Son cümleyi duyduğum an birkaç dakikalığına dünya durmuştu. Gecenin karanlığından gelen köpek ve araba sesleri hepsi boğuk bir uğultuya dönüşmüştü. Gözlerim büyüdü. Bir süre sadece onun gözlerine baktım. O kadar yakındık ki göz bebeklerinin büyüyüp küçüldüğünü bile görebiliyordum.
Nefesi yüzüme çarparken benim aksime tamamen sakindi. Göğsü her nefeste inip kalkarken göğsüme değiyordu. “Anlamadım?”
En sonunda ağzımdan bir kelime de olsa çıkmıştı. “Seni istiyorum derken? Ne saçmalıyorsun sen? Bundan ne anlamam gerekiyor? Neden ben?”
Adar’ın dudaklarının kenarı alaycı bir şekilde kıvrıldı. “Çünkü canım öyle istiyor, Lavin. Ve ben istediğim her şeyi alırım.”
Sanki dünyanın en normal cümlesini kuruyormuş gibi rahattı. Kaşlarım istemsiz çatıldı. Öfke ve tuhaf bir heyecan içindeydim. Adar’ın net cümleleri gerginliğimi artırmıştı. Onun amacı neydi?
“İntikam mı almaya çalışıyorsun? Kardeşini abim kaçırdı diye mi? Seninle ilk karşılaştığımızda ben babamın bir aşirete mensup olduğunu, hatta abim olduğunu bile bilmiyordum. Annen elimi öp diye uzatana kadar ‘berdel’ ne demek, onu bile anlamamıştım.”
Benim sert sözlerime karşılık Adar ‘yani’ der gibi bana bakıyordu. Bir anlığına da sıkılmış gibi nefes alışı değişti. Anlattıklarım umurumda değildi.
“Aile dramının bir önemi yok. O şerefsizin kız kardeşisin ve o benim kız kardeşimi kaçırdı. Yeterli bir sebep. Daha fazla açıklama yapmama bile gerek yok.”
Cümleleri çok keskindi. Hiç umursamadan pat pat söylüyordu. Ona karşı öfkem büyürken kalbim daha hızlı atmaya başladı. Benim ona karşı atak yapmamı bile beklemeden konuşmaya devam etti.
“Neler düşündüğünü anlıyorum. Benden asla kaçamazsın, Lavin. Beni tanımıyorsun. Ben Adar Karaoğlu’yum. Sadece bakarak tanıyamazsın.”
Ellerini duvara daha sert bastırdı. Bana yaklaştı. Aramızdaki mesafe çok azdı. “Bir karar verildi. Abin benim kardeşimi kaçırdıysa bu evlilik olacak. Herkes duydu. Sen artık benim karım olacaksın. Buna alışsan iyi edersin.”
Gözlerimin dolduğunu hissediyordum ama o zayıf görünmek istemediğim için yutkundum. Hem öfkeliydim hem de yaşadıklarımdan dolayı oturup ağlamak istiyordum. Daha geçen gün tek derdim üniversiteden mezun olmak ve yarın ne giysem diye düşünmekti. Şimdi?
“Ben kimsenin karısı değilim! En azından bu şekilde ve bu şartlar altında olmam! Sen de bunu kafana iyice sok! Kimse beni bir şeylere zorlayamaz! Ben de Lavin Demiroğlu’yum! Sen de sadece bakarak tanıyamazsın!”
Çıkışımdan dolayı kaşlarını havaya kaldırdı. Sert sesimden dolayı böyle bir tepki verdiğini anlamıştım. Başını iki yana salladı.
“Zorlamıyorum, Lavin. Kardeşimi düşünüyorum. Sen buraları ne sanıyorsun, Lavin? İstanbul’daki partilere benzemez! Buralarda fazla aldığın nefesin bile bedelini isterler. Bir kız kaçırıldıysa kan dökülür. Töre böyle emreder.”
Az önceye göre daha yumuşaktı. Sanırım ağlamak üzere olduğumu fark etmişti. Ya da panik atak geçireceğimi düşünmüş olabilirdi. Asansördeki adam kocam olacaktı. Hala şaşkındım. Babamın ilk karısı Dila Hanım da aynı şeyleri söylemişti.
