Alaz'ın Anlatımından Devam
Hüma'yı kendime çekip yatak örtüsünü tuttum. Bileğini bırakamıyordum. Çok kan kaybediyordu. "Aptal. Kanlı çarşaf dediğin bu muydu?" nefesimi bıraktım. Çarşaftan bir parça koparana kadar canım çıktı.
Bileğini sıkıca sarıp onu yatağa bıraktıktan sonra daha büyük bir parça kopardım. Bileğindeki bez hızlıca kırmızı olurken yenisini daha sıkı bir şekilde bağladım. "Aptal." dedim sinirle. "Ölmemi istiyorsan gel beni kes. Kendini ne diye kesiyorsun sen?" deyip onu kucağıma alıp ayağa kalktım. "Dayan. Sana ölüm yok Hüma. Yok." odamın kapısını açtığım gibi babaannem ile karşılaştım.
"Ne oluyor Alaz?" dediğinde sinirlerime hakim olamadım.
"Ne bekliyorsun sen burada?"
"Kan..."
"Kes!" dediğimde gözlerine inanamadı. "Babaanne bir daha karımın bekaretiyle ilgili tek laf edersen çok kötü olur." bir bekaret meselesi yüzünden kendi canına kıymıştı. Daha hâlâ kalkmış kanlı çarşaf diyor bana!
"Biri arabayı çalıştırsın!" diye bağırdığımda merdivenleri indim.
Kapıdaki adamlardan biri kapıyı açtı. Sonra da arabanın arka kapısını açtı. "Sen sür." dediğimde başını salladı.
"Peki Alaz bey."
Hüma'yı arka koltuğa oturtup yanına geçtim. Bileğini sıkıca tutup onu kendime çektim. Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım. "Aptal." dedim sinirimle. Araba hareket etti. "Hızlı ol. Hastaneye yetiştirmemiz lazım."
"Hemen Alaz bey." dedi.
Başımı eğip Hüma'ya baktım. Uyuyor gibi görünüyor, göğsü inip kalkıyordu ama şu an acı çekiyordu.
Aferin Alaz. Bir kadının hayatını kararttın sen. Resmen bir kadının hayatını mahvettin. Üzerine gelmesem belki bunu yapmazdı. Biz evlenmek zorunda olan iki kişiydik ama ikimiz de birbirimizi anlamaya çalışmadan sadece suçladık.
Ama sana sözüm söz Hüma. Bundan sonra seni suçlamayacağım. Seni anlamaya çalışacağım. Söz veriyorum.
~ ~ ~ ~ ~
Hüma ameliyattan çıktıktan sonra normal odaya alınmıştı. Küçük bir operasyondu neyse ki. Durumu da iyiydi. Uyandığında sağlam bir azar işitecekti benden de.
Telefonum çalmaya başladığında Hüma'nın elini bırakıp telefona baktım. Leyla arıyordu. Bu gece geleceğimi sanıyordu. Ama şu an hiç konuşacak durumda değildim. Onu daha sonra arardım.
Kısa bir mesaj çekip haber verdikten sonra telefonumu kapattım.
Hüma gözlerini aralayana kadar onu izledim. Nihayet uyanıp da etrafına bakmaya başladığında sesli bir nefes koyverdim.
"Hüma?" sesimle bana döndü. Gözlerini kırpıştırıp dudaklarını ıslattı. "İyi misin?"
"Öldüm mü ben?"
"Öldün. Ben de peşinden geldim. Kocamın canını istiyorum dediğin için." güldüm. "Aptal. Küçücük bir çizik attın alt tarafı. Öleceğini mi düşündün sahiden?"
Önüne dönüp nefesini bıraktı. "İkinci kez ölmeyi başaramadım değil mi?" diye mırıldandı.
"Aynen öyle. O yüzden üçüncü kez deneme. Yoruldum arkanı toplamaktan."
"Toplama. Sana topla diyen mi oldu?"
"Karımsın, çünkü sen benim karımsın Hüma." eğildim. "Benim karıma kendisi dahil kimse zarar veremez çünkü."
Kaşlarını kaldırdı. "Sen? Sen zarar verecek misin bana?"
Gülümsedim. "Hayır Hüma." geri çekildim. "Artık anlaşalım. Birbirimize zarar vermek yok. Birbirimizin kararlarına saygı duyarak yaşayalım." elimi uzattım. "Ben seni ailemden koruyacağım, isteklerini yerine getireceğim. Sen de bana karışmayacaksın."
"Ne zamana kadar?" dedi. Bitkindi. "Ben evli kalmak istemiyorum." elimi indirdim.
"En azından babaannemin canını biraz daha sık. Benim dememle olmaz. Babam da babaannem de bu işten hayır gelmez derse, işte o zaman ben seni boşarım."
"Neden ben babaannenle uğraşmak zorundayım? Sen uğraş."
"Yok ya. Canıma susamadım. Hem iki günde yeterince canına okudun. Bence biraz daha onu sinirlendirsen ikimiz de kurtulabiliriz."
"En zor iş bende." deyip gözlerini kapatıp açtı. "Çok halsiz hissediyorum kendimi."
"Çok kan kaybettin. Ondandır. Hadi uyu biraz. Doktor seni sabaha taburcu eder."
Başını sallayıp sağ kolunun üzerine uzandı. Gözlerini kapatıp bacaklarını kendine çektiğinde ayağa kalkıp üzerini örttüm. Halsiz olmasa sabaha kadar bile tartışırdı benimle.
Hüma uyudu. Ben de arkamı yaslanıp gözlerimi kapattım. Kısmen de olsa anlaşmıştık bence.
~ ~ ~ ~ ~
Konağın kapısının önüne geldiğimizde nefesimi bıraktım. Babaannem herkese her şeyi anlatmış olmalıydı.
Hüma bileğini eliyle kapattı. Rahatsız görünüyordu. "Ne oldu?"
"Biliyorlar mıdır?" dedi panikle.
Başımı salladım. "Muhtemelen." elini bırakıp ceketimi çıkardım. "Giy şunu." deyip ceketi omuzlarına bıraktım. Hüma ceketi giydikten sonra kapıyı açtım. Konağa girdiğimizde avluda tur atan babamı gördüm.
Hadi buyur cenaze namazına.
Hüma'ya döndüm. "Hastanede konuştuğumuz gibi. Kavga etmek yok." kulağına eğildim. "En azından beraberken."
Başını salladı. Göreyim seni Hüma hanım. Kavga mı etmek istiyorsun? İşte tam zamanı.
Koluma vurup yanımdan geçerken güldüm. Merdivenleri hızlıca çıkıp avluya geçtiğinde onu takip ettim. "Nihayet geldiniz ha?" dedi babaannem doğrudan. "Ben bu kızı istemiyorum! Gelin diye kabul etmem onu!"
"Ben ettim." deyip Hüma'nın önüne geçtim. Her şeyden önce ilk kural, Hüma'nın namusuna artık tek laf edilmesine izin vermeyecektim.
"Karın bakire olmadığı belli olmasın diye bileğini kesti! İstemem onu."
"Babaanne yeter! Bir daha Hüma hakkında ileri geri konuşmayacaksınız." tek tek tüm aile üyelerine baktım. "Hiçbiriniz."
"Ben diyeceğimi dedim! Namussuz gelin istemem!" deyip bastonunu yere vurdu. "İstemem!"
"Neyse ki onu koynuna alacak kişi sen değilsin babaanne." dediğimde yüzü asıldı.
"Edepsiz!" diye bağırdığında Hüma'ya döndüm.
"Hüma benim dini nikahlı eşimdir. Kimse ona ters bir şey demeyecek. Yoksa bu konaktan çekip gideriz."
Babamın asla istemeyeceği şey buydu. Kimse gitmemi istemezdi gerçi. Annem de, babaannem de... Ama Hüma'yı korumak adına böyle bir şey yapabilirdim. En azından bir süreliğine. Boşanana kadar.
Benim şirket hisselerini geri almam gerekiyordu. Maalesef, ona bu kadar çok pay veremezdim. O sevdiğim kadın değildi, hakkı da yoktu.
Ondan hisseleri de almam gerekiyordu yani.
Bir süre daha birbirimize katlanacaktık.
"Karımla biraz dinlenmek istiyoruz. Müsaadenizle." deyip Hüma'ya döndüm. Elimi omzuna atıp onu döndürdüm ve odamıza doğru adımladık.
"Temastan hoşlanmıyorum." diye mırıldandı.
"Ben de sana bayılıyorum ya sanki." dedim. Hoşnuttum sanki bu durumdan.
"Çek elini o zaman."
"Kızım akli sıkıntıların mı var? Rol yapıyoruz şurada." deyip odanın kapısını açtım.
İçeri girdiğimizde hızlıca uzaklaştı. "Bir konuda anlaşalım. Ailenin yanında karı koca gibi davranırız ama bana her fırsatta dokunma."
Kollarımı bağladım. "Tamam." dedim. Sanki keyfimden dokunuyordum. "Geceleri herkes uyuduktan sonra çeker giderim. Kimseye bir şey söylemezsin."
Başını salladı. "Tamam. Aramızda kalır." o da benim gibi kollarını bağladı. "Babaannenin hiçbir lafının altında kalmam. Bana ne yaparsa karşılığını misliyle alır."
"Amacımız o zaten. Bu konaktaki herkesi delirt. Ben yanında olacağım." Başını salladığında devam ettim. "Şirket hisseleri?"
"Boşandığımız gün sana devrederim. Boşanana kadar onlar benim güvencem olacak."
"Öyle olsun bakalım." dedim.
"Avukatlık yapacağım."
Başımı salladım. "Düşünürüz."
"Düşünme. Yapacağım. Boşandıktan sonra en azından bir birikimim olur. Annemle yeni bir hayata başlarız."
"Tek bir şartla." dedim. Kaşlarını kaldırdı. "Sana bir ofis açarım. Orada yaparsın işini. Aksi türlüsü mümkün değilmiş."
"Olmaz. Ofis açacak param yok benim."
"Benim var. Ben de senin kocanım ya hani."
Omuz silkti. "Ben senin paranla bir şey istemiyorum."
"O zaman unut avukatlık işini."
"Ya neden?" diye itiraz etti. "Paranı istemiyorum dedim."
"Ben de sana ofis dışında çalışamazsın diyorum. Sen seni boşamamı istiyorsun değil mi?" cevap vermediğinde bunu evet olarak algıladım. "O zaman ofis şart. Ben sana ofis açarım. Taşkınların bir de avukatlık ofisi olmuş olur hem."
"Taşkın değil. Ben hâlâ Hüma Kadiroğlu'yum. Resmi nikahımız yok. Unuttun mu?"
"Ben o adamın soyadı ile sana ofis açmam Hüma."
Nefesini bırakıp başını eğdi. "Off... Tamam. Taşkın olsun."
Başımı salladım. "Buna da tamam." kurallar basitti. "Başka bir şey istiyor musun?"
"Yok. İstemem." deyip arkasını dönüp yatağıma oturdu.
Yatak sorunu da yoktu. Zaten herkes uyuduktan sonra odadan çıkar giderdim. Mis gibi yaşardık. Hüma da rahat ederdi.
Ceketimi çıkarıp bileğine baktıktan sonra derin bir nefes aldı. Baş parmağını bileğinde gezdirirken yanına gidip ceketimi aldım. "Ben çıkıyorum. Aşağıda işlerim var. Bir şey olursa yanıma gel."
Başını salladı. "Tamam. Gelirim." diye mırıldandı. Yardıma ihtiyacı olsa bile gelmezdi. Kendi işini kendi görürdü ama yine de söylemek istemiştim işte.
Odadan çıktım. Evet, başlasın bakalım. İstemediğim bir evliliği bakalım ne kadar sürdürebilecektim?
İstemediğimiz diye düzelttim kendimi. Bu berdelin suçlusu siz değilsiniz Alaz. Bu yüzden kimseyi suçlamak yok.
Özellikle de içerideki kızı.
~ ~ ~ ~ ~