3.BÖLÜM

4501 Kelimeler
“Simay, düğünümü organize eden şirketten gelenlerle buluşacağız neler yapacaklarını anlatacaklar. Benimle otele gelir misin? Lütfen. Tek başıma karar vermek istemiyorum.” Tek izin günümdü, tek izin günüm ve yine telefon… Hasret olmasaydı kesinlikle açmazdım “Yatıyordum” diye mırıldandım… “Lütfen Simay, Firuze annenin misafirleri varmış, Hale’nin çocuğu ateşlenmiş, Betül’ün de klinikte durması gerekiyor…” “Çok uzun sürer mi?” “Erken gidersek erken geliriz, kahvaltıyı otelde yaparız.” “Telefonda anlatamıyorlar mı?” Hasret sessiz kaldı “Tamam geliyorum.” Dedim, hemen kalktım. Herkes izin günümü katletmek için anlaşma yapmış gibiydi. Tam gün uyuduğumu hiç hatırlamıyordum. Günlerce önemli bir şey olmaz, benim tatil günümde mutlaka bir olay olur göreve çağrılırdım. Ya da başka bir halt çıkardı. Aceleyle banyo yapıp giyindim… Otele geldiğimde Hasret kapıda bekliyordu. Aksilenmiştim ama kızın yüzünü görünce neşem yerine geldi. “Havuz kenarında masa ayırttım, hadi gel.” Yüzme havuzuyla yemek salonunu ayıran, kısa cam panellerin arkasında bizim için hazırlanmış masaya oturduk “Hava çok sıcak, keşke havuza girebilseydik?” Havuz bomboştu, şaşkınlıkla Hasret’e baktım“Pek kimse yok.” “Tabi olmaz Borkan havuzu ve havuza bakan tüm odaları kiralamış.” “Ne büyük israf, vücudunun görünmesinden utanıyor muymuş” dedim… Hasret kahkahayla gülmeye başladı. “Âlem kadınsın Simay adamı gördüğün yok, hâlâ mı nefretin sürüyor.” “Nefretim sadece onunla ilgili değil genel olarak hoşlanmadığım bir adam, anladın işte.” “Yani Arap olmasaydı?” Tam o anda havuzun diğer ucundaki hareket dikkatimi çekti. Esmer ten, biçimli vücut hatları, Borkan omzuna atmış olduğu havluyu çekerek şezlonga fırlattı ellerini başının üzerine getirip balıklama suya atladı. Bir süre suyun üstünde görünmedi tekrar göründüğünde kuvvetli kulaçlarla seri olarak yüzmeye başladı. “Simay” “Hıı?” “Çatalın elinde kaldı.” “Ya” Deyip çatalı ağzıma götürdüm… Çatala çarpan dişlerim tak etti, Hasret kıkırdadı “Şaşkın çatal boş, sen bu adamdan nefret ettiğine emin misin?” Borkan, havuzu birkaç kez turaladı merdivenlerden çıktı başını sallayıp suyu silkeledi. Havluyu başına götürdü kol kasları şişmişti. Havluyu vücudunda dolaştırdı, omuzları karnı bacakları, sırtı. Kıkırdayan iki kadın, sadece altlarında tangalarıyla yanına geldi… “Adi herif, nihayet dörtten ikiye düşmüş.” Kadınlar Borkan’a bir şeyler söylüyorlardı, içeri giren görevli kadınlara kapıyı gösterdi. “Bak, onun kadınları değilmiş.” “Aman bana ne. Hasret, kabul ediyorum yakışıklı, karizmatik, paranın verdiği güçle kendinden çok emin, çekici, seksi bir erkek. Böyle bir erkeğe ilgi duymayacak kadın tanımıyorum Ama bu onu istiyorum anlamına gelmez. Bir filmde seyrettiğim aktörü de beğenebilirim. Benim için Borkan öylesine, ırksal ve ruhsal hiç uyuşmadığım biri görsellik benim için göz zevki. Vay ne yakışıklı adam, derim biter… Ne kadar kalacakmış burada?” “İlgi duyduğunu kabul ediyorsun?” “Neden etmeyeyim. Sevgilisi eşi olmayan herhangi bir kadının duyduğu ilgiden fazla değil.” “Kerem’le büyük projeler peşindeler. Görümcemin eşi Özgür de mühendistir, hem aile dostları hem de çok iyi arkadaşları Karhan var, ödüllü bir mimar kendisi, büyük ölçekli işler yaparlar. Kerem Borkan’ı onlarla tanıştırdı bildiğim kadarıyla görüşmeleri sürüyor. Uzun süre kalacak gibi.” Kahvaltımızın son anlarında Hasret’in beklediği misafirler, ellerinde büyük kataloglarla geldiler; masa süslemelerini, kimin nereye oturacağını, giriş müziğini, pastayı, düğün arabasının nasıl süsleneceğini görsellere bakarak konuşmaya başladılar. Hasret, düğününü kafasında ayarlamış olsa gerek kararları kesindi. Seçimler çok çabuk bitti, bu arada Borkan iki kez havuza girerek uzun süre yüzdü. Gelen kadınların gözü ikide bir havuza kayıyordu. En sonunda içlerinden biri dayanamadı “Aktör mü? Manken mi bu adam” dedi, diğeri kıkırdadı “Evlisin Meral hâlâ elin adamına bakıyorsun.” “Güzele bakmak sevaptır, evlendiysek ölmedik herhalde. Kocam bir tane ama bu adam bakılmayacak gibi değil.” Hasret’e “İşte demek istediğim bu, bakarsın ve geçersin iz bırakmaz o anlık göz zevkini okşar,” dedim, Hasret kulağıma eğildi “Zamane gençlerinin birine tam inanmadıklarında söyledikleri saçma sapan bir söz var tam şu ana uyuyor: yav he he!” “İlle benim bu adama ilgi duyduğumda ısrarcısın.” “Aynen canım gözlerini ayıramıyorsun.” “Senin etrafında dolaşan aşk melekleri fazla mesai yapıyorlar herhalde aklın bulanmış.” “Ben gördüğümü söylerim.” Nihayet kadınlar gitmişti, Kahvelerimizi içerken otelin sahibi Servet Bey yanımıza geldi, düğünde kullanmak istediği renklerini seçmesinin yeterli olacağını, sürprizleri olduğunu söyledi, Hasret sevinmişti. Kerem’in dostları, kimsesi kalmamış geline yardım etmek için dört bir koldan çalışıyorlardı. Hasret, alışverişe gidelim deyince ikiletmedim. Düğün için kıyafete ihtiyacım vardı. Uzun aramalar sonucu siyah renkli, göğüs dekoltesi olan dar kesim bir kıyafette karar kılmıştık. Bu arada bir tatil günüm daha dinlenemeden geçip gitmişti. **** Görevden eve döndüğümde kavga işitmeye hazır değildim Anneannem yüksek sesle bağırıyordu. Ayakkabılarımı çıkarır çıkarmaz salona girdim. Annemle ikisi, iki dövüş horozu gibi karşı karşıya duruyorlardı. Babam sanki kayınvalidesiyle karısı kavga etmiyormuş gibi televizyon kanalları arasında dolaşıp duruyordu. “Ne oluyor burada?” Annem yanıma geldi “Ne olacak yıllardır baba hasreti çekmeme sebep olan anneannenden hesap soruyordum.” Büyükannem öfkeyle bağırdı“Neyin hesabını soruyorsun? Sanki orada yaşasaydın babanı görebilecekmişsin gibi konuşma.” “Neden göremeyeyim, diğer çocukları yanında…” “Bennu kendimle birlikte senide kurtardığımı nasıl göremezsin. Dört duvar arasında yaşamak hoşuna mı gidecekti?” “Belki senin gittiğin zamanlarda öyleymiş. Şimdi kadınlar serbest.” Anneannem kızının dediklerine inanamıyormuş gibi bakıyordu. “Erkek olmadan dışarı çıkamazsın, erkek isterse yaşama hakkın olur, nefes alıp almayacağına bile erkekler karar verir. Sadece kocan olsa iyi, ailesi de üzerinde baskı kurar, eş veya kadın değil onların gözünde mal kadar hükmün vardır.” “Hiç de öyle değil, tanıştığım kadınlar mutluydu.” “Mutlu mu? Çünkü başka bir hayat bilmiyorlar. Kumalara ne diyorsun? Kocanın üç dört kadınla evlenmesini ister miydin? Böyle bir hayatı yaşayabilir miydin?” “Olmazdı, seven insan yapmazdı.” “Sen öyle san, onların yaşam tarzları bu, fakiri de zengini de çok eşlidir. Kadınlar bu düşünceyle yetiştirilmiştir. Bize ters gelen onlar için gayet doğaldır. Çok eşli olmak erkekler için gurur duyulacak bir şeydir. Zenginlikleri eşlerinin çokluğuyla ölçülür… Kadınların okuyup okumaması, evlilikleri babalarının dudakları arasındadır. Seçim hakkı asla kadınlara verilmez, ne düşündükleri sorulmaz. Ben seni bunlardan kurtardım.” “Seçim hakkı tanımayan kim şimdi, sen değil misin? Her zaman babamın beni istemediğini söyledin durdun. Asıl onu istemeyen, oradan kaçmak için her şeyi yapan senmişsin.” “Zorla götürüldüğüm bir yer, hayallerimi çalan bir adam, zoraki evlilik, kız bebek doğurur doğurmaz hatta öncesinde eve getirilen kadınlar… Zoraki alıştığın kocanın başka odalara başka kadınlara gittiğini, onlarla yattığını bilerek tek başına geçen bitmek bilmez geceler… Bunlarımı istiyordun? Böyle yaşamak mı istiyordun? O hayatın içine doğdun, ben seni mutlak kötü kaderden kurtardım. Teşekkür edeceğine laf ediyorsun.” “Bana seçenek tanımadın, zamanla her şey değişiyor onlarda değişmişler. Sabretseydin babamla büyüyecektim.” “Sabır mı? Zorla götürüldüğüm hayata mı sabredecektim? Bunca sene tırnağımı dişime taktım seni güzel bir yaşamın içinde büyütmek için ödünler verdim, hayatımdan vazgeçtim. Buyur yol önünde… Git istediğin yere. Git oralarda yaşa bakalım bu özgürlüğünü bulabiliyor musun? Beni bırakmasının şartı neydi biliyor musun? Asla başka erkek olmayacak, şayet olursa kızımı alırım dedi. Kendi, onlarca kadınla gözümün önünde yatarken beni sevgisizliğe mahkûm etti. Yoruldum. Evinize gidin, ne isterseniz onu yapın.” Büyükannem bıkkınlıkla arkasındaki koltuğa oturdu. Yanına gidip sarıldım. Senelerdir, bu kadar güzel olup da niye evlenmediğini merak etmiştim. Bir sürü evlenme teklifi olmuş hepsini geri çevirmişti. Sadece yavrusundan ayrılmak istemeyen kadının zoraki seçimini yaşamış olduğuna üzülmüştüm. Annemle babam evlerine çıktılar. “Annem büyüdükten sonra neden evlenmedin peki?” “Kalbim ölmüştü, yalnızlığa alışmıştım. Ne bileyim, istemedim işte.” “Büyükanne istemedim dedin, kocanı hâlâ seviyor olmayasın?” “Ne biçim konuşuyorsun sen? Erkek gibi erkek olmayan çocuğun neresini seveyim. Beni kaçırdığı halde koruyamadı.” “Dedemde çok küçükmüş.” “Küçük olduğuna bakmadan kanıma girdi, toprağımdan söktü götürdü. Bunları yaptıysa korumasını da bilmeliydi. Ben gözyaşları içinde bilmediğim yerlerde tek başıma odamda ağlarken başka kadınların koynunda sefa sürmemeliydi.” “Ne diyebilirim ki büyükanne çektiğini sadece sen bilirsin.” **** Hasret’in düğün günü gelmişti. Hazırlanmak için eve birkaç saat erken geldim, odama geçip duşa girdim oldukça yoğun bir gün geçirmiştim. İyice sabunlandım, suçlunun arkasından koşarken toz toprak içinde kalmıştım. İç çamaşırlarımın olduğu çekmeceyi açtım; güzel çamaşırlara hastalık derecesinde düşkündüm. Elimi üzerlerinde dolaştırdım, sateni, dantellisi, dantelsizi, saydamı; iyice açığı, biraz daha kapalıları hepsi birbirinden güzel ve seksiydi. Günlük kıyafetlerimin altında olmalarını seviyor, kendimi iyi hissediyordum. Takım halinde olanlara ihtiyacım yoktu, devamlı spor yapmam göğüslerimin dik kalmasını sağlıyordu. Siyah olan altı seçtim, iç çamaşırımın izi elbiseden belli olmamalıydı. Yüksek ayakkabılarımı giyip elbiseyi başımdan geçirdim, biraz çekiştirerek vücuduma oturmasını sağladım; eldiven gibi vücudumu sarıyordu. Sarıyordu da dekoltesi biraz fazla olmuştu, seksapel anlayışım iç çamaşırlarında bitiyordu, fazla göze batmayı sevmiyordum. Erkek meslektaşlarımın alay konusu olmuştum. Akademideyken hepsinden daha fazla çalışmak, koşmak, dövüşmek, silahı çok daha iyi kullanmak zorunda kalmıştım. Polisliğin erkek mesleği olduğunu, hele güzel kadınların bu meslekte olmamaları gerektiğini düşündüklerinden beni zorlarlardı. Kısa sürede böyle düşünenleri her alanda geçtim, akademi birincisi olarak okulumu bitirdim. Diplomamı alırken teşekkür konuşmamı yapıp bitirdiğimde; beni polisliğe yakıştıramayanlar ayakta alkışlamışlardı. Hafif bir makyaj yeterliydi, saçlarım kurudukça doğal dalgalarını geri kazanıyordu. İnce bir şal işimi görürdü. Odamdan çıktım büyükannem beni görünce gülümsedi. “Çok güzel olmuşsun.” Elimi göğsüme götürdüm “Biraz açık gibi.” “Kolayı var biraz bekle.” Geri geldiğinde, elinde çok güzel bir kolye vardı: Yıldız şeklindeydi “Büyükanne bu hakiki mi?” “Tabi ki.” Yıldız pırlantalarla doluydu tam ortasındaki kocaman taş maviydi… “Bu taş nedir?” “Mavi elmas herhalde sahte değildir.” “Ben bunu takamam çok değerli.” “Evlenince zaten sana verecektim.” “Nasıl alabildin, buna paha biçilemez.” “Aziz, yani deden; beni uçağa bindirirken elime tutuşturdu. Ben hiç takmadım, bu kıyafetine çok yakışır, beni kırma da tak.” Gerçekten çok güzeldi, büyükannem kolyeyi boynuma taktı, elimi üzerinde dolaştırdım… Dekoltemin açıklığını kolye doldurmuştu. Birkaç kez boynumdaki kolyenin zincirini kontrol ettim düşüp kaybolursa ölene kadar pişman olacağımı biliyordum. Otele geldim, önü arabalardan geçilmiyordu. Arabamın anahtarını otopark görevlisine uzatarak kolay çıkabileceğim bir yere park etmesini söyleyip bahşiş verdim. Düğün oldukça kalabalık olmalıydı. Hain Polat, birlikte gidelim bile dememişti. Her neyse, çenemi yukarı diktim salona yürüdüm. Fazla kalabalıktı, sağıma soluma bakındım Kerem’in annesi Firuze Hanım el sallayınca masalarına doğru yürüdüm. Ne güzel kadındı, eşi Cihan Bey’in de ondan aşağı kalır yanı yoktu. Birbirine bu kadar yakışan çift az bulunurdu. Misafirler geldikçe Firuze Hanım ve eşi masadan kalkıp karşılamaya gidiyorlar ben de tek başıma oturmak zorunda kalıyordum. Yanımda oturması gereken kişi gelmemişti, kim olduğunu görmek için masada küçük kart halinde duran etiketini aldım. Of, Hasret yine yapacağını yapmıştı kartın üzerinde Omar Borkan Al Fayed’in yazıyordu… Arka masaya henüz oturan olmamıştı. Kolumun uzandığı yerden rastgele bir etiketi alıp, elimdekiyle değiştirdim. Borkan hazretleriyle sırt sırta oturup, birbirimizi görmeyecektik. Polat nerede kalmıştı? En yakın dostunun düğününe gelmeyeceğini düşünemiyordum. Zaman geçtikçe endişelenmeye başladım. Misafirlerin gelişi azaldı gelin ve damadın giriş müzikleri başladı… Işıklar karartıldı giriş aydınlatıldı her adım attıklarında yürüdükleri halının kenarlarında kocaman çiçekler adımlarına eşlik ediyordu. Görüntü muhteşemdi nikâhları kıyılırken, ikisinin de yüzü mutluluktan ışıl ışıldı; ilk danslarını gözlerini birbirlerinden ayırmadan yaptılar. Bir gün ben de bu kadar mutlu olabilecek miydim? Arada bir arkamdaki koltuğa oturan olup olmadığına bakıyordum. Telefonumun çalmasıyla onu görmem aynı ana denk geldi. Tabi beyzade assolistler gibi en son teşrif ederdi. Yoksa asaleti azalırdı. Bir an sessizlik olmuş birçok kadının başı onu takip edercesine dönmüştü. Jilet gibi siyah takım elbisesi vücuduna tam oturmuştu, geniş adımlarıyla mankenlere taş çıkartacak şekilde kendinden emin yürüyüşü ve duruşuyla, bakılmayacak gibi değildi. “Efendim Erdem… Tamam, hemen geliyorum.” Telefonumu kapattım Hasret’e elimle öpücük yolladım hızlı adımlarla çıkışa doğru yürürken Borkan’la yan yana, göz göze geldik, başını hafifçe eğdi selam vermedim bakışları hiddetlendi kaşları çatıldı. Tam arkasında duran Nebi’yi görünce gülümsedim, kime gülümsediğimi görmek için başını çevirdi… “İyi eğlenceler Nebi” diyerek yoluma devam ettim… Üzerimdeki kıyafetle baskına katılamazdım, arabamın bagajından her gün giydiğim giysileri çıkardım. Tekrar otele girerek lavaboda giyindim. Geri dönüp dönemeyeceğim belli değildi, gece kıyafetimin buruşmayan kumaştan olması iyiydi. Tekrar telefonum çalınca aceleyle lavabodan çıktım elimdeki elbiseyi poşetin içine tıkıştırdım “Geliyorum iki dakikaya yanınızdayım, sakın beni ardınızda bırakmayın.” Hızlı adımlarla yürürken Borkan korumalarıyla yanımdan geçti bu sefer başını bile çevirmemişti. Ben de adımlarımı hızlandırdım onları geçerek kapının önüne getirilmiş arabama binip hızla hareket ettim. **** Polat’ı tehdit eden adamların izi sürülmüş, dosyalar ele geçirilmişti. Benim bulduğum adamın evine girerek kasasına ulaşılınca diğerleri çorap söküğü gibi gelmişti. İşin en ilginç yanı adamlar her haltı birlikte yiyorlar ve asla birbirlerine güvenmeyerek açıklarıyla ilgili dosyalar tutuyorlardı. Ben yanarsam senide yakarım diyerek garip iş ilişkisi sürdürüyorlardı. Pislik herifler şimdi yanmışlardı. Birbirleri hakkında tuttukları dosyalar, belgeler ellerinde patlamış, kazdıkları çukurun içine yine birlikte düşmüşlerdi. Emniyete vardığımda alkışlarla karşılandım, Polat sevinçle sarıldı. Benim tuzağa düşürdüğüm adam sayesinde olaylar hız kazanmış tutuklamalar eş zamanlı yapılmıştı. “Hainler, insan önceden haber eder, bütün eğlenceyi kaçırmışım.” “Düğünde rahat et istedim, hadi hemen gidelim Kerem beni öldürecek.” Boşu boşuna üzerimi değişmiştim. Düğün salonuna girerken telefonum çaldı, arayan Hasret’ti. Kapatıp “geldik” diye bağırıp elimi salladım bizi görmüşlerdi. Salonda kimseler kalmamıştı. Sadece aile ve çok yakın arkadaşları vardı… Kerem Polat’ın üzerine saldırdı yumrukladı. “Endişeden öldürdün oğlum beni.” Polat salonun içinde Kerem’in yumruklarından kaçmaya çalışırken“Ya bir dinle” diye bağırıyordu. Kerem“Bir öldüreyim sonra dinlerim.” dedikten sonra Polat’a sarıldı. Cihan Bey’in “Durumu anlayalım hep birlikte döver sarılırız” demesiyle, hepimiz büyük bir masanın çevresine oturduk… “İlk önce düğün sahibi olan arkadaşımdan ve gelin hanımdan özür dilerim, elimde olmayan nedenlerden dolayı gelmeyi çok istediğim arkadaşımın en mutlu gününde, yanlarında bulunamadım. Sizlerden de çok özür dilerim hepinizi telaşlandırdım. Meseleye gelince uzun süredir tehdit edildiğimi Kerem biliyordu, bu tehditler son zamanlarda iyice fazlalaşmıştı. Elimde ki belgeleri vermem için baskı yapıyorlar, sevdiklerimi ölümle tehdit ediyorlardı. Durum umduğumdan çok daha fazla ciddileşince güvendiğim birkaç kişiye olayı söyledim. Tüm dostlarım tehlikedeydi, içinizden birine bile saldırmaları beni öldürürdü. İlk olarak ailem, sonra da Kerem ve Hasret koruma amaçlı izlemeye alındı. Sitedeki güvenlikte çalışan adamın şüpheli hareketleri ilgimizi çektiğinden takip etmeye başladık. Şüphelendiğimiz gibi çıktı, belgelere ulaşmak için evin çevresinde hatta içinde dolanıyordu.” Kerem öfkeyle elini masaya vurdu, “ Pislik herif… Açılan kapılar, devamlı evin etrafında olması, demek adamın hareketlerinden şüphelenmem boşuna değildi. Öldürülebilirdik, bana veya Hasret’e zarar verebilirdi.” “Çok haklısın sıkı korunuyordunuz.” “Sıkı korunuyormuşuz, adam eve girdiğinde uyuyorduk, o anda bizi öldürebilirdi.” “Niyetleri sizlerden birini öldürmek olsaydı şimdiye kadar çoktan yaparlardı, niyetleri bana baskı yaparak belgelere ulaşmaktı. Tahir isimli kişinin kim olduğunu araştırdık, daha önce suça bulaşmamış biriydi, gerçekten güvenlik elemanı olarak çalışıyordu Takip edildi, acemi olduğundan, çok fazla açık veriyordu. Yakalandı sorgulandı ve bu işin içine kimler tarafından sokulduğunu söylettik… Adamlar kendilerini çok iyi gizliyorlar ellerini kirletmemek için masumları maşa olarak kullanıyorlardı… Oradan oraya derken asıl suçlulara nihayet bugün ulaştık… Elimdeki dosyaları güvendiğim yetkili kişilere teslim ettim, tutuklandılar. Yaptıkları yolsuzlukların, canlarından ettikleri masumların cezasını çekecekler. Adım temize çıktı, olay şimdilik benim açımdan kapandı.” Hasret“Simay bu işin neresindeydi?” dedi Polat kahkaha attı,” Sadece burnunu her işe sokmasından dolayı işin içine girdi. Tabi olayın çözülmesine neden olan dosyalara ulaşmamızı sağladı. İyiliği unutulmaz.” “Arkadaşımsın tabi ki seni kollayacağım, hele ki suçsuzsan masumiyetini ispat etmen için ne mümkünse yaparım.” dedim. Bu sefer Hasret benim omzuma vurdu, karı koca iyi anlaşacaklardı. “Hain kız insan bir uyarır, meraktan mahvolduk.” “Söyleyemezdim, operasyon gizli yürütülüyordu. En son dansa ne dersiniz hazır kimseler yokken kurtlarımızı dökelim.” Evet, tam zamanıydı, kızlar da zaten dünden hazırdı. Şansımıza çıkan müzik Alabina Yallah isimli müzik oldukça hareketliydi… Oryantali güzel oynardım, yakın edilen danslardan hiç anlamazdım. Tüm bayanların ayakkabıları kenara itilmiş halde döktürüyorduk. Bir ara gözüm kapıya ilişti, yok canım, camın arkasında ki Borkan olmazdı, Polat alnıma para yapıştırmaya kalkışınca görüntüyü kaybettim… Firuze Hanım az değildi o nasıl kalça kıvırmaydı, ne zaman kalçasını titretmeye başlasa Cihan bey arkasına geçiyor görüntüye engel olmaya çabalıyordu. Bunca seneden sonra bile, birbirlerinin gözlerinin içine aşkla bakıyorlardı… Müzik bittiğinde biz de bitmiştik. Garsonlar soğuk su servisi yaparken, Servet bey Otelin çatı katındaki açık alanda yiyecekler hazırlattığını söylediğinde ben çok sevinmiştim. Sabahtan beri, yediğim kahvaltıyla duruyordum… Gece yemeği biter bitmez kalktık, gelinle damadı yeni hayatlarına başlamaları için balayına uğurladık. Geri kalanlarla vedalaştık, arabasına binen gitti. Sona kalan bir ben, bir de Polat olduk. Polat tekrar sarıldı “Sağ ol ufaklık, sayende bu gece rahat uyuyabileceğim.” “Lafını bile etme.” Arabası geldi kornasına bir kez basarak yola çıktı. Ardından ben de yola çıktım. Günün yorgunluğunun üzerine son oynamam ayaklarımın iyice ağrımasına neden olmuştu. Eve gider gitmez zavallı ayaklarımı tuzlu suyun içinde dinlendirecek, bir süre düz ayakkabı giyerek onları ödüllendirecektim. Radyoda çalan şarkıya eşlik ederek gecenin karanlığında yol almaya başladım. Gündüzün trafiği olmasa da yollar hâlâ kalabalıktı. Geceleri uyumayan şehirlerdendi İstanbul. “Gecen bir türlü, gündüzün bir türlü, çekilecek gibi değilsin, yine de sana aşığım be İstanbul.” Dışarıdaki manzaraya bakarken dikiz aynasından kendimi ve boş boynumu gördüm. Elim aniden boynuma gitti. Tanrım, büyükannemin kolyesi yoktu. Telaşla ilk boşlukta durdum bagajı açıp elbiseyi poşetten çıkarıp silkeledim yoktu, yok… Arabamın içini aradım yoktu. İlk sapaktan geri döndüm. Otel, uyku moduna geçmiş gibi görünüyordu telaşla içeri girdim. Resepsiyonda duran görevliye kolyemi tarif ederek bulunup bulunmadığını sordum. “Bana her hangi bir bilgi gelmedi.” “Düğün yapılan salona gitmek istiyorum.” “Arkadaşlar topluyorlardı, buyurun gidelim.” Müşteri gelince, beklememi söyledi “Siz görevinizi yapın yerini biliyorum.” İlk önce lavaboya gittim, üzerimi burada değişmiştim görevli temizlik yapıyordu “Burada kolye buldunuz mu?” Adam,“Görmedim” diyerek yerleri paspaslamaya devam etti yorgunluktan ayakta durmaya mecali kalmamıştı. Bazı insanlara hayatı boyunca yiyemeyeceği kadar para, bazı insanlara da tuvalet temizliği düşüyordu. Ah adaletsiz dünya… Düğünün yapıldığı salonun kapıları kapalıydı, açarak içeri girdim. Toplanmıştı ışıkları loştu koca solonu köşe bucak arayıp bulma hayalim sona ermişti. Otelin sahibi olan Servet Beye sormaktan başka çarem kalmamıştı. Of büyükanneme ne söyleyecektim… Piyano sesini duyduğumda kapıdan çıkmak üzereydim oldukça hüzünlü bir müzik, salonun içinde yükseldi. Çalan müzisyen başarılıydı, eserin notaları su gibi akıp gidiyordu. Telaşım olmasaydı koltuklardan birine oturur dinlerdim. Arkamı dönüp kapının kulpunu tuttum birden müzik kesildi. “Aradığın bu mu?” Bu boğuk, sert ve tanıdık ses… Yavaşça arkamı döndüm. Omar Borkan, kolunu bana doğru uzatmıştı, parmaklarının arasından kolyem sallanıyordu. Takım elbisesinin ceketini çıkarmış beyaz gömleğinin iki üç düğmesini açarak kollarını kıvırmıştı. Saçları, sanki birkaç kez parmaklarını içinden geçirmiş gibi, dağınıktı. Beynim, saniyeler içinde adamın görünüşünü analiz etmişti. Beynimin saçmalığına yutkundum… “Evet. Benim…” diyerek elimi uzattım. Eli hâlâ havada duruyor, benim kendisine gitmemi bekliyor gibi görünüyordu. Yürüdüm, kolyemi avucuma aldım, bırakmadı. Aramızda bir adım mesafe var yoktu. “Senin olduğunu nereden bileyim, kolye oldukça değerli görünüyor.” “Benden başka arayan olmadığına göre demek ki sahibi benim. Verirsen iyi olacak.” “Vermezsem ne olur?” “Beni uğraştırma kolye benim değil büyükannemin. Yorgunum, evime gidip dinlenmek istiyorum oyun oynayacak halim yok.” “Oyun oynamak mı? Asıl oyun oynayan sensin.” “Sıkıldım seninle uğraşamam.” “Seni aksi, saygısız kadın kim kiminle uğraşıyor ha?” “Alışık olduğun kadınlar gibi önünde eğilmediğim için kusura bakma karakterime ters.”Kolyemi çektim, bırakmıyordu. “Ver şunu!” “Derdin ne? Herkese karşımı bu kadar saygısızsın? Yoksa tek bana mı bu aksiliğin. Her gördüğünde mutlaka bir saygısızlığın oluyor.” dedi bir an sustu “ Bana ilgi mi duyuyorsun yoksa?” dediğinde tepemin tası attı… “Vay! Kendini bulunmayan Hint kumaşı sanma huyun devam ediyor ha. Sana özel bir davranışım yok. Benim için tuvaletleri temizleyen adamla aynısın, hatta ona duyduğum ilgi sana duyduğum ilgiden çok daha fazladır.” dememle çenemi tutması bir oldu parmakları çelik gibiydi “Ülkemde olsan bu dilini kopartırdım.” Öfkesinden sesi kısılmıştı… Bileğini tuttum “Bırak.” Dudakları dudaklarımı buldu öfkeyle öpüyor canımı acıtıyordu. İlk anın şaşkınlığıyla dudaklarımı talan etmesi beni dondurdu. Bir an sonra öpüşü değişmiş, yumuşamıştı. Tadını aldım, dili izin istemiyor hak talep edercesine dudaklarımı zorluyordu. Kolumu kaldırdım aniden tuttu, sırtıma doğru kıvırdı“Seni serseri!” “Sen anca bundan anlarsın,” diyerek tekrar öpmeye başladı. “Adi herif!” Sözlerim dudakları arasında kayboldu. Bu sefer istediği öpüşmeye ulaşmış izinsiz istilası tam öpüşmeye dönmüştü. Midemden yukarı çıkan sıcaklık asla kabullenemeyeceğim histi. Çırpınmaya başladım, dizimi kaldırdığım anda uzaklaştı. Elimin tersiyle dudaklarımı sildim, sızlıyorlardı. “İğrençsin!” “Kaşınıyordun, ben de kaşıdım. Dediğin söze katılıyorum, iğrençsin!” diyerek elinin tersiyle dudaklarını silip yere tükürdü. “Seni alçak…” Elinde tuttuğu kolyeyi fırlattı, refleksle yakaladım. “Şimdi defol git, seni gözüm görmesin bir daha önüme çıkarsan çok daha fazlasını göreceksin.” “Asıl sen kendine dikkat et, sakın hata yapayım deme. Burası senin çöplüğün değil, burası kafana göre kadınları ezebileceğin, kullanabileceğin memleketin değil. Burası Türkiye” Pis pis sırıttı. “ Bu söylediklerine kendin inanıyor musun?” “Senden nefret ediyorum” diye bağırdım, öfkeden yerimde duramaz hale gelmiştim. “Ben de senden; alacağını aldın kapı arkanda.” Sesi bakışları küçümseme doluydu… “Canın cehenneme!” “Şu an cehennemdeyim!” Yok, dayanamayacaktım bu adama dersini vermeliydim, kendini ne sanıyordu… “Hanımefendi aradığınız kolyeyi buldunuz mu?” Görevlinin gelmesi beni kendime getirdi pislik herife saldırmaktan son anda vazgeçtim. Kapıdan çıkarken piyanonun sesi kulağıma geldi tuşlara hırsla vuruyor gibiydi, çıkan ses anlamsızdı. Eve gelip duşa girdim ağzımı defalarca yıkayıp diş etlerim kanayana kadar dişlerimi fırçaladım. ***** Sabah kalktığımda aynada gördüğüm görüntü hoş değildi. Dudaklarım yer yer morarmıştı. “İğrenç herif” Koyu ruj sürdüm başka türlü asla morluklar kapanmaz tüm emniyete rezil olurdum. Suratının ortasına bir yumruk indirmediğime, çoktan pişman olmuştum. Annem nadir olarak hazırladığı kahvaltıya beni çağırdığında şaşırmıştım. Salonun ortasında, söylemek istediği bir şey varmış ama bir türlü açıklayamıyormuş gibi ellerini ovuşturup duruyordu. Birkaç kez odayı turladı, durdu… “Anne otur ne söyleyeceksen söyle.” “Baban, işi için evi ipotek ettirmişti, ödeyemiyoruz.” “Ne zaman oldu bu benim niye haberim yok. Büyükannem ne diyor?” “Borcu ödeyemediğimizden haberi yok. Banka yakında eve el koyacak.” Öfkeyle oturduğum koltuktan kalktım “Bu duruma gelene kadar nasıl saklarsınız?” “Ödeyebiliriz sandık.” “Sandınız mı? İkide bir beş yıldızlı otellere, yurt dışına, tatillere giderken, borcunuz olduğu halde paraları har vurup harman savururken, aklınız neredeydi?” “Sesini alçalt, karşındakinin kim olduğunu unutma, benimle bağırarak konuşamazsın.” Babam odaya girmiş öfkeyle karşıma dikilmişti. “Annem babam akılsızca hareket edip evimizi kaybedecek pozisyona kadar borç yapar ve söylemezlerse tabi sesim yükselir. Niye daha önce söylemediniz kredi çekerdim bir şeyler yapmaya çalışırdım. Büyükannem evini kaybedeceğini öğrendiğinde kahrolacak.” “Bağrışmalarınız alt kata kadar geliyor, derdiniz ne?” Babamla annem sus pus olmuşlar endişeyle birbirlerine bakıp duruyorlardı. “Büyükanne otur, bu işin yumuşatarak söylenme gibi bir durumu kalmamış.” “Ne kalmamış? Söylesene Simay.” Babama baktım hâlâ başı öndeydi “Baba olup biteni anlatmayacak mısın?” “İşler umduğum gibi gitmedi, çok fazla zarar ettik banka borcunu ödeyemedim.” Büyükannemin rengi değişmişti, bir elini göğsüne bastırarak koltuğa oturdu “Ne kadarını ödeyemedin?” “Hiçbirini, banka eve el koyacak.” “Niye daha önce söylemediniz?” “Ödeyebilirim sandım…” Büyükannem ağır hareketlerle ayağa kalktı “Yazıklar olsun ikinize de, bir evimiz vardı onu da yok ediyorsunuz.” Annem, “Hep senin yüzünden… Babama karşı nefretin olmasaydı bu kadar zor bir hayat geçirmezdik. Borca girmez, istediğimiz hayatı yaşardık.” diye bağırdı. “Kime muhtaç ettim seni? Ailemden ne kaldıysa senin için, sizler için harcadım, rahat bir hayat yaşadın, nankörlük etme.” “Çok daha fazlasını yaşayabilirdim.” “Tamam, suç benim, yol senin, buyur... Bunca sene ben baktım bundan sonra da baban baksın sana.” “Simay’ı görmek istiyorlar!” “Ben ne zaman işin içine girdim anne?” Annem yanıma gelip oturdu “Babama zor da olsa ulaştım, kimliğimi bile sormadan kabullendi; diğer kızlarına benzediğimi söyledi. Nasıl bir hayat yaşadığımı sordu, anlattım. Senden bahsettim, resimlerini gösterdim. Çok ilgilendi, seninle tanışmak istediğini söyledi, nasıl anlatsam bir zenginlik bir gösteriş… Malikâne gibi evler, uşaklar, hizmetçiler. Babana telefon gelip, banka borcunuzu ödemezseniz evi boşaltmak zorundasınız, denince de biraz maddi yardıma ihtiyacım olduğunu söyledim. Şimdiye kadar bana bakmamıştı hem zaten borcumuzu ödemek onun için çocuk oyuncağıydı.” “Baban seni biliyordu sırf beni cezalandırmak için bir kuruş yardımda bulunmadı dilencilik mi yaptın utanmadan ha?” “Ne dilenciliği, bana bakmaya mecburdu… Birbirinize olan nefretinizin arasında kaldım. Diğer çocukları bolluk içinde yaşarken ben hep yarınımı düşünerek yaşadım.” “Çok haklısın hep yarınını düşündün, çok tutumlu davrandığından gezmenden tozmandan eksik kalmadın.” Büyükannem iyice öfkelenmişti… “İstediğim parayı hatta daha fazlasını verecek anne, hayatımız kurtulacak ama…” dediğinde büyükannem sertçe kızının kolundan tuttu “Ne karşılığında?” “Simay,” “Ne? Anne sözünü bitir.” “Seni istiyorlar.” “Bir kilo patlıcan mı istiyorlar? Bu ne biçim şey” “Düzgün konuş. Bir süre yanlarında yaşamanı, seni tanımayı istiyorlar.” “Ben onları tanımak istemiyorum.” “Bak yaz tatilinde geldi, gitsen ne olur, onlar seninde ailen. Bir ay kalsan tüm borçlarımız sıfırlanıp çok rahat bir hayata kavuşacağız.” “Anne para için beni sattığının farkında mısın? Bu nasıl şey? Simay gelirse borçlarını öderim, gelmezse hadi güle güle… Beni rüşvetle tanımak isteyen dedeyi kabul etmiyorum. Yardım edecekse kızına etsin, beni karıştırmayın.” “Aslında bu sözleri söyleyen deden değildi, annesiydi.” “Yani senin babaannen, kafamı çorba gibi karıştırdın. Babaanneler, dedeler o onun annesi bu bunun dedesi” “Cadı karı! Seni, yani torununu kız diye istemedi de şimdi kızını mı görmek istiyormuş. Asla izin vermem.” “Sen nasıl izin vermezsin, Simay benim kızım, annesi benim.” “Sahi mi? Doğurur doğurmaz kucağıma bırakıp fellik fellik gezerken, arada bir gördüğün çocuğun annesi olduğun şimdi mi aklına geldi?” “Yine de onu ben doğurdum, kararları ben veririm. Biraz da sözlerine dikkat etsen iyi olacak sevgili anneciğim, Simay’ın sevgili anneannesi!” Annem ne demeye çalışıyordu anlamıyordum, anneannemin rengi iyice bembeyaz kesildi. “Sakinleşin, bir yere gittiğim yok ve hepinize söylüyorum; gideceksin, gidemezsin izin vermem ben doğurdum, ben büyüttüm… Bu lafları bırakın, kendi kararlarımı kendim verecek kadar büyüğüm. Hiçbiriniz özelliklede sen anne ve sen baba dünyaya gelmem harici üzerimde hiçbir emeğiniz olmadığından bana asla karışamazsınız. Büyükanne, sana gelince; hep üzerime titredin, bir gün olsun beni sevgisiz bırakıp, anne baba hasreti çekmeme izin vermedin. Seni hep dinlerim, yine de yirmi beş yaşımda iş sahibi, kendi ayakları üzerinde duran bir kadın olduğumu unutmayın. Ne istersem neyi istersem yaparım veya yapmam ve bu benim kararım olur.” Nihayet hepsi susmuştu, “Gelelim sonuca borcu ödemek için ne yapabiliriz?” dediğimde annem ciyakladı. “Havadan gelecek, hakkım olan para varken niye düşüneyim” “Orada dur anne! Para için nedense beni şart koşmuşlar, sana vermek isteselerdi verirlerdi. İşte bu yüzden borcu nasıl ödeyeceğimizi konuşmalı, bir an önce harekete geçmeliyiz. Doğup büyüdüğüm evi, büyükannemin evini kaybedemeyiz. Şimdi bankalarla görüşüp ne yapabileceğime bakacağım, sizlerde düşünseniz iyi olur. Zira benim hiçbir yere gitmeye niyetim yok.” deyip yürüdüm. Alt kata inerken sinirden bacaklarım titriyordu. Yatağıma uzandım, Büyükannem yanıma geldi, yüz yüze bakacak şekilde o da yanıma uzandı… “Bunlar ne biçim anne baba, para karşılığı nerdeyse beni satacaklar.” “Kaynanamdan nefret ederdim, ne yazık ki annen hem görünüş hem de huy olarak babaannesine çekti. Ben de bankalarla konuşurum hata ettiğimi baştan biliyordum ama bir halt edip kabul ettim işte. İş için evi ipotek yaptıralım, dediklerinde hayır demeyi bilmeliydim.” “Olan olmuş büyükanne. Şimdi ne yapabiliriz bu dertten nasıl kurtulabiliriz onu düşünelim.” “Bankalardan olumlu sonuç alamazsak, sana verdiğim kolyeyi satarız, belki borcu ertelemeyi kabul ederler.” “Bunca senedir saklamışsın, senin için manevi değeri büyük olan kolyeyi nasıl satabilirsin?” “Mecbur kalırsak başka çaremiz yok.” *****
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE