas, gözünü ayıramadı fotoğraflardan. Hepsinin tek tek ekran görüntüsünü alıp kendine gönderdi. Sonra takipçilerine baktı hem merak hem de öfkeyle. Takipçileri hepsi de kadındı. Sadece üç tane erkek arkadaşı vardı. Altay, Enis, ve şu Mehmet denilen zibidi vardı sadece. Zaten fazla bir takipçisi de yoktu. Kız sosyal medyada fazla aktif değildi galiba. Bütün hesaplara baktıktan sonra Altay'ın telefonunu geri verdi. "Bir şey bulabildin mi?" dedi. Altay. "Senden çok daha temiz değil mi? Çok şaşırmış gibi duruyorsun." "Tamam Altay, abartma. Nasıl bir kızla evli olduğumu merak ettim sadece." "Öyle mi kuzen, sen zaten bu kızı iki yıldır takip ettirmiyor musun? Hayatını mahvetmek için baya da uğraşmışsın. Koskoca Atlas Akcan, işi gücü bırakmış. Kendi işinden başka  derdi olmayan bir kızla uğraşmış iki yıl. Sen bu iki yılda onun her şeyini öğrenmişsin zaten. Ne kadar dürüst ve iyi bir kız olduğunu biliyorsun aslında. Aklıma gelen şey doğru değil mi?" "Aklına ne saçmalık geldi Altay?" "Saçmalık mı? Adım gibi eminim Atlas. Sen bu kıza körkütük aşıksın ve bunun farkında bile değilsin. Kız sana yüz vermiyor. Sen hep onun için çıldırıyorsun." "Bak senin hayal dünyan çok geniş Altay. Sen çok aşk romanı okumuş sun galiba. Hangi hareketimden anladın o kıza aşık olduğumu?" "Ben anlarım diyelim. Sen bunun şu an farkında değilsin belki. Ama farkına vardığında çok geç olabilir. Onun için kendini toparla. Onu kaybedersen çok yanarsın Atlas. Benden söylemesi." "Sözlerini bitiren Altay, Atlas'ın bir şey söylemesine müsade etmeden odadan çıktı. Atlas, bir süre Altay'ın söylediklerini düşündü. Acaba doğru söylüyor olabilir miydi? Nur'a aşıktı da farkında mı değildi? "Tabi ki değilim" dedi kendi kendine. İnsan aşık olduğunun farkına varmaz mı hiç?" Atlas, kendi kendine konuşurken telefonu çaldı. Arayan kişi haftalardır sürekli arayıp duran iş ve okul arkadaşlarından biriydi. Baba parası yiyen işe yaramaz aşağılın tekiydi. Atlas'ın evlendiğini duymuştu hepsi ve Nur'la tanışmak istiyorlardı. Günlerdir onları reddediyordu adam. Onlarsa inatla aramaya devam ediyorlardı. Adam ısrarla ararken Atlas, kurtulamayacağını anlayarak telefonu açtı. " Efendim Teoman seni dinliyorum" dedi. Teoman, bu gece için yer ayırtmış ve bütün arkadaşlarına da haber vermişti. "Bak bu sefer kaçışın yok Atlas. Bu akşam eşini al gel. Sen gelmezsen hepsini toplar villaya ben gelirim ona göre" "Eşim biraz rahatsız Teoman. Başka zaman olsa olmaz mı?" "O zaman biz gelelim Atlas. Hem karında yorulmamış olur." "Tamam tamam abartma. Konum at akşam geleceğiz." Teoman'ın telefonunu kapattıktan sonra hemen ayaklandı. Koltuk değneğini alıp villaya gitmek için şirketten ayrıldı. Arabayı son sürat kullanarak villaya geldi. Buluşma zamanı iki üç saat sonraydı ve ikna etmesi gereken küçük bir cadı vardı. Kapıyı çaldı ve yardımcının açtığı kapıdan içeri girdi. Oğlu ve Nur salonda top oynuyorlardı. Çağın, babasını görünce koşup kucağına atladı. Atlas, hala alışamamıştı oğlunun ona sarılmasına. Rüya gibi geliyordu adama. İki yıldır yüzüne bile bakmayan oğlu. Artık babasını her gördüğünde koşup ona sarılıyordu. "Baba  temelli mi geldin? Gitmeyecek misin  artık? Ne olur gitme ben seni çok özlüyorum." dedi dudağını büzerek. "Tamam oğlum. Merak etme bir daha gitmeyeceğim. Hep senin yanında kalacağım" dedi. Nur'un gözlerine bakarak. Adam kapıdan girdiğinden bu tarafa kızdan gözlerini ayıramıyordu. Saçlarını yukarıdan at kuyruğu başlamış muhteşem boynu ortaya çıkmıştı. Top oynarken terlemiş ve tişört vücuduna yapışmıştı. Muhteşem vücudu gözler önündeydi şuan. Atlas, kızı baştan aşağı arsızca süzüyordu. Nur ise bunun farkındaydı ama Çağın olduğu için bir şey söyleyemiyordu. "Çağın, hadi odana gidelim canım" dedi çocuğa. Zira Atlas'ın bakışları kızın utanmasına neden oluyordu. Çağın ise babasına sarılarak, "Babamla oturalım Nur lütfen. Bak babam temelli geldi artık. Onu çok özledim ben." "Tamam o zaman ben