1.Bölüm
“Geri Dönüş…”
✨
Beş yıl… Koskoca beş yıl önce terk ettiğim memleketime bugün geri dönüyordum. Belki kendi isteğimle olmasa da, yine de arkamı dönüp gitmiş olmam burayı tamamen bıraktığım anlamına gelmezdi. Şimdi ise dönüş sebebim, çocukluğum, kuzenim evleniyordu.
Buraları özlemiştim elbette… Burada bıraktığım her şeyi. Çocukluğum, lise yıllarım; her şeyi dün gibi hatırlıyordum.
Bu memleketten gittiğimde daha toydum. Üniversitenin ilk yıllarındaydım. Henüz 21 yaşında, saf, beceriksiz ve kolayca kandırılabilecek biriydim. Duygularımın anlamını bile bilmeyen bir genç kızdım.
Şimdi ise istediğini elde eden, kendi ayakları üzerinde duran bir kadındım. Evet, ailemden ayrı kalmıştım ama olgunlaşmıştım.
“Sayın yolcularımız, iniş için hazırlıklara başlıyoruz.”
Duyduğum anonsla yerimde toparlandım. Kulaklığımı çıkardım, birkaç eşyamı çantama yerleştirdim. Ben de iniş için hazırdım.
Hikâyeme de kaldığım yerden devam edecektim…
Uçaktan inip valizimi aldıktan sonra çıkışa doğru ilerledim. Uzun zamandır görmediğim memleketimde, gerçekten özlemediğim tek şey sıcağıydı. Daha dışarı tam çıkmamıştım ama sıcağın düşüncesi bile yetiyordu.
Güneş gözlüğümü taktım. Bir elimde telefon, bir elimde valizle yürüyordum. Bugün geleceğimi sadece Serhat abim biliyordu.
“LEYLA!”
Duyduğum sesle durakladım. Karşımda abimle İpek vardı. İkisini de en son geçen yaz görmüştüm. İş güç derken bir türlü görüşememiştik.
İpek koşarak boynuma sarıldı, ben de kollarımı sıkıca ona doladım. “Nerelerdesin kızım sen ya! Çok özledim, çooook!” Sımsıkı sarılınca neredeyse nefes alamayacak gibi oldum.
“İpek, abicim bırak kızı bir,” dedi Samet abi gülerek.
Abime sorun yok der gibi gülümsedim. “Olsun abi, duygusaldır biraz… Hem yakında gelin oluyor!” İpek geri çekildi, kaşlarını çattı.
“Ne yani kuzenimi özleyemez miyim?”
Serhat abim araya girip İpek’in kollarını çözdü.
“Elbet özle ablacım, ama ben de bir kardeşime sarılayım artık.”
“Ayy tamam, çekildim,” dedi İpek, gülümseyerek.
Bu sefer abim kollarını açınca hiç düşünmeden ona sarıldım. Çünkü bu beş yılın en ağır yükü, onun yokluğuydu. Zor zamanlarımda hep o aklıma gelmişti.
“Hadi annemlere haber verelim. Kaç gündür seni bekliyorlar.”
En zor gelen buluşma bu olacaktı. Çünkü bu topraklardan gittiğimde aslında onları da içimde terk etmiştim. Geçmişimiz temiz değildi belki ama ben de, onlar da çok şey biriktirmişti içlerinde.
“Elbet gideceğiz zaten.” Abim elimden valizi aldığında, ben de İpek’in koluna girdim.
“Müstakbel kocan nasıl bakalım?”
“Vallahi çok iyi. Evlenirsek daha iyi olacağız ikimiz de.”
“Yuh İpek! Sen küçükken ‘evlenmem’ diyordun, ne oldu da aşka geldin böyle?”
“Leylacım, bilmiyor musun? Enişten aklımı çeldi işte!”
“Ya tabii tabii, hemen çelindi aklın!”
Arabaya vardığımızda abim valizi bagaja koydu. Ön koltuğa oturup kemerimi taktım.“Hemen eve mi geçelim, yoksa bir yere uğramak ister misin?”
“Eve geçelim abi. Daha iyi olur.” Kaçtığımı belli etmek istemiyordum. Unuttuğumu sandığım ama hayali hep aklımda olan sokaklardan geçerken her bir köşe anılarımı canlandırıyordu.
Camı açtım. Rüzgarla birlikte yüzüme vuran sıcaklıkla gülümsedim. Mega kent beni yutmuştu; buraları unutmuştum neredeyse. Beş yılım İstanbul’da geçmişti ama kalbim hâlâ buradaydı. “Akşama dışarı çıkar mıyız Leyla? Biraz dolaşırız?”
