Atlas ve Nur lüks mekana geldiklerinde
herkesin gözü onların üzerindeydi.
Bazıları kıskanarak bazıları ise hayran kalmıştı kıza.
Bulut ve arkadaşı Berk ise gözlerini ayırmadan bakıyorlardı Nur'a.
Hayatlarında gördükleri en güzel kadınlarından biri şuan karşılarındaydı.
Atlas onların bakışının ilk anda farkına varmıştı.
Özellikle Bulut'un bakışı Atlas'ı deli etmiş.
Onun o gözlerini oymayı, ağzını burnunu kırmayı bir kenara not etmişti.
Atlas arkadaşlarının oturduğu masaya doğru yürümeden önce Nur'a kolunu uzattı.
Nur ise önce Atlas'ın uzattığı koluna baktı.
Sonra da onları film izler gibi izleyen insanlara.
Onların haset bakışlarına inat Atlas'ın koluna girmeyip ellerini birleştirdi.
Atlas ise kızın bu hareketine çok şaşırsa da bozuntuya vermedi.
O da kızın ellerini sıkıca tuttu.
Yavaş adımlarla masaya yaklaştılar.
Masadaki bütün erkekler ayağa kalkmıştı onlar için.
Atlas, Nur'un güzelliği karşısında ağızları bir karış açık kalan adamların o ağızlarını burunlarını kırmamak için kendini zor tutuyordu.
O iki zampara güzel kadın gördüklerinde mutlaka yavşarlardı.
Masaya geldiklerinde Nur'u orada bulunan herkesle tek tek tanıştırdı.
Erkekler nezaketen Nur'un elini öperlerken.
Atlas onlar için hiçte nazik şeyler düşünmüyordu.
Tanışma faslından sonra hepsi yerlerine oturdular.
Nur, Atlas'ın tam yanındaydı.
Birbirlerine bir nefes kadar yakınlardı.
İkisinin de elleri birbirine dokunuyordu sürekli.
Bu durum Atlas'ın çok da hoşuna gidiyordu tabi ki.
Kızın yumuşak teni ve muhteşem kokusu adamı çok etkiliyordu.
Sürekli kıza dokunmak, kokusunu hissetmek istiyordu.
Nur, elini uzaklaştırmaya çalıştıkça Atlas daha da yaklaştırıyordu.
En sonunda Nur'un elini uzaklaştırıp durmasına kızdı ve kızın elini kendine çekip sıkıca tuttu.
Nur, kimseye fark ettirmeden elini kurtarmaya çalışsa da Atlas tan kurtulamadı.
Adam kızın elini daha da sıkı tuttu.
Atlas la beraber İclal'in arkadaşı da olan Mehtap, Nur'u görür görmez kıskançlık krizlerine başlamıştı.
Atlas'ın evlendiği kızın bu kadar güzel ve alımlı olacağını tahmin etmemişti.
Kendi çevresinden biriyle evlenir diye düşünmüştü.
Ama bu kızı hiç bir yerde görmemişti.
"Seni nasıl rezil edeceğim göreceksin ezik" dedi kendi kendine.
"Yurt dışında hangi üniversiteden mezunsun şekerim" dedi küçümser bir tavırla.
"Nur, kadının onu küçümseyerek sorduğu soruya aynı şekilde cevap verdi.
" Türkiye de onca okul varken yurt dışında okumayı hiç düşünmedim şekerim.
Ayrıca benim baba parasıyla okuyarak kimseye gösteriş yapmaya ihtiyacım da yok.
Ben üniversite mi ülkemde okudum.
Bir mesleğimde var çok şükür."
"Ya öylemi neymiş bakalım senin mesleğin?"
"Ben bir hemşireyim. Tek hayalimdi bu meslek. Hedefime ulaştım çok şükür."
"Sizin mesleğiniz nedir. Hangi okuldan mezunsunuz?"
"Benim babam zengin şekerim.
Bana üç ömür yetecek kadar servetimiz var.
Ne okumaya nede çalışmaya ihtiyacım yok.
Sana da aşk olsun Atlas.
Peşinde onca zengin kız varken bula bula bunumu buldun evlenmek için?
Neden gizli evlendiğin şimdi belli oluyor.
Tabi ki böyle bir evliliği gizlemen normal.
Utandın herhalde küçük karından."
"Saçmalayıp durma Mehtap!! diye bağırdı Atlas.
Ben karımdan asla utanmıyorum.
Nikahımız aceleye geldi doğru.
Ben ondan uzak kalmaya daha fazla dayanamadığım için nikahı bastım.
Babası biraz rahatsız. İyileşsin dünya alem görecek onu nasıl sevdiğimi.
Ona muhteşem bir düğün yapacağım."
Ortamın gerginleştiğini gören Bulut,
"Nur Hanım benim özel hastanem var.
İsterseniz bizimle çalışabilirsiniz.
Sorumlu hemşire olarak başlarsınız" dedi Bulut. Lafı değiştirmek için.
"Hayır Bulut çalışamaz şuan.
Biliyorsun yeni evlendik biz.
Biraz baş başa kalmak ve birbirimize doymak istiyoruz" dedi Atlas.
Nur'un gözlerine bakarak sözlerine devam etti.
"Onunla üç ömür geçirsem Nur'uma doyamam ama idare edeceğiz artık."
Nur, Atlas'ın kendi hakkında verdiği emrivaki karara kızsa da bir şey söylemedi.
Çünkü onunda gözü Bulut'u hiç tutamamıştı.
Özellikle bakışları kızı korkutmuştu.
Atlas'ın onunla üç ömür geçirsem ona doyamam sözü kızı etkilemişti.
Sadece bu cümle için Atlas'ın Bulut'a verdiği cevaba ses çıkarmadı.
"Evet Atlas doğru söylüyor" dedi
"Şuan çalışmayı düşünmüyorum.
Malum henüz yeni evliyiz.
Biraz baş başa kalmak istiyoruz."
"Aman Allah’ım ne aşk ne aşk " dedi başka bir arkadaşının eşi.
"Biz çok gördük böyle aşkları" dedi Mehtap. Tekrar söze girerek.
Atlas'ın aşkı bittiği zaman kapının önüne konacak kişi belli.
Atlas ‘çığım sağ olsun bir kadınla hiçbir zaman yetinmez.
Özellikle Nur, gibi alt tabaka kadınların ömrü daha kısa olur."
"Kendine gel Mehtap!!" diye bağırdı Atlas tekrar.
"Sen artık fazla oluyorsun.
Sen kimsin ki benim karıma laf ediyorsun?
Şimdiye kadar sizin gibi kadınlar yüzünden evliliği ve birini sevmeyi düşünmedim ben.
Hem sana ne oluyor, zoruna giden ne?
İclal'in yerine seninle evlenmem için çok yalvardın olmadı.
Onunla ayrıldıktan sonra da sürekli peşimdeydin.
Seni istemediğim için mi bu kadar tafran.
Ne sen nede başkası benim için önemli değilsiniz.
Nur, için feda edemeyeceğim hiç bir şey ve hiç kimse yok anladın mı?
Ona bir daha hakaret edersen seni o çok övündüğün zengin çevrene rezil ederim.
Şimdi sesini kes. Hiç olmazsa senin gibi bir kadınla evlenen salak kocana saygın olsun.
Ortam bir anda gerginleşirken Nur olanlara sadece seyirci olabiliyordu.
Mehtap, Atlas'ın öfkesinden nasibini aldıktan sonra sesini kesmiş sus pus olmuştu.
O sırada Berk, oturduğu yerden ayağa kalktı.
Masanın etrafını dolanarak
Nur'un yanına geldi.
" Bu masanın onur konuğu benimle dans eder mi acaba?" dedi.
Nur'a bakarak.
Herkes sus pus olmuş onları izlerken.
Berk'in kıza dans teklifi Atlas'ın öfkesinin tavan yapmasına neden olmuştu.
Kendi avucunun içindeki Nur'un elini sıkmış kızın canını yakmıştı.
Nur, Atlas'a eğilip, "Elimi acıtıyorsun bıraksana" dedi.
Atlas, yaptığının farkına vararak kızın elini rahat bıraktı.
O sırada Berk, hala ayakta dikiliyor,
Nur'dan gelecek bir cevap bekliyordu.
Atlas ise Berk'in ağzını burnunu kırmamak için kendini zor tutuyordu.
Atlas'ın sinirden kıpkırmızı kaldığını gören Nur'un aklına Atlas'ın onu nezarete düşürdüğü gün geldi.
Babasının kalp krizi geçirmesine sebep olduğu gün.
O gün üzüntüden kahrolmuştu kız.
Ailesi içinde çok üzücü bir gün olmuştu.
Aldığı ani kararla,
"Tabi ki dans edebiliriz " dedi Berk'e.
Atlas'ın bir şey söylemesini beklemeden ayağa kalktı ve Berkle beraber dans pistine yürüdü.
Atlas, Nur'un bu hareketiyle çılgına dönmüştü.
Atlas, kızı onlara karşı savunurken korurken kızın yaptıkları adamı delirtmişti.
Berk ve Nur pistte dans ederken herkesin gözü Nur'un üzerindeydi.
Bacak dekoltesi her döndüğünde açılıyor.
Güzel bacaklarını herkes görüyordu.
Nur ve Berk bir süre dans ettikten sonra Bulut, kalktı ayağa.
Bir sürede onunla dans eden Nur, oturmak istediğini söylediğinde Bulut'un söylediği sözler kızı çok kızdırdı.
Sahte bir evlilik olsa da kocasının yanında Bulut'un ona kur yapması kızı çok sinirlendirmişti.
O sırada ateş saçan gözlerle onlara bakan Atlas, Nur'un Bulut tan rahatsız olduğunun farkına varmıştı.
Hemen ayağa kalkıp piste yürüdü.
Bulut ise Nur'un kulağına eğilip bir şeyler söylemeye çalışıyordu.
Onların bu halini gören Atlas, koltuk değneğini yere fırlattı öfkeyle.
Sonra da gidip Bulut'un suratına yumruğu geçirdi.
Yediği yumrukla dengesini kaybeden Bulut, ağzı burnu kanlar içinde yere yığıldı. Bulut'un bu halini gören herkes hemen piste koştu.
Arkadaşları Bulut'a yardım etmeye çalışırlarken,
Atlas, Nur'un elinden tutarak çıkışa yöneldi.
Öfkesinden koltuk değneğini bile attığı yerden almamıştı.
Bacağının ağrısını bile düşünemiyordu şuan.
Arabaya geldiklerinde Nur'u ön koltuğa bindirdi ve kapıyı sert bir şekilde çarptı.
Hemen sürücü koltuğuna geçerek gazı kökledi.
Mekandan iyice uzaklaştıktan sonra arabayı kenara çekip durdurdu.
Öfkesini durduramıyordu adam.
Direksiyona yumruğunu geçirip Nur'a çevirdi bakışlarını.
"Sen ne yaptığını zannediyorsun ha?
Sen nasıl olurda benim yanımda o aşağılıkla dans edersin?
Bir de utanmadan elin adamıyla cilveleşiyordun.
Sen beni delirmeye mi çalışıyorsun kızım.
