60

551 Kelimeler
İmral için Damla'ya güvenmek, Damla için ise İmral ile güçlerini birleştirmek onunla ortak olmak zordu. İkisi de birbirine öyle şeyler yaptı ki bütün bu süreç boyunca birbirlerine karşı en ufak bir güzel his kalmamıştı ikisinde de ama kader onları soktuğu durumda güçlerini birleştirmek zorunda bıraktı. Bu saatten sonra Damla ve İmral birbirlerinin ezeli düşmanı değil birbirlerinin ortağıydılar. İmral ne olursa olsun Damla'ya güvenmek konusunda bir türlü emin olamıyordu. Damla'dan kendisine bir güvence vermesini istedi. "Sana nasıl güveneceğim Damla? En kritik anda beni ölüme terk etmeyeceğinden, kendini kurtarmak için beni ateşe atmayacağından nasıl emin olabilirim ki? Bu zamana kadar bana yaptığın onca şeyden sonra hem de." Damla İmral'i dikkatle dinledikten sonra söze girdi. "Beni sevmediğini biliyorum. Ben de seni sevmiyorum. Hatta nefret ediyorum. Seninle ortak hareket edecek olmaktan da hiç ama hiç mutlu değilim ama buna mecburum. Sana bana güvenmeni sağlayacak ne yapabilirim ama bana güvenmelisin eğer bu yola çıkacaksak. Güvenmek zorundasın İmral." Odada kısa süreli bir sessizlik oluştu. Çakır ve yaşlı adam İmral ve Damla'yı izliyorlardı. Sessizliği bozan Damla oldu. "Yemin ederim İmral. Annemin üzerine yemin ederim ki bu işte sana asla ihanet etmeyeceğim. İçine girdiğimiz bu mücadeleyi kazanana kadar hep dürüst olacağım sana karşı." İmral Damla'nın söyledikleri karşısında şaşırmıştı. Damla onu inandırabilmek için ölümünden İmral'ı sorumlu tuttuğu annesi üzerine yemin etmişti. Bu Damla gibi bir canavar için bile son derece ağır bir yemindi. Bu yüzden bu yemin İmral'ı inandırmak için yeterli olmuştu. İmral artık Damla'nın ona ihanet etmeyeceğinden emindi. En azından bu iş bitene kadar ihanet etmeyeceğinden emindi demek daha doğru olurdu. İmral Damla'nın söylediklerinden sonra ayağa kalkıp Damla'ya doğru yürüdü ve karşısına geldiğinde duraksadı. O sırada sandalyede oturan Damla sessizliği bozup söze girdi: "Ne oldu, sarılacak mısın bana yoksa öpecek misin beni? Sevgi gösterilerine hiç gelemem şimdiden söyleyeyim. Bana sarılmaya ya da öpmeye kalkarsan kafanı duvara sürterim haberin olsun." "Merak etme sana sarılmak veya seni öpmek gibi bir niyetim yok. Sadece anlaştığımızı belirtmek istedim." İmral el sıkışmak için Damla'ya elini uzatmıştı. Damla gördüğü şey karşısında şaşırmış ve biraz da komiğine gitmişti ama yavaşça o da oturduğu yerden kalktı ve İmral'ın eline doğru uzattı elini. "Peki anlaştık o zaman. Bir süreliğine de olsa barış ilan ediyoruz." Çakır olanlar karşısında tepkisiz duruyordu. Sadece olanları izliyordu. İyi ya da kötü herhangi bir tepki vermemişti son ana kadar. Damla ve İmral'ın el sıkıştığını gördükten sonra o da konuştu: "Eee, peki şimdi ne yapacağız? Nasıl ulaşacağız onlara?" "Onlara ulaşmanın tek bir yolu var. O da merkezlerine girmek. Daha önce aramızdan onların merkezine sızmayı başaran olmuştu ama elimizde çok fazla bir veri yok. Orayı yerle bir etmemiz gerek. Tek yol bu. Çünkü size bahsettiğim anlaşmadaki bir başka madde iki taraftan biri anlaşmayı bozarsa savaş başlar ve bu savaşın bitmesinin tek yolu iki taraftan birinin yok olmasından geçiyor. Yani ya biz yok olacağız ya da onlar. Bu savaşın bitmesinin başka bir çaresi yok." Yaşlı adam konuşmasını bitirdikten sonra Damla söze girdi. "Peki merkezlerini nasıl bulacağız? Belli bir yeri var mı? Burada mı yoksa öbür tarafta mı?" "Burada değil. Öbür Dünya'da. Ege Denizi'nde. İzmir'den yirmi iki kilometre açıkta ki takım adalarından birinde. Hangisi olduğuna dair kesin bir bilgiye sahip değilim fakat bildiğimiz tek şey adanın hem İzmir'i hem de Atina'yı net bir şekilde görebildiği. Yani iki şehrin ortasında bir bölgede olduğunu biliyoruz. O civardaki adaların bir listesini çıkaracağım. Daha sonra araştırarak ilerl er ve ihtimaller üzerine konuşuruz."
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE