2.Bölüm

2695 Kelimeler
“Sıra gecesi…” ✨ Benim evimi, yurdumu terk ettiğim gün babamın kalbinden de çıktığımı düşünmüştüm. Çünkü zamanı da, çocukluğumun verdiği tecrübesizlikle onlara başkaldırmıştım. Benimle belki günlerce konuşmak istemiş ama hep yüzüne kapıları çarpmıştım. Bugün o aynısını bana yapmamıştı. Bana bir tepki bile koymamıştı. İkimiz de şimdi gecenin karanlığında terasa çıkmış oturuyorduk. Belki yarım saat olmuştu oturalı ama konuşmaya ikimiz de girememiştik. Dalgınlıkla parmaklarımla oynuyordum. Çocukluğumdan beri yaptığım bir şeydi. Ne diyeceğimi bilemediğimde ya da yalan söylediğimde hemen belli ederdim çünkü gözlerimi kaçırıp işin içinden çıkmak isterdim. Şu an olduğu gibi. “İşler nasıl gidiyor?” Sonunda ilk adımı o atmıştı. Ve ne kadar olsa da konuşmak için bir konu açmıştı. Elim dalgınlıkla enseme gitti, kaşır gibi yapmıştım. “İyi, bu aralar gayet sakin, normal yani.” “Ebruyla birlikte mi çalışıyorsunuz?” dediğinde hızla başımı salladım. Ebru en yakın arkadaşımdı. “Evet. Zaten hep beraberiz, birlikte yaşıyoruz.” “İyi, birbirinize emanetsiniz. Koskoca şehir, ne olacağı belli olmaz.” Tekrar sessizlik çöktüğünde ellerimle oynamaya başladım. Ama bu sefer ben konuya girmek istiyordum, aklımda hala birkaç konu vardı. “Çok kızdın mı bana?” Hızla başını bana çevirdiğinde dolu gözlerimle karşılaştı. “Yani ben… Yaptıklarım yüzünden kendimi çok suçladım. Çünkü size her baktığımda utanıyordum. Zamanında yaptığım çocukluktu ve sizi karşıma aldığım için çok pişmanım.” Dizlerimdeki ellerimi avuçlarına aldı. Gözlerime ilk günkü gibi baktı, hâlâ küçük kızı Leyla gibi. “Kendinde diyorsun kızım çocukluk. Sen çocuktun.” “Ama yine de unutamadığım bir geçmiş, baba.” Ağlamamak için dudaklarımı içeri çevirdim. Ağlamak istemiyordum. “O seni rahatsız mı ediyor yoksa Leyla? Peşine mi düştü? Rahatsız olacağın bir harekette mi bulundu?” “Yok. En son İstanbul’a ilk gittiğimde görmüştüm. Sonra bir daha da görmedim.” “Yaklaşamaz da! Şimdi geri döndün diye tekrar sana ulaşmaya çalışır, hemen haber veriyorsun bana, abine tamam mı!” “Tamam baba.” Tuttuğu ellerimi bırakıp omuzlarıma koydu. Destek olmak ister gibi. “Şimdi git odana, evinde rahat bir uyku çek. Bundan sonrasını da yarın düşünürüz.” “Yine konuşuruz değil mi, baba?” “Senin yüreğinin ağırlığı geçene kadar konuşuruz elbette kızım. Sen yeter ki gitmeyeceğim de dönme o İstanbul’a.” Benim de buraya geldiğimde aklımda tek bir soru vardı: Geri dönüşüm olacak mıydı? Geri dönebilecek miydim? O günkü gibi ailemi bırakmak kolay olacak mıydı? “Baba, daha belli değil ne olacağı, yani bilmiyorum.” Bir şey demeden başını sallayıp koltuktan kalktı. “Hadi hayırlı geceler.” “İyi geceler baba.” Ne kadar babama iyi geceler desem de uykum yoktu. Omuzlarıma arkadaki şalı alıp sarıldım. Bacaklarımı uzatıp daha rahat bir hâl aldım. Sabaha kadar sadece böyle oturmak istiyordum. Ruhumu dinlendirmek istiyordum. Ama ilerleyen saatlere doğru, eskiden sokak sokak ezber yaptığım yerlerde geziyordum. Güneş daha yeni yeni doğuyordu. Gün doğumu o kadar güzeldi ki yüksek bir yere çıkmama gerek yoktu; her yerden güzelliğini görebilirdim. Konaktan çok uzaklaşmadan dolandığım bu sokaklar bana birçok şey hatırlatıyordu. Dalgın dalgın yürüyordum. Düşünmek istemiyor, o anları tekrar düşünmek kendime işkenceydi. Neredeyse bir saati aşkın dolanmış, biraz yalnızlığın tadını çıkarmıştım. Adımlarım tekrar konağa bulduğunda yavaş sakin adımlarla yürüdüm. Kapıdaki korumalar ilk gideceğim dediğimde engel olmak istemişti. Ama bir şekilde halledip şimdi geri döndüğümü gördüklerinde yüreklerine su serpilmişti. Onlar da sonuçta emir kuluydu. Benim tek gittiğim duyulsa kıyamet kopardı belki. “Hayırlı sabahlar hanımım.” “Hayırlı sabahlar hanımım.” İkisinin de gülümseyip açtıkları kapıdan girdim içeri. “Günaydın size de.” Bu sefer odama çıktım. Dünden beri aynı kıyafetteydim. Uykum vardı azıcık ama yine de bir duş alıp uyumak daha güzel olurdu. Bu yüzden eşyalarımı ayarlayıp duşa girdim. İyice yıkanıp rahatladıktan sonra üzerime yataktaki eşofman takımını geçirdim. İki-üç saat uyuyup kahvaltıya kalkardım zaten. Islak saçlarını uyumadan güzelce ördüm. Dalgalı olması bazen hoşuma gidiyordu. Şimdi de ıslak saçla yatmaktansa örmek daha iyi olmuştu. Yatağa girip iyice yerleştim. Artık ağırlaşan gözlerim daha fazla dayanamayıp kapandı. ••• “Leyla, acaba şu halka küpelerimi mi takmasam yoksa düz desenli olanı mı?” Maşaya sardığım saçımı yavaşça açıp parmağıma doladım. Damgasını düzelttim, omzumdan geriye attım. Aynadan gösterdiği küpelere baktım. “Kulağına tutsana bakayım.” Tek tek kulağına tuttuğunda halka olanlar daha güzel duruyordu. “Halka olan daha güzel oldu bence.” Üzerindeki siyah dar elbisesi çok güzeldi ve altın rengi takılarıyla tamamlanmıştı. Sabah kahvaltıya abim kaldırmıştı. Beraber uzun bir aradan sonra ilk defa kahvaltı yapmıştık ve bir hayli rahat, uzun uzun yapmıştık. Abim ve babam otele geçmişler; biz de annemle birer kahve içerken İpek gelmişti. Akşama sıra gecesine gideceğimizi söylemişti. Başta karşı çıkmamak gelmişti içimden ama tekrar eski Leyla’yı görmek istiyordum. Tekrar canlı kanlı, yerinde durmayan Leyla olacaktım. Bu yüzden biraz oturmuş, sonra da hazırlanmaya başlamıştık. Üzerimde rahat edeceğim siyah blazer ceket takımı giyinmiştim. Saçlarımı da maşayla kabartıp şekil veriyordum. Abimle gidecektik. O da bizimle gelecekti. Aynı zamanda İpek’in nişanlısı Fırat da bizimle olacak, biraz vakit geçirecektik. “Tamam, takıyorum. Sen hazır mısın?” “Şu iki-üç tutam kaldı, onları da yapayım, tamam.” Daha fazla oyalanmadan hemen saçlarımı yapıp sprey sıktım. “Ben bir Fırat’ı arayayım, neredelermiş sorayım.” “Tamam canım.” İpek odadan çıktığında ben de etrafı toparlamaya başladım. Kıyafetleri katlayıp dolaba kaldırdım. Dağılan yatağımın örtüsünü düzeltip çantalarımızı alıp odadan çıktım. Merdivenlerden inerek avluya indiğimde abim telefonda konuşuyordu. Onu rahatsız etmemek için biraz uzakta beklerken mutfaktan annem çıktı. “Gidiyor musunuz kızım?” “Hazırız, çıkıyoruz da, abimi bekliyoruz.” “İyi, biz de akşama amcanlar gelecek, onlarla yemek yiyeceğiz. Siz de eğlenin bakalım.” Annem konuşurken üstümden gözlerini bir an bile çekmiyordu. Gözlerindeki beğeniyle süzüyordu. “Pek güzel olmuşsun annem.” “Sağ ol anne.” Abim yanımıza geldiğinde kolunu omzuma attı. Ama sanki morali biraz bozuktu ya da gergindi. “Hadi, geç kalacağız, daha bitmedi mi işiniz?” “Bitmek üzere, seni bekliyorduk. İpek Fırat'la konuşuyordu gelsin çıkalım." "İyi bari bende bir odadan bir şey alayım geliyorum. Sen geç arabaya." Abim cebinden anahtarın çıkarıp verdiği de aldım. O üst kata bende annemle vedalaşıp konaktan çıktım. Kapıda hazır bekleyen arabanın ön kapısını açıp bindim. Benim hemen arkamdan da İpek de gelmişti. "Fırat direkt oraya geçecek orada buluşuruz artık." "Tamam." Deyip başımı salladım. Ellerim rahat durmayıp saçlarıma atıp düzelttim. Dalgasını havalandırdım. "İpek abim bu aralar çok mu çalışıyor." "Yani her zamanki Serhat abi işte işkolik." Dedi rahatça. "Bilemem bu aralar biraz gergin gibi acaba işlerden mi dedim yoksa başka bir şey mi var." "Yok be başka ne olacak abimle ikisi işte yeni otelin planları ile ilgileniyorlar. Ondandır bence." İpek iş ile ilgili dese de sanki başka bir şey varmış gibi geliyordu. Yakın zaman da abimle konuşup biraz dertleşmek ikimiz içinde iyi olacaktı. Eğer durum işin dışındaysa bir kardeş olarak abimin yanında olup derdini öğrenmek isterdim. Konaktan çıkan abimde geldiğinde tamamdık. Oda arabaya bindiğinde az önce ki halinden daha da durgun şekilde gelmişti. Arabayı çalıştırdığında yola çıkmıştık. Sesiz geçen yolculuktan sonra sıra gecesinin yapıldığı konuk evine gelmiştik. Arabayı park edip arabadan indik. Hemen karşıda bizi bekleyen Fıratı gördüğümüzde İpek bizden öne geçip hemen nişanlısının yanına ilerdi. "Leyla iyi misin sen?" Abim saçlarımı severek sorduğunda gülümsedim. "İyiyim bir şeyim yok." Dedim. "Durgun gibi geldin." "Aslında tam tersi ben senin öyle olduğunu düşünüyordum." "Nasıl yani?" "Ben senin durgun olduğunu düşüyordum. Yorgun gibi gözüküyorsun." Bu dediğime hafifçe gülümseyip kolunu omzuma attı. "Yorgunum be gülüm yoruldum vallahi." Kolunun altına çekip beraber Fıratların yanına ilerledik. "İyi akşamlar." Dediğimde Fırat gülümseyip elini uzattı. "Hoş geldin Leyla." "Hoş bulduk." Uzattığı elini tutup bende gülümseyerek karşılık verdim. Fırat iyi çocuktı ipekle ilk tanıştıkları zamandan beri bende tanırdım. Öyle çok samimiyet yoktu elbet ama yinede bilirdim o da beni bilirdi. Selamlaşma Faslından sonra içeri geçip benim için hazırlanan masaya geçtik. İpek Fırat'la yan yana otururken bende abimle yan yana oturmuştum. Etraf kalabalıktı. Bir herkesin gözü üzerimizdeydi. Yada pardon üzerimdeydi. Ama bende aksine hiç onları umursamadan etrafta gezindi gözlerim. Herkese birbir bana baktıkları gibi bakıp süzdüm. Onlara onların diliyle karşılık verdim. "Leyla bir kaç resmimizi çeksene." "Ayakta mı?" "Yok yok böyle otururken işte." Telefonunu uzattığında aldım. İkisi de kameraya poz verdiğinde fotoğraflarını çektim. "Al bak bakalım olmuş mu." Telefonu ona geri verdiğimde hemen alıp fotoğraflara bakıyordu. Gözlerim yanımda sessizce oturan abime kaydığında telefonu elinde biriyle mesajlaşıyordu. İstemsizce merak duygumu bastırmayıp saçımı düzeltir gibi yaptığımda gördüğüm sadece kırmızı bir kalpti. Yani birini kırmızı kalple kaydetmişti. Hal ve hareketlerinden biraz sinirli olduğunu anlayabiliyordum. Demekki bu gerginlik ve siniri artık telefonda konuştuğu kimse onaydı. Son bir kaç mesaj yazdığında farkında olmadan telefonu sertçe koydu masaya. İpek ve Fırat başlarını telefondan kaldırdığında abime kısaca bakmışlardı. "Pardon istemeden oldu." Mekan neredeyse dolmuş artık başlama saati gelmişti. Bu yüzden organizasyon sahibi sahnede çıkıp ufak bir konuşma yaptı. Hemen peşinden herkesin masasına başlangıç yemekleri gelmeye başlamıştı. "Hoş gelmişsiniz Serhat beyim." Bir adam yanımıza yaklaştığında abim ayağa kalkıp elini sıkmıştı. "Hoş bulduk nasılsın iyisin inşallah." "İyiyiz sağlık sıhhat işte. Gördüğün gibi ekmeğin peşindeyiz." Mekanı işaret ettiğinde buranın sahibi olduğunu anlamıştım. "Olsun olsun bugün kalabalık baya eğlenmeye getirdik işte bizimkileri." "Sizlerde hoş gelmişsiniz." Hafifçe gülümseyip karşılık verdim. "O zaman size iyi eğlenceler bir istediğiniz olursa ben buralardayım." "Sağ ol sağ ol." Abim yerine geri otururken adamda yanımızdan gitmişti. Masalar mezelerle, içli köfte,fındık lahmacun, salatalar ile dolmuştu bile. "Ay her gece olsa her gün gelirim çok seviyorum." İpek heyecanla konuştuğunda Fırat gülümseyip kolunu arkaya atıp yerinde iyice yerleşti. "Ee her gece geliyoruz neredeyse buranın muavini olduk." "Doğru ne zaman sorsam buradasınız oğlum." Abimde ona katıldığında İpek göz devirdi. Arkadan yavaş yavaş çalgı ekipi de çalmaya başlamıştı. Ama garip olan şey oynak tarafım hareketleniyordu. Yemek yemeğe başlamış bir yandan da İpekle karşılıklı omuzlarımızı oynatıyorduk. "Antep'in kalesine astılar fermanımı Eman emaan eman eman eman Astılar fermanımı." İpekle sesimizi yükseltip eşlik ettiğimizde tek değildik herkes keyife söylüyordu. "Seven ölür yar için Can verir Canan için Seven ölür yar için Can verir Canan için." "Seni sevdiğimin için Kestiler fermanımi Aman, aman, aman,amaaan Kestiler fermanımı" ••• Yemeklerimizi yemiş ardından hızlıca halaya katılmıştık. Durmadan halay çeken biz ve çalmaktan bitmeyen çalgıcılarla ortam iyice coşuyordu. Biraz nefes nefese kaldığım için ve sıcak basmıştı. Elim yüzüm yanıyordu resmen. Bu yüzden ipeğin kulağına eğildim. “Ben bir lavaboya gideceğim.” Bana hızla başını salladığında halaydan çıktım. Fırat’la ikisi başa geçip halay çekerken bende bizim masaya ilerledim. Abim bize katılmak yerine masada oturmaya tercih etmişti. Ama boş gördüğüm masa ile kaşlarım çatıldı. Neredeydi ki şimdi. Belki o da lavaboya gitmiştir deyip koridorun sonuna ilerledim. Ayağımda ki topuklulara alışıktım. Ama bu kadar tepinerek halay çekmeye güzelim sitilettolarım dayanamayabilirdi. Yarın ayaklarım şişecekti kesin. Ben sızlayan ayaklarıma odaklanmışken bedenime çarpan beden ile dengemi kaybettim. Başım eğik olduğu için önümü görmüyordum ve kime çarptığımı da görmemiştim. Duvara tutundum. Önüme gelen saçlarımı yüzümden çektiğimde. Gece gibi simsiyah hiç bir aydınlığı olmayan kuzguni gözlerle karşılaştık. İçim bir tuhaf olurken karşımda ki adamın yakışıklığı bambaşkaydı sanki. “Ay çok pardon.” Duvardan ayrılıp toparlandım. Elimi saçlarıma atıp düzelttim. “Sorun değil.” Deyip yanımdan geçti. Ama bense arkasından bir kaç saniye baka kalmıştım. Üzerinde simsiyah takım, saçı sakalı, kaşı, gözü ayrı bir havası vardı. Kimdi bu adam? Gözlerimi zorla ondan çekip ilerlediğimde hızlıca lavaboya girdim. Hızla aynadan kendime baktığımda gayet iyi olduğumu anladım. Hafif dağılan saçlarımı tekrar düzelttim. Yanaklarım zaten halaydan dolayı kızarmıştı. Ellerimi ıslatıp sabun sıktım. Tam o sırada kapı hızla açıldı ve içeri bir kadın girdi. Gözleri hafif nemli ve kızarık gibiydi. Rahatsız etmemek için bakmamaya özen gösterdim. Ellerim yıkayıp durularken aslında kadının beni izlediğini fark ettim. “İyi misiniz.” Diye sordum kendini tutamayarak.” Cevap vermeden başını salladı. Yanıma geçip ellerini ıslatıp ensesine su çarptı. “Yapabileceğim bir şey var mı? İyi görünmüyorsunuz.” “Y-yok sağ olun.” Titrek çıkan sesi ile geri çevirdiğinde ısrar etmedim. Ellerimi kuruladım. Ve lavabodan çıktım. İçerden gelen yüksek sesle kanım tekrar hızlı akmaya başlamıştı. Bu yüzden çalan şarkıya eşlik ederek hala halay çeken ipek ve Fırat’ın yanına geçtim. Hatta halay başı olan ipekten mendili alıp başa geçtim. “Helin çekir ver kaniya mala bave Şemlane Le şemle şemşe şemle malik werane şemle Le şemle şemle şemle mala bave şemlane.” Ben kendimi kaptırmış eşlik edip halay çekerken Fırat başlattığı zılgıtla ortam tekrar alevlenmişti. İpek kollarını uzatıp oyamaya devam ederken elimde ki mendili başımın üstünden geçirip omuzlarımı oynatıyordum. Bu sırada az önce ortalarda olmayan abimde gelmiş bizim videomuzu çekiyordu. “Ya bırak telefonu! Gel yanımıza.” Serhat Karabağ ağır başlıydı. Abimi çok nadir görmüşümdür böyle halay çektiğini. Şimdi ısrarla yanıma çağırıyordum. Ve beni kırmayıp yanıma geldiğinde halay başını benden almış bir çift gibi tüm salonu hayran bırakacak şekilde halay çekiyorduk. Abim gaza gelmiş kendini kaptırmıştı. Oynayınca da tam yerinde oynuyordu. Kolunu kaldırıp bana doğru dönmüştü. Göz göze geldiğimizde iki kardeş birbirimize kocaman gülümseyerek bakmıştık. Biz buyduk işte Karabağ ailesi böyleydi. “Helin çekir ver kaniya mala bave Şemlane Le şemle şemşe şemle malik werane şemle Le şemle şemle şemle mala bave şemlane.” Abim tekrar yanıma geldiğinde. Omuz omuza halay çekiyorduk. Mutluyduk. Biz böyle eğlenirken gözlerim etrafta dolandığında o kadar kişi içinden iki kişiye takıldım. Biri az önceki lavaboda ki kız. Islak gözleri abime öyle narin ve hasretle bakıyordu ki gözlerinin dolduğunu hatta ağladığını görüyordum. Adeta masaların arkasında saklanmış sessiz sakin izliyordu abimi. Sanki şu an burada olmak ister gibiydi. Abimin yaptığı hareketleri kendine yapılmasını ister gibi ihtiyaçla bakıyordu. Kimdi bu kız? Abimi gizli seven biri miydi? Gözlerim bu sefer sağa doğru kaydığında az önceki kuzguni gözlerle karşılaştım. Birbirine değen gözlerimiz ikimizinde sol tarafına bir sıcaklık naklediyordu adeta. Ama onun bakışları ise bir şeyi anlamaya çalışır gibi sert ve kaşları çatıktı. Zaten etrafın kalabalığında bir hayli uzakta öyle duruyordu. Oturduğu yerde iyice yayılmış gerilmiş beni izliyordu. Evet beni izliyordu. ••• “Allahım çok güzeldi yaaa.” İpek sevinçle sarıldığında bende sıkıca sarıldım. “Serhat abi sen neler yaptın öyle ya salonda ki tüm kızlar hayranlıkla baktı. Ya sana ne demeli Leyla hanım onca zamandan sonra gel etrafın tozunu attırdın be tozunu.” “Abartma İpek.” Umursamazca konuştum. “Abartma mı? Kızım abi kardeş yıktınız ortalığı. Hala abartma diyor. Haksız mıyım aşkım?” “Vallahi İpek haklı. Serhat abi ne yaptın öyle ya.” Fırat da abime takıldığın da yürüyerek arabaya gelmiştik. “Aman tamam abartmayın. Yaptık işte bir şeyler. Hadi arabalara.” “Annemler eve geçmiştir. Ben Fırat’la gideyim o bırakır beni.” Saate baktığımda saat on iki buçuk olmuştu. Amcamlar çoktan gitmişlerdir eve. “İyi tamam Fırat sana emanet kardeşim.” Abim Fırat’ı uyardığında abime göz devirdi. “Bir zahmet yakında karım olacak. Benden başka kime emanet edeceksin.” Böbürlenerek konuşurken bende İpek’e sarıldım. “Bu geceyi tekrarlıyoruz efsaneydi.” Hızla başımı salladım. “Tamam yaparız tekrar. Zaten bende memleketimin havalarını unutmuştum iyi geldi.” “Ben arabayı aşağı çekmiştim. İpek bekle sen ben arabayı alayım geleyim.” “Tamam git sen ben bekliyorum seni.” Fırat hemen iki üç araba geri de olan arabasını almaya gitmişti. Abimde bu boşlukta hemen bir sigara yakmıştı. Sırtını bize döndüğünde sıra hecesinden çıkan dört kişi gözüme çarptı. O adam, o kız ve arkalarından gelen bir çift vardı. “İpek kim bunlar?” “Aaa Leyla tanımıyor musun?” “Tanısam sormam İpek.” “Ay tamam Karahanlılar işte. Kaan Karahan, Elif Karahan. Abileri de Kahraman ve eşi Esra Karahan.” Kaan Karahan. Hiç duymamıştım. Ya da belki hatırlamıyordum. İlk kez bugün görmüştüm onu. Zatem yıllardır yoktum. Gençliğimde de hatırladığım biri değildi. “Hep buradalar mıydı? Ben hiç hatırlamıyorum.” “Tabi kızım bunların dedeleriyle bizim dedeler arkadaşmış zamanında onlardan sonra ama babamlar konuşmayı kesmiş. Öyle yakın tanışıklığımız yok.” Sadece susup başımı salladım. Gözlerim arkada başı eğil ellerine bakan kıza kaydı. Elif Karahana. Ama onu tek izleyen ben değildim. Önümüzde sigara içen abimde onu izliyor bakıyordu hiç çekinmeden. Ortada bir gönül meselesi vardı belli ki ve bunu görmemek imkansızdı. İki tarafta içi gider gibi bakıyordu birbirine. Abim elinde ki sigarayı yere atıp ayağı ile ezdi. Ardından bir şey demeden arabanın kapısını açıp bindi. Fırat’ta geldiğinde İpek ban el sallayıp arabaya binmişti. Fırat’la gittiğinde bende arabaya geçerken gözlerim son kez Karahanlılar kaydı. Ve Elifle göz göze geldim. Dolu gözleri ay ışığında adeta parlıyordu. “Hadi Leyla.” Abimin sesiyle ara aya binip kemerimi taktım. O da arabayı çalıştırdığında U dönüşü yapıp tam onların yanından hızlıca geçtik. Abimle Elifin arasında ki şey bariz belliydi. Sadece neden birbirlerine hasret gibi uzaktan izliyorlardı. Her şey karşılıklı olduğu belliydi. Eee peki neden ayrılardı. Başımı abime çevirdiğimde tek eli direksiyonda diğerini de çenesine yaslamıştı. Düşünceli tavrı belliydi. Bir an önce konuşmalıydım abimle bu durumu. Bölüm Sonu…
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE