İmral gözlerini kırpıştırarak göğe baktı. Yanında geçen gün tanıştıkları hiç konuşmayan bir oğlan vardı. Suratına bakılacak olursa pek arkadaş canlısı birisine benzemiyordu. En iyisi etrafı izlemekti. Bu kadar sıkıcı bir insan olduğunu bilseydi, bunu kız arkadaşına yutturabilirdi. Ama şimdi onu evine götürmek, tam bir çile gibi görünmüştü. İmral yine de sanki dejavu yaşıyormuş gibiydi. Bu anı bir yerden hatırlıyordu sanki. Çok çok eskiden hatırlayamadığı birisiyle zaten yaşamıştı bunları. Yapraklar, botlarının altında ezilmeye devam ederken aralarındaki sessizlik bir çığ gibi büyüyordu. Sinir bozucu hışırtıları duymamaya çalıştı. Bu fazlasıyla rahatsız ediciydi. Gözlerini çocuğun kumral saçlarına dikti. Ellerinde kuruyan çamurlara ve saç diplerindeki yapraklara rağmen güneşin kutsal kızı

