57

508 Kelimeler
Kalın ve kahverengi tozlanmış kapağı kaldırdıklarında hepsi gördüklerine şaşırmışlardı. Bu minicik kulübenin hemen altında upuzun ve nereye gittiği bilinmeyen uzun bir tünel vardı. Çakır ve Damla bir anlığına göz göze geldikten sonra İmral'e baktılar ama üçü de ne yapacağını bilemez halde birbirlerine bakmaya devam ediyordu. Buranın adamın inşa ettiği bir sığınak olduğunu düşünmüşlerdi ama bunun dışında başka bir şey de olabilirdi. Tam olarak kestiremedikleri için adamın açıklama yapmasını beklemeye başladılar ama üçü de biliyordu ki onun ağzından bir şey koparmak fazlasıyla zordu. Bunu arabaya bindiklerinden beri anlamışlardı ama henüz kendilerine ispat edememişlerdi. İspat etmemelerine rağmen bu ortada duran ve gözlere çarpan koca bir gerçekti. "Burası da neresi?" dedi Damla. Surat ifadesinden fazlaca şaşkın ve afallamış olduğu ortaya çıkıyordu ama adam bunu umursamıyordu çünkü başlarında daha büyük bir bela olduğu bes belliydi. "Buranın sadece küçük bir kulübe olduğunu sanıyordum ama şimdi gelmişsin ve bize buraya girmemizi mi söylüyorsun? Bunu kesinlikle ve kesinlikle yapmayacağım tamam mı?" Adamın surat ifadesi hızlı bir şekilde gerilirken yüzündeki damarlar belirginleşmiş ve ortaya değişik bir yüz ifadesi çıkmıştı. Çakır Damla'ya sakin olması gerektiğini anlatan bir ifadeyle bakmaya başladığında adam elini uzatarak Çakır'ın koluna dokundu. "Gerginliğe gerek yok evlat." Bunun üzerine Çakır hiçbir şey demeden adamı izlemeye başladı çünkü o da neler olacağını bilmiyordu ve belirsizlik her saniye kanına işliyordu. Belki de bu kadar yıpranmasının sebebi sadece buydu, bu kadar düşünmek kim tarafından bakılırsa bakılsın saçmalıktı. Onu tek yıpratan şey belirsizlikti ve bu belirsizliği yönetecek olanda yine o ve yanındaki iki kızdı ama bunu nasıl yapmaları gerektiğine dair hiçbir fikre sahip değillerdi.  "Emin ol gerginlik yaratmak istemezsin. O adamların seni zamandan nasıl sileceklerini bilsen inanki benim tek bir şey yapmama gerek kalmadan sen köşe bucak saklanırdın. Ama bu umurumda bile değil diyorsan biz üçümüz gideriz ve sende burada onları beklersin çünkü eminim ki birkaç dakikaya burada olacaklardır. " Damla'nın yüzünde değişik bir ifade belirmişti, sanki biraz korku biraz da kararsızlık kokuyordu ve bunu kendi de anında anlamıştı." O zaman bizi neden buraya sokmak istediğini anlatırsın sanırım. " " Bana bak. " dedi adam." Beni uzun yıllardır görmüyor olman baban olduğum gerçeğini değiştirmez. Bana sizin düşmanınızmışım gibi muamele etmeyi bir kenara bırak artık." Damla birbirine bağladığı kollarını anında çözdü. Etrafındakilere bakmadan tünele inmeye başladığında Çakır derin bir nefes aldı. Bu nefes şaşkınlığından ileri geliyordu. Damla'nın bu kadar çabuk ikna olması onu şaşırtmış ve bir nebze de olsa rahatlatmıştı. Çünkü yarım saattir burada duran bu adamın pek rahatlatıcı şeyler söylediği söylenemezdi.  Damla indikten sonra hemen ardından İmral'de birkaç basamaklık merdivenden inerek yukarı baktı. Merdivenlerden indikten hemen sonra kısa bir tünel ve ardından küçük bir kapı onları bekliyordu. Çakır da indikten sonra adam onlara baktı. "Burada güvende olacağınızdan hiç ama hiç şüphe etmeyin." Bu sözlerinden sonra adamın hemen arkasında yaşlı kadın belirdi.  "credunt ei çocuklar." Kadının söylediklerini üçü de anlamıştı ama birbirlerine bakmaktan başka bir şey yapmıyorlardı. "Nasıl yani?" dedi Damla. "Siz gelmiyor musunuz?" Bu sözlerden sonra İmral'de şaşkın gözlerle yukarıya baktı. "Siz gelmeden ne yapacağız burada?"  Adam büyük ve kahverengi kapağı kapatırken olabildiğince sakindi ve son sözlerini söylemek üzere ağzını açtı. "Bunu size açıklayacağım, sadece sizi çıkarmamı bekleyin." 
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE