Robert Wilson.
Bugün düşündüğümden daha anlamlıydı. Hiç bu kadar şaşırdığım ve ya dikkatimi çeken bir an olmamıştı. Yoksa ben mi yanlış hatırlıyorum?
Karşımdaki kız gözünü tek saniye bile toptan ayırmıyordu. Her anı iyi değerlendiriyordu. Ciddileşince yüz hatları belirginleşiyor, yeşil gözleri öne çıkıyordu.
Bence bu güç karşısında ona zaferini vermeliydim. Bu sevinmesine ve daha da çok enerjik olmasına yol açardı.
Oyun bitmişti ama ben gözlerimi ondan alamıyordum. Neşesi, gülüşü, sohbeti…
Tek saniye başımı çevirdiğimde kızların bağırıştığını duydum. Tekrar onlara baktığımda Lily başını tutuyordu, kızlar ve hoca yanındaydı. Yerde yuvarlanan topu, Lily'ye nefretle bakan Margarett'i ve ona bağıran hocayı gördüm. Anlamak için zeki olmaya gerek yoktu. Margarett topu Lily'ye atmıştı. Gerçi ne güçte attığını bilmiyordum ama canının hala yandığı ortadaydı.
Kızlar Lili'yi revire götürdü. Kapının camından onu izliyordum. Başını elleri arasına almıştı, gözleri kapalıydı ve sesi çıkmıyordu. Doktor ilaç verdi. Biraz etki etmeye başlamıştı, ama biraz işte.
Hoca kaç kere söylese de derste kalmaya inat etti. Ders sevdası mıydı, neydise artık…
Öfkem toplanıyordu, sadece dersin bitmesini bekliyordum. Ondan sonra Margarett'e öyle patlayacaktım ki bana olan duyguları pişmanlıkla yok olacaktı. Belki okuldan çıkması için de üstüne giderdim.
Mesele Lily değildi! Mesele zorbalık yapmaktı! Zorba insanlardan nefret ederdim. En çok da kızlara zorbalık yapanlardan.
Zil çalınca son kez "İyi misin?" diye sordum. Gerçe nasıl iyi olabilirdi ki?
"İyiyim. Sarsıldım sadece." Normalmiş gibi anlatmaya devam etti. "Daha önce de kafama top yedim ama bu başkaydı. Tecrübe işte."
Pişmanlığım boğazımda düğüm yapmaya hazırlanırlen o cümle sayesinde bozuldu: "Neyse, nereye gidiyoruz?"
Demin bayılacak gibi olan kız şimdi gezmek peşindeydi. Ama… Gezmek… Yani zaman geçirelim istiyordu. Bu bir şans demekti! Yüzüm kocaman gülümsemeyle doldu ama Lucy'nin bize bakmasıyla da normale döndü.
Aslında aniden kötüleşebilir diye de düşündüm. Sonuçta öyle böyle bir darbe değildi. Ayrıca basketbol topuydu, voleybolunkinden ağırdı. "Başın ağrıyor ama." dedim. Belki de ertelemeliydim, iyi olmadı.
"Eve gidip bir saate toparlarım. Sorun yok."
İçimde fırtınalar kopuyordu. Sakin görünüyordum ama kalbim delicesine çarpıyordu.
Kuzenlerinin sınıfın önünde onu beklediğini gördüm. Gitmeliydi.
"Görüşürüz o zaman." diyerek gitti.
Bana da müsaade. Çünkü hesap sormam gereken birisi vardı.
Çantamı elime aldığımda yerde beyaz bir şey vardı. Lily için aldığım tavşan aksesuarıydı, demirinden kopmuştu. Okuldan ayrıldım. Lily ve kızların hep döndüğü tarafa döndüm. Bir süre gittikten sonra kızları gördüm, Margarett da yanlarındaydı. Seslerini duyuyordum.
"O zaman o kuzenine söyle sevdiğim çocuktan uzak dursun! Robert sadece bana ait! Benimle birlikte olmaya layık!"
