Hüma!

1101 Kelimeler
Hüma'nın Anlatımından Devam Olduğum yerde gidip gelmeye devam ederken başımı kaldırdım. Duvara yaslanmış, kollarını bağlamış ve doğrudan bana bakıyordu. Geldiğimizden beri ve bu beni oldukça rahatsız ediyordu. "Bana dik dik bakmayı bırak artık. Git buradan." "Gitmiyorum." dediğinde adımlayıp karşısına geçtim. "Gideceksin. Annem senin yüzünden bu halde zaten. Utanmadan bir de bekliyorsun. Git." Yaslandığı yerden doğruldu. Başını eğip yüzüme yaklaştı. "Seni almadan gitmem Hüma. Sen kabul etsen de etmesen de bu olacak." "Asla. O adam benim babam değil. Onun günahlarının bedelini ben ödemeyeceğim." "Biyolojik olarak kızıysan bizim evlenmekten başka çaremiz yok. Ha beni istemiyorsan abim var ama muhtemelen karısı seni paramparça eder." dudakları yukarı doğru kıvrıldı. "Ve bu inanılmaz hoşuma gider." Kaşlarımı çattım. "İstediğin asla olmayacak, duydun mu beni? Asla. Ne senin ne babanın ne de o Halil ağanın hiçbir istediği olmayacak." Başını sallayıp geri çekildi. "İnan bana, ben de olmasın istiyorum. Merak etme. İkimizi de bu cezadan kurtaracağım. " dedi. "Nasıl?" dedim merakla. "Hastaneden çıktıktan sonra, benimle gel. Sana yardım edeceğim. Eğer benimle evlenmek istemiyorsan, gel." Nasıl olacaktı ki? Ne yapacaktı? Bunu nasıl engelleyebilirdi? Eğer o gerçekten benim babamsa bu berdeli nasıl durdurabilirdi bu adam? Neydi adı? Alaz, Alaz Taşkın. Ona hiç güvenmiyordum ama haklıydı. Bizi bu durumdan kurtarabilecek biri varsa bu da oydu. "Annem çıksın, bakarız." deyip yanından uzaklaştım. Banklardan birine oturup ellerimi birleştirdim. Bu işten bir şekilde kurtulmam lazımdı. Dna raporuna göre bu adam gerçekten babamsa benim bu adamla evlenmekten başka çarem kalmazdı. Ve onunla asla evlenmeyecektim. Bir şey bulmam lazımdı. Hoş, dna testine de gerek yoktu. Annem hayır diyememişti. O adam senin baban değil diyememişti. Ben yıllarca babamın öldüğüne inanmıştım ama meğer yanı başımdaymış. Yetmezmiş gibi babam olduğunu öğrendiğim gün başıma böyle bir bela açmıştı. Gereksiz herif. Üniversiteyi bitirdikten sonra annemi dinlemeyip çıkmalıydık o konaktan. Tüm ısrarlarına rağmen onu dinlememeliydim. "Nermin hanımın yakını?" diye bir ses duyduğumda hızlıca ayağa kalkıp doktora yaklaştım. "Benim, kızıyım ben. Annem nasıl?" "Annenizin durumu kontrol altına aldı. Tansiyonu düşmüş, durumu şu an iyi. Görebilirsiniz onu." Başımı salladım. "Çok teşekkür ederim." deyip içeri girdim. Annemin olduğu perdeyi açtım. "Anne?" Bakışları beni bulduğunda gözleri doldu. "Hüma?" Yatağın ucuna oturup elini tuttum. "İyi misin anne? Nasıl hissediyorsun kendini?" "Hüma." deyip boğazını temizledi. "Hüma ben çok özür dilerim. Sana bunu söyleyemedim." "Anne..." gözlerinin içine baktım. "Yalan de. Tehdit edildim de, başka bir şey de ama bu olmasın. Yalan de. Ben kabul etmek istemiyorum. Babam değil o benim." "Hüma, özür dilerim." dedi bir kez daha. "Yıllar önce ben o adama gönlümü kaptırdım. Bir hataydı. Evli olduğunu bile bile onunla beraber oldum. Pişman oldum ama son pişmanlık fayda etmiyor. Sen doğdun. Ama inan bana sen doğduğun için hiç pişman olmadım." Başımı kaldırıp derin bir nefes aldım. "Anne, ben evlenmem. Ben o adamla evleneceğime ölürüm daha iyi." "Deme öyle Hüma. Deme. Ben seni bu yaşına kadar zorla büyüttüm. Şimdi bana ölüm deme." Başımı eğdim. "Ne yapacağım?" derin bir nefes aldım. "Ya ne yapacağım?" "Konuşacağım o Halil ile. Cezasını çeksin. Seni bu durumdan kurtaracağım. İnan bana senin o adamla evlenmene izin vermeyeceğim." Bundan emin değildim ve sanki artık tek bir çıkış yolu varmış gibiydi. Ama önce Alaz'ı dinleyecektim. Madem bizi bu durumdan kurtaracak bir yolu vardı önce onu dinleyecektim. "Ben doktorunla konuşayım da gidelim." deyip ayağa kalktım. Sinirlerim bozuktu ve annemin gözünün önünde ağlamak istemiyordum. Doktoru ile konuşup taburcu işlemlerini hallettikten sonra annemin koluna girip acilden çıktığımızda Alaz ile karşılaştım. "Çıkıyor musunuz? " " Evet, biz taksi ile döneriz. Sen git evine." "Sana işimiz var dedim. Anneni bırakırız, sonra gideriz." "Ne işi?" diye araya girdi annem. "Müstakbel eşimle özel bir işim var. Sorun mu?" dedi dik dik. "O asla senin karın olmayacak. Unut bunu." "Siz hangi hayal dünyasında yaşıyorsunuz bilmiyorum ama senin ezik kızınla evlenecek değilim." dediğinde kaşlarımı çattım. Gerizekalı! Ezik mi? Sen kendine bak be, baston yutmuş göt herif! "Yürüyün hadi." deyip önden adımladı. "Ne işi kızım bu?" "Müstakbel eşimin de dediği gibi özel bir iş anne. Boşver sen." "Kızım bu adamla tek kalmanı istemiyorum." Omuz silktim. "Korkma anne. Bu işi halletmek için konuşacağız sadece." Tabi nasıl halledecek orası da muammaydı ama bu evliliği istemeyen bizlerdik. Mutlaka bir yolunu da bulmak zorundaydık. ~ ~ ~ ~ ~ Alaz'ın Anlatımından Devam Annesini eve bıraktığımızdan beri hiç konuşmuyordu. Böylece o sesini duymak zorunda da kalmamıştım. Ta ki geldiğimiz yeri görene kadar. "Neden geldik buraya?" dediğinde arabayı durdurdum. "Mardin'i bir de en zirvedeyken görelim istedim." deyip kemerimi açtım. İşte buradan bakarken Mardin o kadar küçük görünüyordu ki... Derdimden tasamdan uzaklaşmışım gibi rahatlıyordum. Tabi buraya gelme amacım o değildi. "İn hadi." deyip arabadan indim. Aceleyle arabadan indi. "Konuşacağız dedin. Ne konuşacaksak söyle." dediğinde ellerimi cebime koyup Mardin'in manzarasını izlemeye başladım. "Arabadaki gibi susmaya devam etsene." dediğimde karşıma geçti. Başımı eğip gözlerinin içine baktım. "Ben seninle bir dakika daha durmak istemiyorum. Konuşacağız dedin. Konuş. Bizi bu durumdan kurtarabileceğini söyledin. Kurtar." "Sadece bir dakika sus ve düşünmeme izin ver." dedim. Başımı kaldırıp arkasındaki manzaraya baktım. "Mardin'e buradan bakınca insan dertlerini ne kadar abarttığını fark ediyor." diye mırıldandım. Arkasını dönüp benim baktığım yere baktı. "Senin en büyük derdin ne Hüma?" "Sensin. An itibariyle sensin." diye mırıldandı. Güldüm. "Duygularımız karşılıklı Hüma. İşte tam da bu yüzden bugün buradayız." dedim. Bu derde bir son vermek için. Adımladı. "Kayalıklara çok yaklaşma, düşersen tutmam." "İşine gelir işte senin de." dediğinde en kenara kadar gidip çömeldi. Kollarını dizlerine bağladı. "Aynen." diye mırıldandığımda duyup bana döndü. Nefesini bırakıp tekrar önüne döndüğünde yakındaki bir kayanın üzerine oturdum. Konuşmak için dudaklarımı araladığım sırada sessizce ağladığını fark ettim. Gözleri tam karşısında, Mardin'i izliyordu ve yanakları ıslanıyordu usul usul. Ağladığını gördüğümü belli etmedim. Bir de onunla uğraşmak istemiyordum. "Neden geldik buraya?" dedi bir kez daha. Sesi fısıltı gibi çıkmıştı. "Çünkü Hüma... İkimizi de bu durumdan kurtarmak istiyorum." deyip ayağa kalktım. Elinin tersiyle göz yaşlarını sildi. "Nasıl olacak o?" dediğinde yaklaştım. Elimi uzattım. Seni iterek Hüma. Sen öldüğünde ikimiz de bundan kurtulacaktık. "Olması gereken olduğunda Hüma... Biz o zaman evlenmeyeceğiz işte." dedim. Başını eğdi. Ağlamaya başladı tekrar. Bu kez sessiz de değildi. Bildiğin hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Elimi geri çektim. "Neden ağlıyorsun?" "Seni ilgilendirir mi?" Doğru, ilgilendirmez. "Ağlama o zaman. Ağladığını duymak istemiyorum. Bundan nefret ediyorum." dediğimde başını kaldırdı. Yanaklarını silip ayağa kalktı hızlıca. "Ya sen!" deyip bana döndüğünde dengesini kaybetti. Düşmek üzereyken belini kavrayıp onu kendime çektiğimde kollarımı tuttu sıkıca. Korkmuş gibi gözlerini kocaman açıp hızlı hızlı nefes alıyordu. "Sen..." diye mırıldandı gözlerimin içine bakıp. Bakışlarını indirdi. "İyi misin?" dediğimde başını salladı. "İşine gelirdi derken haklıydım." bakışları tekrar beni buldu. "Ama..." deyip dudaklarını ıslatırken göz yaşları tekrar akmaya başladı. "Benim de işime gelirdi." dedi. Kollarımı bırakıp göğüslerime dokunup ittirdi beni. Geriye doğru adımladığımda kendini aşağı bıraktı. "Hüma!" Hüma benim ona yapmak istediğimi kendisi yapmıştı. Kendini aşağı bıraktığında bizim tüm dertlerimiz de son bulmuştu. ~ ~ ~ ~ ~
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE