Evime.

1903 Kelimeler
Alaz'ın Anlatımından Devam "Hüma!" hızlıca adımlayıp başımı eğdiğimde tuttuğum nefesimi bıraktım. "Aptal." diye mırıldandım. "İyi misin?" dedim. "Sanane." dedi yüzünü buruşturup. "Aptalsın sen, ölmeyi bile beceremiyorsun." "Şu an seninle uğraşacak durumda değilim." deyip kolunu tuttu. "Bekle, yanına geleceğim." deyip aşağı inmek için bir yol aradım. Neyse ki küçük bir düzlük vardı. Oraya düşmüştü. Aksi takdirde buradan kurtulmasının bir yolu yoktu. Dikkatli bir şekilde aşağı inmek için bir yer buldum. Bastığım yerlere dikkat ederek aşağı inip yanına yaklaşıp eğildim. Başının arkası kanıyordu, hareket edemiyordu ve kolunu tutuyordu. Ani bir şey yapmadan önce iyice baktım. "Kolun kırık mı?" "Bilmiyorum. Acıyor sadece." dedi. "Ne diye atarsın ki kendini zaten? Delirdin mi sen?" "Delirmedim. Senin gibi bir adamdan kurtulmak için baya mantıklı gelmişti." "Bir dahaki sefere kafana sık o zaman. Hayatta kalma şansın yok." dediğimde suratını astı. Koluna dokunduğumda yüzünü buruşturdu. "Dokunma. Acıyor." "Görmem lazım." dedim. Gömleğini sıyırmak için bileğindeki düğmeyi açtım. "Acıyor." deyip derin bir nefes aldığında bakışlarım yüzüne kaydı. Korkuyla bakıyordu koluna. "Kırılmış mı?" dediğinde bakışları beni buldu. Bıkkınlıkla nefesimi bırakıp koluna döndüm. "Bir durursan bakacağım." deyip gömleğinin kolunu yavaşça sıyırdım. Dirsek kısmı morarmıştı ama kırık mıydı emin değildim. Yavaşça dokundum. Yüzünü buruşturdu. "Hastaneye gitmeliyiz." dedim. Ama kolunu sabitlemem gerekiyordu. Nasıl yapacağımı da bilmiyordum. "Nasıl çıkacağız yukarı? Arasana birilerini." "Geç kalırız." dedim. Ceketimi çıkardım. "Elini hareket ettirme." "Tamam." dedi. Ceketimi katlayıp kolunu hareket ettirmesin diye bedenine bağladım. "Kıpırdama, tamam mı?" "Kıpırdayamıyorum zaten." Sabır çektim. "Baş belası." ölse en azından bu kadar uğraşmak zorunda kalmazdım. "Ne diye atarsın ki kendini?" "Senin de istediğin bu değil mi? İçten içe ölmemi beklemiyor musun?" "Ölmeni istediğim doğru. İki iş çıkarmanı değil. İşim yokmuş gibi bir de seni yukarı taşımak zorundayım." "Taşıma, istemem. Ben kendim çıkarım." deyip doğruluğunda bedeni titredi. Yüzünü buruşturup kolunu tutarak ayağa kalktı. "Yürüyebilirim ben." Ayağa kalktım. "İyi, yürü o zaman." dediğimde adımladı. Bileğini burkmuş olsa gerek topallaya topallaya az önce indiğim yerden çıkmaya başladı. Ben de hemen arkasındaydım. "Bizi bu evlilikten nasıl kurtaracaksın? Ölmedim de, söyle artık." dedi çıkarken. Ölsen daha makbule geçerdi ama sanırım bir masumu öldüremeyecektim. Bunu fark etmiştim. "Bilmiyorum." diye mırıldandım. "Bilmiyorum hiçbir şey." Dna raporu boştu. Bu kız gerçekten de Halil'in kızıydı. Ah Feride. O herifle kaçmasaydın şimdi bütün bunlar başımıza gelmezdi. "Bilmiyorsan ne diye getirdin beni buraya?" deyip bana döndü. Kolunu tuttu sıkı sıkı. "Ne diye?" deyip gözlerimin içine baktığında başımı çevirdim. Seni öldürmek için. "Yürü hadi." dediğimde güldü. "İnanamıyorum. Beni buraya öldürmek için mi getirdin?" "Saçmalama Hüma. Yürü hadi." "Ya ne saçmalaması? Ölmedim diye üzüleceksin neredeyse!" "Yok öyle bir şey! Evet ölmen bizi kurtarabilirdi ama yapmadım!" "Yapacaktın ama değil mi? Ben atlamasam belki de sen beni itecektin! Hayvan herif!" Sağlam olan kolunu tutup onu kendime çektim. "Bana bak Hüma, bir daha o ağzından kötü tek bir kelime çıksın. O zaman var ya, seninle seve seve evlenir sana bu hayatı cehennem ederim. Duydun mu beni?" "Evlenmem. Seninle asla evlenmem. Bu kez kendimi gerçekten öldürürüm. Yine de seninle evlenmem." dedi. Gözleri doldu. "Canımı yakıyorsun. Bırak artık." dediğinde nefesimi bırakıp elini bıraktım. "Yürü." Arkasını dönüp hızla adımladı. Ayağının halini unutmuş gibiydi. Düşmek üzereyken belinden tutup eğildim. Kucağıma aldım. Bela! Tam olarak bir bela! Kendini attı bir de onu taşımak zorunda kalmıştım şimdi. "Bırak beni." "Aşağı mı?" dediğimde kaşlarını çattı. Cevap vermeyip başını çevirdi. Dikkatli bir şekilde yukarı çıkardım onu. Arabanın önüne gelip kaputun üzerine bıraktım. Yorulmuştum. "Yolda beyin kanaması geçirip ölmezsin değil mi?" Nefesini bıraktı. "Ölsem kına yakarsın herhalde." "Muhtemelen." deyip ellerimi iki yanında kaputa yasladım. "Kendini öldürsene. Ama bu kez, becer. İkimizi de kurtar." Başını eğdi. "Asla." diye mırıldandı. "Evleneceğim ben seninle." deyip yüzüme baktı. "Seninle evleneceğim, kimin cehennem hayatı yaşayacağını o zaman göreceğiz." dediğinde güldüm. Peki, öyle olsun bakalım. Kim kimin hayatını cehenneme çeviriyor göreceğiz. ~ ~ ~ ~ ~ Hüma'yı hastaneye götürdüm. Bir yığın işlemden sonra kolunda çatlak olduğuna karar verildi. Başı içinse gözlem altında tutulacaktı bir süre. En azından sabaha kadar. "Senin yüzünden bütün günüm mahvoldu." dedim sandalyede otururken. "Git o zaman. Git artık." "İnan çok istiyorum da acıyorum haline." "Acıma bana. Git başımdan. Dinleneceğim ben." "Doktor uyuman yasak dedi." dediğimde telefonum çalmaya başladı. Cebimden çıkarıp arayan kişiye baktım. Leyla'm arıyor... Ayağa kalktım. "Geliyorum." deyip dışarı çıktım. Telefonu açıp kulağıma götürdüm. "Alo?" "Sevgilim? Neredesin, seni göremedim bugün. Çok özledim." Gözlerimi kapatıp duvara yaslandım. "Gelmeye çalışacağım ama çok işim var." dedim. "Seni istiyorum Alaz. Kaç gecedir gelmiyorsun yanıma, bari bugün gel. Lütfen. Çok özledim seni." Hüma tek başına da bekleyebilirdi. Bir şey olmazdı herhalde. "Tamam. Geliyorum. Sana anlatacağım önemli şeyler var." "Ne gibi sevgilim?" "Gelince konuşuruz." dedim. "Yarım saate oradayım." dedim. "Tamam sevgilim. Görüşürüz." dediğinde telefonu kapatıp odaya girdim tekrar. Hüma başını çevirip pencereyi izliyordu. "Baş belası?" dediğimde bana döndü. "Ben gidiyorum. Sakın bir yere ayrılma. Sabah döneceğim." Başını salladı. "İstesem de gidemem zaten." "İyi bari." deyip odadan çıktım. Günün geri kalanında Hüma ile değil de sevdiğim kadın ile olmak istiyordum. ~ "Yani şimdi sen, evleneceksin?" Başımı salladım. "Sadece imam nikahı. O kıza resmi nikah kıyacak değilim." başımı eğip saçlarını öptüm. "Ben yalnızca seninle evleneceğim. Her şey yoluna girdiğinde onu boşayacağım, merak etme." Elini göğsümde gezdirdi. "Anlamıyorum. Sizin bu adetlerinizi asla anlamıyorum. Yani o kızın abisi senin kız kardeşini kaçırdı diye neden evlenmek zorundasın ki sen?" Bir bilsem... Cezamdı işte bu da. Hüma benim cezamdı. "Boşver güzelim. Sen bunları düşünme." Başını kaldırıp yüzüme baktı. "Öyle birden anlatınca çok sinirlendim ama..." nefesini bıraktı. "Ben seni kimse ile paylaşmak istemiyorum Alaz. Benden başka kimsenin olma istiyorum." Güldüm. "Öyle bir şey mümkün mü zaten?" elimi yanağına götürdüm. "Ben seni seviyorum. Yalnızca seni seveceğim." Gülümseyip dudaklarıma uzandığında kolyesi göğsüme değdi. Uzun bir öpücük bırakıp geri çekildiğinde başımı eğip kolyesine baktım. "Bunu ne zaman aldın?" dedim. "Sen aldın ya hayatım." güldü. "Gerçi bunun üstüne o kadar çok şey aldın ki hatırlamaman normal." Güldüm. "Olabilir." dedim. "Yine de şunu şimdilik çıkaralım." Kolyesini çıkarıp komodinin üzerine bıraktığımda üzerimizdeki örtüyü çekip attım. "Nerede kalmıştık?" deyip onu kucağıma çektim. Keyifle kıkırdayıp dudaklarıma uzanmadan önce konuştu. "Heyecanlı bir yerlerinde kalmıştık." deyip bir kez daha öpüşmeye başladık. ~ ~ ~ ~ ~ ~ Sabah banyo edip üzerimi değiştirdikten sonra arabama bindim. Babam defalarca kez aramıştı. Önce ona dönüp her şeyin yolunda olduğunu söyledim. Hüma'yı da sordu tabi. Şimdilik geçiştirdim ama kararı kesindi. Bu nikah olacaktı. Hem de en yakın zamanda. İmam nikahı kıyacaktım. Dahasını hak etmiyordu. Ona asla karım gözüyle de bakmayacaktım. İki yabancı gibi bir odanın içinde bir kaç ay belki birbirimize katlanacaktık. Sonra bir yolunu bulur onu boşardım. Leyla ile evlenecektim. Başka bir arzum yoktu. Hastaneye yetiştiğimde arabayı durdurdum. Arabadan inip hastaneye geçtim. Hüma'nın kaldığı odanın önüne gelip kapıyı açtım. Oda boştu. Yatak da toparlanmıştı. Ah Hüma ah, ben başıma bela açma diyorum o alıp başını gidiyor. Sabır çekip odadan çıktım. Deske yaklaşıp hemşireye döndüm. "Hüma Kadiroğlu nerede? Odası boş." "Hüma hanım taburcu oldu efendim. Bir adam gelip onu aldı ve gitti." "Kim? Kim aldı onu?" "Halil Kadiroğlu. Babasıymış." Baba olduğu götü sıkışınca geliyordu aklına tabi. Orosbu çocuğu. "Sağ olun." deyip hastaneden çıktım. Gidip görelim şu Halil Kadiroğlu'nu bakalım. ~ ~ ~ ~ ~ Hüma'nın Anlatımından Devam Anneme küçük bir kaza geçirdiğimi söyleyip zar zor ikna etmişken bir de şimdi Halil ağa ile uğraşmak zorundaydım. "Evleneceksin Hüma. Benim canımın kurtuluşu sana bağlı. Bu zamana kadar senden bir şey istemedim. Baban olarak ilk defa bir şey istiyorum. Bir zahmet yap." dediğinde güldüm. "Bir zahmet yapayım mı?" deyip ayağa kalktım. "İlk defa benden bir şey istiyorsun demek? Ya utanmadan nasıl böyle konuşuyorsun sen?" dediğimde kaşları çatıldı. "O adamlar seni öldürecek olmasa sen babam olduğunu söylemezdin ki! Sen kendi canın uğruna beni gözden çıkardın! Bir de bunu basit bir istekmiş gibi gösterip durma bana!" "Hüma!" "Yalan mı? Bir de övünüyorsun utanmadan. Bu zamana kadar bir şey istemedim diye. Annemi sakladın! Beni sakladın! Bu yüzden olabilir mi acaba?" "Hüma yeter! Evleneceksin dedim. Ya rızanla ya da zorla." Arkamı dönüp adımladım. Gözlerimi kapatıp nefesimi bıraktım. "Başımıza çıkardın bu kızı. Ondan bu saygısızlığı." dedi Gülendam. "Okul okumam battı size değil mi?" deyip Gülendam'a döndüm. "Ayrıcalık dediğiniz şey benim hakkımdı! Bir okul okuttunuz diye demediğinizi, yapmadığınızı bırakmadınız zaten!" Mesleğimi yapmama bile izin vermediler. Annem sesini çıkarabilse biz burada olmazdık şu an. "Bak edepsize!" deyip ayağa kalktı. "Bizim paramızla okudun sen!" "Paranız batsın! Ben yıllardır bu evde çalışıyorum. Sizden para bile istemedim. Ona sayın!" "Hüma yeter!" deyip kolumu tuttu Halil ağa. Hem de çatlayan kolumu tuttu. "Karımla düzgün konuş." dediğinde yüzümü buruşturdum. "Seni daha kaç kez uyaracağım?" "Halil ağa yeter!" dedi annem. Araya girdi. "O benim kızım. Senin değil! Onun senin canın uğruna böyle bir evlilik yapmasına izin veremem." "Senden izin isteyen yok." dedi annem. Kolumun acısına dayanamayıp ağladım. "Bırak artık, acıyor." deyip elimi kurtarmaya çalıştım ama o kadar çok sert tutuyordu ki. Annem araya girmesine rağmen o bile kolumu kurtaramadı ondan. "Baban için küçük bir fedakarlık yapacaksın Hüma. O adamla evleneceksin." Başımı eğip salladım. "Tamam, bırak." deyip elimi çektim. Kolumu tutup titreyen elime baktım. "Onunla asla evlenmeyeceğim!" deyip başımı kaldırdım. Sadece kolumu kurtarmak için yapmıştım. "Senin için asla evlenmeyeceğim! Yaşa diye böyle bir şey yapmayacağım. Canın cehenneme!" dediğimde kaşları çatıldı. "Hüma yeter!" deyip elini kaldırdığında gözlerimi kapattım. O tokadı yüzümde hissetmediğimde gözlerimi araladım. "Bir daha..." diye mırıldandı Alaz. Bileğini sertçe tuttu. "Benim müstakbel karıma elini kaldır da göreyim seni." deyip Halil ağayı ittirdi. "Duydun mu beni!" diye bağırdı. Halil ağa sesini bile çıkaramadı. Oysa sesi az önce nasıl da gür çıkıyordu. "Alaz ağa, benim itirazım yoktur. Ben de evlenmenizi istiyorum." "İstersin tabi orosbu çocuğu! Biz evlenmezsek öleceksin çünkü." sinirle nefesini bıraktı. "Piç kurusu." diye mırıldanıp bana döndü. "Gel Hüma." deyip sol elimi tuttu. "Gidiyoruz." "Nereye götürüyorsun kızımı?" dedi annem araya girip. Evet, nereye gidiyoruz biz? "Evime. Taşkın konağına. Hüma artık benim müstakbel karımdır. Evlenene kadar benimle kalacak." "Olmaz, ben kızımı sana vermem." dedi annem. Halil'in canı kurtulsun diye ben de evlenmek istemiyordum. "Öldürsene şunu. Neden burada onu öldüremiyorsun. Öldür işte." dediğimde Halil ağzını açma cesaretinde bulundu. "Hüma, kızım ne diyorsun sen?" "Kızın falan değilim ben senin!" dediğimde Alaz daha fazla beklemedi. Eğilip kucağına aldı. "Gidiyoruz." dediğinde itiraz etmedim. Kolum çok acıyordu, dirseğimi tutarken Alaz merdivenleri indi yavaş yavaş. "Neden öldüremiyorsun onu?" "Bu bir kan davası değil Hüma. Bizden bir kız alındı. Sizden de bir kız alabiliyorsak eğer birini öldüremeyiz. Sen varsın, babanı öldüremeyiz." "O adam babam değil." dediğimde güldü. "Tamam, baban olmasın. Ne diyeyim?" Omuz silktim konaktan çıkarken. "İstediğini de." "Haysiyetsiz piç kurusuna ne dersin?" dediğinde güldüm. Cevap vermediğimde arabanın önünde beni yere bıraktı. Kapımı açtığında koltuğa yerleştim. Kemerimi takmama yardım ettikten sonra kapıyı kapatıp o da arabaya bindi. "Yine de seninle evlenmem." dedim kemerini bağlarken. "Sana yardım ettim diye canımı sıkma Hüma. Ben ne istiyorsam o olacak. Evleneceğiz ve sonra seni boşayacağım." "Boşanmamıza izin verirler mi sanıyorsun?" "Vermezler. Karılık vazifeni yerine getirmediğini söylerim." dediğinde kaşlarımı çattım. "O ne demek ya? Karılık vazifesi ne?" "Beni memnun etmediğini söyleriz işte." deyip sırıttı. "Çok da memnun edecek birine benzemiyorsun." deyip baştan aşağı süzdü beni. Sinirlerime hakim olamadım. "Terbiyesiz! Bir kere acaba sen kocalık vazifelerini yerine getirebilecek misin?" dediğimde güldü. "Göstermemi ister misin?" dediğinde duyduklarıma inanamadım. "Ya! Onu kast etmedim." nefesimi bıraktım. "Hele bir bana dokun, bana kötü davran. O zaman kim kimin cehennemi olur, göreceğiz." "İddialı. Sevdim bu özelliğini." "Ya sabır." diye mırıldanıp başımı eğdim. "Acıyor mu?" Başımı salladım. Yalan söyleyemedim. "Acıyor." dedim. "Önce hastaneye gidelim o zaman. Sonra da seni konağa götürürüm." Taşkın konağına. Mecburen cehennemime. Birbirimizi yakacağımız o eve. Tamam Alaz Taşkın. Evlenelim bakalım. Ama Halil ağanın canı kurtulsun diye değil. Annemi de o konaktan çıkarmak için. Evleniriz boşanırız. Sonra da annemle kalkar gideriz. Buralardan gideriz. Yeni bir sayfa açarız hayatımıza. Benim burada kalmaya gücüm kalmadı artık. Gitmek en iyi seçimdi. ~ ~ ~ ~ ~
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE