Bölüm 20

783 Kelimeler
Sabah Meriç'in kolları arasında uyandığımda gülümsedim. Göğsüne yattığım için kalp atışları kulaklarımı doldururken onun varlığı bana huzur veriyordu. Bu adama o kadar çok alışmıştım ki. Kokusu içime işlemiş, sesi hiç sıkılmadan dinleyebiliceğim bir melodiye dönmüştü. Kahverengi gözleri mavilerimle buluştuğu anda dibsiz bir kuyu misali içine alıyordu beni. Onun bir dokunuşu ruhuma değiyordu. 'Ezberledin mi bali yüzümü' Meriç'in gülen suratı ile ona baktım. 'Ezberleyemeyeceğim kadar kusursuz bir yüzün var' dediğimde gülen yüzü solmuş ve bakışları yüzümde gezinmeye başlamıştı. 'Oysa senin yüzünde kusursuz ama ben her santimi ezbere biliyorum' dediğinde gözlerinin içine baktım. Kahverengi gözleri beni boğarken içinde kayboldum sandım. 'Meriç acım içimde öyle büyük bir hal almış ki. Kalbimi bütün güzelliklere kapatmış. Gözlerim herşeye boş bakıyormuş.' 'Yapma Lina kendine acı çektirmeyi bırak. ' dediğinde yataktan kalkmış ve hemen ardından odadan da çıkmıştı. Arkasından sadece bakmıştım. Peşinden gitsem söyleyeceğim tek bir cümle bile yoktu. Masanın üzerinde mumu tekrar kontrol ettiğimde etrafa bakıp gülümsedim. Madem kendime acı çektirmeye bırakıcaktım bende bunu yapmaya karar vermiştim. Kendime bile itiraf edemediğim gerçekler bugün suratıma çarparken bu gerçekleri duyması gereken en özel kişiye söylüycektim. Dış kapının açılma sesi ile oraya döndüğümde Meriç karşımda şaşkın gözlerle etrafa bakıyordu. Gülümseyip yanına gittiğimde dudaklarına bir öpücük kondurdum. 'Ellerini yıkayıp gel. Senin için sevdiğin poğaçalarımdan yaptım' Meriç gülümseyip yukarı çıktığında bende tekrar içeri geçmiştim. Masanın üzerinde eksik bir şey var mı diye baktığımda belime sarılan kollar ve hemen ardından boynuma değen sıcak dudakların sahibi hayatımda mutlu olmamı sağlayan kişiydi. Meriç hemen poğaçalarımdan yemeye başladığında onun bu haline gülümsedim. Hayatımda gördüğüm en mükemmel insandı Meriç. Hayatıma bir anda girip tüm alışa gelmişliğimi alt üst etmişti. Meriç benim hayatımın dönüm noktasıydı. Elinden tutup ayağa kaldırdığımda tam da beni bizi anlatan bir şarkı açtım. Meriç'in elleri belimi sararken başımı göğsüne koydum. I'm so tired of being here suppressed by all my childish fears Burada, çocukça korkularım tarafından bastırılmış halde bulunmaktan çok yoruldum And if you have to leave Ve eğer gitmek zorundaysan I wish that you would just leave Hemen gitmeni dilerim Cause your presence still lingers here Çünkü varlığının hala burada oyalanıyor(takılıp kalıyor) And it won't leave me alone Ve beni yalnız bırakmayacak These wounds won't seem to heal Bu yaralar iyileşecek gibi gözükmüyor. This pain is just too real Bu acı fazla gerçek There's just too much that time cannot erase Zamanın silemediği çok fazla şey var Şarkının bütün sözleri ruhuma işlerken başım hala Meriç'in göğsüne saklıydı. Ruhumda izler bırakan bu adam şimdi bütün gerçekler ile karşılaşıcaktı. 'Meriç' dudaklarımdan ismi dökülürken başımı kaldırıp onunla göz göze gelmeye çalıştım. Kahverengi gözleri mavilerime odaklanırken dudaklarımdan sözlerin dökülmesine mani olmadım. 'Sonu kördüğümle biten bir öykünün baş kahramanıyım. Kaçınılmaz sonuma yaklaşmak ürkütüyor beni, korktuğum nokta kırılmak değil, kırılıcak bir yanımda kalmadı zaten. Korktuğum nokta seni acıtıpta gidersem kendimi hangi nedenle ve hangi bahaneyle savunurum, hangi sonbaharda affedebilirim bunu bilmiyorum.' 'Meriç bu sefer herşey doğru bu sefer sadece içimden geçen sözler var. Birde kalbimin bangır bangır bağırdığı bir cümle. Meriç ben seni seviyorum. Biliyorum sana çok saçma geliyor şuan ama ben seni sevmiyorum dediğimde bile seviyormuşum aslında. Bugün Can Yücel'in bir şiirini okudum şöyle yazıyordu mısralarında ' Bir yolun varsa gidilicek sona bırakma. Bir sözün varsa dilden yüreğe hiç susma... Görmen gerekiyorsa birini git yanına. Okşaman gereken bir yürek varsa esirgeme elini. Hayat çok zalim. An gelir, elini, gözünü, yolunu, yüreğini alır senden. O zaman istesende. Dokunamaz, göremez, gidemez, söyleyemez olursun. 'Bu satırlar bir an bile olsa seni kaybettiğimi düşündürdü bana işte o zaman anladım. Aslında ben seni seviyormuşum' dediğimde Meriç eğilip alnımdan öptü. 'Seni öyle çok seviyorum ki. Hiçbir şarkı kalbimin seninleyken attığı melodiyi tutturamazlar. Hiçbir renk tarif edemez kalbime çizdiğim sen resimlerini. Hiçbir cümle seni anlatmaya yetmez. Sen ki beni bulutlarla yarıştırırsın aklıma düşünce.' Yüzümde oluşan gülümseme ve Meriç'in yüzündeki gülümsemeye şahitlik yapan gözlerim. Kalbime çalışması için bir uyarı vermiş gibiydi. İşte şimdi bütün güzellikleri bir bir karşıma çıkarmıştı hayat. Meriç elimden tutup kabanımı giydirdiğinde şapkamıda takmıştı. Kendi kabanınıda giydiğinde dışarı çıkmıştık. Yağan kar altında Meriç'in bedeni ile bütün olan bedenim. Ve hemen ardından kavuşan dudaklarımız. yalnızca acıyı sevmeyi ve acıyı söküp atmayı öğrenenen kadınlar bir adamı ha ederek sevebilir. Bir kadının yara izleri gözlerindedir ve dikkatli bakan her göz görebilir. bir kadının acıyan yanları dudaklarındadır. Meriç ben acılarımı gözlerimden okudu ve o acıların tadını dudaklarımdan almıçtı. Kendi aşkına tutunmuştu. Kendi aşkının büyüklüğü ikimizede yeteceğime inanmış ve öylede olmuştu. Onun aşkının büyüklüğü sayesinde benim aşkım doğmuştu. Şimdi ise mutlu olma zamanıydı. Selam millet nasılsınız. Umarım bölümü beğenmişsinizdir. Biraz kısa oldu ama. Ne kadar tatilde olsa etütlerimden dolayı yeni bölüm yazmakta zorlanıyorum. Ve şunuda söylemek zorundayım ki haftaya yeni bölüm yazamayabilirim. Bunları geçiyorum ve hemen sorularıma geliyorum. Bölüm nasıldı. Lina'nın itirafı hakkında ne düşünüyorsunuz. Vee bundan sonra ne olucak. Sizce mutlu mu olucaklar yoksa felaketler yine onları mı bulucak?
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE