Teksas şehir İstanbul'dayım kendimi bildim bileli. Kendi memleketim Diyarbakır'ın aksine kendimi İstanbullu tanıtırım. Kulaklarınıza tuhaf gelebilir ama ben hiç memleketimi tanımadım.
Çocuktuk, sudan bahanelerle geçiştirdiler bizi. Ne sorarsak tersini dediler. Küçükken cevabını alamadığım soruları, şimdi soruyorum. Bu sefer de konuşmaya dilleri varmıyor.
Sıradan bir hayatım olsun istedim ömrüm boyunca. Hani sakin, huzurlu olsak yine yeterdi. Mutlu olmayı kendime layık bulmazdım.
Mutluydum lan, mutlu da oldum.
Yağız ile istediğimiz en çok şey çocuktu. Bir beybi olsun, güldürsün bizi dedik. Şaka bir yana evlenir evlenmez çocuk yaptık.
Üşenmedim yaptım bir velet.
Ege doğunca her şey değişmişti. Sanki yeniden doğmuşum, yaratılmışım gibiydim. Öyle küçük bir şeydi ki, elde avuçta az bir şey yer kaplıyordu. Yalnız güzel de çocuktu.
Değişik bir his kaplıyordu kalbimi uzun zamandır. Ne bileyim tarifi yok, anlatılmayan bir duygu. Yabancı duygu nereden bilelim ana olmanın sevincini.
41 haftanın sonunda zorla doğmuştu Ege Reyiz. Onu görünce ilk defa gözlerimden yaşlar süzüm süzüm aktı. Dedim ya tarifi olmayan o müthiş his.
Doğum anında Yağız yanımdaydı. Ege doğar doğmaz Yağız elimi tutuyor ve ben de Ege'nin cennet kokusunu içime çekiyordum.
Mutluydum ilk defa, Ege'nin varlığı bana her gün aldığım nefese şükretmemi sağlıyordu. Lanet okuyarak uyandığım günleri, artık Ege'yi öperek geçiriyorum.
İnsanın kendinden bir parça dünyaya getirince yumuşuyor az da olsa. Tüm karakola lokma dağıttık Yağız ile.
Ege dış görünüş itibariyle babasının kopyasıydı resmen. Sanki babası doğurmuştu onu! Neyse ki karakteri bana benziyor. Tek tesellim buydu.
Ani laf sokuşları, egosu, tatlı dili, güzel kalbi ile tamamiyle benim çocukluğumdu. Cesurdu, korkmaz kolay kolay. Anası, babası çok çekince hayattan çocuk da daha dayanaklı oluyordu.
Yağız, Ege'ye çok düşkün. Fakat Ege bana biraz daha düşkün. Aslında Ege, çıkarına göre davranıyor. Nerede kazancı varsa oraya yöneliyordu. Akıllı bir çocuk yapmıştım (k).
Ege'nin doğumu ile hayatımızın merkezi tamamıyla Ege üzerine kuruluydu. Sanki meclisten alınan karar nasıl cumhurbaşkanlığına sunuluyorsa Yağız ve benim verdiğim karar da Ege tarafından onay veriliyor.
Sonuç olarak her ne kadar eski hayatımın ve şu anki hayatımın arasında uçurumlar olsa da anne, aile olmanın kelimelerle anlatılmayacak kadar eşsiz bir duygu olduğuna kanaat getirdim.
⛓️
Yağız işleri olduğunu söyleyip aramızdan ayrılmıştı. Akşam son kez evimizde aile olacaktık.
Nafaka işlemlerini de konuşmuştuk öncesinde. Ondan istediğim bir maaş yoktu ki zaten çalışan bir kadına eski eşi nafaka ödemiyordu.
Ege'nin ihtiyaçlarını ben söylemeden alan birisiydi Yağız. Sadece mahkemenin resmi kağıtta yazdığı belirli bir ücret vardı her ay ödemesi gereken.
Ege'nin Yağız'dan alacağı her ay belli bir miktar vardı. Her ay yatırılacak olan parayı Ege'nin ileriki eğitim hayatında kullanmak için ayrı banka hesabı açmıştık. Ona yatırıp geleceği için yatırım yapıyorduk.
Beraber oturduğumuz ev kiradaydı. Aslında şehrin dışında bir çiftlik evi benzeri bir evimiz vardı. O evi satmayıp Ege ile Yağız vakit geçirecekti. Kirada olduğumuz evi Yağız ne yapar bilmiyorum, ben annemgile taşınacaktım.
Annemgil dedim bu arada, annem ve kız kardeşimden oluşan bir aile. Çekirdek aile yani. Annemin varlığı yokluğu bir. Yıllardır nedenini bilmediğim bir suskunluğa boğulmuş, herhangi bir olaya tepki ifade vermezdi.
Küçüklüğümü hatırlamaktan nefret ederim ama az uz unutamadığım derinden yaralayan şeyler vardı.
Kız kardeşim ise Alev. Lise son sınıf okuyor. Dolgun dudaklı, beyaz tenli uzun kumral saçları mavi gözleriyle adı gibi alev kızdı. Yaşından büyük göstermesi ile yüz hatları daha olgun duruyordu. Benden güzel ve çekiciydi.
Düzgün bir ilişkimiz var sayılmaz Alev ile. Ben ne dersem tersini yapar. Yaşadığı hayattan bir haberdi. Sürekli gözleri yukarıda, zenginliği düşünürdü.
Çok kızardım ona, hâlâ da kızarım. Yaşadığı hayatı küçümsüyor, ulaşmak istediği hayat için de çalışmıyordu. Yani onun kafa armut piş ağzıma düş misali.
Evde ek bir bakıcı olarak Şengül Abla dururdu. Annem kimseyle konuşmaz ama yükü de olmazdı. Annem hayata küstüğü için evde Alev'i bekleyen ev işleri duruyordu.
Sınav senesi sonuçta, genç kız. Evdeki işlerle meşgul olmasını istemediğim için Şengül Abla durur evde. Ayrıca Yağız ile çalıştığımız saatlerde de Ege ile ilgileniyordu. Böyle sıradansı hayatımız vardı işte.
Bugün her şeyi bozduğumuzu hissediyor gibiyim. Boşanmaktan sonra gelen rahatlama hissini nedense yaşayamadım. Halbuki ikimiz de boşanmak için birbirimizi yiyecek durumdaydık.
Yağız ile uzun birlikteliğimiz olmuştu. Liseden beri inişli çıkışlı birlikteliğimiz vardı.
Yaşamasını istemedim, benim hayatımda çektiğim acıların Ege'nin yaşamasını istemedim. O küçük bir kız çocuktu. Ruhu, bedeni, zihni tertemizdi. Onu kirletemezdim.
Yağız ile farklı bir ilişkimiz vardı. Beraberliğimiz zamanınca kavgalar eder, ayrılır barışırdık. Alevi sönmeyen aşklardandı bizimkisi. Ama yaptığımız kavgalar çokça boyutu aşmış, aşkımız yerine kırıcı sözlerimiz konuşuyordu.
Arabayı güzelce park edip kapısını açıp arabanın içinden kurtulmuştum. Kolumdaki saate baktığımda 16.45'i gösterdi gösterecekti. Ege'yi okulundan almaya gelmiştim.
Ailelerin okul bahçesine girilmesine izin verilmiyordu. Özel bir kreş olduğu için disiplinli prestij midir nedir ona benziyordu. Bizim velet için dünya para seriyorduk, bu yüzden de beklentim Ege'nin Einstein olarak mezun olmasıydı.
Ege'yi verecek bir yer olsa özel kreşe vermezdik. Zaten ilkokula başlayacaktı bir sene sonra. Mahalle okuluna gitsin, biz kolej mi gördük gençliğimizde.
Şengül Ablanın yaşı ilerliyordu sonuç olarak Ege'ye yetişemiyor. Ege zaten on çocuğa bedel bir kızdı. Mavi gözlerimi etrafta gezdirirken diğer çocukların anasının son derece sosyetik, asortik olduğunu fark ettim.
Kıyafetlerine gözlerim takıldı. Zara, Versace vs giyindiğini anladım. Afedersiniz ama sanırım onlar parayı s*çan kişilerdi. Tamam yani ben de fakir sayılmam ama İstanbul şartlarında polisler zengin değildi.
Kıyafetleri gördükçe aklıma gelen giderleri düşündüm. Kirayı vermiş miydik? Faturalar ne kadar geliyordu? Aman ya bana ne, eski kocam Yağız halletsin. Diyemiyordum işte. Evliliğimiz boyunca masraflarımız ortaktı. Bundan sonra da ortak devam etmeye çalışacaktık. En azından Ege'nin masrafları için.
Kadınların Dior çantalarını görünce aklıma benim ne giydiğim geldi. Mavi gözlerimi sonra da kendi bedenime çevirdim. Boşanmaya bile özen göstermemiştim!
Boşanmadan önce karakolda olduğum için koyu mavi dar jean, içime ise siyah düz Acun tişörtü ve onun üstüne de ceket amaçlı kareli gömleğim vardı.
Koluma siyah bandanamı bağlamış, saçlarım açıktı. En azından saç konusunda şanslıydım. Ayakkabı olarak normal bir spor ayakkabı vardı. Yani genel itibariyle Arka Sokaklar Selin kombini yapmıştım.
Zaten sivil polisler abiye ile gidecek değildi karakola.
En azından o kadınlar gibi şişirme olmayan doğal yüzüm olduğu için sevindim. Semiramis iyice saçmaladın! Başkaları ile kendimi kıyaslıyorum. Buna mecbur tutuldum.
Demir parmaklıklar arkasından Ege'nin çıkış saatini bekliyorum. Ya abi anlamıyorum saat zaten 16.54 ne var yani iki dakika erken çıksalar.
Ben okul kapısına doğru bakarken arkamdan sırtıma bir elin dokunmasıyla refleks olarak arkama döndüm hızla.
"Merhaba Doğu Hanım." benim Doğu diye adım mı varmış? Doğru vardı. Gözlerimle kadını süzdüğümde koyu kızıl saçları, beyaz tenli ve bal renkli gözlü olduğunu gördüm. Üstünde normal bir tulum önün üstüne de ince bir kaban giyinmişti.
Bu kadın, Kayra'nın annesiydi.
Şaşkınlığımı gizlemeye çalışarak gülümsedim güzelce. "Merhaba Başak Hanım." Doğu demesine afallamıştım çünkü kimse bana Semiramis yerine Doğu demezdi.
Ne uzun adım varmış.
"Nasılsınız umarım sağlığınız yerindedir." şaka maka seviyordum bu kadını. Kibardı. Nahifti işte. "Sağ olun iyi olmaya çalışıyoruz diyelim. Siz nasılsınız?" Semiramis biraz daha ince olsan kırılır mısın?
"Ben de iyiyim teşekkür ediyorum, duyduğum kadarıyla boşanıyormuşsunuz." bu kadın nereden biliyordu? Kadını seviyorum ama fazla bir samimiyetimiz yoktu. Yani boşanmamızı bilmesine şaşırmıştım. "Yanlış anlaşılmasın Doğu Hanım, Ege söylemiş Kayra'ya. Malum günümüz çocuklar ağızlarından bakla ıslanmıyor." diyerek kıkırdadı. Bak sen şu küçük veletlere.
"Şaşırmamı hoş görün Başak Hanım, evet boşandık." diyerek yanıt verdim. Yüzü biraz bozulur gibi oldu. "Neler geçtiğini bilemem aranızda. Ama umarım sizler için sağlıklı bir karar olmuştur." çevremdeki her şeye burnunu sokan insanlar, bunu demek bu kadar mı zor?
"Anlayışınız için teşekkür ediyorum Başak Hanım, sağlıklı karar olduğuna hemfikiriz Yağız ile. En çok da Ege için." Başak Hanım gülümsedi. "Her şeyimiz çocuklar için Doğu Hanım."
"Çocuklar da çıkamadı okuldan. Deliğe mi ne soktular çocuğu." diyerek mırıldandım. Başak Hanım'ın kaşları yukarı doğru havalandı. Şaşkın bir ifadeyle bürünerek "Sizin haberiniz yok muydu Doğu Hanım?" neyden haberim var ki benim? "Boşanmadan dolayı kafanız karışıktır Doğu Hanım çok normal. Çocukların bugün piknik günüydü." dedi ve ardından gülümsedi.
Ağzımı han kapısı gibi açıp şaşıramam, rezil olurum. Bu yüzden hatırlamış gibi yapacağım. "Ah evet! Siz deyince hatırladım. Kafam çok dağınık şu günlerde." yo aksine çok rahattı kafam. Ama piknik konusu tamamen çıkmış kafadan.
"Bir beş dakika sonra gelmiş olurlar." eyw Başak.
⛓️
Başak Hanım'la beş dakika içinde ne kadar sohbet edebilirsek o kadar sohbet ettik. Laflarımı resmen cımbızla seçiyordum. Normalde patavatsız değil ama günlük hayatta konuşurken meslek gereği de bir iki argo söz kaçabiliyordu. Çevremde bunu yadırgamaz, çünkü çevrem de öyleydi.
Yoksa Yağız ile nasıl evlenirdik lan?!
Bizim Başak Hanım, psikolog kocişkosu da doktormuş. Eh para akıyor yani. Ama çok mütevazı ve kibar bir kadındı. "Çocuklar çıkıyor Doğu Hanım." demesiyle düşüncelerimden sıyrılıp önüme döndüm.
Aferin benim kıza. En önde, kimseye bulaşmadan -Kayra hariç- adam akıllı çıkıyordu. Fakat Kayra'ya fazla yakındı. Arkadaşlığın sınırı kaybolmuş da benim mi haberim yok?
"Maşallah benimki de yapışacak Kayra'ya." diyerek mırıldandım. Başak Hanım bu hâlime gülümsedi. "Bu denli iyi arkadaş olmaları olumlu yönde etkiliyor Kayra'yı."
Beni olumlu yönde etkilemeyecek ama.
"Teknoloji ile çok iç içeler. Zarar görmelerini istemiyoruz hâliyle." dedim ben de. Yo aslında tabletle oyna da beni yorma diye ben demiştim. "Haklısınız maalesef. Bu konuyla alakalı bir makale yazmaktayım." okumuş kadın sonuçta teknoloji yerin dibine girsin diyemiyor. Semiramis sen de okudun sus bir. Olsun psikologlar elit insan.
"Ege!" diyerek elimi kaldırdım. Yüksek sesle seslendiğim zaman beni duymuştu zaten. Babasına benzeyen kahve gözleri ile önce bana, sonra ise vakumladığı Kayra'ya baktı.
Kayra'nın kulağına dönüp bir şeyler fısıldadı. Sonrasında koşarak Kayra'yı bırakıp yanıma geliyordu. Öğretmen nerede kardeşim? Dünya para verdik buraya.
Güvenliğe beni işaret edip bana doğru yürüdü. Ellerini iki yana açmış, Kayra'dan sonra beni vakumlamayı tercih ediyordu sanırım. "ANNE!" boyunun yettiği kadarıyla sarıldı bana. Bacaklarıma geliyor oluşu çok tatlı duruyordu.
Dizlerimin önüne çöktüğümde Başak Hanım da Kayra'nın yanına gitmişti. Böylelikle de Ege ile yalnız kalmıştık.
"Ege'm." diyerek aldım onu kucağıma. Ay çok hafif bir şeymiş bu. Semiramis çocuğa ilk defa görmüş gibi davranma. Zayıflamış mı ne? "Çişli bezlerine kurban olduğum yavrum." diyerek kokusunu içime çektim bir nefeste. Daha dün yaptırdığım banyodan eser Dalin kokusu burnuma çok çabuk doluverdi. "Anne düzgün sev beni." diyerek çıkıştı bana.
Uzun süre sarıldık. "Seni çok özledim sarı çocuğum." yok abi benden romantiklik olmuyor. Minik kollarını boynuma dolamış elleriyle saçlarımla oynaşıyordu. "Seni yerim çocuk." diyerek sevdim bu sefer. Ani gelen sevgi pıtırcıkları en çok Ege'nin hoşuna gidiyor.
O güzel sesiyle kıkırdadı Ege. "Ben de seni özledim." dedi. Tam onun yanağından öpecekken kararımı değiştirecek bir şey olmuştu. "Demek isterdim ama özlemedim seni anne."
Gavur çocuğu diyeceğim olmayacak.
"Yavrum babana desene bunları, niye kahrını ben çekiyorum?" diyerek sitemde bulundum ona. "Sizi hiç özlemedim kusura bakmayın, daha sabah görüştük anne." aç mı açıkta mı bıraktık yavrum seni? "Bir kişiyle beraber olduğun zaman da onu özlersin Ege." dememle itibaren söze girince yine haklı konuma geçmişti. "Öğretmenimiz dedi anne, birini özlemek için zaman geçmesi lazımmış."
Ben seni g*t etmesini bilirim. "O zaman her gün Kayra'yı görüyorsun Egeciğim. Fakat her akşam onu özledim, onsuz yapamam diye ağlıyorsun." resmen çocuğumla sidik yarıştırıyorum. "Kayra'yı karıştırma anne."
Kayra lafının geçmesiyle Başak Hanım ve Kayra da bize doğru yaklaşıyordu. "Kayra geliyor Ege." diyerek Ege'nin kulağına fısıldadım.
"Çabuk indir beni anne hatta dur ben inerim." deyip kucağımdan bir çırpıda yere atlayıvermişti. Babası savcı anası polis olursa çocuğu da belalı olur. "Kayra!" diyerek el salladı Ege. Yavrum çağırma şu çocuğu. Kıl olmaya başlıyorum.
"Anne, anne! Ege orada!" diye bağırarak Kayra, annesinin trençkotunu asılmaya başladı. Başak, Kayra'ya bakıp gülümsedi sonra da Ege'ye baktı. "Hadi vedalaşalım Ege ile." bu vedaların sonu gelmiyor imdat.
Ege, Kayra'nın yaklaşması ile Kayra'ya sarıldı.
SARILDI??!
EGE, KAYRA'YA SARILDI, SONRA DA YANAĞINDAN ÖPTÜ?!
EGE?!
KAYRA?!
Yaşadığım şokun etkisinden çıkamazken bir de gözlerimin içine baka baka Kayra'nın yanağını öpüyordu. Nerede hata yaptık biz? Çocuğun önünde mi birbirimizi yedik Yağız ile?!
Başak Hanım ise güldü bu hallerine. "Birbirlerini çok seviyorlar." dedi. Okumuş kadın, kızınız oğluma yavşıyor diyemedi. "Daha çok birbirlerini yiyor gibiler Başak Hanım!" diyerek şakaya karışık imada bulundum. "Arkadaş onlar canım, sakin olun." dedi.
Kanka ayağı....
"Ben arkadaşlarımı öpmüyorum ama." diyecekken vaz geçtim. Yalnızdım bu konuda. Eğer çıkışsaydım Başak, Kayra ve Ege üstüme yürürlerdi. "Oğlum da çok asosyal ama."
Kanka bu asosyal olmuş hâliyse asosyal olmamış hâlini merak etmek istemiyorum. "Evet bizimki de öyledir." dedim bu sefer. Yemekten sonra seninle vs atmak yok Ege.
"Senin kokunu unutmamak için hırkanı bana verdiğinden ötürü sana teşekkür ederim Kayra." dedi Ege, Kayra'ya karşılık. "Sana verebileceğim en güzel hediye Ege, ama yarın hırkamı geri getirir misin? Sabah üşüyerek gitmek istemiyorum." lan kumral velet! Para saçıyorsunuz etrafa. Başka hırkan mı yok?
Ayrıca ne bu İstanbul romantik çift konuşmaları? Kibarlık falan? Ne oluyor Egeciğim? Çığır açtın da bizim mi haberimiz yok? "O zaman kokunu kavanoza koyarım hiç gitmez." ben de kızımı akıllı sanıyorum işte.
Her bir sözde bedenimi esir alan şokun etkisi artarken Ege'nin Kayra'yı eve atabilecek olma ihtimalini düşünüyordum. "Kayra, gitmemiz lazım anneciğim. Hadi vedalaş Ege ile." dediğinde derin bir nefes verdim. "Çocukların anlaşması bizim için çok güzel bir şey Doğu Hanım." dedi dahasında bana dönerek.
'Gözlerimin içine bakarak birbirlerini seviyorlar.' Bihter repliğini en dibine kadar yaşadığımı fark etmem zor olmamıştı.
Ne ka güzel ne ka güzel! "Size sonuna kadar katılıyorum Başak Hanım. Bağlarımız güçleniyor." Tam olarak hangi bağ kanka? Ester bağı? Glikozit bağı? "Yarın servisle gidelim Ege olur mu?"
Ege'nin bana dönüp izin alacağını düşünürsek ona izin vermeyeceğimi şimdiden kararlaştırmıştım ama işler beklediğim gibi gitmemişti. "Olur gideriz Kayra." hani benden izin Ege? Beş yaşındaki kızım gün geçtikçe beni şaşırtıyordu. Bana benzerken dozu kaçırıyordu sanırım. "Bay bay Ege! Seni çok seviyorum." ben seni hiç sevmedim aslanım.
"Görüşmek üzere Doğu Hanım. Kendinize iyi bakın." bir yandan Ege elimi tutmaya çalışırken bir yandan da Başak Hanım'a cevap vermeye çalışıyordum. "Siz de kendinize çok iyi bakın Başak Hanım." dedim.
Sonrasını söylemek istemiyorum. Ege de Kayra'yı çok sevdiğini söyledi.
Başak ve Kayra iyice uzaklaştıktan sonra dizlerimin üstüne çökerek Ege'ye baktım. "Ne bu samimileşmeler Egeciğim?"
Sarı saçlarını savurdu öylece. "Saçlarımı örme bir daha. Kayra böyle beğeniyor." ay haspam. "Sana soru sordum?" dedim tek kaşımı kaldırarak.
Hayır canım, Ege ve Kayra'yı kıskandığım için onları ayırmayacağım.
Mavi harelerimi bana benzeyen tek özelliği gözlerine diktim. "Babam, seni böyle etkilemiş anne. Bana öğretti." dedi egolu bir sesle. Yavrum, babanla bana uyarsan... "Ne baban mı öğretti?" diyerek kızdım bu sefer ona.
Hayır normalde kızmadım. Şerefsiz böyle etkilemişti beni. Yalan yok etkilendiğimiz kadar da etkiledik şimdi. Ama şu an iyi anne olma zamanıydı. "Zaten baban doğru bir şey öğretse şaşırırım." diyerek kalktım ayağa. Daha sonra kotumun tozunu çırptım. "Önce ders Ege, sonra aşk!"
Başını yuka kaldırarak gözlerini üstüme dikti. "Anne kreşte en fazla ne kadar ders işleyebiliriz?" diyerek sordu. Ya hayır anlamıyorum, bu çocuğun kafası nasıl çalışıyor? "Alsana kucağına!" çok alırım kucağıma seni.
"Hayır almayacağım. Hadi şimdi kış kış arabaya çabuk." diyerek trip attım ona. "Senin yaptığın atar hayatıma renk katar anne."
Kaşlarımı çatarak yüzümü buruşturarak ona baktım keskin bakışlar ile. "Ya Ege baban ne öğretiyorsa onları öğrenme lütfen."
Elini alnının hizasına getirerek asker selamına durdu. "Yağız Karahanlı'nın askeriyiz." dedi. Baban asker değil evladım kandırmışlar seni. "Ya hadi al kucağına ne oluuur!" diyerek yalvarmaya başladı şimdi de.
Acıdım ama üç saniye falan. Şaka şaka cidden kıyamam ben yavruma. Onsuz olmaz. "İyi gel bakalım." diyerek aldım kucağıma hemencecik. Kucağıma alır almaz yanağıma sıcak bir öpücük kondurmuştu. "Şaka yaptım anne, seni çok özledim." deyip başını omzuma yasladı.
Ben kötü çocuk yapmam.
⛓️
"Film izlemeye ne dersiniz Ege Reyiz?" son aile gecemizi huzurlu geçirmeyi umuyordum. Küçük evimizdeki kırmızı üçlü koltuğa oturmuş, monopoly oynamıştık. Üstümüzde sımsıcak bir büyük battaniye örtülüydü sadece. Ege'nin yüzüne baktığımda gerçekten çok mutlu olduğunu gördüm. Ege'nin yüzü güldükçe bizim de yüzümüz gülüyordu. "YAŞASIN! NE İZLEYELİM ANNE? BABA?" Ege'nin heyecanlı sesi keşke kulağımı sağır etmese.
Eve geldiğimizden beri sürekli bir şeylerle meşguldük ve oldukça güzel gidiyorduk. Önce sipariş ettiğimiz pizzayı yedik. Sonrasında sessiz sinema oynadık. Onun ardından Ege'nin Kayra ile yaşadığı aşk hayatını anlattı onun dahasından da bir daha monopoly oynamıştık.
Yanağını öperek "Baban ve sen ne istersen onu izleyelim Egeciğim." dedim. Ege heyecanla babasına döndü. "Ne izleyelim baba?"
"Annen ne isterse onu izleyelim Ege Reyiz." ya abi kırk yılın başında filmi sana seçtireceğim, burnumdan getirme be adam. Ege önce babasına sonra bana baktı.
"Ne yani siz şimdi film için kavga etmeyecek misiniz? Annem korku diye tutturacak, baba sen de romantik film diye! Sonra yine anlaşamayıp yatak odasına gideceksiniz." Ege'nin bize karşı dediklerinde haksız olmadığını düşünmek mallık olurdu. Yağız sürekli alevli aşk filmleri isterdi, ben ise o ne öyle deyip korku.
Ama unuttuğumuz bir şey vardı, çocuğumuz vardı lan bizim! Daha sonrasında yatak odasına gider, iki daha birbirimize laf edip barışacaktık. "Aga çocuk doğru söylüyor." dedi Yağız bana bakarken. Başımı yana eğdim. "E zaten." diyerek cevap verdim. "Bak Ege Reyiz." ikimiz de Ege'ye aynı anda seslendik ve bir elinden ben diğerinden Yağız tuttu.
"Bugün kavga yok, sen ne istersen onu yapacağız." diyerek konuştuğum zaman Yağız devam etti. "Hatta hiç kavga etmeyeceğiz değil mi annesi?" bilmem eder miyiz? Yağız ve Ege yüzünü bana çevirmesiyle gülümsemeye çalıştım. "Baban doğru söylüyor bebişim. Sen ne istersen o."
Ege yüzünü bir bana çevirdi sonra da babasına çevirdi. Başını kaldırıp kahvişlerini birini benim üstüme diğerini de Yağız'ın üstüne dikti. "Ayrı anne baba olmaktan vaz mı geçtiniz? Umarım barışmanız kötü bir şakadır!" dedi tedirgin bir sesle.
Yağız ve ben, Ege'nin dediklerine karşı ne diyeceğimizi düşünürken Yağız benden önce davrandı. "Ne dememizi istiyorsun Ege Reyiz, ona göre bir şey diyeceğim." Yağız durumu kurtaracağını düşünmüştüm. "Ne dememi istiyorsunuz anne baba?" çocuk resmen bizimle oyun oynuyordu.
"Lan biz bunu yaparken nerede fazla kaçırdık? Çocuğun gömmediği ebem kaldı!" Yağız'ın bir anda çıkışmasına hak verdim şu an. Ama iyi anne rolüme odaklanmalıyım. "Yağız o bizim kızımız!" diyerek uyardım onu.
"Önce iyi bir çocuk yapmayı bilmiyorsunuz, sonra bana kızıyorsunuz anne!" Allah'ım ağlamak istiyorum. "Prenses." diyerek Yağız seslendiğinde Ege ona döndü. "Ben kraliçeyim, prenses değil." diyerek düzeltti Ege onu.
Yağız yüzünü bana çevirip bir şeyler mırıldandığında ona öldürücü bakışlar attım. "Tamam tamam kraliçesin..." derin bir nefes aldı. "Ayrı anne baba olduk biz Ege." böyle mi söylenir Yağız?!
"Aferin yani Yağız! Koskocaman alkış sana! Psikolog ne dedi bize? Cuk diye söylenir mi lan?" hiddetle Yağız'a bağırdım. "Desek suç demesek suç Semiramis! Artık yoruldum çocuğa sürekli bahaneler üretmekten. Doğruları söyleyelim, anlık yalanlar söylemeyi değil."
"Böyle daha mi iyi etkileyecek psikolojisini?! O daha beş yaşında olduğu gerçeğini unutuyorsun sürekli! Küçük bir kız çocuğu o, yirmi beş yaşındaki bir kadın değil! Taş değil insan!" Yağız'a sinirle çıkışırken bir yandan hararetle ayağa kalkmıştım. Onun sakin kalması sinirimin daha çok bozulmasına nedendi.
"Yalanlarla büyütemezsin çocuğu Semiramis! Ege beş yaşında olmasına rağmen her şeyin farkında olan bir çocuk!"
Ellerimle kafama vururken "Çıldıracağım yeter artık! Allah'ım yeter! Biz anne baba olmayı beceremedik! Bu kadar erken çocuk istememeliydik!" anlık öfkemle beraber gelen gerçeği yansıtmayan pişmanlıklarımı sıraladım bir bir.
Yağız'ın ayağa kalkması ve beni kendine çekmesi bir oldu. Kollarıyla beni sarmış, başımı omzuna yaslamama neden olmuştu. Bana karşılık vermesini tahmin ederken aldığım tepki şaşırmama neden olmuştu. "Hayır, ne söylersen söyle. İstersen ebeme kadar söv ama kötü anne olduğunu söyleme. Ege'den pişman olduğunu dile getirme." dediklerimin ben bile farkında değildim ki.
Ege'den nasıl pişman olabilirim? O benim verdiğim en güzel kararım. "Ayrı anne baba olsanız da kavga ediyorsunuz. Boşuna ayrılmışsınız." dedi Ege bize bakarak.
Yağız'dan ayrılıp sıkıca Ege'ye sarıldım. "Senden asla pişman değilim Ege. Sen benim kalbimsin tamam mı? Az önce yaşananlar küçük bir tartışma." diyerek onu sakinleştirmeye çalıştım. Kanka çocuk zaten sakin. Pardon Ege yerine kendimi sakinleştirmeye odaklandım. "Artık kavga etmeyin de çocuk filmi izleyelim olur mu?" dedi masumca Yağız.
Ege ile ben, Yağız'a gülümseyerek baktık. "Hadi izleyelim."
⛓️
Film olarak Her Şeye Evet açtık. Netflixte olan bir aile filmiydi. Komik ve eğlenceli gözüküyordu. Of abi şuan korku ne güzel giderdi ama.
Filmin konusu üç çocuklu bir aileden oluşuyordu. Çocukların yapmak istediği şeylere çoğunlukla hayır dedikleri için kadın kocasıyla bir karar alıyor: O da bir günlüğüne çocukların istediği her şeye evet demek.
Bu en çok veletlerin hoşuna gidiyor. Bir gün boyunca istediği tüm şeyleri yaptırıyorlar. Yani dışı onları, içi bizi yakar.
Filmin yarısına geldiğimiz zaman Ege'nin uykuya dalacağını gördüm. İkide bir esniyor, başını babasının koluna yaslamıştı bile. Ne yani neden benim koluma yaslamıyor? Anlık Ege: Kürdandan kolları var.
"Yağız, Ege uyuyacak." diyerek mırıldandım. "Si-sizi duyabiliyorum hâlâ." diyerek fısıldadı uykusunun arasından Ege. "Hadi üçümüz yatalım." derken uykusundan çok çabuk uyanmış üzerimizdeki battaniyeyi yere fırlatmıştı.
"Az önce uyuyan Ege Reyiz nerede?" dedi Yağız gülerek. "Beraber uyursak uyurum. Uyumazsak uyumam." Türkçe hocan kim kızım senin? Cümleden anladığım kadarıyla konuşmaya girdim. "Ama Egeciğim, teyzene gitmemiz gerek."
Yağız kaşlarını çattı aniden. "Gece gece başka yere gitmenizi istemiyorum. Siz evde rahatınıza bakın ben giderim."
Sıkıntılı bir nefes verdim. "Eninde sonunda bu evden ayrılmamız gerekiyor Yağız. Ne kadar erken o kadar iyi."
"Sabah gitseniz olur mu? Hem Ege beraber uyumamızı istiyor." dedi masumca. "Evet anne! Ne oluuur!" diye Ege'nin yalvarmasından sonra burada kalmaya karar verdim.
Elimi havaya iki yana kaldırdım. Teslim olmuş edasıyla konuşarak "Tamam tamam. Sabah kahvaltıdan sonra gideriz o halde." dememle eş zamanlı Ege yanağımdan öptü.
"Ege Reyiz küstüm sana." dedi Yağız iki elini göğsünde birleştirerek. "Anneye gelince bol öpücük bana gelince yok."
"Ağla Yağız, hadi git günlüğüne yaz." diyerek nispet yaptım ona. "Ağlama babiş, seni de öperim." dedi ve Yağız'ın yanağını öptü. Satıldım iyi mi? "Burada uyuyacak değiliz. Hadi odama gidelim." diyerek iki eliyle bizi kaldırmaya çalıştı Ege.
Onun dediğine uyup odaya geçtiğimizde Yağızla ben aynı anda çehrelerimize baktık. Geçmişimizden nişane taşıyan çehremize.
Son gecenin tadını çıkarırken kalplerimizin birbirimizden eksik olduğunu en derinden yaşıyorduk.
⛓️