Ona gideceğim🦋

2105 Kelimeler
Sabah balkondaki kuş sesleriyle uyandı Neşe. Kalkıp pencereye yanaştı. Perdeyi ince kollarıyla iki yana açtı. Odanın içi güneş ışıklarıyla doldu. Fidan’ı merak etti. Odadan çıkıp onun odasının kapısının önünde durdu. “Uyandın mı?” diye seslendi. “Uyanığım, gel.” Neşe odaya girdi. Fidan’ı düne kıyasla biraz daha iyi gördü. Yatağın kıyısına oturup, “Hadi kalk, pikniğe gidiyoruz,” dedi; tüm yüzüyle gülümserken. “Pikniğe gidecek halim mi var benim?” diye konuştu Fidan; buz gibi bakışları Neşe’ye fırlatırken. “Dans etmeyeceğiz Fidan. Orada da evde oturduğumuz gibi oturacağız sadece.” “Sen git.” diye kestirip attı Fidan. “Tek başına piknik mi yapılır? Hadi hadi kalk,” deyip Fidan’ın kolundan tutup hafifçe çekti Neşe. “Dünyanın sonu değil Fidan. Kendini bu kadar yıpratma.” “Hamile olan sen değilsin ama,” diye çıkıştı Fidan. “Tamam tamam.” Az sonra mutfak kapısının önünde dikilmiş, piknik sepetine hazırladığı kahvaltılıkları koyan Neşe’yi izliyordu Fidan. “Ee, ne oldu sizin iş?” diye takıldı Neşe’ye. “Ne?” “Cihan’la seni diyorum.” “Bir şey olduğu yok.” “Sana incir ve çiçek gönderdi. Sen onun evine gidip yemek yedin. Ve şimdi ‘bir şey olduğu yok’ diyorsun. Nasıl bir ilişkiniz var, ben anlamadım.” ‘İlişkiniz’ sözcüğü Neşe’nin yüzünü kızarttı. “Onu yanağından öptüm. Öyle içimden gelerek yaptım. Şimdi onunla karşılaşmaya çekiniyorum.” “Senin hiç sevgilin olmadı mı?” Neşe başını iki yana salladı. “Erkekler seni nasıl rahat bırakmış, hayret,” dedi Fidan; az da olsa gülümsedi. “Dalga geçme.” “Onu seviyorsun. Bırak o da sevsin seni. Böyle devam edersen yanında başka kadın görürsün, benden söylemesi.” “Öyle bir endişem yok,” diye yalan söyledi Neşe; içi öfkeden kaynarken. Fidan kendini unutup yüksek bir kahkaha patlattı. “Gülme. Gülmesene ya!” “Bir dahakine yalan söyleyeceğin zaman biraz daha gerçekçi ol, tamam mı?” Yine kahkaha attı. “Yalan söylemek dünyanın en kolay işi ama sen onu bile beceremiyorsun.” “Hiçbir şeyi beceremiyorum değil mi? Sevmeyi bile… Hiçbir şeyden anladığım yok,” dedi Neşe dalgın bir sesle. Ciddileşip “Seni üzmek istemedim.” “Üzmedin, merak etme.” Kendini toparladı. Yüzüne zoraki bir gülümseme yayıldı. Bir saat sonra düşük omuzlu, pantolonlu sarı tulumunu giydi Neşe. İçinden gelerek hafif bir makyaj yaptı yüzüne. Beyaz bandanayla saçlarını süsledi. Batu’nun aldığı minik mavi küpelerini taktı kulaklarına. Yatağın üstündeki yakalı kırmızı elbisesini alıp odadan çıktı. “Şimdilik bunu giy. Sakın itiraz etme bana,” dedi Neşe. Fidan’ın itiraz etmeden elbiseyi alıp odaya gitmesi onu mutlu etmişti. Neşe’nin garajdan çıkardığı siyah arabaya şaşkınca baktı Fidan. “Binecek misin yoksa öyle izleyecek misin?” dedi Neşe yarı açık camdan Fidan’a seslenirken. Fidan ön koltuğa otururken, “Araba sürebildiğini bilmiyordum,” dedi şaşkınca. “Babam öğretti. İstersen ben de sana öğretirim.” “Ben öğrenemem ki.” “Neden öğrenemeyesin? Yeter ki iste sen. Ben sana öğretirim.” “Ay yok, korkarım ben! Kaza falan yaparım sonra. Tövbe tövbe.” “Hayat korkularak yaşanmaz. Hem yazılmışın önüne geçemezsin ki.” “Doğru.” Denize geldiklerinde insanlardan uzak bir yere oturmayı tercih ettiler. Arabadan ince kilimi çıkarıp serdiler. Sonrasında kahvaltılıkları piknik sepetinden çıkarıp sofraya dizdiler. Neşe portakal suyunu bardaklara doldurup birini Fidan’a verdi. “Barış pikniğine,” dedi bardağını Fidan’ın bardağına uzatırken. Fidan güldü. Gerçek bir gülümsemeydi bu. “Barış pikniğine,” dedi bardağını Neşe’nin bardağıyla tokuştururken. Güldüler. Bardakları kafalarına diktiler. Bir dilim ekmeği alıp üzerine bal sürüp Fidan’a uzattı Neşe. Kahvaltıdan sonra kollarını başlarının altına alıp uzandılar. Dalgaların sesi huzur veriyordu onlara. “Bebeği aldırdığım zaman benim hakkımdaki görüşlerin değişecek mi Neşe?” “Bilmem.” “Kürtaj olmak katil olmakla aynıymış. Öyle diyor bazıları.” “Sen planlı bir şekilde hamile kalmadın ki.” “Düşünmem gerekirdi.” “Olan oldu artık Fidan. Düşüneceksen ileriyi düşün,” deyip ayaklandı Neşe. Üzerini değiştirip siyah mayosuyla kaldığında, “Ben denize giriyorum,” dedi birden. “Sen de gelsene!” Fidan’ın endişe dolu yüzünü görünce eğilip, “Yanından hiç ayrılmayacağım,” diye güven verircesine konuştu. Fidan üstünü gösterip, “Bunlardan başka bir şeyim yok.” Neşe cevap vermeden arabaya gitti. Ön koltuğun kapısını açıp bir dizini bükerek içeri uzanıp hasır çantayı çıkardı; sevinçle Fidan’a döndü. Yanına gelirken, “Senin için de bir şeyler getirdim,” dedi çantayı Fidan’a uzatırken. Çantadan mini beyaz şort ve açık yeşil atlet çıkardı Fidan. Az sonra arabanın arkasında havlunun uçlarından tutup, kollarını iki yana açmış Fidan’ın rahat bir şekilde giyinmesine yardım ediyordu Neşe. “Gülmesen sana bir şey söyleyeceğim,” dedi Fidan denize karşı durduklarında. Başını çevirip Fidan’a baktı Neşe. “Dudaklarım kıpırdamayacak bile.” “Ben hiç denize girmedim,” diye itirafta bulundu Fidan. “Korkuyorum.” Neşe iç ısıtan bir bakış fırlattı Fidan’a. Elini güven verircesine sıktı. Fidan derin bir nefesle göğsünü şişirdi. Her iki kadın denize doğru yürüdüler. Köpüklü dalgalar ayaklarına her vurduğunda yüzlerindeki gülümseme çoğaldı. Coşkun bir dalga oldu adeta. Yükseldikçe yükseldi kahkahaları. Ellerini suya daldırıp birbirlerine fırlattılar. İleriye, suyun göğüslerinin üstüne çıktığı noktaya geldiler. Fidan coşkuyla, “Vay canına, tıpkı bir balık gibi yüzüyorsun Neşe!” dedi; Neşe onun etrafında yüzerken. “Yoruldum, ben çıkıyorum. Sen yüzmeye devam et.” “Ben de birazdan gelirim,” dedi Neşe arkasında kalan Fidan’a. Sofranın yanına geldiğinde az ileride bir ailenin piknik yapmakta olduğunu gördü Fidan. Kadın kucağındaki bebeği seviyor, arada bir önündeki kahvaltıya uzanıyordu. Kocası ise karısını ve bebeğini tebessüm dolu yüzüyle izliyordu. Onlara bakmayı kesip önüne döndü Fidan. Çantadan havluları çıkarıp birini başına, ötekini vücuduna sardı. Sepetten Neşe’nin yaptığı tostları çıkardı. Termosu alıp çayını doldurdu. Ayaklarını uzatıp iştahla tostunu yemeğe başladı. “Merhaba.” Fidan kucağında bebekle kendisine yaklaşan genç kadına baktı. Ağzındaki çayı aceleyle yudumlayıp, “Merhaba,” diye karşılık verdi. “Hava çok güzel değil mi?” “Öyle.” “Begüm ben. Bu da kızım Duru.” “Fidan.” “Memnun oldum.” “Ben de,” deyip Duru bebeğin gülen yüzüne baktı Fidan. “Eşimle beraber yüzmek istiyoruz da…” Fidan anlamayıp saf saf kadına baktı. “Biz yüzene kadar acaba kızıma bakar mısınız diyecektim.” Fidan içtiği çayı püskürttü. “Ne?” “İnanın çok uzun sürmeyecek,” deyip kızını Fidan’ın kucağına bıraktı Begüm. Fidan telaşlanıp ayaklandı. “Ben bebeklerden ne anlarım? Ayrıca siz her gördüğünüz insana kızınızı emanet mi edersiniz?” diye çıkıştı. “Siz iyi bir insana benziyorsunuz.” “Lütfen bebeğinizi alır mısınız?” Sinirden titreyen bedeniyle bebeği annesinin kucağına verdi Fidan. Kadının yüzüne bile bakmadan gidip uzandı. “Bakmak istemedi. Sen yüz, senden sonra ben yüzerim bir tanem,” dedi Begüm; hayal kırıklığı sesine yansırken. “Önce sen yüz,” dedi adam. “Fark etmez, nasılsa beraber yüzemeyeceğiz.” Fidan başını çevirip gözlerini açtı. Adam yüzüyor, kadın ise bebeğiyle beraber oturmuş kocasını izliyordu. Bir an kendini suçlu gibi hissetti. “Niçin kötü olamıyorum ki?” diye içinden konuştu kendine öfkelenirken. Somurtarak, “Bebeğine bakacağım,” dedi çabukça. Kadın sanki bu anı bekliyormuş gibi sevinçle ayağa kalktı. Bebeğini Fidan’ın kucağına verirken, “Size minnettarım,” dedi. “Ama uzun bir süre bakamam. Arkadaşım geldiğinde sizi çağırırım.” “Tamam tamam,” diye atıldı kadın. Aceleyle tişörtünü çıkardı. Eteğini çıkarıp altında mini şortuyla kalınca eğilip kızını öptü. “Karnı tok. Acıkmadığı sürece ağlamaz zaten kızım.” Fidan’ın cevap vermesini beklemeden denize doğru koştu. “Annen delinin teki bence,” dedi Fidan kucağındaki bebeğe bakarken. Bebek onu anlamış gibi iki tane üst dişini göstererek güldü. Fidan’ın kalbi daha da yumuşadı. Bebeğin başını zarif elleriyle okşadı. Kokusunu içine çekti. Tarifsiz bir kokuydu. Pembe yanaklarını okşayıp öptü. Bebek rahat etsin diye onu minderin üstüne bıraktı. Kendi bebeğini düşündü. Onu acımasızca aldıracaktı. İçinde bir şeyler ezildi. Bebeğin gülen yüzüne baktıkça vicdanın ateşi harlanıyor, yüreği acıyordu. Birden ona bakmayı kesti. Başını diğer tarafa çevirdi. Bebeğin ağladığını duyunca, “Ne tez acıktın!” deyip kucakladı onu. Çiftin sofrasında içi süt dolu biberonu görünce gidip sütü aldı. Sütü korka korka verdi ağzına. Bebek iştahla sütü emmeye başladığında Fidan derin bir nefes aldı. Kendi bebeğini düşünmek istemiyordu. Fakat kucağında bir bebek varken bu pek mümkün olmuyordu. Eğer aldırmasa şimdi yüzüne bakıp gülümsediği bebek gibi tatlı uslu olacak mıydı bebeği? Deniz kadar derin hayallere dalmıştı. Öyle ki Neşe’nin denizden çıkıp yanına geldiğini fark etmedi. “Bu bebek kimin?” diye yüksek sesle sordu Neşe. Fidan sıçradı. “Ne bağırıyorsun?” ters ters Neşe’ye baktı. “Ee, üç defa seslendim. Dördüncüde duydun.” Fidan çifti başıyla işaret edip, “Onların bebeği,” dedi. “Kucağına yakışmış,” dedi Neşe kurulanırken. “Bir daha benimle böyle konuşma. Ayrıca yakışacaksa senin kucağına daha çok yakışır bebek.” “Sadece yakışmakla kalacak. Ne çok isterdim bir çocuğumun olmasını.” “İyi ya, evlenince olur.” Neşe kırgın bir şekilde gülümsedi. “Evlediğimde de olmayacak,” dedi. “Anlamadım.” “Çift geliyor,” denizden çıkan birbirlerine sarılmış gülümseyen çifti işaret etti Neşe. “Şükür!” Kadın onların yanına gelip Fidan’a içtenlikle sarıldı. “Çok teşekkür ederim,” dedi sevecenlikle. Kızını kucaklayıp öpücüklere boğdu. Tekrardan teşekkür edip uzaklaştı. Bebeği özlediğini fark etti Fidan. Arabadayken, “Vücudum tuzdan yapış yapış. Eve gittiğim gibi duş alacağım,” dedi Neşe. “Neden hiç çocuğum olmayacak dedin Neşe?” “Sen hâlâ orada mısın? İşim var seninle. Radyoyu açsana.” Mahalleye geldiklerinde Batu’yu arabasına yaslanmış, başı önünde gördüler. Neşe kornaya basıp onun kendilerine bakmasını sağladı. Ona gülümseyerek karşılık verdi. Arabadan hızla inip Batu’ya sarıldı. Bu sefer ellerinde minik bir saksının içinde bulunan küçük mum çiçeği vardı. “Işıkların orada çocuklar satıyorlardı. Beğendin mi?” “Sayende evim çiçek evine dönüşecek,” dedi Neşe. Batu’nun yanaklarına dudaklarını değdirdi. Geri çekildiğinde Cihan’ın buzdan daha soğuk bakışlarıyla karşılaştı. Ne zaman gelmişti? O kadar soğuk baktı ki onun akımına kapıldı Neşe. Ondaki soğukluğu kalbine kadar hissetti. Buzdan bir kaya gibiydi o. Batu’nun elini belinde hissedince ışık hızıyla uzaklaştı ondan. Yanlış anlamanın verdiği korku hükmetti içine. Yanlış anlaşılmak istemiyordu. Bekledi. Yüzündeki soğukluğun geçmesini, özlediği alışık olduğu sıcak yüzü görmeyi diledi. Ama o sadece yürüyüp geçti. Bir yabancının yanından geçtiği gibi geçti yanından. Neşe’nin kalbi vahşi bir hayvanın pençesinde heba olmuş gibiydi. “Akşam gezelim. Sonra balık yemeğe gideriz, olur mu?” Neşe’nin cevap vermesini beklemeden eve gitmeye başladı Batu. Neşe’nin hüzün çökmüş yüzünü görünce, “Bu Cihan mıydı?” diye sordu Fidan sessizce. “Hiçbir şey demeden gitti,” dedi Neşe hayal kırıklığıyla Cihan’ın arkasından