O adamı da seni de süründürürüm anladın mı?"
"Ne hakla!!" diye bağırdı Nur.
"Ne hakla bana karışıyorsun sen?
Ben kiminle istersem onunla dans ederim.
Senin çevrendeki adamlarda senin gibi işte.
Kocasının yanındaki kadına dans teklif edebilecek kadar ucuz.
Sende ağzını açıp bir şey diyemedin ne haber Atlas Bey.
Bana sahte kabadayılık yapma.
Karının başkasıyla dans etmesini istemiyorsan, adam bana dans etmek istediğini söylediği zaman ağzının payını verecektin.
Beni onların küçük düşürmeye çalışacaklarını bildiğin halde sadece onların meraklarını gidermek için beni oraya götüren sensin."
"Onların seni küçük düşürmelerine izin verdim mi söylesene Nur Hanım?
Seni onlar benim yanımda küçük düşürebilir mi sence?
Onlar la bu saatten sonra işim olmaz benim.
Sende onlarla muhatap olmayacaksın.
Özellikle Bulut ve Berk denilen zibidilerle."
"Ben kimle istersem onunla konuşurum Atlas Bey.
Senden izin almayı da düşünmüyorum."
"Hele bir konuş onlara da sana da neler yapacağımı göreceksin?"
"Hadi göster Atlas Bey.
Bekleme yani ne yapacağını şimdi göster."
Nur, sözünü bitirmeden Atlas arabadan inip Nur'un oturduğu tarafa dolandı.
Kızın kapıyı kilitlemesine fırsat tanımadan kapıyı açıp kızı abadan indirdi.
"Ne yaparım öylemi? Bak ne yapıyorum" diyerek kızı arabaya yaslayıp dudaklarına yapıştı.
Atlas, kızı sıkıca tutup hareket etmesine izin vermedi.
Atlas kızı öpmeye devam ederken,
Nur, bu sefer donup kalmadı.
Daha önce olduğu gibi beklemedi kız.
Önce adamın dudağını ısırıp ondan kurtuldu.
Sonra da bacak arasına attığı tekmeyle Atlas'ı yolun ortasında iki büklüm hale getirdi.
Nur'un bu tepkisi Atlas'ın hiçte beklediği bir şey değildi.
Onun için kızdan gelen tekmeden kurtulamadı.
Nur, attığı tekmeden sonra geri çekilerek Atlas'ın kıvranışını izledi.
Sonra da, "Sakın bir daha bana istemediğim bir şey yapmaya kalkma.
Yoksa çok kötü olur" dedi.
Atlas'ı orada bırakıp yol boyu yürümeye başladı.
Atlas, ağrıyan bacağıyla kıza yetişemeyeceğini bildiği için arabasına atlayıp kızın peşine takıldı.
Kıza yetişip arabaya binmesini söyledi defalarca.
Nur, binmek istemediğini söylediğinde daha da sinirlendi.
"Binsene kızım" diye bağırdı Nur'a.
Nur adamın bu tavrını umuruna bile takmadı.
Arabanın etrafından dolanıp koşmaya başladı bu sefer.
O sırada yoldan gelen taksiyi fark etti.
Hemen el kaldırıp taksiyi durdurdu. Arka kapıdan taksiye atladı.
Şoföre adresi söyleyerek arkasına yaslandı.
Atlas, her zamanki gibi haddini aşmıştı. Nur, ona cezasını böyle vermişti.
Kız Atlas'tan önce villaya gelip üzerini değiştirdi önce.
Çağın ve Dilek Hanım uyuduğu için Nur'un geldiğinden haberleri yoktu.
Nur, kendi eşyalarını alıp aynı taksiyle kendi evine gitti.
Sonra ki gün cumartesi olduğu için villaya gelmeyecekti nasıl olsa.
Atlas, Nur'u defalarca telefondan aradı ama kız telefonunu açmadı.
Adamın numarası Nur'da kayıtlı değildi .
Ama kız arayanın Atlas Akcan, olduğunu adı gibi biliyordu.
Atlas, aynı gece Nur'un mahallesine gelerek kızı görmeye çalıştı ama kız dışarı bile çıkmadı.
Hatta perdeyi bile açıp dışarı bakmadı.
Nur'un bu tavrı Atlas'ı delirtmişti ama elinden bir şey gelmiyordu şuan.
Arabasının içinde oturdu ve gece yarısına kadar mahalleden ayrılmadı.
Bir umut kız dışarı çıkar diye bekledi durdu.
İclal'in açtığı velayet davası bir hafta sonra görülecekti.
Atlas, onun stresini de yaşıyordu bir taraftan da.
Oğlunu kaybetme korkusu adamı daha da perişan hale getirmişti.
Şirkette herkesin burnundan getiriyordu.
Her önüne gelen çalışan Atlas'ın hışmından kurtulamıyordu.
Altay ve Enis ona ne kadar destek olmaya sakinleştirmeye çalışsalar da Atlas'ı rahatlatmayı başaramıyorlardı.
Atlas, o gece otelde zil zurna sarhoş oluncaya kadar içti.
Sonra da bütün itirazlara aldırmadan Nur'un mahallesine gitti.
Arabanın içinde oturdu bir süre.
Sonra dayanamadı ve arabadan inip kızın kapısına dayandı.
Kapıyı tıklatıp açılmasını bekledi.
Eğer şansı varsa kapıyı Nur, açardı.
Yoksa bir de kızın ailesine laf anlatmak zorunda kalacaktı.
Buna şuan hiç gücü yoktu adamın.
Çünkü ayakta bile zor duruyordu.
Nur'un annesi ve babası erken yatmıştı.
Nur ise ortalığı toparlayıp öyle yatmayı düşünüyordu.
Oya, bugün hastanede nöbette olduğu için mutfakta yalnız iş yapıyordu.
Kapının çalma sesini duyunca önce açmak istemedi.
Sonra kapı ısrarla çalmaya başladı.
Annesi ve babasının uyanmasını istemeyen kız hemen kapıya koştu.
Hiç beklemeden kapıyı açtığında karşısında Atlas'ı gördü.
Adam saçı başı perişan halde kapıya yaslanmış, baygın gözlerle kıza bakıyordu.
Atlas, Nur'un bir şey söylemesine fırsat vermeden "Oğlumu kaybetmek istemiyorum Nur" dedi ve kıza sarıldı.
Nur, adamdan kurtulmaya çalışırken adam bu sefer yere yığıldı.
Adamın yere yığılmasıyla ne yapacağını şaşıran kız, önce etrafa baktı.
Saat epeyce geç olduğu için mahallede hiç kimse yoktu.
Atlas'ı önce dürttü uyandırmak için. Adam kör kütük sarhoş olduğu için yerinden bile kıpırdamadı.
Ne yapacaktı şimdi?
Atlas, kapının önünde sızmış halde uyuyordu.
Dilek Hanım'ı aramayı düşündü önce.
Sonra bu fikrinden vazgeçti.
Kadın oğlunun bu halini görünce çok üzülecekti.
Ve Nur o kadının üzülmesini istemiyordu artık.
Daha fazla düşünmeden adamın kolundan tuttu ve yerden kaldırmaya çalıştı.
Ne yazık ki kızın iki katı olan adamı kaldırmaya gücü yetmedi.
"Eşek ölüsü gibisin Atlas Akcan.
Senin şu halini gören o yıkılmaz egonun nasıl yerlerde olduğunu anlar" dedi.
Uzun uğraşlar sonucunda Atlas, biraz kendine gelir gibi olmuştu.
Nur, bu fırsattan yararlanarak adamı içeri aldı.
Zorla da olsa kendi odasına götürdü.
Hiç istemese de adamı kendi yatağına yatırdı.
Atlas, ise Nur'un yastığına sarılıp tekrar uykuya daldı.
Nur, kapıyı kilitleyerek odasındaki koltuğa attı kendini.
Adamı odasına getirene kadar çok yorulmuştu.
O da oturduğu koltuğa uzandı ve derin bir uykuya daldı.
Sabahın yedisinde annesi kızın kapısını çalıncaya kadar Nur, uykudan uyanamadı.
Annesi," Nur neden kapıyı kilitledin kızım"
Hadi uyan işe geç kalacaksın" dedi.
Nur, yatağında yatan Atlas Akcan 'ı görünce akşam olanları hatırladı.
Ne yapacağını düşündü hızlı bir şekilde.
Önce annesine bir cevap vermesi gerekiyordu.
"Yanlışlıkla kilitle demişim anne.
Tamam uyandım ben hazırlanıyorum sen git yat" dedi.
Annesi tamam kızım" diyerek kapıdan ayrıldı.
Nur, hemen kalkıp yatağına yaklaştı.
Atlas'ı hemen uyandırmalıydı.
Adamı dürtüp uyandırmaya çalıştı önce.
"Atlas Bey, uyanın" diye seslendi.
Derin uykuda ki adam oralı bile olmadı.
Hala kızın yastığına sarılmış halde uyuyordu.
O sıra da Nur'un gözüne sürahideki su ilişti.
Hemen kalkıp suyu aldı. Yatağa yaklaşıp adamın suratına döktü.
Atlas, korkuyla yataktan fırladı.
Gözlerini ovuşturarak etrafına baktı şaşkınlıkla.
Karşısında eli belinde onu izleyen kızı görünce Nur'un evinde hatta odasında olduğunu anladı.
"Ne yaptığını zannediyorsun kızım sen?
Hiç insan böyle uyandırılır mı?
Ödümü patlattın" dedi.
"Doğru insan böyle uyandırılmaz"
"Ne!!? Ne dedin sen?"
"Ya nasıl uyandıracaktım Atlas Bey.
Defalarca çağırdım duymadınız dedim."
"Öpmeyi deneseydin karıcığım.
Daha çabuk uyanırdım inan."
"Sizi öpmemi çok beklersiniz Atlas Bey.
Anca rüyanızda görürsünüz."
"Sen benim rüyalarımı bir bilsen. Utancından kıpkırmızı olursun"
"Terbiyesiz adam ne olacak.
Konuşmayı bırakın artık. Evden çabuk çıkmanız lazım.
Annem kapımın neden kilitli olduğunu sordu.
Biraz sonra tekrar gelir.
Seni burada görsün istemiyorum."
"Bende senin odanda kalmaya meraklı değilim kızım.
Yatağında hiç rahat değil ayrıca.
Her yerim tutulmuş benim."
"Dev gibi cüssenle benim yatağıma sığamadın.
Rahat olmaman çok normal.
Hem sen geldin buraya sarhoş halde.
Ben seni zorla çağırmadım.
Şimdi nasıl çıkarsın bilmem ama çabuk çık git evimden."
"Nasıl çıkacağım kızım ben buradan?
Söyle bende çıkıp gideyim."
"Kapıdan değil tabi ki.
Camdan çıkacaksın.
Annemle babam şuan mutfaktadır.
Kapıdan çıkarsan seni görürler.
Benim odamın camı evin arkasına bakıyor.
Camdan çıkarsan seni kimse görmez."
"Tamam aç camı bir an önce çıkmak istiyorum bu odadan.
Senin parfümünün kokusundan zehirleneceğim burada."
"Bence sen benim parfümümden değil içki kokusundan zehirleneceksin pis sarhoş"
"Bak kızım seni var ya"
"Hadi çık artık. Seninle kaybedecek zamanım yok benim"
Nur'un açtığı camdan çıkan Atlas, evin diğer tarafından dolandı.
Arabasına atlayıp mahalleden ayrıldı.
Arabada giderken kendi kendine gülümsedi.
Kendisini sevgilisini görmek için fırsat kollayan ailesinden gizlenen ergenler gibi hissetmişti.
Bu gece hayatının en güzel uykusunu çekmişti.
Kızın parfümünün kokusu adamı kendinden geçirmişti.
Özellikle yastığındaki kızın kendi kokusu.
Atlas'ı çıldırmanın eşiğine getirmişti.
Kızın kokusu Atlas'ı öyle etkilemişti ki.
Onu yatağa atıp öpmemek için kendini zor tutmuştu.
Başını sağa sola sallayarak bu düşüncelerden kurtulmaya çalıştı adam.
Gazı kökleyerek hızla villaya geldi.Atlas, villaya geldi ve Ayça'nın açtığı kapıdan içeri girdi.
Ayça, abisinin kulağına onu içerde bekleyenler olduğunu fısıldamıştı.
Atlas, salona gelip onu bekleyenleri gördüğünde çılgına döndü.
"Lan siz burada ne arıyorsunuz" dedi adamlara bağırarak.
Adamlar ayağa kalkıp, "Biz İclal Hanım'ın avukatlarıyız.
Hâkimin verdiği geçici kararı bildirmeye geldik" dediler.
"Ne kararı bu anlamadım. Henüz mahkeme falan olmadı"
"Hakim, İclal Hanım'ın hafta sonu oğluyla görüşmesine karar verdi."
Atlas, avukatları çok iyi tanıyordu zaten.
İclal'in şehrin en iyi avukatlarını tuttuğunu öğrenmişti"
Bu adamlar şimdiye kadar aldıkları hiç bir davayı kaybetmemişlerdi.
Atlas'ın avukatı da ünlü ve başarılı onlardan biriydi.
Oda hiç bir davayı kaybetmemişti şimdiye kadar.
Bu kararı nasıl aldırmışlardı bunu avukat ta anlayamamıştı."
"Bu dediğiniz kesinlikle olmaz.
Oğlum daha yeni konuşmaya başladı.
Bir travma daha yaşamasına izin veremem.
Kaç yıldır arayıp sormayan annesinin onu görmek istediğini nasıl söylerim ben ona?"
"Bakın beyefendi. Bu hakimin kararı.
Psikologlar eşliğinde annesiyle görüşecek.
Buna itiraz hakkınız yok.
O sırada Atlas'ın avukatı da geldi villaya.
Karar onun eline de ulaşmıştı.
Adam elinden geldiği kadar çabuk gelmeye çalışmıştı ama karşı tarafın avukatları ondan hızlı davranmışlardı.
Avukatlar birbirleriyle tartışmaya girdikleri sırada Çağın, için gelen Nur, girdi kapıdan.
Nur, salonda olan tartışmanın sebebini anlamaya çalışıyordu.
O sırada Ayça, abisine Nur'u işaret etti.
Atlas, kimseye fark ettirmeden Nur'un yanına giderek onu kenara çekti.
" Ne oluyor Atlas Bey, bu adamlar kim" dedi kız.
"Sessiz ol Nur. İclal'in avukatları onlar. Hakimin verdiği geçici kararı bildirmeye gelmişler.
Hâkim, Çağın'ın hafta sonu İclal'in yanında kalmasına karar vermiş.
Senin dışarıdan geldiğini görmesinler.
Hemen yukarı çık.
Ve haberin yokmuş gibi ev haliyle gel olur mu?
Avukatların eline koz vermeyelim."
"Tamam Atlas Bey. Ben hemen çıkıyorum dedi.
Atlas ve avukatı İclal'in avukatlarıyla konuşurken kimseye fark ettirmeden yukarı çıktı.
Bir kaç dakika sonra da hiç bir şeyden haberi yokmuş gibi tekrar aşağı geldi.
Atlas, merdivenlerden inen kızı karşılamak için yanına gitti.
Nur'un elinden tutarak avukatların yanına geldi.
Onlara Nur'u tanıttıktan sonra Çağın, hakkında konuşmaya devam ettiler.
Nur, Çağın'ın psikolog eşliğinde annesiyle görüşmesinde bir sakınca olmadığını söyledi.
Atlas, Nur'un bu sözlerine kızsa da kendini sıktı ve bir şey söylemedi.
Atlas'ın avukatı da Nur'a destek verdi.
Nur'un "Eşimle ve avukatımızla yalnız konuşabilir miyiz?" sözünden sonra geldikleri çalışma odasında hep beraber durum değerlendirmesi yaptılar.
"Siz ne diyorsunuz be?" dedi Atlas.
"Ben oğlumun o kadınla konuşmasına, onunla kalmasına asla izin vermem.
Siz kafanıza göre kadar veremezsiniz"
"Bakın Atlas Bey. Hakim böyle karar vermiş.
İtiraz edemeyiz. Etseniz bile bir sonuç alamazsınız.
Eğer itiraz eder Çağın'ı göndermeyecek olursanız suçlu duruma düşersiniz.
Hem de eski karınızın eline koz vermiş olursunuz.
Siz ne kadar inkar etseniz de İclal Çağın'ın annesi.
Çağın'da annesini hatırlıyor.
Evet ona fazla ilgi göstermemiş,
yeteri kadar ilgilenmemiş olabilir.
Yine de bu durum onun bir anne olduğu gerçeğini değiştirmez.
Çağın, annesini görmeden büyüyen bir çocuk değil.
İki yıl öncesine kadar sık sık olmasa da annesini görmüş. Onunla zaman geçirmiş.
Çağın, bir annesi olduğunu, annesinin de İclal, olduğunu biliyor.
Bırakın annesini görsün.
Kiminle kalacağına karar versin.
Bu hakkı tanıyın oğlunuza."
"Evet doğru söylüyorsunuz Nur Hanım" dedi avukat.
"Zaten karar verilmiş Atlas Bey.
İtiraz edemeyiz."
"Tamam dediğiniz gibi olsun.
Çağın'ın annesini görmesine ses çıkarmayacağım.
Ama bunu isteyerek yapmıyorum haberiniz olsun."
"Atlas'ın avukatı kararlarını diğer avukatlara bildirdi.
Aldıkları olumlu cevaptan sonra avukatlar villadan ayrıldı.
Atlas, koltuğa çöküp yumruklarını sıktı.
Neler oluyordu böyle.
Atlas, böyle planlamamıştı.
Oğlunun haberi bile olmadan olup bitecekti her şey.
Ama şimdi Çağın, o kadının yanına gidecekti.
"Ya bana geri dönmek istemezse Nur.
Ben o zaman ne yapacağım söylesene?
Ya bundan sonra annemde kalmak istiyorum derse.
O zaman bana ne olacak?
Elimde ki tek tutunacak dalım oğlum benim.
Yıllardır kapkara olan hayatımın kararmış kalbimin tek ışığı benim oğlum.
Oğlum ve her neyse."
"Merak etmeyin Atlas Bey.
Oğlunuz size geri dönecek tabi ki."
"Nur lütfen. Lütfen bana Atlas Bey diyerek aramıza mesafe koyma.
Bari şimdi yapma lütfen.
Şuan o kadar kötü hissediyorum ki.
Ne yapacağımı bilmiyorum."
"Sakin ol Atlas. Lütfen üzülme.
Bak sana söz veriyorum.
Oğlunu kaybetmeyeceksin.
Sizin aranızda ki bağ o kadar kuvvetli ki.
Sizi ayırmaya kimsenin gücü yetmez"
Bu sözler üzerine Atlas kızı hızla kendine çekerek sıkıca sarıldı.
Bu öyle bir sarılmaydı ki. Atlas, şu ana kadar hiç bir kadına böyle sarılmamıştı.
Nur'u öyle sıkı sardı ki kızın nefesi kesildi
Adamın kollarının arasında kendini kaybetti.
Bu sarılmadan çok fazla etkilendi kız.
Atlas'ın kalbi şu dakika da kanatlanıp uçmak istedi.
Uçarak kızın kalbinin en ücra köşesine konmak.
Orada bir yuva yapmak istedi.
Oğlu, Nur ve kendisinin olacağı bir yuva.
Kızın kalbine yerleşmek orada hüküm sürmek istedi.
Atlas, bu duygular içindeyken kızda adamın sarılmasına karşılık verdi.
Oda adamı sardı sıkıca.
Nur, adamın teselli aradığı için, şuan çok üzgün olduğu için sarıldığını biliyordu.
Atlas, için ise şu an muhteşemdi. Kızın sıcaklığı yakınlığı muhteşemdi.
Atlas, çok seviyordu kızın kokusunu. Yumuşaklığını, saflığını her şeyini her şeyini.
"Baba, Nur ne yapıyorsunuz" diyerek merdivenlerden koşarak inen Çağın.
Atlas'ı girdiği transtan çıkardı.
İkisi de hızla birbirinden ayrıldı.
Çağın'ın arkasından gelen Dilek Hanım ve Ayça'yı gören Nur, utancından kıpkırmızı oldu.
Elini kolunu nereye koyacağını şaşırdı.
"İzninizle ben Çağın'ın odasına çıkıyorum" diyerek Çağın'ın elinden tutup hızlıca yukarıya çıktı.
Nur, gittikten sonra Dilek Hanım ve Ayça, Atlas'ın yanına yaklaştılar.
"Hayırdır abi. Nur'la aranızda bizim bilmediğimiz bir şey mi var?
Yoksa sen bu kıza aşık falan mısın?
Çünkü az önce gördüğümüz durum bunu gösteriyor.
Ben bunca yıllık hayatımda bir kadına bu kadar kalbine sokarcasına sarılan bir erkek görmedim.
İkiniz beni çok etkilediniz.
Senden harika bir sevgili olur abi.
Seni alacak kız çok şanslı."
"Saçmalama Ayça.
Sadece dostça bir sarılmaydı.
Benim onu sevdiğim falan yok.
O da beni sevmiyor zaten.
Sizde bir şeyler uydurmaya, kafanızda bir şeyler kurmaya çalışmayın."
"Pes abi ya. Hem kıza ahtapot gibi sarıl.
Biz bir şey sorunca sevmiyorum ben.
Dostça sarılmaydı bu.
Hangi dost sizin gibi sarılıyor acaba"
"Ayça, sus artık abiciğim. Canım zaten canım burnumda.
Bir de senin çöpçatanlık teorileri ile uğraşmayı düşünmüyorum."
"İyi be sana da bir şey söylenmiyor."
Ayça da abisine tribini atarak Nur'un arkasından gitti.
Çağın'ın odasına geldiğinde, Nur ve Çağın, birbirlerine sarılmış halde koltukta oturuyorlardı.
Nur, Çağın'a masal anlatıyor, Çağın ise Nur'un yüzünden ayırmıyordu bakışlarını.
Sessiz bir şekilde onu dinliyordu.
Evin erkeklerinin Nur aşkına hayrandı kız.
Nur, yerine başka bir kız olsa hem abisini hem de yeğenini kıskanırdı.
Ama Nur, onları çok mutlu ediyordu.
Bu yüzden Ayça, Nur'u kıskanmak bir tarafa taktir bile ediyordu.
Hafta sonu Çağın, annesiyle görüşmek için psikolog eşliğinde evden ayrıldı.
Çocuk Nur'un da gelmesini çok istediği için.
Nur'da onlarla beraber gitti.
Avukatlar buna karşı çıksalarda Çağın'ı ikna edemediler.
Nur, Çağın'ın annesine davranışına göre hareket edecekti.
Eğer Çağın, annesine iyi yaklaşır ve kaynaşırlarsa avukatla beraber geri dönecekti.
İclal'in kaldığı otele gittiklerinde hepsi beraber arabalardan indiler.
Beraber İclal'in kaldığı süite çıktılar.
Kapıyı çalıp açılmasını beklediler.
Bir süre sonra açılan kapıdan İclal ve yeni kocası göründü.
İclal, karşısında oğlunu görünce hemen eğilip oğluna sarıldı.
"Oğlum benim. Seni çok özledim.
Her zaman aklımdaydın" dedi.
Çağın ise kadına hiç bir tepki vermedi.
Ne sarılmasına karşılık verdi nede bir şey konuştu.
"Hadi gel oğlum içeri" dedi İclal.
Çocuk Nur'un elini sıkıca tutarak,
Nur, gelirse bende gelirim" dedi.
İclal, Nur'a bakarak, Sen kimsin Çağın'ın bakıcısı mısın?" dedi.
"Nur benim annem. Babamla evlendi onlar" dedi Çağın.
İclal, küçücük çocuğun Nur'u nasıl sahiplendiğini nasıl koruduğunu görünce çok üzüldü.
Nur'a olan sevgisini çok kıskandı.
"Baban bula bula bu kenar mahalle kızını mı bulmuş sana anne olarak?"
İclal'in bu sözlerine sinirlenen Nur.
"Bakın İclal Hanım çocuğun yanında böyle şeyler konuşmayın.
Çocuğu üzecek şeyleri boş verin.
Bakın yıllar sonra oğlunuzla bir araya geldiniz.
Onunla güzel zaman geçirin."
"Nur Hanım, doğru söylüyor" dedi.
İclal'in kocası.
Nur, psikoloğa bakarak, "Ben gidiyorum. Bundan sonrası sizde" dedi.
Nur, Çağın'a sarılarak "Sen annenle zaman geçir kuzum.
Pazartesi günü görüşürüz tamam mı?" dedi.
Nur'un gideceğini öğrenen Çağın.
Kızın bacağına sıkıca sarıldı.
"Beni de götür Nur.
Ben burada kalmak istemiyorum lütfen"
"Ama aşkım annen"
"Hayır istemiyorum. Ben senden ayrılmak istemiyorum" diyerek ağlamaya başladı.
Çağın'ın bacağını bırakmaması ve çok ağlaması üzerine Nur, psikoloğa baktı.
Psikolog avukatlara bakarak,
"Çocuk çok üzülüyor.
Burada kalmasına izin vermeyiz" dedi.
Bu duruma avukatlar ve İclal, itiraz ettiler"
Çağın, "Nur beni bırakma. Ne olur beni de götür" diyerek ağlamaya devam etti.
Oradaki herkes çocuğun ağlamasıyla ne yapacaklarını şaşırdılar.
Nur, çocuğun ağlamasına daha fazla dayanamadı.
"Lütfen bakın Çağın, kalmak istemiyor.
Onu bu halde burada bırakamam"
Psikolog hemen araya girdi, "Siz çocuğu götürün Nur Hanım" dedi.
İclal, itiraz edeceği sırada Atlas'ın avukatı onunla tartışmaya başladı.
İclal'in avukatlarının da araya girmesiyle tartışma büyüdü.
Çağın'ın böyle bir ortamda kalmasını istemeyen Nur,
Çağın'ın elinden tutarak oradan uzaklaştırdı.
Psikoloğa Çağın'ı buradan götürdüğünü
söyleyerek otelden ayrıldı.
Otelin önünde bekleyen taksiye binerek villaya geri geldiler.
Atlas, salonun ortasında bir o tarafa bir bu tarafa dolanıp duruyordu.
Elindeki koltuk değneğinin sesi salonda yankılanıyordu.
Oğlunun bir daha geri dönmeyeceğini düşünerek kahroluyordu.
O sırada kapıdan Nur ve Çağın'ın girdiğini görünce gözlerine inanamadı.
İki gün oğlunu göremeyeceğini düşünürken karşısında görünce çok sevindi.
Kollarını açarak oğlunun gelip ona sarılmasını bekledi.
Çağın, Nur'un onu Atlas'a doğru itmesiyle koşarak geldi ve babasına sıkıca sarıldı.
Atlas, bir taraftan oğluna sarılırken diğer kolunu da Nur, için açtı.
Nur, Atlas'ın ne yapmaya çalıştığını anlamasa da baba oğulun şuan ki mutluluklarını bozmamak için gidip Atlas'ın kolları arasına girdi.
Atlas, hem Nur'a hem oğluna dakikalarca sarıldı.
İkisini de defalarca kokladı öptü.
"Sizin için ölürüm ben. Yemin ederim sizin için ölürüm" dedi
Nur, Atlas'ın bu haline çok şaşırmıştı.
Atlas, asla böyle şeyler söyleyecek adam değildi.
Oğlunun kaybetmekten korktuğu için duygu patlaması yaşıyor olabilirdi.
"Kesin öyledir" dedi kendi kendine.
Bir hafta sonra mahkeme günü gelmişti.
Atlas, Nur'u erkenden evinden almış ve mahkeme salonuna gelmişlerdi.
Nur'un babası Atlas'ı kapıda gördüğünde çok kızmış eve bile almamıştı.
Nur, mahkeme için. Çağın, için olduğunu söylediği için izin vermişti Atlas'la gitmesine.
Mahkeme salonuna avukatlar girdi önce.
Sonra da Atlas ve Nur.
İclal, ise mahkemeye gelmemiş sadece avukatları gelmişti.
Mahkeme sonunda hiç kimsenin beklemediği bir şey oldu.
İclal'in avukatları, müvekkillerinin velayet davasından vaz geçtiğini söylemişlerdi.
Atlas, bunu gerçekten beklemiyordu.
Çok zorlu mahkemelere çıkacaklarını düşünüyordu.
İclal'in onu çok zorlayacağını düşünmüştü.
Ama korktuğu olmamıştı.
Oğlu artık tamamen ona aitti.
Mahkeme çıkışı Nur'a sarıldı adam.
Nihayet iki aydır süren kabus bitmişti.
Nihayet oğlu tamamen babasında kalmıştı.
Atlas ve Nur adliyeden ayrılmak üzereyken İclal'in avukatları geldi yanlarına.
Avukatlardan bir tanesi çantasından çıkardığı zarfı Atlas'a uzattı.
"Bu mektubu İclal Hanım, size gönderdi Atlas Bey "dedi
" Bu mektubu mutlaka okumanızı özellikle rica etti."
İclal'in neden mahkemeye gelmeyerek mektup gönderdiğini çok merak etti adam.
Mektubu cebine koyarak Nur'un elinden tuttu.
Adliye çıkışı Nur'la beraber hemen villaya geldiler.
Atlas, ailesine güzel haberi verdikten sonra, çalışma odasına gitti.
İclal'in yazdığı mektubu çok merak ediyordu.
Aslında İclal adamın umrunda bile değildi.
Sadece neden mahkemeye gelmediğini,
neden velayet davasından vaz geçtiğini öğrenmek istiyordu.
Çalışma masasına oturup mektubu açtı.
İclal'in mektubunun dikkatli bir şekilde okumaya başladı.
"Atlas Akcan.
Sana bu mektubu yazacağım aklımın ucundan bile geçmezdi.
Öncelikle bunu söylemek istiyorum.
Ben oğlumu senden ne olursa olsun almak için gelmiştim.
Alacağımdan da emindim aslında.
Eğer Çağın'ın emin ellerde olduğunu görmeseydim asla vaz geçmeyi düşünmüyordum.
Çağın, hafta sonu benim yanıma geldiğinde yeni eşine olan sevgisini gördüm.
Eşinin de ona olan sevgisini ve bağlılığını.
Çağın, için ben yokum, bunu daha iyi anladım o gün.
Sevgisiz her şey eksik Atlas.
Sevgi olmadan hiç bir şey doğru olmuyor. Hiç bir şey yolunda gitmiyor.
Onlar benim yapamadığımı başarmışlar.
Harika bir anne oğul olmuşlar.
Benim için bu kararı almak kolay oldu zannetme.
Hele benim doğurduğum çocuğun başka bir kadına sarılarak beni bırakma demesi beni kahretti.
Evet bunda senin de suçun var.
Ama en büyük suç bende.
Çünkü ben anneydim.
Ne olursa olsun evladımı bırakmayacaktım.
Şimdi bu güzel anne oğulu ayırmak istemediğim, Çağın'ı üzmek ağlatmak istemediğim için davamdan vazgeçiyorum.
Oğlum bundan sonra Nur ve sana emanet.
İkimizin yaşadıklarını Nur'la yaşamazsın umarım.
Onu çok seviyorsun bu belli.
Onu her ne olursa olsun bırakma.
Çünkü o kız benim oğlumu çok mutlu ediyor.
Benim oğlumu mutlu eden beni de mutlu etmiş olur.
Bir daha ülkeye dönmeyi de düşünmüyorum.
Oğlumun karşısına bir daha çıkmayacağım.
Onun mutluluğunu bozmayacağım
Size mutluluklar dilerim.
Oğluma iyi bak Atlas. Onu sakın üzme.
İclal"
Atlas, mektubu okuduğunda gerçeği anladı.
İclal'in neden davadan vaz geçtiğini.
Neden oğlunu Atlas'a bıraktığını anladı.
Nur'un sayesinde olmuştu bunlar.
İclal, Nur'la Çağın'ın arasında ki bağın ne kadar güçlü olduğunu, oğlunun Nur'la daha mutlu olacağını bildiği için bu davadan vaz geçmişti.
Nur, Atlas'ın bu hayatta başına gelen en güzel ikinci şeydi.
Birincisi ise her zaman oğluydu.
Davanın üstünden geçen iki hafta sonunda İclal, ülkeden ayrıldı.
Nur, iki hafta boyunca Çağın'la ilgilenmeye devam etti.
Atlas'ın ise ne yüzüne baktı nede konuştu.
O gün işini bitirip eve gideceği sırada Atlas, geldi villaya.
Kapıyı açıp içeri girdiğinde villadan çıkmak üzere olan kızla karşılaştı.
Nur, tam kapıdan çıkmak üzereyken.
"Yarın boşanma davası açacağım Atlas Bey.
Artık oğlunuzun velayeti sizde.
En kısa zamanda bu nikahtan kurtulacağım" dedi