“Çok saçma. Polise gidelim. Şikâyet edelim. Bu çağda hâlâ böyle şeyler kabul edilemez. Kimse beni zorla…” dediğimde sözümü kesen onun kahkahası oldu. Gerçek bir kahkaha değildi. Alaycıydı.
“Çok komiksin, Lavin. Ne polisi? Polise gitsen ne olacak? Ben sana söyleyeyim. Hiçbir şey… O yüzden beni daha fazla uğraştırma. Bak, ben de çok meraklı değilim ama bu olacak.”
Çiçek’in söylediklerini düşündüm. O kimseyle evlenmek istemez demişti. Şimdi hem beni istediğini söylüyordu. “Sen de sorun çıkartma… Yoksa ben normal olmam, tamam mı?”
Sözlerindeki tehdit çok belirgindi. Bir yandan korkmuştum ama diğer yandan bu kadar net konuşmasından etkilenmiştim. Korkumun nedeni belirsizlikti. Bakışlarını çeker gibi oldu ama sonra daha fazla yaklaştı. Parmak uçları yanağıma değdi.
Ne yaptığını anlamaya çalıştım. Saçlarımın bir tutamını kulağımın arkasına sıkıştırdı. Dokunuşu sert değildi ama sahipleniciydi. Sanki şimdiden üzerimde hak iddia ediyordu. Adar baskın bir karakterdi. Taksici genç yaşta ağa oldu, herkes ondan çekinir demişti. Şimdi daha iyi anlıyordum.
“Tamam… demek ki evlenmek şart o zaman neden illa ben? Kuzenim Çiçek…”
Sözüm dudaklarıma değen parmaklarıyla kesildi. Bu dokunuş kalbimin hızını daha da artırdı. Parmaklarına ılık ılık esen nefesim… Nefesim kesilmişti. Yavaşça okşadı.
“Sana az önce de dedim. Ben kimseyi istemiyorum. Seni istiyorum. İstediğimi alırım. Bunun bir nedeni yok. Sana ne dediysem o! Daha fazla uzatma, Lavin. Tamam mı?”
Gözleri gözlerimi delip geçer gibi bakıyordu. Ses tonu da itiraz kabul etmiyorum gibiydi. İçimdeki inatla “Hayır!” diye bağırmak istedim ama elleri hala dudaklarımdaydı. Kalbim hem öfkeden hem de ona bu kadar yakın olmaktan çıldırmış gibi atıyordu. Her an daha da artıyordu.
Parmağını dudaklarımdan çekti. Ben daha tepki veremeden eğilip dudaklarını dudaklarımın kenarına değdirdi. Öyle ani oldu ki itmeye fırsat bulamadım. Zaten istesem de ondan kaçamazdım, beni duvarla kendi arasına sıkıştırmıştı.
Bütün bedenim donup kaldı. Beni öyle bir ateş sardı ki hiçbir şey yapamadım. Onun nefesini daha fazla istedim. Nefesi kadınlığıma vuruyor gibi orası da kalp gibi atmaya başladı. Bu durum beni daha da sinirlendirdi. Onu sertçe ittirdim. Bunu beklemediği için birkaç adım geri gitti.
Refleksle elimi kaldırdım. Tam ona tokat atacakken Adar benden daha hızlı davrandı. Bileğimden kavradı. Diğer bileğimi de kavradı. Beni yine duvarla kendi arasına sıkıştırdı. “Sakın! Bunu bir daha deneme bile!”
“Bırak! Çığlık atarım!”
Güldü. “At, Lavin. Kimse bana bir bok yapamaz! Ben Adar Karaoğlu’yum. Bana dokunmaya bile cesaret edemezler!”
Ondan kurtulmaya çalıştım. “Bırak! Ellerimi bırak! Sen kimsin de beni öpmeye çalışıyorsun?”
Güldü. “Sen buna öpmek mi diyorsun? Eğer dışarıda olmasaydık ben sana gösterirdim. Mahremimi dışarıda sergilemeyi sevmem. Evlenmemizi bekle.”
Delirmiş gibi ona baktım. Onu itmeye çalıştım. “Pis sapık! Benden uzak dur! Bir daha sakın bana dokunma! Sen kimsin be? Şimdi burada çığlık atsam ne olacak? Ben İstanbul’da büyüdüm ama namus meselelerini biliyorum. O zaman ne yapacaksın?”
Yeniden güldü. “Bağırıp çağırsan ne olacak? Sen zaten benim namusum oldun. Herkes bizim evleneceğimizi duydu. Kimse tek kelime edemez! Sana ne dedim? İstiyorum ve bir sebebe ihtiyacım yok!” deyip gözlerini gözlerime sabitledi.
Adar Karaoğlu tam bir zorbaydı. Ben neyin içine düştüğümü sorgularken ellerimi hala bırakmamıştı. Nefesi nefesime karışırken fısıldadı. “Ben seçtim. Ve ben seni seçtiysem bu evlilik olacak.”
Bileklerimi büyük elleriyle kavrayıp boşta kalan eliyle yanağımı elinin tersiyle okşadı. “Ben böyle seçilmek istemiyorum. Evlenmek? Töre? Kardeşini düşünüyorsan git onlarla konuş, başka yol bul. Ben bir bedel değilim!”
“Değilsin.” dedi, beklemediğim bir şekilde. Bileklerimi ondan kurtarmaya çalıştım ama izin vermedi. “Sen bedel değilsin. Sen bundan sonra benim alacağım her nefesin ortağısın. Sen artık benim karım olacaksın! Arada fark var.”
Kalbim bir anlığına yerinden çıkacak gibi oldu. Gözlerimi kaçırmak istedim ama yapamadım. Her bakışında içine çekiliyordum. O çok farklıydı. Bakışları insanın içine işleniyordu.
“Ben senin bildiğin kızlara benzemem! Buradaki kızlar seninle evlenmek için her şeyi yapıyor olabilirler ama ben öyle değilim! Bunun başka bir çözümü olmalı. Bu, böyle olmaz! Beni bırak!”
Hiçbir şey söylemedi. Boş boş bana baktı. Daha çok ben neyle uğraşıyorum gibi bakıyordu. “Sen asansörde beni koruyan ve nefes almamı isteyen adam olamazsın! O, beni korumuştu.”
Adar onayladı. “Ben hâlâ aynı adamım. Yine seni koruyorum. Hiçbir halt bildiğin yok! Polise gitsen, bağırsan ne olacak? Önce Serhat ve Şilan’ı sonra da seni öldürürler. Seni koruyamam. Evleneceğiz, buna mecburuz.”
Bu kadar açık söylemesi nefesimi kesti. Onu hem nefret edecek kadar sert bulmuştum ama hem de aynı asansördeki gibi göğsüne uzanıp her şeyden saklanmak isteyecek kadar güvenli bulmuştum. Sinir bozucuydu.
“Blöf yapıyorsun.”
Göz devirdi. “Dene bakalım blöf mü yapıyorum? Artık zorlama. Bu evlilik olacak. Başkasıyla değil, seninle olacak! Birilerinin ölmesini ya da ölmek istemiyorsan…” dediğinde derin nefes aldım.
“Ben düşüneceğim.” diyebildim sadece.
Omuz silkti. “Düşün. Ama sonucun değişmeyeceğini bil.”
Benden ayrıldı. “Hadi, içeriye gir.”
Gözlerimi ondan bir süre ayırmadım sonra da içeriye girdim. Ben girene kadar gitmedi. Kızlar merakla bana bakarken ne yapacağımı bilmiyordum.
Adar
Lavin’in arkasından bakarken dişlerimi sıktım. Bu kız kesin kaçmaya çalışacaktı. Yüzündeki ifadeden bile anlaşılıyordu. Telefonumu çıkarttım. “Rıfat, Lavin Demiroğlu’nun peşine takıl. Konaktan ayrılırsa, birileri gelirse ya da biriyle konuşursa… kısaca her şeyi bilmek istiyorum. Demiroğlu Konağı’nda kuş uçsa bileceğim!”
“Anlaşıldı, ağam. Ben hemen ayarlıyorum.”
Telefonu kapatıp arabaya bindim. Direksiyonu sıktım. “Ah, Şilan. Beni nelerle uğraştırıyorsun!”
Bugün o konaktan içeriye giren Lavin’i görünce şaşırmıştım. Aziz Demiroğlu’nun kızı olmasını beklemiyordum. Sabah şirkette olmasının açıklaması da buydu. Onunla yeniden karşılaşacağımı biliyordum. Konağa geldiğimde telefonum çaldı.
Trabzon’da görev yapan erkek kardeşim Azad arıyordu. O uzun süre bizi aramamıştı. Neredeyse bir ay olmuştu. Azad, askerdi. Oraya da bir mafyanın peşine düşmek için gitmişti. Gizli bir görevdeydi. Ben de ona buradaki bağlantılarını bulmaya çalışıyor, ona yardım ediyordum.
Hemen telefonu açtım. “Azad!”
“Abi, iyi misiniz? Uzun zamandır arayamadım. Çünkü telefonlarım dinleniyor. Gece vakti arayabildim.”
Arabayı kenara çektim. Daha rahat konuşmam gerekiyordu. “Hiç önemli değil. Bir şeyler bulabildin mi? Ben de araştırmalara devam ediyorum.”
İç çekti. “Abi, ben bir şey yaptım. Sana anlatmıştım. Bir kız vardı. Züleyha… bu şerefsiz Birol Taşkın ona takmıştı. Ben onu kurtarıp onunla evlendim. Başka yolu yoktu. Yoksa kızla zorla evlenecekti. Kızın ailesi sik kırığı gibi…” dediğinde kaşlarımı çattım.
“Sen ne yaptın? Azad senin orada olma nedenin gizli görev. O kızı koruma görevi senin değil. Senin amacın Birol denen şerefsizin açığını bulmaktı. Dikkatleri neden üstüne çektin?”
“Abi… sen olsan yapmaz mıydın? O kız bunu hak etmiyordu. Herkes iyi bir hayatı hak eder.”
Ellerimi saçlarıma geçirdim. “Azad… buralar da karıştı yoksa Trabzon’a gelirdim. Şilan’ı kaçırdılar.”
Anlık sustu. “Nasıl? Serhat iti mi kaçırdı? Abi, ölmesine izin verme. Ne olur, o bizim tek kız kardeşimiz. Sen buna izin vermezsin.”
Bütün yük omuzlarımdaydı. “Berdel kararı çıktı. Aziz Demiroğlu’nun kızıyla evleneceğim.”
Güldü. “Sen evleniyor musun? Vay be… Kralımız sonunda evleniyor. Hayırlı olsun, abi. Orada olmak isterdim ama gelemem. Üzgünüm. Sana da gizli görevle alakalı bazı detayları haber verecekler. Şimdi kapatmam gerek. Kendinize iyi bakın. Yine aramaya çalışacağım.”
“Allah’a emanet ol.”
Telefon kapandı. Gizli görevle alakalı yeni dosya gelmişti. Ona sakin kafayla bakacaktım. “Ah, Azad…” deyip arabaya bindim. Konağa döndüğümde annem ve Ferzan avludaydı. Annem kaşlarını çattı.
“Sen nereye gittin? Gece gece bir şey mi oldu? Şilan’la ilgili mi? Oğlum… konuşsana…”
Karşısına geçip oturdum. “Hayır, sakin ol. Bir şey olduğu yok. Bu arada Demiroğlu aşiretine haber verirsin, düğün en kısa zamanda olacak!” dediğimde annemin yüzü aydınlandı. Hatta gözleri parladı.
Yıllardır evlenmemi istiyordu. Bunu fırsat bilip berdel istemişti. Ferzan da şaşırmıştı. “Şükürler olsun. Ay, o kız çok güzel. Manken gibi… Ama hani istemiyordun. Ben başka bir yol bulacağım diyordun. Fikrini ne değiştirdi?” diye sordu, heyecanlı bir sesle.
Ferzan alayla güldü. “Bence Lavin’in güzelliği değiştirdi. Değil mi, abi? Ben de olsam evlenirim.”
Ona ters ters baktım. “Kes lan! Seni ilgilendiren bir detay yok! Anne, evlenmemi istiyordun. Tamam, evleniyorum. Bu evlilik olacak, bitti! Hem de en kısa zamanda… Lavin benim karım olacak!”