“Bilmiyorum ki İpek, söz vermeyeyim.”
“Abim, ne bu acele? Daha ilk gün! Günler çuvala girmedi ya, elbet çıkarız.”
İpeğe göz kırptım. “Bugün dinleneyim, yarın çıkarız.” Konağa gelmiştik. Abim sağ olsun, kısa da olsa bir Mardin turu yaptırmıştı. Araba durduğunda kemerimi çözüp indim.
Aynıydı. Bıraktığım gibiydi.
Değişen bendim…
Gözlerim evi incelerken abim omzuma dokundu, başıyla içeri işaret etti. “Önce siz girin, ben sonra gelirim.” Abim anlayışla başını sallayıp konağa doğru ilerledi. İpek de peşinden gitti. Kapıdaki korumalar hafif tebessümle selam verdiler:
“Hoş geldiniz Leyla Hanım.”
“Hoş buldum.”
Kapı aralıktı. İçeri çekinerek adım attım. Derin bir nefes alıp içeriye girdim. Ama hâlâ kapının önünde duruyordum.
Az önce ne demiştim? Her şey aynıydı, değişen bendim. Ve karşımda gördüğüm avlu, bunu doğruluyordu. Duvarlar, çocukken ektiğim çiçekler… Hepsi ilk günkü gibi yerli yerindeydi.
Gözlerim sağdaki oturma grubunda oturan anneme kaydı. Beş yıldır sadece telefonda konuşmuştuk. Ne o gelebilmişti, ne de ben gelmek istemiştim.
“Serhat, hâlâ haber yok mu? Ne zaman gelecek?”
“Konuştum anne, bugün yarın gelir işte.”
“Yavrum, bir haftadır bekliyorum. Yoksa gelmek istemiyor mu?” Üzgün sesiyle zaten dolu olan gözlerim taştı.
“İstiyor anne, gelecek.”
“Hâlâ bize kırgın belli. İstemiyor işte. Ana-baba evinden gitti bir kere. Bir olup tutamadık evladımızı.” Gözyaşlarımı tutmak için başımı yukarı kaldırdım ama birkaç damla firar etmişti bile.
“Belki de gelmiştir anne,” dedi abim, neşeli sesiyle.
“LEYLA!”
Mutfaktan çıkan Serpil abla beni görünce elindeki kahve tepsisi yere düştü. Herkes bana döndü. Annem sıçrayarak ayağa kalktı. Gözleri büyüdü, boğazı düğümlendi.
“Ay kızım gelmiş!” Koşarak bana sarıldı.
“Kaç zamandır sana böyle sarılmayı bekledim annem.”
Saçlarımı kokladı, öptü. Ben de ona sarıldım. İpek ve abim bizi yalnız bırakmak için çekildiler. “Kara kuzum benim. Ne kadar özledim seni.” Gözyaşları kalbimi yakıyordu.
“Anne…” Daha sıkı sarıldı.
“Annen kurban olsun sana.” Kollarını gevşetip ellerini yüzüme koydu.
“Neden gittin annem? Bak ne hâle geldik.”
“Özür dilerim… Utandım, kendimden.”
“Biz seni hiç suçlamadık ki. Hep arkandaydık.”
“Ben utandım anne. O zamanki hâlimden… Bambaşka biriydim.”
“Herkes hata yapar yavrum. İnsanız.”
“En doğru kararın gitmek olduğunu düşündüm.”
“Sen sadece yaptığından değil, bizden de kaçtın. Ama şükür buradasın. Şimdi daha büyümüş, güzelleşmişsin annem.”
Annem konuyu değiştirmeye çalıştı. Gülümsedim.
“Odana çıkmak ister misin? Aç mısın?”
“Aç değilim, biraz dinlensem yeter.”
“Serpil! Leyla’nın eşyalarını odasına çıkarsınlar.”
“Hemen hanımım.”
“Hadi kızım, dinlen. Babangil geldiğinde çağırırım seni.” Başımı sallayıp ayağa kalktım. Uzun zamandır girmediğim odama çıkıyordum. Başımı sallayıp ayağa kalktım. Uzun zamandır girmediğim odama doğru gidiyordum. Merdivenleri yavaş yavaş çıktım, sanki her adımı sindirmek ister gibi.
Özgür ruhlu biri olmak istemiştim hep. Bu yüzden evde bile odamı en uzak köşeye, en üst kata seçmiştim. En yukarı çıktığımda, ahşap kapı tam karşımdaydı. Geçmişi en çok yüzüme vuran şeylerden biriydi bu kapı.
Yavaşça kapının kulpunu aşağıya indirdim. Kapıyı araladığımda ilk gördüğüm şey, hâlâ aynı yerinde duran cibinlikli yatağımdı.
Küçüklüğümden beri en sevdiğim şeylerden biri cibinlikti. Kendimi özel hissetmek güzeldi.
Oda derli topluydu. Sanki hâlâ burada yaşıyormuşum gibi tertemizdi. Hiç gitmemişim de her gün burada kalıyormuşum gibi görünüyordu.
Aslında çoğu şey bıraktığım gibiydi, ama ben yabancıydım.
Ya da… Neden yabancı geliyordu?
Ayağımdaki topuklular artık canımı acıtmaya başladığında çıkardım ve yavaşça yatağa oturdum. O sırada kapı çaldı.
“Gel.”
İçeri giren Fuat, elinde valizimle belirdi.
“Hanımım, eşyalarınızı getirdim.”
“Teşekkür ederim.” Başını hafifçe eğerek odadan çıktı.
Yorgun bedenimi yatağa uzattım. Bacaklarımı karnıma doğru çekip kıvırdım. Oldukça yoğun ve yorucu günler beni bekliyordu.
Elbet geçmiş, kendini hatırlatacaktı.
•••
Saat kaç olmuştu ya da ne kadar süredir uyuyordum, bilmiyordum. Yatakta dönerken pencereden ayı gördüm; akşam olmuştu.
Geldiğimden beri elime almadığım telefonu çantamdan çıkardım.
Dağılmış saçlarımı hızlıca toplayıp güzelce at kuyruğu yaptım. Üzerimdeki mavi gömleğimin yakasını düzelttim. Çıkardığım ayakkabılarımı tekrar giydim. Telefonumu arka cebime atıp odadan çıktım.
Saat yedi buçuk olmuştu. Babam gelmişti. Merdivenlerden inerken avluda gördüğüm kalabalıkla bir an duraksadım. Herkes masaya oturmuş, yemek yiyordu.
Güneş batmış, avlunun ışıkları yakılmıştı. Amcamı ve yengemi de masada gördüm. Herkes bir araya gelmişti.
Gözüm, boş bir sandalyeye takıldı — abimin yanındaki yer boştu ve servis açılmıştı. Benim yerimdi orası. Sofrada eksik olan kişi bendim. Babam baştaydı; sağında annem, solunda abim oturuyordu.
O sırada suyunu içerken başını kaldırdı ve balkonda beni gördü. Hareketleri durdu. Suyundan bir yudum bile almadan bardağı masaya geri bıraktı.
Ellerimi yumruk yaptım. Biraz daha dirayetli olmam gerekiyordu. Ben böyle duygusal biri değildim. Buradan ayrıldığımda duygularımı gömmüştüm. Şimdi ne olmuştu da tekrar gün yüzüne çıkıyorlardı?
Özlemden…
Adımlarımı merdivene çevirdim ve aşağıya indim. Her bir basamağın çıkardığı ses ve babamın üzerimden ayrılmayan bakışları sayesinde herkes beni fark etti.
Masadakiler bana bakarken ben yavaşça sofraya doğru ilerledim.
“İyi akşamlar.”
Titrek sesimle konuştuğumda, amcam hızla ayağa kalktı. Hemen yanıma gelip bedenime sıkıca sarıldı.
“Evine hoş geldin kızım. İyi ki döndün.”
Kocaman kucakladı beni. Ardından Sevda yengem de sarıldı:
“Hoş geldin Leyla.”
Yüzlerindeki gülümseme, sıcaklık… İlk günkü gibiydi. Hâlâ temiz ve sade. Gözlerim, beni izleyen babama kaydı. Buradaydım işte baba, geri dönmüştüm yanına. Ama neydi bu yabancılık?
Ne bu uzaklık?
Bunca yılda sadece üç-dört kez sesini duymuştum. “İyi misin, bir eksiğin var mı?” diye sormuştu. Daha da öteye gidememiştik.
Ama şimdi farklıydı. Karşısındaydım. Kanlı canlı evladı. Oturduğu sandalyeyi ağır hareketlerle geri itip ayağa kalktı. Şimdi herkesin gözü bizim üzerimizdeydi. Karşıma geçip aramıza sadece iki adım mesafe bıraktı. Elini uzattım.
Tam elini öpmek için eğilecekken, uzun zamandır yapamadığımız bir şeyi yaptı… Sarıldı.
Herkes gibi o da sıkıca sarıldı.
“Hoş geldin kızım. Hoş geldin evine, ailene.”
Annem gibi o da saçlarımdan öptü. Sarıldı.
Sanki o da artık “vazgeçmem” diyordu.
“Hoş buldum baba.”
Bölüm Sonu…