gidiyorum. Sen babanla takılırsın." "Sen nere gidiyorsun Nur? Babam geliyor sen gidiyorsun. Biz ne zaman aile olacağız. Aileler hiç ayrılmaz bunu bilmiyor musun sen?" "Canım Gül, beni özlemiş. Bu gece onun yanında kalayım. Yarın baban işe gider gitmez gelirim" dedi. Atlas'a bakarak. Atlas, Çağın'ın yanağından öperek. "Oğlum bizi Nur'la yalnız bırakır mısın? Onunla konuşmam gerekiyor. Sen babaannenin yanına git olur mu?" dedi. "Nur'a ne söyleyeceksin baba? Onu öpecek misin yoksa?" Oğlunun çok bilmiş hallerine gülümseyen Atlas, "Evet oğlum onu öpeceğim ve senin yanında Nur, utanıyormuş." "Tamam tamam Nur, utanma bak ben gidiyorum." diyerek kendi odasına çıktı. "Ya siz nasıl bir insansınız Atlas Bey? Çocuğun yanında böyle şeyler söylenir mi hiç?" "Ne dedim Nur Hanım?" Sadece öpeceğim dedim. Başka şeyler de söyleyebilirdim." "E yuh yani. Başka bir şey demiyorum. Neyse ben Çağın'ın yanına çıkıyorum. Sizinle daha fazla muhatap olmak istemiyorum." "Seninle konuşmak konusunda ciddiydim. Sana söylemem gereken bir şey var" "Bana bakın. Bana hakaret falan edeceksiniz. Yemin ederim bu sefer sizi tırmalarım ona göre." "Ne hakareti kızım ya. Başım zaten belada. Arkadaşlar karımla tanışmak istiyorlar. Akşama bir mekanda buluşmak için sözleşmişler. Seninle onların yanına gitmemiz lazım. Günlerdir oyaladım onları. Ama artık söyleyecek bir şeyim yok. Ha reddetmeye kalkma sakın. Eğer biz gitmezsek onlar buraya gelecekler." "Tamam kabul" Atlas, kızın söylediğini biran algılayamadı. "Kabul mü, kabul mü ettin sen şimdi?" "Tabi ki kabul ettim. Sadece Çağın için unutma. Senin için kılımı bile kıpırdatmam. Çağın'ı alabilmeniz için evliliğin inandırıcı olması gerektiğini siz söylemiştiniz." Ailemle konuştuktan sonra nasıl bir yere gideceğimizi söylersiniz ona göre hazırlanırım" Nur, yukarı çıkarken Atlas, şok olmuş bir şekilde bakıp kaldı kızın ardından. Nur, hiç itiraz etmeden kabul etmişti. İkna etmenin çok zor olacağını düşünürken kız zorluk çıkarmadan kabul etmişti. Nur, ailesinden izin aldıktan sonra, Ayça'nın da yardımıyla üzerini giyindi. Ayça, onu o kadar güzel giydirmişti ki, Nur, muhteşem bir afete dönüşmüştü. Nur'u  Atlas'ın arkadaşları hakkında da uyarmıştı. Onların içinde İclal'in arkadaşları da vardı. Nur'a karşı pek sıcak olacaklarını da düşünmüyordu. Nur'a uyarısını da yaptıktan sonra odadan çıktılar. Atlas, hazırlanmış halde neredeyse yarım saattir Nur'u bekliyordu. Kız geç kaldığı için öfkeden delirmek üzereydi. Kızın adamı inat olsun diye beklettiğini düşünüyordu. Bu durum ise Atlas'ı sinir etmeye yetiyordu. Daha fazla sabır edemedi ve merdivenlere yürüdüğü sırada aşağı inen kızı gördüğünde beyninden vurulmuşa döndü. Karşısında iki yıl önce acil serviste  tartıştığı Nur, hemşire yoktu. Dünya güzeli bir afet vardı. Sıradan kıyafetler içinde bile muhteşem görünen kız. Ayça'nın onun için aldığı göğüs ve bacak dekolteli siyah elbisenin içinde adeta kara bir melek  olmuştu. Olduğu yerde kala kalmıştı Atlas. Elindeki koltuk değneği bile yere düşmüştü ve bunun farkında bile değildi. Nur, yavaş yavaş merdivenlerden indi. O sırada Atlas, trans halinde Nur'un her hareketini her adımını beynine kazıyordu. "Gidebiliriz Atlas Bey" diyen Nur, anın büyüsünü bozarak Atlas'ı kendine getirdi. Yere düşen koltuk değneğini alıp kızın ardından çıkışa yürüdü oda. Kısa bir araba yolculuğunun ardından. Arkadaşlarıyla buluşacakları mekana vardılar. Herkes tam kadro onları bekliyordu. Evli arkadaşlarının yanı sıra bekar ve çapkın arkadaşları da oradaydı. Atlas ve Nur  kapıdan girer girmez bütün gözler onlara dönmüştü. Özellikle çapkınlıkta sınır tanımayan arkadaşı Bulut, Nur'a öyle bir bakıyordu ki Atlas, onun burnunu kırmadan bu gece buradan gitmeyecekti. Nur ise ona olan bakışların farkındaydı ve umurunda değildi. Orada bulunan kimse onun için bir anlam ifade etmiyordu. Yalnızca Çağın, için yapıyordu bunu.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE