İki Ay Sonra Ahsen’in gözleri loş ışığın vurduğu beyaz tavana açıldığında, ilk hissettiği şey boğazına düğümlenmiş bir acıydı. Başının dönmesi hâlâ dinmemişti, dudakları kupkuruydu. Hastane odasının ağır kokusu ciğerlerine işlerken, sedyenin sertliği bedeninde yankı buluyordu. Ama tüm bunlar onun umurunda değildi. İçinde taşıdığı acı, bedensel yorgunluğunu gölgede bırakıyordu. Güçlükle doğrulmaya çalıştı, ama hemşirelerin “yatmalısınız” diye fısıldayan seslerini duymadı bile. Parmakları titreyerek sedyenin kenarına asıldı, ayağa kalkmaya çalıştı. Gözleri odada sabırsızca gezindi, sanki aradığı kişiyi bulacakmış gibi. Birden gözleri Jale’ye kilitlendi. Kadının yüzünde huzursuz bir ifade vardı; Ahsen’in bakışlarının ağırlığına dayanmakta zorlanıyordu. Ahsen’in sesi titreyerek, fakat birde

