Meftun

2111 Kelimeler
Hüma'nın Anlatımından Devam Alaz beni evime bırakırken iyice tembih etmişti. Halil herhangi bir şey yapamazdı ama yapmaya kalkışırsa doğrudan beni ara demişti. Haklıydı aslında, o bana artık hiçbir şey yapamazdı. "Anne?" konakta sesimi duyurduğumda mutfaktan takırtılar duyuldu. Gülümseyip doğrudan o tarafa doğru adımladım. Annemle kapının önünde karşılaştık. "Hüma!" Beni görünce gözleri kocaman açıldı. "Kızım." deyip kocaman sarıldığında ben de ona sıkıca sarıldım. "Anne, nasılsın?" ona kırgındım ama kızamıyordum da. "Seni çok özledim." çünkü o benim bu dünyadaki tek ailemdi. Tek dostum adeta. "Ben de seni çok özledim güzel kızım. Burnumda tüttün." daha bir kaç günden böyleyse eğer işi zordu. Geri çekildim. Ellerini yanaklarıma götürdü. "Sana bir şey yapıyorlar mı o konakta?" "Hayır anne. Korkma. Bana kimse bir şey yapmıyor." gülümsedim. Beni düşünüp üzülsün istemedim. "Alaz bana çok iyi davranıyor." "O herif mi? Hiç sanmıyorum Hüma. Gözüm tutmadı hiç onu." "Annecim gerçekten çok iyi biri. Kimsenin bana laf etmesine izin vermiyor. Hem bak, beni de buraya o getirdi." "Oturalım da öyle anlat." dedi. Mutfağın önündeki sedire oturduk. Direkt sorguya başladı o da. "O babası olacak adam bir şey diyor mu sana?" Başımı olumsuzca salladım. "Hayır anne. Sessiz bir adam zaten. Çok konuşmuyor." konuştu mu da Alaz'a esip gürlüyordu. Benimle nadiren çatışıyordu. Dün akşam gibi ama onda da sesini çıkarmasına izin vermemiştim işte. "Annesi nasıl biri? Beni de o arayıp haber verdi zaten ama bilemedim." Güldüm. "Çok iyi bir kadın anne. Görünce anlarsın zaten." annesi ne babasına ne Alaz'a benziyordu. Kesinlikle daha farklıydı ikisinden de. "Bu yemek işi nereden çıktı anlamadım ki? Hayır bir de Halil ve Gülendam da gelecek." nefesini bırakıp önüne döndü. "Anne?" elini tuttum. "Sen artık seviyor musun o adamı?" dedim merakla. Kaşlarını çattı. "Asla kızım. Eskide kaldı hepsi. Gençlik hatası işte." "Ben de mi hatayım peki?" diye mırıldandım. "Olur mu öyle şey kızım?" deyip tek eliyle yanağımı kavradı. "Sen başıma gelmiş en güzel şeysin. Hiç olur mu öyle şey?" deyip gülümsedi. "Peki." diye mırıldanıp önüme döndüm. "Soğuk bir şeyler getireyim mi sana? Reyhan şerbeti yaptım, çok güzel oldu bak. Bekle de getireyim." Başımı salladım. "Olur anne." Annem ayaklanıp mutfağa geçerken konağa bakındım. Bir kaç gün öncesine kadar benim de yaşadığım bu konak... Artık hem yabancı geliyordu hem de yuvammış gibi hissettirmiyordu. Keşke o adamın babam olduğunu hiç öğrenmeseydim. "Vay, bakıyorum da kimler gelmiş?" Gülendam hanımın sesini duyduğumda başımı çevirdim. Ardiye tarafından geldiği için onu görememiştim. "Hangi rüzgar attı buraya seni Hüma? Yoksa kocan evden mi kovdu?" dedi keyifle. "Hayır. Kocamın beni evden kovduğu falan yok." dedim. "Annemi ziyaret etmek istedim ve geldim." "Murat ağa sana nasıl izin verdi acaba?" deyip utanmadan yanıma oturdu. Sakin kalıp gülümsedim. "Ondan izin almadım. Kocama söyledim ve kocam da beni getirdi Gülendam hanım. Sizin aksinize ben kocamdan izin almıyorum. Sadece haber veriyorum." Yüzündeki gülümseme kaybolduğunda annem iki bardak reyhan şerbeti ile geldi. Gülendam hanımı görünce canı sıkıldı. "Hoşgeldiniz Gülendam hanım. Siz de içer misiniz?" dediğinde Gülendam hanım ağır ağır başını salladı. "İçelim. Ne de olsa bizim malımız." dedi. Annem kendi bardağını onun önüne bırakıp yanıma oturdu. Gülendam hanım belli ki yanımızdan ayrılmayacak. "Senin gelin olarak akşam yemeğini hazırlıyor olman gerekmiyor mu Hüma? Ne diye buradasın?" Taktı kadın ya. "Yemekleri ben hazırlamayacağım." dedim sadece. "Doğru tabi, sizin de orada annen gibi çalışanlarınız vardır. Her işinizi görüyorlardır." Tekrar gülümsedi. Yanımıza neden oturduğu belli olmuştu. "Bitti mi Gülendam hanım? Buraya annemi ve beni aşağılamak için oturduysanız eğer başaramayacaksınız." gülümsedim. "Söylediğiniz hiçbir şey umrumda değil." "Nermin?" deyip ayağa kalktı. "Temizliği ihmal edip çok oturma. Akşam için de izinli değilsin. Haberin olsun." deyip masadan uzaklaşırken yumruklarımı sıktım. "Pislik." diye mırıldandım. Aklınca annemin gelmesini engelleyecekti ama göreceksin. Oraya asıl sen gitmeyeceksin. Önüne bıraktığımız bardağı alıp anneme uzattım. "Zıkkım içsin." dediğimde güldü. "Bakma sen ona. Halil ağa bana bir şey demedi. Gitmeme bir şey demez." "Zaten onların bir şey demesine gerek yok anne. Sen benim annemsin ve ben bir şekilde hallederim." en azından ben halledemesem de Alaz hallederdi. "Gülendam hanım haklı ama benim temizlik yapmam lazım kızım." "Anne çok sinir oluyorum. Bırak artık şu işi ya. Paramız birikmedi mi? Sana ev alırız. Olmaz mı?" "Birikmedi kızım." deyip başını eğdi. Onca para ne oldu peki? "Nasıl birikmedi anne? Kaç yıldır çalışıyorsun? Tamam okul için bir kısmı gitti ama yine de yok mu?" Ben zaten okulu da burs kazanarak okumuştum. Bu para nerede? "Birikmedi işte kızım. Sorma." Başımı eğip yüzüne baktım. "Anne? Vermiyor mu bu adam sana para?" "Veriyor canım. Verdi de ama ihtiyaç oldu parayı kullandım ben." "Ne ihtiyacı?" "Çok soru soruyorsun Hüma." deyip ayağa kalktı. "Ben temizliğe girişeceğim. Sen de otur burada." "Ya anne nereye, nerede para? Söylesene." "Sen otur hadi. Gelirim yanına." "Anne!" resmen kaçarak uzaklaştı kadın ya. İnanamıyorum. O kadar sene para birikmez mi ya? Annem öyle çok dışarı çıkan bir kadın da değil ki? Bu işin içinde bir iş var ama hadi bakalım. Neymiş illa ki öğrenirim. Arkamı yaslandım. Reyhan şerbetinden bir yudum aldım ama merakım beni ele geçirdi. "Dur bakalım, gider öğrenirim ben şimdi. Yardım da edeyim işi hemen bitsin hem." ağzından da laf alalım bakalım. Bu para nerede? ~ Annemle temizliği yaparken her sorumdan itina ile kaçmayı başardı. Ara ara Gülendam hanım gelip bir kaç kez laf da soktu. İhmal etmedi. Sabrım iyice taşmıştı. Madem annemin parası yoktu. Ben de kendim çalışır önce Alaz'a borcumu öder sonra anneme ev tutardım. Bana ofis açacağını söylemişti. Kabul etmiştim ama çalışmaya başladıktan sonra onun parasını mutlaka ödeyecektim. Öğle yemeğini yedikten sonra zaman geçmek bilmemişti. Akşam için acayip heyecanlıydım. Hem Halil ağa hem annem hem de Taşkın'lar... Taşkın'ların kızını kaçırmıştı Tufan Kadiroğlu ne de olsa. Yemekteki herkes çok gergin olacaktı belli ki. "Ben hazırlanıp geleyim kızım." "Tamam anne, bekliyorum ben seni." Annem hazırlanmak için odaya gittiğinde telefonu çıkarıp saate baktım. Dörde geliyordu. Alaz da birazdan burada olurdu. Dört gibi gelir sizi alırım demişti. Konağın kapısı açıldığında Alaz geldi sanıp başımı kaldırdım. Ama gelen Alaz değildi. Halil ağa ve arkasından da şoförü Selim. Yüzü dağılmıştı. Geçen gün Alaz onu bu hale getirmiş olmalıydı. Yıllarca ona abi dedim ama işte... Niyeti belliymiş. "Hüma? Sen ne arıyorsun burada?" dedi Halil ağa bana yaklaşıp. "Annemi almaya geldim. Birazdan Alaz gelecek, gideceğiz." "Bizle gelirdi. Ne diye buraya kadar zahmet ettiniz?" "Böyle daha iyi." dedim. Bakışlarım Selim'i bulduğunda Halil ağa ona baktığımı fark edip konuştu. "Selim abin de bir kaç gün önce kavga etmiş." "Umrumda değildi." deyip önüme döndüm. Kollarımı masaya yasladım. "Babanla böyle mi konuşacaksın?" "Evet. Yirmi dört sene boyunca babalık yapmayan ve babam olduğunu öğrendiğim gün beni evlendirmek isteyen adamla böyle konuşacağım." "Hüma...?" "Ne Hüma? Yalan mı? Ölmemek için kızını ortaya attın sen. Sen de baba mısın?" Kaşlarını çattı. "Dua et..." deyip işaret parmağını kaldırdı. "Neye dua ediyor?" Alaz'ın sesini duyunca hepimiz başımızı çevirdik. Onu kapının önünde görünce ayağa kalktım. Ağır adımlarla yanımıza gelirken gözlerini Selim'den ayırmadı. Tam karşısında durduğunda hızlıca arkasına geçtim. "Alaz, hoşgeldin." Bir kaç saniye için dönüp bana bakındı. "Geri çekil." "Ne? Neden?" "Geri çekil Hüma." dedi. Ne oluyor ya? Ne diye geri çekilmemi istiyor diye düşünürken Selim'in yüzüne yumruğunu geçirdi. "Sen ne yüzle buradasın lan daha!" gözlerimi kocaman açtım. Alaz'ın kolunu tuttum. "Alaz dur." kimseye bir şey söyleme Alaz. Bir de Halil ağayla uğraşamazdım. "Ulan piç! Senin ecdadını sikeyim ben!" "Alaz lütfen dur." deyip onu kendime çektim zorla. Ellerimi göğsüne yerleştirip onu iterek uzaklaştırdım. Gözü dönmüş gibiydi. "Ne oluyor burada Alaz ağa!" diye bağırdı Halil Kadiroğlu. "Hüma bırak." diye mırıldandığında başımı sola yatırıp yüzüne baktım. "Alaz annem üzülür. Annem bilmiyor. Lütfen söyleme." Gözleri nihayet beni görür oldu. "Ne?" "Söyleme. Kimseye bir şey söyleme. Annem çok üzülür. Kalbine bir şey olacak diye korkuyorum. Lütfen bir şey belli etme." Nefesini bıraktı. "Bu it burada mı çalışacak? Devam mı edecek yani?" "Etsin. Ben yokum ne de olsa. Yakında annem de işi bırakır zaten. Lütfen. Söyleme." Gözlerini kapatıp nefesini bıraktı. "Tamam." dediğinde annem de geldi. "Hüma? Alaz?" panikle yanımıza yaklaşırken Selim'i de fark etti. "Ne oluyor burada?" Alaz, Halil ağaya döndü. "Bu orosbu çocuğu yerini bilmiyor Halil ağa. Yanına aldığın çalışanlara dikkat et. Bir daha bana bir saygısızlığı olursa onu yaşatmam." "Mesele bu muydu?" dedi hayretle. "Ben uyarırım onu. Cezası neyse keserim." dediğinde Alaz öfkeyle nefesini bırakıp bana döndüğünde ben de ona döndüm. "İyi misin?" "Sen iyi misin?" "İyiyim. Yeni gelmişlerdi zaten." dedim sessizce. "Hazırsanız çıkalım." dediğinde ellerimi göğsünden çektim. Alaz sakince adımlarken anneme döndüm. "Anne, hadi gidelim." Annem başını sallayıp yanıma geldi. Bursumla ona aldığım siyah uzun elbiseyi giymişti. Çok da yakışmıştı. Bir kez daha hayran kalmıştım ona. Saçlarını da şık bir topuz yapmıştı. Yanıma gelip koluma girerken yanımda bir şey getirmediğim için doğrudan dışarı çıktık. Annem arka koltuğa ben de ön koltuğa bindim. Kemerlerimizi bağladıktan sonra Alaz arabayı çalıştırdı. "Nermin hanım ne gerekiyorsa yapın ve işi bırakın. Artık orada çalışmanızı istemiyorum." Alaz'ın teklifiyle şaşırıp ona dönmüştüm. "Olmaz. Olmaz, benim çalışmam gerek." Başımı çevirip anneme baktığımda Alaz tekrar konuştu. "Gerek yok. Paraya ihtiyacınız varsa bana söyleyin. Size ev tutarım orada yaşarsınız. Kadiroğlu konağında artık çalışmayacaksınız." "Oğlum olmaz öyle şey. Ben senin paranı kabul etmem." "Anne, bizim paraya ihtiyacımız mı var? Neden ayrılmak istemiyorsun?" Arkasını yaslandı. "Senin için kızım. Yıllardır ihtiyaçlarımız dışında tek bir şey almadım ben. Bütün para da banka hesabında duruyor." Kaşlarımı çattım. "Benim banka hesabımda mı?" Başını salladı. "Senin okul hesabın vardı, kartını bana vermiştin kullanmam için. Hepsi orada. Ben de bana bir şey olursa diye orada biriktirdim işte. Geleceğin için." "Anne, deme şöyle şeyler. Benim paraya değil sana ihtiyacım var. Senin mutlu olmana ihtiyacım var. Para falan istemiyorum. O para da senin hakkın. Sana ev alacağız ve o Gülendam cadısının laflarını işitmeyeceksin artık." "Olmaz öyle..." "Olur anne. İtiraz istemiyorum ben." "Kızım." önüme döndüm. "Konu kapandı." dedim. "Bir daha açılmamak üzere kapandı. Sana ev alacağız." "Kızınıza da dert etmeyin. Onun para sıkıntısı olmaz." Alaz'a döndüm. Yola odaklanmıştı. Birbirimizle anlaşmıştık ama beni karısı olarak kabul ediyordu. Selim'e sinirlenmesi de bundan sebepti belli ki. En nihayetinde Alaz'ın karısıydım. Önüme dönüp sessizce yola odaklandım. Annem kem küm etse de en sonunda kabullenmişti. Gülendam hanımın yaptıklarından sonra zaten artık onun orada kalmasını istemiyordum ben de. Böylesi daha iyi olacaktı. Alaz da ev işini halledeceğini söyledikten sonra rahatlamıştım. En azından annem için hayat yoluna giriyordu. ~ Alaz üzerini değiştirip çıktıktan sonra ben girmiştim bu kez. Temizliğe yardım ettiğim için terlemiştim. Hızlıca bir duş alıp bornozumla odaya girdiğimde Kadriye hanımı görüp korktum. "Ya Kadriye hanım!" dedim korkarak. "Odaya girerken kapıyı çalamaz mısınız?" dediğimde doğrudan tersledi beni. "Sus kız. Sana mı soracağım?" deyip tersledi. Elindeki kırmızı elbiseyi yatağa bıraktı. "Bunu giy." "Ben ne giyeceğimi zaten seçtim." deyip beyaz şifon gömleğimi ve siyah kumaş pantolonumu işaret ettim. Alt tarafı annem gelecekti. Ne giyecektim başka? "Bunu giy dedim." dolabıma doğru adımladı. "Bir kere de itiraz etme." "Bir kere de siz bana karışmasanız." deyip elbiseyi tuttum. Yuh! Göğüs dekoltesine bak. Yırtmaca bak, sırt dekoltesine bak! Kadriye hanım cidden bana bunu mu giydirecek? Hayır giyemeyeceğimden değil ama bu kadın benim kıyafetlerimi yakan kadın değil miydi ya? İnce askılı, sırtında ipler olan ve straplez bir elbiseydi. Çatal kısmı ama baya derindi. O yüzden hayret ediyordum. Bir de yetmezmiş gibi derin de bir yırtmacı vardı. "Ben cidden bunu mu giyeceğim? Alt tarafı aile yemeği Kadriye hanım." elbiseyi yatağa bıraktım. "Giymem ben bunu." "Hele bir giyme. Bak o saçlarını nasıl yoluyorum." deyip dolabımı açtı. "Sutyen giyme. Ciciklerin ön planda olsun." Bu kadın beni şaşırtmaya doyamıyordu. Nereyi karıştırdığınını fark ettiğimde yanına koştum. "Ya siz neden iç çamaşırlarımı kurcalıyorsunuz!" "Dur kız." deyip siyah dantelli bir külot çıkardı. "Giy bunu. Bu yeter." "Oldu olacak çıplak geleyim!" "Kocanın yanında çıplak olabilirsin." "Ya siz benden ne istiyorsunuz Kadriye hanım?" "Çocuk istiyorum. Ben bir tek gelinimden çocuk istiyorum. Ondan değil." Alaz'a söz vermiş olmasam Leyla hamile değil derdim ve bu beladan kurtulurdum ama yapamadım tabi. Off! Çekilecek çilem varmış. "Çıkar mısınız odamdan? " " Giyin, ancak öyle çıkarım. " "Ben bu elbiseyi giymeyeceğim. Ya arkamdan gülsünler mi istiyorsunuz?" "Ben onu da düşündüm. Basit bir aile yemeği olmasın diye Bukete de elbise aldım. O Leyla olacak yosmaya da. Ama içlerinde en güzeli sen olacaksın. Giy şimdi bunu." "Yine de giymem." deyip kollarımı bağladım. Anında kolumu cimcirdi. "Giy kız! Çabuk. Giymeden de çıkmıyorum." "Ya of!" delirtir insanı bu kadın, delirtir. "Arkanızı dönün en azından." "Peh, sen de olan bende de var." yatağıma oturdu. "Gençken bende bir cicikler vardı, senin kafan kadar." dediğinde gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım. "Benim bey başını bir saniye ayırmazdı." dediğinde gözlerimi kocaman açıp yakındım. "Kadriye hanım!" neler söylüyorsunuz siz böyle ya? "Ne kız! Kadın kadınayız şurada." deyip bir de devam etti. "Kocanı göğsüne çekeceksin, gerekirse boğacaksın. Meftun olacak, meftun. Her gece girecek koynuna." Utançtan yanaklarım kıpkırmızı olmuştu. "Kadriye hanım, yeter. Lütfen yeter." deyip elimle yüzüme yel yaptım. "Tamam, elbiseyi giyeceğim. Şimdi lütfen çıkın." dediğimde ayağa kalktı. "Hele bir giyme de göreyim seni." bastonunu da yere vurduğunda güldüm. Kadriye seremonisi bitmişti işte. Çatık kaşlara odadan çıktı. Ben de yataktaki elbiseye baktım. Mecbur giyeceğiz artık. Kadriye hanımla herkesin içinde zıtlaşmak istemiyordum. Hele de annemin önünde. ~ ~ ~ ~ ~ ~
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE