Orhan, oturduğu yerden kalkmadan, sessizliğin katmanlarını yavaşça keşfetmeye başladı. Tünelin duvarları, eski bir el yazmasının yıpranmış sayfaları gibiydi; her çatlak, her pas lekesi, yılların biriktirdiği sessiz soruları taşıyordu. Ay ışığı, zemindeki daireyi daha da genişletmişti artık; paslı yüzeyde sakin bir göl oluşmuştu. Bu gölün suyu durgundu, yüzeyinde en ufak bir dalga bile yoktu. Orhan, bu kusursuz durgunluğun içine baktığında, kendi iç sesini duyuyordu – yıllardır bastırılmış, gürültüyle örtülmüş o sesi. Sessizlik, konuşmaktan çok daha fazla şey ifade edebilirdi; çünkü kelimeler daima sınırlıydı, daima bir çerçeveye hapsedilmişti. Oysa sessizlik, sınır tanımazdı; sonsuz bir alan açardı ruhun önünde. Hayatın anlamı, belki de tam bu sessizlikte gizliydi. İnsanlar, günlerini gür

