Damla, İmral ve Çakır uyanmıştı fakat henüz kendilerine gelebilmiş değillerdi üçü de. Uzun zaman sonra huzurlu bir uyku uyumanın verdiği bir sersemlik vardı ikisinin de üzerinde. Bu yüzden hafif hafif sallanarak da olsa üçü de yukarı çıkmış ve konuşulanların bir kısmına şahit olmuştu. Özellikle de İmral ve Damla duymuştu. Çakır biraz daha arkalarında yaklaşık üç-dört adım arkalarında olduğu için çok da fazla bir şey hatta hiçbir şey duyamamıştı. Konuşulanları duyan İmral beyninden vurulmuşa döndü ve Margarita konuşmasını bitirir bitirmez kapağı bir hışımla kaldırıp yakalarına yapıştı Margarita'nın.
"Sen ne yaptın Margaret? Söyle sen ne yaptın? Kimle konuşuyordun? Kime anlattın? Bize ihanet mi ettin sen az önce telefonda konuşurken? Susmasana Allah'ın belası kadın, susma. Susma da söyle."
Margaret'ın ağzından tek kelime çıkmıyordu. Donmuş kalmış gibiydi hiçbir şey söylemiyor, hiç hareket etmiyor, kafasını yerden kaldırmıyordu. İmral onun bu tavırlarına her geçen saniye daha da sinirleniyor, öfkesinin seviyesi her geçen saniye daha da artıyordu. Yüzünün rengi değişiyordu kırmızıya çalan bir renk almaya başlıyordu. Damla ve Çakır ise arkada ses çıkarmadan İmral'ı izliyorlar ve neler olduğunu anlamaya çalışıyordu. O sırada Kayn da arka odadan çıkıp herkesin dehşet içinde bulunduğu mutfakla birleşik olmasına rağmen yeterli ışıklandırmaya sahip olmayan dar ve boğuk salona geldi.
"Ne oluyor burada? Neden bağırıyorsunuz? Size bu yolda birbirinize destek olmanız gerektiğini söyledim birbirinizi yiyip bitirmenizi, kavga etmenizi değil. Size olan güvenimi boşa mı çıkartacaksınız?"
"Neden herkes susuyor bir şey söylesenize ne oluyor burada?"
Damla bunun üzerine söze girdi.
"Sanırım senin alttan alttan cilveleştiğin, ihtiyar sevgilin bizi şu boktan uzay-zaman koruyucuları mıdır ne halttır onlara ispiyonladı."
"Ne, neyden bahsediyorsun? Söylediğin şeyin farkında mısın Damla, ne saçmalıyorsun sen?"
Kayn bu söylediklerini Damla'ya bağırarak ve üstüne giderek söylemişti. Bu yüzden Damla bu durumdan rahatsız olmuş bir tavırla "Bana ne bağırıyorsun huysuz ihtiyar? Bağıracaksan git buraya geldiğimizden beri flörtleştiğin kadına söyle. Kimle konuştuğunu ve ne anlattığını açıklasın."
"Ne diyor bu çocuklar Margaret? Anlattıkları şeyler doğru mu? Gerçekten örgüte bilgi mi sızdırdın?
.
.
Ver şu telefonunu kimle konuştuğuna bakacağım Margaret. Lütfen bunu yapmamış ol. Böyle bir şeyin gerçek olma ihtimali bile çok korkutucu. Lütfen ver şu telefonu!"
"Olmaz Kayn veremem ama bana inanmak zorundasın bunu yapmak zorundaydım. Lütfen daha fazla soru sorma bana ama benim sana bu zamana kadar hep inandığım gibi sen de bir kez olsun bana inan lütfen."
"Ne demek bana inan Margaret böyle bir şeyi yapıp bana inan nasıl diyebilirsin? Bunu nasıl yaparsın yaşadığımız onca kayıptan sonra başımıza gelen onca şeyden sonra böyle bir şeyi nasıl yapabilirsin aklım almıyor. Çıldırmak üzereyim. Senden bile böyle bir kazık yedikten sonra artık kime güvenebileceğime dair hiçbir fikrim yok."