bakarken. “Ben de olsam öyle geçerdim yanından,” dedi Fidan. Neşe’nin sinirden titrediğini fark etti ama umursamadı. Omuz silkip, “Hoşlandığın adamdan kaç, iki kelime etme, sonra git arkadaşının yanaklarından öp.” “Ama Batu sadece arkadaşım benim. Hatta kardeşim gibi.” “Neticede erkek.” “Saçmalık bu. O benim arkadaşım, onu yanaklarından öpmemin bir zararı yok ki.” “Sen onun yanında yabancı bir kadın görsen kıskanmayacaksın yani öyle mi? Bir kadına sarılıp öpmesini hoş karşılar mısın?” Elini dostça Neşe’nin omzuna koydu. “Yerinde olsam gidip yanlış anladığını söylerdim.” “Eğer konuşsaydı benimle, Batu’yla onu tanıştırırdım. O da yanlış anlamazdı hiçbir şeyi. Ama beyefendi konuşmaya bile tenezzül etmedi. Ne anladığı onu ilgilendirir, beni değil!” Fidan sesli güldü. “O yüzden mi Batu sana sarıldığında Cihan yanlış anlamasın diye ateşten kaçar gibi kaçtın ondan?” “Neyse ne.” “Gidip yanlış anladığını söyle. Yazık etme kendinize.” “Hiçbir yere gitmem,” dedi Neşe inatla. Birlikte eve gittiler. “Niye böyle durgunsun?” dedi Batu ilgiyle Neşe’ye bakıp. Neşe koltuğa otururken, “Denize gittik, piknik yaptık orada. Biraz yorgunum anlayacağın.” “Balığı eve isteriz öyleyse. Yarın üçümüz beraber gezeriz.” “Gezeriz,” dedi Neşe dalgın dalgın. Aklına Cihan’la Zeynep’in fotoğrafı geldi. Nasıl da kıskanmış, huzursuz olmuştu. Sakin kafayla düşününce Cihan’ı haklı buldu. Akşam Batu’nun sipariş ettiği balıkları balkona kurduğu masaya taşıdı Fidan. Batu ona yardım etmek için ayaklandı. Mutfağa geçip Fidan’ın kestiği ekmekleri ve bardakları aldı. Fidan mutfağa girdiğinde çekindi. Bir erkekle yalnız kalmak onu korkutuyordu. Batu onu anlamış gibi elindekilerle hızlı bir şekilde çıktı mutfaktan. Bir daha da mutfağa girmedi. Fidan her şeyi masaya taşıdığında, “Seni korkutmak istemedim. Özür dilerim,” dedi Batu. İlk defa bir erkek ondan özür diliyordu. Hem de suçu olmadığı halde. “Korkutmadın,” diye yalan söyledi Fidan. “Ben Neşe’yi çağırayım.” Neşe’nin odasına gitti. Kapıyı vurup odaya girdi. Yatağında uzanan Neşe’ye, “Yemek hazır, gelmiyor musun?” diye sordu. Neşe doğrulup, “Geliyorum,” dedi. Fidan’ın sırtını döndüğünü görünce, “Ona gideceğim… Yanlış anladığını söylemek için değil, onu sevdiğimi söylemek için gideceğim,” diye heyecanla konuşup ayaklandı Neşe. Evden koşarak çıktı. Cihan’ın oturduğu sokağa geldiğinde soluk soluğaydı. Nefes almak ciğerlerini yakıyordu. Biraz dinlendikten sonra avluya geçti. Ona her şeyi yanlış anladığını söyleyecekti. Bahçedeki ışık yanıyordu. Adımlarını hızlandırdı. Cihan’ı sırtı dönük otururken gördü. Dudakları aralandı. Heyecanla yürüdü yüzü karıncalandı. Karşı sandalyede oturmuş, elinde sigara olan genç, alımlı kadını görünce dili dondu. Bölüm sonu…
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE