bc

KÜLLER VE DANTEL

book_age18+
1
TAKİP ET
1K
OKU
dark
love-triangle
contract marriage
family
HE
age gap
fated
heir/heiress
drama
sweet
serious
kicking
city
mythology
another world
secrets
ancient
like
intro-logo
Tanıtım Yazısı

"Bir kadının sessiz olması, gözlerini indirmesi ve boyun eğmesi beklenir. Ama ben sessizliği sadece fırtına öncesinde severim."Ben Eliza Dervişoğlu. 19 yaşımdayım ve her sabah içimde bir yangınla uyanıyorum. Hayır, bu yangın aşk değil. Henüz değil. Bu, göğsümde bastırılmış bir hayalin yaktığı yer. Ata binmek, kılıç kullanmak, dümdüz ufuklara doğru özgürce koşmak...Ama onun yerine önümde danteller var. İnce ince işlenmiş, her biri başka bir zincirin parçası gibi.

chap-preview
Ücretsiz ön okuma
Eliza Dervişoğlu
“Bir kadının sessiz olması, gözlerini indirmesi ve boyun eğmesi beklenir. Ama ben sessizliği sadece fırtına öncesinde severim.” Ben Eliza Dervişoğlu. 19 yaşımdayım ve her sabah içimde bir yangınla uyanıyorum. Hayır, bu yangın aşk değil. Henüz değil. Bu, göğsümde bastırılmış bir hayalin yaktığı yer. Ata binmek, kılıç kullanmak, dümdüz ufuklara doğru özgürce koşmak… Ama onun yerine önümde danteller var. İnce ince işlenmiş, her biri başka bir zincirin parçası gibi. “Eliza! Duruşuna dikkat et kızım, kambur duruyorsun.” Annemin sesi iğne gibi sırtıma saplanıyor. “Bir hanımefendi dimdik durur, ama gururla değil, zarafetle. Unutma.” Gülüyorum içimden. Zarafet… Savaş meydanında kırılgan bir silah olurdu bu kelime. Ama gülüşümü bastırıp başımı eğiyorum. Bir süreliğine. Sadece bir süre. --- Gece olunca her şey değişiyor. Penceremi aralayıp yıldızlara bakıyorum. “Orada bir yerde, ben olabileceğim bir hayat var. Belki erkek doğsaydım, bana ‘paşa’ derlerdi. Şimdi ise sadece ‘hanım’ diyorlar.” Elimi çekmeceme uzatıyorum. Kimse bilmez, dantellerin altına gizlediğim bir hançerim var. Ahmet’in eski hançeri. Kardeşim, erkek doğduğu için savaş meydanında. Ben ise düğün telaşında… “Kendine yazık edeceksin.” Bu defa kardeşimin sesi geliyor kulağıma. “Bir gün herkesin yüzüne gerçekleri haykırırsan, dönüp yüzüne tükürürler Eliza.” Yüzümde hüzünle karışık bir tebessüm oluştu. “O zaman tükürük içinde kalırım. Ama içimde yalan olmaz.” O gece bir karar veriyorum. Dantel işlemeli elbisemi çıkarıyorum. Altına gizlediğim erkek kıyafetini giyiyorum. Ve başlıyorum: Ata binmeyi sadece geceleri öğrenmek ne zordur. Ama özgürlük, kolay kazanılmıyor. Ben Eliza. Belki bir gün herkes beni bir “hain” ya da “deli” diye anacak. Ama ben biliyorum. Ben bu hikâyeye küllerden doğacağım. Ve geride sadece dantellerim kalacak. Gecenin sessizliği, yastığımın altındaki hançer kadar keskin. Ay, bulutların arkasına gizlenmiş. Rüzgârsa sanki benimle konuşuyor. “Şimdi,” diyor, “şimdi kaç.” Herkes uyurken, ayaklarım çıplak, yere neredeyse dokunmadan geçiyorum koridorlardan. Perihan Hanım —annem— sabaha kadar dua ederken uyuyakalır genelde. Elindeki tespih bile yorgun düşer. Tam o anlarda ben bir başka Eliza’ya dönüşürüm. Avlunun taşlarına bastığımda yüreğim güm güm. Eğer biri görürse, gece vakti bir kız çocuğunun yalnız başına dışarı çıktığı duyulursa... Bir daha gün ışığı görmem. Ama bu gece Eliza Dervişoğlu değilim. Bu gece ben, kimliğini unutan bir rüzgârım. Ve ahır orada, beni bekliyor. Kapısını açtığımda göz göze geliyoruz. Fırtına. Babamın en gururlu atı. Adı gibi, karanlık bakışlı, huysuz ama asil. “Sana binmem yasak. Ama eğer bugün binmezsem, yarın kim olduğumu unutacağım.” Sana yemin ederim, Fırtına bile o an gözlerini kıstı, başını eğdi sanki. Onayladı beni. Eyer yok. Zincirli elbisem yok. Sadece çalılardan sıyrılmış eski bir pantolon ve çalı kuşu kadar cesur bir kalp. Ayağımı uzatıp yavaşça üzerine çıktım. İlk başta sendeledi. Ben de. Ama sonra... Sonra biz ikimiz, gecenin içinde kaybolduk. Ayaz yüzümü keserken, saçlarım geriye savrulurken, ilk kez ciğerlerime çektiğim havanın kokusunda başka bir tat vardı: özgürlük. “Eliza, geri dön!” Kulağımda yankılanan annemin sesi değil bu. İçimdeki korkak yanın fısıltısı. Ama artık dinlemiyorum onu. Çünkü ben bu gece ilk kez benim. Ve yıldızlar… Yıldızlar sanki bana el sallıyor. Fırtına'nın ayak sesleri karanlığın içinde yankılandıkça, içimdeki o alışılmadık huzur her adımda büyüyordu. Rüzgârla yarışırken, gecenin nefesi saçlarımın arasında savruluyor, ellerim dizginlere sıkıca tutunuyordu. Özgürlük… İşte bu duygu, bütün dantellerin, iğnelerin, kurallarla örülmüş duvarların arkasında bir ömür boyunca aradığım şeydi. Uğruna yakalanmayı göze alacak kadar güzel. Ve işte, yakalanma anı çok uzak değildi. Ormanın içinden geçerken ayak seslerimiz yoğunlaştı. Fırtına birden burnunu havaya kaldırdı. Bir şey hissetmişti. Ben de. Düşman değil… ama izleniyordum. “Dur Fırtına,” dedim sessizce, dizginlerini hafifçe çektim. Atın altındaki toprak ses vermezdi ama benim kalbim çoktan beni ele vermişti. Sonra, bir gölge kımıldandı. Nefesimi tuttum. “Burada ne işin var?” Ses, sertti. Buyurgan. Ama içinde bir hayret vardı, bir şaşkınlık. Fırtına geri adım attı, ben de refleksle dönüp elimi hançerime götürdüm. Bir adam… Hayır, bir genç. Kıyafeti ordunun üniformasıydı ama askerin yüzü henüz çocukluktan yeni çıkmış gibiydi. Omzunda nişanı parlıyordu. Subay olmalıydı. Ve gözleri... Karanlıkta bile belli oluyordu ki o gözler yıllar sonra bile unutulmazdı. --- “Sana bir soru sordum,” dedi daha ciddi bir sesle. “Bu saatte, bu kıyafetle, bu atla ormanda ne işin var?” Yutkundum. Bilmiyordu, kim olduğumu bilmiyordu. Belki de bir oğlan sandı beni. Saçlarımı gizlemiştim. Göğsüm sıkıca sarılıydı. Ve karanlık bana kalkan olmuştu. “Eğitim yapıyorum,” dedim kalınlaştırmaya çalıştığım bir sesle. “Komutana rapor vereceğim.” O sustu. Uzun bir bakış. Gözleri beni delip geçiyordu. O an anladım. Şüphelendi. --- Bir adım daha attı bana doğru. Elinde meşale yoktu ama yüzü ayın altında netleşti. Keskin hatlar. Çenesindeki kararlılık, gözlerinde merak. Ve nedense, kırılmaktan korkan bir çocuğun izleri vardı yüzünde. “Sen hangi birliğe aitsin?” Yutkundum. “118. süvari.” Bir anlık sessizlik. “118. süvari alayı üç gün önce yola çıktı.” Yakalandım. Kalbim kafesinden çıkacak gibiydi ama yüzümü buruşturdum. “Kiminle konuştuğunu biliyor musun?” Ben Eliza’yım. Dervişoğlu konağının tutsağı, ama bu gece özgürlüğün çocuğu. Ama o bunu bilmeyecekti. O, o an beni sadece garip bir oğlan sanacaktı. --- Fırtına huzursuzlanmaya başladı. Subay hâlâ bana bakıyordu. Ve sonra, bir şey oldu. Yüzü değişti. Sertlik dağıldı, gözlerinde hafif bir gülümseme belirdi. “İlk defa mı ata bindin?” Şaşırdım. O an kendimi tutamasaydım gözlerim dolacaktı. Yalan söyledim diye değil… İlk defa biri sesimdeki korkuyu değil, cesareti görmüştü. “İlk defa… bu kadar uzağa gittim.” --- Subay bir adım geri çekildi. Elini kılıcına götürmedi. Sadece başını eğdi. “Geceye karış. Ama bir daha bu kadar gürültülü gelme. Bir tilki kadar sessiz olmayı öğren.” Şaşkınlıkla ona baktım. “Adın ne?” diye sordum istemsizce. Durdu. Bir bakış. Bir sır. Ve sonra sadece şu kelime: “Senin için ‘tehlike’ olabilir.” Sonra döndü ve ormana karıştı. --- Ben orada kaldım. Fırtına’nın sırtında, gecenin ortasında. Ve kalbimde ilk kez bir şey daha vardı: Merak. Kimdi o adam? Beni neden ihbar etmedi? Ve gözlerinde, neden o tanıdık yalnızlık vardı? --- O gece eve dönerken dantellerimin altında kalbim kabarıyordu. Bir kadın olarak dünyaya gelmiştim. Ama artık içimde bir asker uyanmıştı. Ve belki de… bir aşık.

editor-pick
Dreame-Editörün seçtikleri

bc

30 Days to Freedom: Abandoned Luna is Secret Shadow King

read
317.9K
bc

Too Late for Regret

read
352.5K
bc

Just One Kiss, before divorcing me

read
1.8M
bc

Alpha's Regret: the Luna is Secret Heiress!

read
1.3M
bc

The Warrior's Broken Mate

read
149.6K
bc

The Lost Pack

read
464.1K
bc

Revenge, served in a black dress

read
157.6K

Uygulamayı indirmek için tara

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook