BÖLÜM 1
Elif, kapının önünde durduğunda konak henüz karanlıktı.
Taş duvarlar geceyi içine çekmiş, sessizlik ağır bir örtü gibi avlunun üzerine çökmüştü. Demir kapı arkasından kilitlenirken çıkan tok ses, onun için geri dönüşü olmayan bir çizginin işaretiydi. Parmaklarını montunun cebine sıkıştırdı; üşüdüğü için değil, titrediğini kimsenin fark etmesini istemediği için.
Buraya isteyerek gelmemişti.
Ama bu şehirde bazı yerlere isteyip istememek sorulmazdı.
Okul çıkışı hâlâ zihninin içindeydi. Kalabalık, bağırışlar, bir anda kolundan sertçe çekilmesi… O an yaşadığı korku, bedenine kazınmıştı. Yardım çığlıkları atmaya çalışmış ama sesi boğazında kalmıştı. Sonra bir gölge düşmüştü üzerlerine. Sert, kararlı ve tereddütsüz.
Baran.
Adını daha sonra duymuştu ama yüzü o an zihnine kazınmıştı. Soğuk bakışlar, sert bir çene hattı, tek kelime etmeden kontrolü ele alan bir duruş. Saldırganlar dağıldığında, Elif kendini bir anda onun bakışlarının içinde bulmuştu. Ne sorular sormuştu ne de teselli etmişti. Sadece ceketini omuzlarına bırakmıştı.
— Burada durma, demişti. Üşürsün.
İlk defa bir yabancının sesi bu kadar net kalmıştı kulaklarında.
Şimdi ise o yabancının evindeydi.
Konak kapısından içeri adım attığında yüksek tavanlar ve loş ışıklar onu karşıladı. Ayak sesleri mermer zeminde yankılandı. Hizmetkârlar başlarını eğerek selam verdi; bakışları meraklı ama mesafeliydi. Elif onların gözünde bir misafir değil, açıklanması gerekmeyen bir sonuçtu.
Salonda Baran vardı.
Siyah gömleğinin düğmeleri iliklenmişti, kolları sıvanmamıştı. Her zamanki gibi kontrollü görünüyordu. Elif’i fark ettiğinde yerinden kalkmadı. Sadece bakışlarını kaldırdı.
O bakışlar, mesafeyi ölçüyordu.
— Geldin, dedi.
Bu bir soru değildi.
Elif başını salladı. Söyleyecek çok şeyi vardı ama hangisinin burada işe yarayacağını bilmiyordu. Çantasını daha sık tuttu.
— Konuşmamız gerek, diye devam etti Baran. Sesi alçaktı ama itiraz kabul etmeyen bir ton taşıyordu.
Elif koltuğun ucuna oturdu. Mesafeyi koruduğunu sanıyordu ama salonun büyüklüğüne rağmen kendini ona fazlasıyla yakın hissediyordu.
— Sana sunduğum teklif geçerli, dedi Baran. Ama kabul etmek zorunda değilsin.
Elif acı bir gülümsemeyle başını eğdi.
— Başka bir seçeneğim var mı?
Baran bir an sustu. Bu suskunluk, kelimelerden daha dürüsttü.
— Yok.
Bu tek kelime, Elif’in içinde bir şeyleri kopardı. Yine de ağlamadı. Gözlerini kaldırıp ona baktı.
— O zaman şartlarını bilmek istiyorum.
Baran hafifçe öne eğildi.
— Bu evlilik kâğıt üzerinde olacak. Kimseye açıklama yapmayacağız. Dokunmak yok. Yakınlık yok. Herkesin önünde evliyiz, kendi içimizde yabancıyız.
Elif’in boğazı kurudu.
— Aynı evde mi?
— Aynı çatı altında, dedi Baran. — Aynı yatakta değil.
Bu ayrıntının özellikle vurgulanması, Elif’in içini nedensiz bir şekilde titretti.
— Okuluma devam edebilecek miyim?
— Evet.
— Hayatım?
— Karışmam.
Elif derin bir nefes aldı. Mantığı, bu anlaşmanın onu koruyacağını söylüyordu. Kalbi ise susmayı reddediyordu.
— Peki ya sen? diye sordu. — Bu evlilik sana ne kazandırıyor?
Baran’ın bakışları sertleşti.
— Beni rahat bırakmalarını.
Elif başını salladı. Ayağa kalktı.
— Kabul ediyorum, dedi. — Ama şunu bilmeni istiyorum. Ben kimsenin gelini değilim. Sadece mecburum.
Baran da ayağa kalktı. Aralarındaki mesafe bir adım kadardı artık. Elif onun parfümünü hissetti; ağır değildi ama kalıcıydı.
— Ben de seni sahiplenmeye niyetli değilim, dedi Baran. — Ama bu konakta herkes seni benim eşim olarak bilecek.
Bakışları Elif’in yüzünde bir an fazla kaldı. Sonra geri çekildi.
— Odan hazır. Yarın nikâh var.
Elif arkasını döndü. Merdivenleri çıkarken kalbinin bu kadar hızlı atmasına anlam veremiyordu. Bu evlilikte aşk yoktu.
Ama ilk geceden, yasakların nefes mesafesinde olduğunu anlamıştı.
Ve bazı evlilikler, imzadan önce başlardı.
Elif odasının kapısını kapattığında sırtını ahşaba yasladı. Derin bir nefes aldı ama ciğerlerine dolan hava onu rahatlatmadı. Konak sessizdi, fakat bu sessizlik huzur vermiyordu; aksine, her duvara sinmiş bir ağırlık vardı. Sanki bu ev, içine giren herkese kurallarını fısıldıyordu.
Oda genişti. Yüksek tavanlı, ağır perdeli, sade ama gösterişli. Pencereye yaklaştı. Avlu loş ışıklarla aydınlatılmıştı. Taş zemine vuran gölgeler geceyi daha da derin gösteriyordu. Buraya ait olmadığını her detay hatırlatıyordu ona.
Yatağın kenarına oturdu. Parmakları örtünün kenarına dolandı. “Sadece kâğıt üzerinde,” demişti Baran. O cümleyi zihninde tekrar etti. Defalarca. Kendini buna inandırmak ister gibi.
Ama Baran’ın bakışları, kâğıt kadar yüzeysel değildi.
Ceketini çıkardı, sandalyeye bıraktı. Üzerini değiştirdiğinde bile huzursuzdu. Bu odada yalnızdı ama tamamen güvende hissetmiyordu. Işığı kapatmadı. Karanlıkla baş başa kalmak istemedi.
Yatağa uzandığında gözlerini tavana dikti. Kalbi hâlâ hızlı atıyordu. Merdivenleri çıkarken hissettiği şey sadece korku değildi. Bu, onu asıl rahatsız eden şeydi. Tanımlayamadığı bir gerilim vardı içinde. Tehlikeli bir farkındalık.
Aşağı katta Baran salonda tek başınaydı.
Ceketini koltuğun arkasına bırakmış, gömleğinin ilk düğmesini açmıştı. Bardaktaki suyu elinde tutuyor ama içmiyordu. Merdivenlere bakıyordu. Yukarıda, yabancı bir kadın… Kâğıt üzerinde eşi olan biri vardı.
Bu evlilik bir çözümdü. Böyle olması gerekiyordu.
Ama Elif’in bakışları, söylediği cümleler, geri adım atmayan duruşu… Hepsi planladığından daha fazla yer kaplıyordu zihninde.
Baran ayağa kalktı. Merdivenlere doğru yürüdü. İlk basamakta durdu. Çenesini sıktı. Kendine kızdı.
— Saçmalama, diye mırıldandı. — Sadece bir anlaşma.
Ama bazı anlaşmalar, daha imzalanmadan şartlarını bozmaya başlardı.
Elif uyuyamadı.
Her gözlerini kapattığında salonu, Baran’ın sesini, aralarındaki o bir adımlık mesafeyi hatırlıyordu. “Yarın nikâh var.” Bu cümle, zihninde yankılanıp duruyordu. Yastığını çevirip durdu. Zaman geçmiyordu.
Gece yarısına doğru koridordan ayak sesleri geldi.
Elif nefesini tuttu.
Adımlar kapısının önünde durdu. Kalbi göğsüne çarpıyordu. Kapı açılmadı. Ama o birkaç saniye, Elif’e saatler gibi geldi. Sonra adımlar uzaklaştı.
Gözlerini kapattı. Kendine kızdı. Bu evlilikte korkması gereken tek şey, dışarıdaki tehlikelerdir, diye düşündü. Baran’dan korkmamalıydı.
Ama ondan etkilenmemek… asıl zor olan buydu.
Sabaha karşı, yorgunluktan uyuyakaldı.
Uyandığında konak uyanmıştı. Fısıltılar, ayak sesleri, kapıların sessizce açılıp kapanması… Bugün nikâh vardı. Elif yatağın içinde doğruldu. Midesine bir ağırlık çöktü.
Aynaya baktığında yüzü solgundu ama gözleri uyanıktı. Kendini kaybetmeye niyeti yoktu. Bu evlilik onu tanımlamayacaktı. En azından buna izin vermeyecekti.
Kapı tıklandı.
Bu kez hazırlık için gelen kadınlardı. Elif derin bir nefes aldı. Kapıya yönelirken zihninde tek bir cümle vardı:
Bu bir başlangıç değildi.
Ama biteceği günü de henüz bilmiyordu.
Kadınlar odaya girip sessizce hazırlıklara başladığında Elif kendini onlardan biraz uzak tuttu. Üzerine geçirilen elbise, takılan takılar, söylenen cümleler… Hepsi başkasının hayatına ait gibiydi. Aynada gördüğü yansıma, birazdan “gelin” diye çağrılacaktı ama Elif o kelimeyi üzerine yakıştıramıyordu. İçinde tek bir karar vardı: Bu evlilik onun kimliğini silmeyecekti. Ne bu konak ne de Baran, ona kim olması gerektiğini söyleyemeyecekti.
Aşağıda Baran nikâh için hazırlanırken, beklediğinden farklı bir huzursuzluk içindeydi. Bu evlilikle kurtulacağını düşündüğü baskı, yerini başka bir ağırlığa bırakmıştı. Elif’in gözlerindeki direnci hatırladı. Boyun eğmeyen duruşunu. Bugün herkesin önünde onun kocası olacaktı. Ve ilk kez, kontrol altına aldığı bir anlaşmanın, kalbinde kontrol edemediği bir etki yaratabileceğini fark etti.