Kahkaha atıp gülesim geldi. Gün içinde yüzüne bile bakmadığım kızın benimle ilgili kurduğu hayaller…
Bu söyledikleri karşısında kızlardan biri alayla güldü. "Sen çoook geç kalmışsın. Dünkü görüşlerinde Robert çıkma teklifi etmiş, Lily de kabul etmiş." Ağzım açık kaldı. Lily'ye baktım. O da şaşırmış ve kızarmıştı. Gerçekten de kabul etmiş miydi? Yoksa kuzeni inadına mı söylemişti? Onlar tartışırken gözlerim Lily'den başkasına gitmedi. Hala aynı ifadeye sahipti.
Yavaş yavaş aklımda hayali canlanıyordu. Belki gelecekte gerçekten de mutlu olabilirdik. Ben bazı jestler yapardım. Ya da bir yerlerde görüşürdük. Onu mutlu etmek için her şeyi yapardım.
Son olarak aynı kuzen "Seni geçen senekinden daha beter döverim. Bu sefer hastanelik olursun." dedi.
Hatırlıyordum. Margarett arkadaşlarından biriyle alay etmişti. O da önce arkadaşını savunmaya çalışmış, sözleri yetmeyince yumruk ve tekmeleri konuşmuştu. Ben bu anıları hatırlarken kulağıma ince bir ses geldi: "Teşekkür ederim. Bir an Margarett ile birleşip beni döversiniz sandım. Ayrıca iki dakikada sevgili yaptın beni. Utandım o sırada." Yüzündeki o ifadeyle eridim. Çok sevimli görünüyordu.
"Neyse, buluşmaya gideceksin. Seni hazırlamamız lazım." cümlesini duyduğumda kalbim hızlandı. Hazırlanacak mıydı? Makyaj mı yapacaktı? O anı hevesle, iple çekiyordum. Aslında arkalarına baksaydılar beni direkt görürdüler. Ben bunu istiyordum ama görmemeleri de iyiydi.
Şimdi yapmam gereken tek şey vardı - Margarett'i bulmak. Fazla uzakta da sayılmazdı. Hızla ona doğru ilerledim. Adım seslerini duyunca hızla bana döndü. Yüzünde şaşkınlık ve tebessüm yarandı.
"Bugün ne yaptığının farkındasındır umarım." dediğimde tebessüm yavaş yavaş silindi. "Ne?" diye sordu. Derin bir nefes aldım. Karşımda sanki masum bir kız vardı.
"Kızlara el kaldırılmasından nefret ederim ama," diyerek bileğini tutup kaldırdım ve sıktım. Tırnaklarımı bileğine batırdım.
"Ahh… bırak, canım yanıyor." Umrumda bile değildi tabi."Bırak, lütfen."
Bileğini kendime çektim. "Bundan sonra bir daha kız arkadaşıma sataşırsan, seni fazla iyi şeyler beklemez.
"Ne demek istiyorsun?" gözlerindeki korku hoşuma gitti. Tırnalarımı biraz gevşettim ama sıkmaya devam ettim. "Kim olduğumu bir tek sen biliyordun, değil mi? Düşün şimdi. Bıçakla mı karşılaşırsın, kurşunla mı?"
Elimi tamamen boşalttığımda bileğini tutup ovmaya başladı. Tırnaklarım yara açmıştı.
"Basit bir okuldan uzaklaştırma almışsın. Bir hafta evde ve boşsun. Otur sıkıca düşün. Eğer hala ölüm diliyorsan bunu şimdi de söyleyebilirsin." Son cümlemle gözleri irice açıldı. Birkaç adım geri gitti. Telefonumun çalmasıyla dikkatimi ondan çektim. Richard arıyordu.
"Neredesin? Sabahtan beri seni arıyorum."
"Geliyo…" Bizden biraz önde Lucy bizi izliyordu. Ses tonumun yüksekliğinden büyük ihtimalle her şeyi duymuştu. Ona baktığımda arkasına dönüp hızla uzaklaştı.
"Arabayı atacağım konuma getir." diyip telefonu kapattım. Peşinden gittim. Aklımda sadece ne duyduğunu ve duyduklarını kimseye anlatmamasını söylemek vardı.
Peşinde olduğumu görünce adımlarını hızlandırdı. Bense rahattım çünkü planladığım yönlere dönüyordu. Bir daha yolu dönerken koşmayı deneyecekti ki Richard arabayı tam önünde durdurdu. Aslında yine kaçabilirdi. Ama arabayı görünce dondu sanki. Elinin titrediğini farkettim. Korkarak bana döndü, gözleri kocaman açılmıştı.
"Fazla endişeleniyorsun. Sadece konuşacağız. Başka bir şey yok." derken nefes alış verişinde kısmen rahatlama oldu. Aramızda 2-3 adım kaldığında durdum.
"Bizi duydun mu?"
Başını aşağı yukarı sallayıp "Bir şeyler duydum. Ama kimseye söylemem." Yüzümde ifadesiz bakış olduğu için herhangi bir tepki vermemi bekliyordu.
Aklıma bir şey geldi. Lily ve Lucy yakındı. Belki de ondan yardım alabilirdim. "Bir şey söyleyeceğim ama aramızda kalacak."
Başını onayla aşağı yukarı salladı. "Tabi, ne söylersen…"
Saçlarımı karıştırdım. Evin hizmetlileri ve Richard'dan başka kimseden bir şey istememiştim. Biraz zor geliyordu.
"Lily'yi etkilemek için bir şeyler yapmak istiyorum ama biraz yardıma ihtiyacım var. Sen ve Lily yakın olduğunuz için sadece sana güvenebilirim." Birkaç saniye öylece yüzüme baktı. Sanırım dediklerimi beyninde defalarca kez tekrarlıyordu.
"Yardım edecek misin, etmeyecek misin? İşimi ona göre hesaplayayım."
"Yardım ederim de, çıkarım ne olacak?" Zeki! İşte bunu beklemezdim! Ama tabi ki bir karşılığı olacaktı. "Gitmek istediğin konserin biletini alırım." Gözleri tekrar irice açıldı. O konseri manyak gibi istiyordu. Her gidemediğini söylediğinde ağlayacak kadar üzülüyordu.
"Ciddi misin? Şaka değil, değil mi?" hayır duyma korkusu ve heyecan gözlerini sarmıştı. Başımı onaylar gibi salladım.
"Hadi gel. Seninle bir kahve içelim." diyerek arka kapıyı açtım. Önce bana, sonra arabaya baktı. Hışımla arabaya oturdu. Aklında sadece konser vardı tabi. Kendim de öne oturdum. Sadece Lily ve babam varken yanında oturmayı seçerdim.
"Nereye gidiyoruz?" diye soran Richard'a döndüm. "Yakınlarda bir kafeye sür."
Başını onayla sallayarak arabayı çalıştırdı. Yüzünde ciddi bir ifade vardı. Galiba sadece Lily varken dalga geçecekti.
Kafenin önüne geldik. Arabadan inip kapısını açtım. Mekana daha önündeyken hayranlıkla bakıyordu. Ben içeri gidince de peşimden geldi.
"Buraya hep gelmek istemiştim. Ama böyle olacağı aklıma gelmezdi."
Sandalyeyi çekip oturmasını işaret edip sonra kendim de oturdum. Garsona sipariş verdikten sonra birbirimize baktık.
"Evet, öncelikle aranızda ne olduğunu anlamalıyım. Lily ona ilgi duyduğunu biliyor mu?" Gözlerini izledim. Kararlılık sarmıştı içini. Az önceki heyecan kaybolmuş, yerini başarılı iş kadını almıştı.
"Dün çıkma teklifi ettim. Bana bilmiyorum dedi."
Ağzı açık kaldı. Çok şaşırdı. Robert ve çıkma teklifi diye düşünüyordu bence. Sonra parmaklarını yavaşca alnına vurarak "Lucy, kendini ciddiye al. Lucy, ciddileş." demeye başladı. Şakaklarını ovarak toparladı. Psikolog gibi bir moda girdi.
"Neyse, neyden başlayayım? Konuşma şeklin, göstereceğin davranışlar, mesafe, nasıl dokunacağın, Lily’nin neye özen göstereceği? Not tutmak ister misin?
"Gerek yok, hafızam iyidir. İstediğin yerden de başlayabilirsin."
Anlatmaya başladı. Sakin, rahat ve işini bilen biri gibi. Anlattıklarını dinleyince hep tersini yaptığımı anladım. Yüzüme anlamsız bir gülümseme geldi.
"Yanlış bir şey mi söyledim?" Yine şaşkın şaşkın bakıyordu.
"Yok, sen anlatınca tersini yaptığımı hatırladım. Neyse, devam et."
***
Son olarak nasıl yaklaşmam ve nasıl dokunmam gerektiğini anlatmaya başladı. Bunu asla kaçıramazdım. Teker teker her şeyi gösterişli izah etti. Açıkcası, bunlar okuduğum hiçbir psikoloji kitapta raslamamıştım. Yoksa öyle sıkıca dinlemezdim. Elleriyle gösterdiği her detayı beynime kazıdım. Bunu ne ara yapacağımı da hesaplamam gerekirdi tabi.
"Evet, seni tatmin edebildim mi?" Gözlerine derinlemesine baktım. Aynı rolün içindeydi. "Evet, senden iyi psikolog olur." Telefonumu elime alıp internete girdim.
"Bir sorun mu var?" Telefonu ona çevirip "Bu konser miydi?" diye sordum. "E-e-evet… Nasıl yani? Şimdi mi alıyorsun?"
"İstersen almaya da-" dememle ellerini havada salladı. "Yok, yok. İstiyorum istiyorum. Sadece hemen almana şaşırdım." Ellerini bacaklarında ileri geri sürtüyordu. Heyecanın zirvesi…
"O zaman linkini sana atıyorum. Girişte sadece QR kodunu göstermen yeterli. Gerisi oranın çalışanlarında. Neyse, şoför seni eve kadar bırakır."
Çantasını sırtıma aldı. "Gerek yok. Evim 2 sokak yukarıda, yürüyerek giderim. Tekrar teşekkür ederim." Telefonuna bakarken gözleri doluyordu. Yeteneklerinin karşılığını alırken hep normal davranırdı ama bu sefer mutluluktan havalara uçacaktı.
Lucy gittikten bir süre sonra ben de çıktım. Eve giderken Richard'ı ikna edip doğru düzgün giyindim. Arabayı kendim kullanacaktım. Bence böyle daha etkili olurdu. Saate baktım, tam bir saat geçmişti.
"İyi misin? Geliyor musun?" diye yazıp gönderdim. Anahtarı çalıştırıp evden ayrıldım. Evlerinin yakınlığına geldiğimde telefona baktım. "Geldiğinde konum at, ben seni bulurum." Bir süre beklemeliydim anlaşılan. Etrafa bakıyordum belki görürüm diye.
Az sonra bir kız dikkatimi çekti. Yüzü hafif makyajlı, dudaklarında narin sürülmüş parlatıcı, saçları açık ve dalgalı. Giyimi de ne tesadüf, benim giyimime uygundu. O da etrafa bakınıyor, beni arıyordu. Son anda arabaya bakarken beni gördü ve gülümsedi. Hızlı yürüyerek gelip arabanın kapısını açıp bindi. "Arabayı kıçırdın mı, ne? Niye sende?"
O kemerini bağlarken gpzlerimi alamıyordum. Bana bakınca gülümsedi. "Niye böyle bakıyorsun? Makyajlı kız görmedin mi?"