Dokuzuncu Bölüm

3918 Kelimeler
Baş ucumda yıllardır bana eşlik eden çalar saatimin çalması ile savaşa gider gibi ayaklandım. Bugün çok güzel gün olacaktı hissediyordum. Hislerin yanıltır seni. İç sesimin boş boğazlık etmesine göz devirdim ve üstümdeki yorganı fırlatıverdim. Benim acilen Ege'den yatağımı düzeltmem hakkında ders almam gerekiyordu. Kızımdan öğrenmem gereken sadece bunlarla sınırlı da değildi. Mesleğimden dolayı hiçbir düzenim yoktu, olan düzenim de Yağız'dan sonra bozulmuştu. Yağız ile evliliğimizde birbirimizin eksikliğini gideriyorduk. Mesela çorabımı rastgele bir yere attım diyelim. Yağız o çorabı görüp kirli sepetine atıyordu. Veya Yağız, ekmek almayı unuttuysa ben evimizin altında bulunan marketten ekmeği alıp geliyordum. Bunun sayesinde evimiz düzenli duruyordu. Ama şu an için konuşursak ne Yağız vardı ne de eski ev. Zaten Yağız, Kağan'a taşınmıştı. "Kirayı falan bölüşürüz, benimle oturmak çok büyük bir veli nimet Kağan. İyi düşün." gibi gibi bahaneleriyle Kağan'ı sonunda ikna etmişti. Kağan'ın oturduğu dairenin karşısında ise Barış ve Serkan oturuyordu. Sedef ise Barış ve Serkan'ın dairelerinin tam üstündeki dairede oturuyordu. Tüm bunları toplayacak olursak, Sedef'in annesinin üstünde kayıtlı olan binada; Sedef, Kağan, Barış, Yağız ve Serkan oturmuş oluyordu. Yani bizimkiler Sedef'in kiracısı hâline gelmişti. Yağız ile ilk evlendiğimiz zaman, doğu görevimiz vardı. Ege, Adıyaman doğumluydu yani. Biz de bizimkilerle tanışalı 2 yıl dolacak, üçüncü yıla demir atmış oluyorduk. Böyleydi bizim öykümüz işte. Her ne kadar İstanbul'da doğmuş büyümüş olsam da Adıyaman'dan İstanbul'a tekrardan taşınmak, köyden indim şehire gibi bir şeydi. Yanlış anlamayın, Adıyaman'ın ikliminden dolayı köye benzettim. Yoksa Adıyaman, hepsine tek basardı. Bizim tayin nereye çıkarsa Alev ve annem de gelmiş oluyordu. Sonuç olarak onları İstanbul'da bırakamazdım. Annemin sağlık sorunları da vardı. Alev de reşit değildi. Olsa bile onları tek başlarına koca şehirde bırakamam. Kısacası Alev bir baltaya sap olana kadar onları peşimden götürmeye devam. Artık işe gitmenin vaktinin geldiği kafama dank ettiğinde saçlarımı yukardan deve hörgücü gibi toplayıp diğer yatakta yatan Alev'e kaydı gözlerim. Hâlâ uyuyordu, bugün okul vardı! Okul! Alev'in yanına sinsi bir şekilde sinip yanındaki komodinden her sabah kalkıp içtiği soğuk suyu bardağa özenli bir şekilde döküp yüzüne fırlatıverdim. Suyu üzerine fırlatmam ile yatakta halay oynar gibi zıplaması bir olmuştu. Ben onun hâline gülerken o daha henüz gözlerini açamamış, ovalayıp duruyordu elleriyle. "Abla ne fitne çıktın sen bi git!" uykulu sesiyle olabildiğince bana bağırınca yere düşen yastığı yüzüne attım. "Boran gidecek bugün, gitmeden kalk vedalaş bari." gece Boran'ı uyandıracağımda 'Sahuru ben öğlen yaparım kankam git sen.' gibi şeylerle saçmalasa da zorla onu bir şekilde uyandırmıştım. Sahuru; ben, Boran ve Alev ile beraber yapmıştık. Annem bize katılmazdı asla ama orucunu da tutuyordu. Annemin iletişim yolunu bir öğrensem 99 problemimin 100ü çözülecek. Boran bugün planlarıma göre gidecekti, gerçi gideceği yol da bir kat yukarı çıkması olacaktı. Aslında evimize gelmesi neşe getirmişti diyebilirdim, uzun zaman sonra ilk defa yeni insanlar tanıyordum. Boran'dan deli gibi gıcık kapıyordum fakat kafa dengi de bir arkadaştı. Yağız'ı ilk gördüğüm zaman da böyle demiştim. Sanırım ben adam olmam. Boran'ın ismini anmamla Alev gözlerini ani bir hızla açtı. Sanki az önceki uykulu bir şekilde bana bağıran o değilmiş gibi ruh değiştirdi. Şu evde Boran kadar değerim yok diye geçirdim içimden. "Dur abla ben zaten kalkacaktım da işte." saçını başını toplarken dolabının önüne geçti. "Boran sebep oldu diyelim." diyerek cümlesinin devamını getirdim. "Allah var abla, yakışıklı adam." gözlerimi devirdim, ayna karşısında fiziğine bakan Alev'e. "Boran kaç yaş büyüğün Alev, yok artık!" "İyi de abla ben kendim için bakmıyorum ki." dediğinde kıkırdadı. "Açık konuşsana Alev, kim için bakıyorsun?" ben mi salaktım biraz bugün? "Ege, beyninin içinde mi zıplıyor koşuyor abla. Bir şeyler olmuş sana." en son aynaya bakmayı kesip dolabı açtığında rastgele aldığı bir tişörtü braletinin üstüne geçirdi. Yeni mi almış bu braleti? Güzelmiş de. "Alev, imalı imalı konuşup benim sinirimi bozma. Şu formanı da giy üstüne." sürekli bir şeyler ima etmesine kızıp yatağının yanına sıkışmış sıkıcı formasını alarak yüzüne fırlattım. "Absürt şeyler giyip beni o müdürünle papaz etme Alev. Giy şu formanı." ben de sevmiyorum formayı açık konuşmak gerekirse. Çok alakasız kıyafetler giymedikçe öğrencinin kıyafeti eğitime de engel değildi. Şu müdürlerin kıyafet takıntısı kaybolsa hayatımız daha renkli olabilirdi. "O kadar para döktüm abla şu tişörte." "Beni ilgilendirmiyor hanımefendi, beni ilgilendirmiyor." diyerek çıktım odadan. Kapıyı ardımda örtülü bırakırken sesi hâlâ yankılanıyordu. "Yakalanmamak için elinden geleni yap, gerisiyle ben uğraşmam." dedim arkama dönmeden. Oturma odasına girip Boran'ı uyandırmadan önce lavaboya saptım. Suyu fazla açmadım, fatura çok geliyor. Fazla açmasak da çok geliyor da neyse. Tüm bunları boş verip açtığım su ile yüzümü güzelce yıkadım. Askılığa Şengül ablanın astığı beyaz havluyla da yüzümü kurulayıp oturma odasına doğru yürüdüm. Şimdi kapı kapalıydı. Acaba nasıl yatıyordu? Çıplak mı yarı çıplak mı yoksa iyice anadan üryan mı? Kapıyı çalıp açmam en uygunuydu. Şimdi Yağız olsaydı, hiç düşünmeden açardım kapıyı. Kanka Yağız olduğunda aynı yatakta yatıyordunuz. İç sesimin saçma salak konuşmasına takılmadım. En iyisi kapıyı tık tık yapmak, hem uyansın ben işe gideceğim sonuç olarak. Kapıyı tıklayacakken birden kapı açıldı. Benim sıfat sudan çıkmış balıktan hallice bir şekil alırken bir önümde duvar gibi duran Boran'a bir de üstüne giydiği pembe unicornlu pijamaya bakıyordum. Alev'in geceliklerini veremezdim seksi duruyordu, benimkiler de olmazdı Boran'a. Ege de tavşanlı pijamasını zorla Boran'a verecekti. Hatta 'Boran abi giymezsen sana küserim.' demişti. Bir şekilde onun inadını kırabildik, bir kutu karam çikolata karşılığında. Son çare olarak Şengül ablaya aldığımız pijamayı verdik. "Sabah kahvem yok mu Semiramisciğim?" adımı ilk defa bu kadar güzel anmıştı. Onun sesini duymamla gözlerimi bedeninden çekip yüzüne baktım. Zaman kaybetmeden dediklerine bir cevap bulup konuştum. "Pijama oturmuş Borancığım. Pembe pembe popona pek bir yakışmış." alaylı sesimi dinledikten sonra başını arkasına çevirip poposuna bakmaya çalıştı. Tabii, poposuna bakmaya çalışırken 360 derece dönmüştü. Küçük çocuk gibiydi, çok tatlı duruyordu. Güldüm bu hâline. "Sen benim popomu mu gözetledin Semiş?" ben hâlâ deli gibi gülmeye devam ederken ayaklarıma sarılan bir beden ile gülmem aniden kesilmişti. Boran'a "Ya ne alaka ne alaka?" diyerek cevap verirken ayağıma yarı uykulu dolanmış Ege'mi kucağıma aldım. Bu gece anneannesinin yatağında yatmıştı. Annem, rahatsız olmamıştı bu durumdan. Rahatsız olsa zaten çıkardı odasından. Fakat o torunu ile yatmayı seçmişti. Ege'nin yanağını öptüm, o da karşılık olarak beni öptü. "Sevgi balonundan çıkan hava atmosferine büründü burası. Ben gidiyorum, duygulandım." diyerek Boran mutfağa gitmeyi seçerken arkasından Ege "Ben annemi sevmekten çok mutluyum Boran Abi!" dedi. Ben ise arkasından gülüp oturma odasına geçtim kucağımda mutlu bir şekilde yatan kızımla. Ege, benim her sıkıntımda tek dayanağımdı. Ben kızıma aşık bir anneydim. Kızımın o güzel kokusunu birkaç dakika boyunca içime çektim. Göğsüme dünyadaki cenneti tattıran kokusu dolunca saçlarını öpüp okşadım bir süre. "Ben sana ölmüşüm annem." ben anne olmayı sevdim, ben en çok sana kızım demeyi sevdim. "Sen hep yaşa anne, Kayra ölsün bana!" dedi uykulu sesinin arasından. Şurada iki dakika kızımızı sevelim diyoruz onun yaptığına bak. "Tamam aşk kuşum..." dedim onu bağrıma basarak. "Kayra da ben de ölmeyeyim. Hep sonsuza dek yaşayalım." Ege ile yarışamazdım ben. Kârlı girer zararlı çıkardım. "Seni çok seviyorum anne." dedi ve o minik kollarını boynuma doladı. "Anne, ben babama gitmek istiyorum." Ege'nin saçlarını okşamaya devam ederken söylediği cümle ile boğazım düğümlendi. Ege'yi görenler zaten babası doğurmuş bu çocuğu deyip benim anneliğimi görmezden geliyorlardı. Ulan hiç mi benzememiş huyu bana? Babasını en son dün görmüştü, Kayra ile beraber. Sonra da biraz vakit geçirmişlerdi. Ama Ege her dakika özlüyordu Yağız'ı. Yağız'ın da davaları vardı. Ne yapacağımı bilemez duruma düşmüştüm. En iyisi düzgünce anlatmaktı olanları. Her dakika baba baba baba! Olmaz ki böyle. "Ege." diyerek çektim onu kendimden. "Babanın davaları var, hem daha dün gördün. Hafta sonunu bekleyemez misin?" Ege'den bir anlayış beklerken o bana dik dik bal rengi gözleriyle bakıyordu. "Anlayışlı olmayı öğrendiniz mi aşkım?" Semi küçücük çocuk yavrum. "Ben babamı istiyorum anne." Ege'ye tam cevap verecekken kapıda Boran'ın belirmesi ile söyleyeceğimden vazgeçip Boran'a döndüm. "Ege, sana patates kızarttım!" heyecanlı bir şekilde odaya giriş yaptığında Ege kucağımdan hızla inip Boran abisine koştu. Boran'a teşekkür dolu gözlerle bakınca beni hissetmiş gibi bakıp önemli değil anlamında başını sallamıştı. Boran, Ege'nin elini tutup mutfağa doğru gittiklerinde oturduğum koltuktan kalkıp Boran'ın yattığı yatağı toplayacaktım. Fakat öyle salak uyanmıştım ki Boran'ın her yeri düpdüzenli topladığını fark etmemişim. "Allah razı olsun kankam." diye geçirdim içimden. Evde ben düzenli değilsem muhakkak birisi düzenli olmalı yoksa evi bok götürür. Oflaya puflaya odadan çıkıp mutfak kapısının pervazına dayandım. Boran ve Ege çok mutlu gözüküyordu. Boran, Ege'ye hazırladığı kahvaltıdan ufak ufak yedirirken Ege de bana bakıp kıkırdıyordu. Ben onları izlemeye koyulurken o sırada ensemi kucaklayan bir el ile arkama döndüm. "Oo abla manzaran da pek güzelmiş." diyerek alay etti yine benimle. "Susmayı tercih etmezsen senin de manzaran mezar taşı olacak Alev." dedim. Ama öyle sesli söylemişim ki Boran ve Ege her şeyi duymuş. "Benden güzel manzara mı olur kankam?" egoya bak, gökkubbeye çıkacak tövbe ya Rabbim. "Kızım en güzel manzara Boran, yıkıl karşımdan." dememle Ege'nin kucağıma atlayıp beni öpmesini bekliyordum ama beklediğim gibi olmadı. "Kanka bruh!" dedi Alev arkamdan. "Bi dakika- Kanka bruh moment ciddiyim." devamını getiren de klasik Boran bozuntusuydu. Zort olduktan sonra Ege'ye son bir bakış attım. Öyle olsun Ege Hazretleri. Kızıma nasıl bir tuzak hazırlasam diye düşünmeye koyulurken Ege, ağzına tabaktaki son patatesi de atıp yağlı elleri ile daha yeni tüylerini aldığım bacağıma sarıldı. Kızım, çok övdüğüm minik kızım Ege yağlı elleriyle çıplak bacaklarıma sarıldı. Hayır, tabii ki de kızımdan tiksinmeyecektim. İnanamadım. "Annem." dedi o minik minik sesiyle. Ben kızımı çok seviyorum. Ama annem keşke yağlı ellerinle sarılmasaydın. "Ne oldu Alev? Boran? Profiliniz kayboldu ya." dedim onlara hava atarak. Bacaklarıma sarılan kızımı daha fazla bekletmeden kucağıma alıverdim bir çırpıda. "Her çocuk annesini sevmelidir." dedi bu sefer morarmış olan Boran. "Ege zaten çok sevgi dolu bir çocuk." Alev sen hiç konuşma. "Hıhı evet öyle benim pıtırcığım." diyerek Ege'min yanağından öptüm. "Ben tek annem ve babamı seviyorum." dedi Ege. Kayra'yı saymadı bu velet. "Bir de Kayra'yı." Boran, acı dolu gözlerle Ege'ye baktı. Alev ise hiç oralı olmayıp ayrıldı mutfaktan. Lise ergeni de bir başka oluyor. Ege'nin yanaklarına art arda sulu sulu öpücükler kondururken Boran ben bir şey demeden Ege'nin yediği tabakları hazırladığı kahvaltıyı toplamaya başladı. Ben o sırada Ege'ye "Üstünü başını giyin ama Alev ablanın gösterdiklerini sakın giyme annem." diyerek poposunu topaşladım. Ege tamam dedikten sonra Boran abisinin de yanağından öpüp "Seni de seviyorum Boran abi." dedi ve sonra odasına doğru gitti. "Ne oldu kankam bak beni de öptü." dedi ardına Boran gülümseyerek. Ben ise ona kötü bakışlar atıp lavaboya koyduğu kirli tabakları makineye dizmeye başladım. Normalde kendi çöpü yardım etmezdim ama muhallebi çocuğu yazık olurdu gül yüzüne. "Hayırsever bir komşum olması 99 problemimin yüzünü çözüyor kankam." Güldüm bu hâline, "Alev'in de tarzı da iyiymiş senden güzel giydirirdi çocuğu." dedi elindeki tabakları bana bir bir verirken. Verdiği tabakların makinenin aldığı kadarıyla yerleştirip diğerlerini ellerimde yıkayıp pembe havlunun üstüne ters bir şekilde koyuyordum. Bir de şu Boran'ın ağzına laf veriyorum. "Geçen çocuğa tavuk kostümü giydirmiş, Boran. Çocuğu bizim mahalledeki ergenler top gibi oynatmışlar, Ege ağlayarak geldi eve." diyerek cevap verdim. Hâlâ Alev'in yaptığı şerefsizlik aklımdaydı. Boran'ın gülen yüzü aniden kıpkırmızı oldu. "Şerefsizlere bak." dedi sinirli bir şekilde. "Sen ne yaptın?" Ben de Ege'yi ezdirecek bakış var mı dercesine baktım mavi gözlerine. "Dövdüm hepsini." "Helal olsun kankam." dedi o gençlere kızar bir şekilde. "Ege de onların kafasına su döktü. Kızımı ben boşuna asker olarak yetiştirmedim." dememle Boran, hafif öksürdü. "Git, diğer tarafa öksür Boran. Tabakları mikrop yuvasına çevirdin." "Gıcık takılmış, önemli bir şey yok. Üzüleceksin ama hâlâ yaşıyorum." alaylı bir şekilde dediğinde güldüm. "Öldürmeyen Allah öldürmüyor, ne yaparsın işte." diyerek karşılık verdim Eğlenceli adamdı yahu. Biz tabakları sonic bir hızla yıkadıktan sonra Ege, çocuk türküsünü söyleye söyleye bastı mutfağı. "Nasıl oldum?" heyecanlı sesi kulaklarımızı doldurduğunda Boran ile eş zamanlı Ege'ye döndük. Saçlarını, eşit olmayan iki kulak şeklinde bağlamış. Altına beyaz kilotluçorap üzerine pembe tütü bir etek giymişti. Üstüne de Alev'in powerpuff girl croplarından giymişti. Croplar, dar ve kısa olunca Ege'ye tam oturmuştu. Kombini çok alakasız gözükse de kızım güzel olmuştu. O zaten çuval giyse yakışırdı, öyle güzel çocuk doğurmuştum. Aynı ben. Boran, Ege'nin elinde tuttuğu unicorn şeklindeki çantasına baktı uzun uzun. Daha sonra mavi gözleriyle baştan sona süzdü Ege'yi. "Ege, siz simetrik cisimleri öğrendiğiniz mi?" derken saçına odaklandı. Ne yani kızımın saçları asimetrikse? En azından bağlamayı başarmış. "Saçımı teyzem eşit bağlamadı Boran abi." tatlı bir şekilde Alev'e kızmasıyla Alev de mutfağı basmıştı. "Gayet güzel bağladım, beğenmeyen gitsin kendi saçını bağlasın." Benim kızım simetrik çocuktu tabii, Alev bağlamıştır eşitsiz bir biçimde. Yoksa ben biliyorum doğurduğum yavruyu. Az önce asimetrik kızım diye seviyordun. Herkes hata yapar neticede. "Ben beğendim valla. Sonuçta hiç bağlamayadabilirdi." "Boran abi, öz abimsin." Alev, eyvallah anlamında Boran ile tokalaştığı zaman araya girdim. "Keşke hiç bağlamasaymış. Çocuğu neye çevirmiş baksana. Arizona kertenkelesine dönmüş benim yavrum." Ege'yi bağrıma bastım daha sonrasında. "Anne, Arizona kertenkelesi ne demek?" dediğinde zort olmuştum. Ne açıklayayım sana Ege? "Annen seni kıskanmış diye yorumladım." Boran, Ege'ye cevap verdiğinde yok artık ya gibisinden bakış attım. "Annemden daha güzelim. Bence de kıskanmış." Ege pişkin pişkin karşılık verdiğinde düşmanları koynuma aldığım çok belli olmuştu. "Sen daha güzelini yaparsan buyur abla." "Yaparım tabii ki Alev. En azından simetriyi öğrenecek kadar dersi dinledik. Sen en iyisi bir iki ay sonra sana girecek üniversite sınavını düşün." "Yine sınav, yine sınav, hep sınav... Bıktım! Yeter vallahi." söylene söylene vestiyerin dolabının kapağını açıp tarak ve tokaları getirirken ben de ona söylendim. "Alev sanki gören de sabahlara kadar ders çalışıyor sanır! Şu zamana kadar bir tane test kitabı çözmemişsindir." "Nereden bildin? Evet, çözmedim. Çünkü ihtiyacım yok!" elime tarağı ve tokaları verdi. Ege'yi koynumdan çekip yere halıya oturtturdum. "Nasıl geçinmeyi düşünüyorsun acaba? Benim bugünüm yarınım belli değil. Bu özgüvenin nedenini bir anlasam." ben kendime kızmaya devam ederken bir yandan da Ege'nin saçlarını taramaya çalışıyordum. "Artık yeto, servis gidecek anne!" benim kızım artık yeto demeyi nereden öğrenmiş? "Kızım daha saçın yarım-" demeye kalmadan Boran, Ege'nin ellerinden tutarak "Çocuk yeto diyor, anlamıyor musun kankam?" çok biliyorsan gel Ege'nin annesi sen ol. Kolay mı kuşağa ayak uyduran çocuk büyütmek? Bir de babasız... Semiramis çocuk yetim kalmadı, bence de yeto. Drama queenlik yapmaya da gelmiyor. "Ben tavşan tacımı takarım anne, hem saçlarım önüme gelmez." Alev'i ve Ege'yi kapının önüne beraber uğurladığımız zaman Boran, Alev ile selamlaşırken ben de Ege'nin yanağını öptüm. "Eve başka çocukları getirmeyelim, artı olarak baban seni almaya gelirse geldiğinde servisçi abine söyle tamam mı adam seni bulmak için okul binasını turlamış." diyerek en sonda çantayı iki koluna da eşit bir şekilde taktım. "Bir ihtiyacın olursa ara beni kankam." bir yandan da Boran, Alev'e öğütler veriyordu. "Abla Eda'yı çağırayım mı iftara?" Alev, converselerinin bağcıklarını bağlarken ona vestiyer dolabının kapağını açıp cüzdanımdan yeteri kadar parasını verecektim. "Gerek yok bende var." demesiyle şaşırmıştım. Alev, para istemeyecekti ben de bu günleri görecektim? Yok, aynı cümlede bile abes duruyordu. "Saçmalama Alev, al şu otuz lirayı." desem de "İstemiyorum abla, hadi öptüm." deyip iki yanağımı da yalandan öpüp çoktan Ege ile merdivenleri inmeye başlamıştı. "Eğer Eda, ezan vaktiyle evde olmazsa içeri almam!" diye bağırdıktan sonra kapıyı üstlerine kapattım. "Eda güzel kız mı?" ben içeriye geçerken Boran da arkamdan geliyordu. "Eda, Alev ile yaşıt Boran." dememle "Dünya ahiret bacım o zaman." dedi. "Senin evini pirince mi yatırsak?" "İyi de kankam, benim evi su basmadı ki. Sadece barkım eşyasız. Sabilerinle güzelce yaşıyoruz işte." iyi güzel de benim işim var be adam. Evi sana emanet eder miyim? "Benim işim var Boran..." gözlerimi süzerek nostaljik bir sesle söylediğime güldü. Ben ise göz devirerek sırtımı koltuğa iyice dayayarak mavi harelerimi tavana diktim. "Bizim de mesleğimiz var çok şükür ama senin gibi övmüyoruz." aman Boran sen de diyerek kalktım ikimizin oturduğu koltuktan. "Ben üstümü giyinip çıkacağım, o zamana kadar sen de hazırlan. O gizli tuttuğun mesleğinin de başına geç!" "Evimi sel götürürken nasıl gideyim? Nasıl kovarsın sen Tanrı misafirini? Sen benim ölmemi istiyorsun. Ben gideyim, rahatsızlık verdim. Sen de al bu evinde yaşa!" sadece ona ağaca tırmanan balık gibi bakıyordum. "Allah için kal, lütfen Boran. Gidersen kemiklerim kırılır." "Bu arada gideceğin zaman üstündeki unicornlu pijamayı çıkartırsın. Şengül teyze burada kalacağı zaman benim pijamam nerede deyip kızıyor bize." kapının pervazına yaslanmış bir şekilde Boran'a ben gidince ne yapacağını söylüyordum. "Aynısından bana alırsan çıkarırım." demişti çocuksu bir tavırla. Pick me falan davranıyor ama yakışıyor. "Doğum günüme alırsın kankam." Gözlerimi devirerek gülümsediğimde oradan ayrıldım. "Sen adam olmazsın." ⛓️ "Gece, Özgür uyutmadı beni. Karnına ağrı girmiş. Kaç saat ona uğraştım, sahurdan sonra. Çok ağlıyordu, bir şey olacak diye ödüm koptu. Üstüne bir de Özgül ağladı, Özgür'e bir şey olmasın diye. İbrahim de uyandı, acile götürdüler. Şu an annemle evde dinleniyor Özgür. Kabus gibiydi." Ceyda ablanın imzaladığı dosyaları gözden geçiriyordum ben de. Bugün masa başı olan Ceyda abla, ben, Serkan'dı. Diğerleri görevlerle adliyede ilgileniyordu. "Neyi varmış Özgür'ün? İyidir inşallah." dediğimde başını şaka gibi dercesine salladı. "Gazı varmış sadece. Düşünebiliyor musun? Üç dört saat ağla soluksuz, sadece gazı varmış." "Ege de öyleydi..." dedim ve derin nefes verdim. "Allah beterinden korusun tabii de. Bunca tantana sonucu çocuğum sadece gazı çıkması kabus gibi." derken dosyayı boşta kalan elime verdi. "Ama insanın içi de acıyor. Anneyim ben anne!" gerçekten uykusuz duruyordu gözleri. "Az bir şey kalmış. Şunları da halledeyim de biraz uyuyayım Semiramis. Gözünü seveyim." ben sadece anlık uğradığım şaşkınlığın eseri olarak gülümserken "Ben idare ederim seni." diyebildim sadece. "Çok sağ ol. Gerçekten bir gün söz seni ben idare edeceğim. Ege falan ağlarsa bana haber edersin. Hadi şunu da vereyim eline. Kaçtım ben!" diğer masada duran iki dosyayı da imzalayıp ellerime tutuşturdu. Ceyda abla ceketini alıp çıkarken odaya onunla eş olarak Serkan girdi. "Ay kaçak var!" diye bağırınca "Aklını peynir ekmekle mi yedin Serkan? Sussana." diyen Ceyda abla oldu. "Ben kaçmak istesem saniyesinde yakalarsınız beni ama!" derken kötü kötü hem bana hem Ceyda Ablaya bakıyordu. "Akşam on sabah sekiz uyanırsan kaçmana izin vermeyiz Serkan. Ceyda abla gece uyumamış." "Ay kız abla, yoksa Yaprak Dökümü'nü mü bitirdin?" demesiyle daha yok artık diye mırıldandım. "Keşke Serkan'cım emin ol bitirme şansım olsaydı kırkıncı sefer bitirmiş ve olacaktım. Ama Özgür hastalandı." "Okulda terli terli koşarsa hasta olur öyle." "Gazı varmış be adam!" diye patlayan ben olmuştum. "Sen, Serkan'la uğraşırsın Semiramis. Hadi ben kaçtım." hadi görüşürüzler Allah'a emanet ollar havada uçuşurken arkasından "Seni Başkomiserime şikayet edeceğim. Görürsün!" diye bağıran sadece Serkan olmuştu. "Beni, bana mı şikayet ediyorsun? Çeneni tut Serkan. Bir saat iki saat mescitte uyuyacağım sadece ya lütfen." Serkan, göz ucuyla ona kedi gibi bakan Ceyda ablaya baktı. "Bilemedim-" "Neyi bilemedin ağzını sevdiğim çocuk?! Kadını bırak uyusun." Serkan bana trip atarken bir yandan da Ceyda ablaya "Peki Ceyda beybisi. Yat uyu." diyerek bana saçlarını savurdu sonra masasına geçti. Cebinden çıkardığı aynasıyla kendisine bakarken gülümsedim hâline. Ceyda abla odadan çıkınca Serkan ile yalnız kalmıştık en nihayetinde. Serkan hâlâ küstü bana. "Şşt Serkan, seninle ramazandan sonra pizza yemeye gidelim mi?" demesiyle aniden parlayan kahve gözleri beni buldu. "Ya gerçekten mi?" ben bu adamın çocuksu ruhunu seviyordum. "Evet, gerçekten." dedim gayet yumuşak bir sesle. Gönlünü de aldığımıza göre dosyalarla girişme vakti çoktan gelmiş geçiyordu bile. "Hadi, şu dosyaları halledelim. Sonra diğerleri gelir." dememle "Tamam ballı süt komiserim." deyip yanıma çoktan gelmişti. ⛓️ "Ay yeto! Artık yeto." yaklaşık iki saattir dosyaları didik didik ayıklıyor, bilgisayara geçirilmesi gereken şeyleri geçiriyorduk. İstanbul, bugün ayrı bir sıcaktı ya da odamızı ateş basıyordu. Yoksa terlememizin başka hiçbir açıklaması olamazdı. Serkan'ın yeto deyip oflamasına hâlâ kafam basmamıştı. Bugün başka biri daha yeto dedi ama kim? Senin akıl gitmiş. Doğru ya, Boran ve Ege bebeğim demişti. "Serkan, yoksa Ege'ye yeto demeyi sen mi öğrettin?" anlık olarak kafamı bilgisayardan kaldırıp yeniden kağıtlarla uçak yapıp uçuran Serkan'a döndüm. "Evet, ben öğrettim. Bence öğrenmesi gerekiyordu ve öğrettim." verdiği umursamaz yanıta güldüm. "Başka şeyler de öğretebilirsin çocuğa. Mesela renkleri, sayıları, çocuk şarkıları..." derken gayet düz bir sesle "Ege reyizin bilmediği bir şey mi var?" dedi. Haklıydı. Yağız sağ olsun çocuk ilk baba demesinden itibaren bütün her şeyi ona söyleye söyleye öğretmişti. Ege'ye başka birisinin öğretmesine de gerek yoktu. Zaten gördüklerini öğrenen, bir daha asla unutmayan bir kızdı Ege. Size bir şey diyeyim mi? Ege, bana çekmiş. Babasının hiçbir katkısı yok aynen. "Sen şu bilgisayara eksik kalanları gir, benim birisini aramam gerekiyor." diyerek aralıksız iki saat oturduğum sandalyeden kalkıp açık olan pencereye doğru ilerledim. "Beni zaten hep köle olarak kullanın." Serkan'ın dediğini umursamamıştım çünkü şu an Boran'ın numarasını öğrenmek gibi daha önemli işlerim vardı. Evden çıkmadan önce numarasını almayı unutmuştum, o da yanıma gelip de 'Al canım bu da numaram. Canın sıkılınca ara.' dememiş, numarasını da vermemişti. Ben akıl edememiş olabilirim, sonuçta o an dünya dolusu işler birikiyor aklıma. Fakat Boran'ın bunu akıl edip numarasını vermesi gerekiyordu. Ben nereden bilebilirim, dolandırıcı olup olmadığını? Gerçi bunu düşünmek de çok geç kaldığımızın işareti olabilir. En iyisi İsmet Amca'dan numarasını istemek. İsmet Amca, mahallemizdeki üç beş apartmanla ilgilenen yönetici, kapıcı gibi bir şeydi. Faturaları, çöpleri, aidat gibi şeyleri o toplar yıllardan beri. Altmışlı yaşların ortasına demir atmıştı, tüm semti yürüyerek her gün turlasa da o tatlı göbeği hiç gitmiyordu. Herkesin numarası onda, onun numarası da herkeste olduğu için muhakkak haberi olacaktı İsmet Amca'nın. Rehberimden İsmet Amca yazısını bulunca hiç zaman kaybetmeden arama tuşuna bastım ve telefonu kulağımın yanına iliştirdim. Çok değil birkaç saniye çalınca açmıştı hemen. "Alo! Semiramis, kızım sen miydin?" telefonun diğer ucundan gelen yüksek sesi kulağımı sağır etse de bir şey demedim. "Evet amca, benim benim. Ben senden bir şey isteyecektim amca." "Buyur yavrum, iste." "Sen de apartmanımıza yeni taşınan Boran'ın numarası var mı?" soyismini bile bilmiyordum adamın. İt, kopuk çıkma olasılığı yüzde kaçtır? "Şu delikanlı, yakışıklı selvi boylu oğlan değil mi Boran oğlum?" ne ara Boran oğlum oldu? Herkesin aldığı şu elektriği ben alamadım nedense. Kısık sesle iç geçirerek sırtımı cama yasladım. Gözlerim Serkan'a bakıyor, kulağım ise İsmet Amca'daydı. "Evet, amca o oğlan. Var mı sende numarası?" "Var, kızım olmaz mı? Ben herkesin numarasını bilirim, herkes de benim numaramı-" demeye başlayınca nutuk çekeceğini anlamıştım. Ben herkesin numarasını bilirim, herkes de benim numaramı bilir. Yirmi beş yılı aşkın bu mahallede cirit atıyoruz, ben bilmeyeceğim de kim bilecek? Kapıcı olmak da zor şimdi... Gibi gibi söylemleriydi. Ne zaman işimiz düşse bu anlamlı konuşmasını yapar sonra da hiçbir şey olmamış gibi neye bakmıştın? derdi. "Tamam İsmet Amca, mahalleyi en çok sen biliyorsun. Tanırım seni." "Eksik olma kızım, sen neye bakmıştın?" bakın nasıl da biliyorum İsmet Amca'yı. "Bana Boran'ın numarasını verir misin?" istediğimi sorunca derin bir nefes verdim. Büyük bir başarıya kavuşmuş gibi hissetsem de İsmet Amca'nın bir kelimesi tüm heyecanımı söndürmüştü bile. "Maalesef kızım, veremem." tamam, çok güzel de neden? Alayla Serkan'a gülümserken o ise korkmuş bir şekilde bana bakıyordu. "Isırmazsın değil mi?" diye fısıldadığını duyunca "Köpek miyim Serkan ben?" dedim onunla aynı tonda. Anladı veya anlamadı. Beni bu ilgilendirmiyordu beni şu an Boran'ın numarası ilgilendiriyordu! "Kızım telefonda mısın?" evet telefondayım, az sonra yanına geleceğim ama. "Buradayım amca, sen hadi ver numarayı. Ona bir şey söylemem lazım." neden istediğime kavuşamıyorum? Ne yani onun numarası, Elizabeth'in numarası falan mı? Milletvekili mi bu adam? "Numaramı isteyen herkese verme İsmet Amca, diye uyardı beni kızım. Bu herkesin içine sen de giriyorsun maalesef. Çok isterdim vermeyi ama Boran oğlum öyle dediyse öyledir." ağlıyorum, gerçekten ağlıyorum. Oturup ağlayacağım. Neden vermiyorsunuz ki? Ben sadece onu arayacaktım, hem özledim belki? Yüzüm asılmıştı. "Ben sanki yabancıyım İsmet Amca. Koskocaman polisim, numarasını yayacak değilim ya." desem de jet hızıyla beklemediğim cevap gelmişti. "Özellikle Semiramis'e verme, dedi kızım. Valla kusura bakma, verirdim ama. Gizlilik politikası var mahallemizde." bu yüzden, Yağız'la boşanmamız anında yayılmıştı mahalleye değil mi İsmet Amca? Burada gizlilik politikasına aykırı mahallemizde yaşanan trilyon tane olay vardır, ama ben saymaya üşendim. "Benim namaz vakti geçiyor kızım. Hadi Allah'a emanet ol." demesiyle kısık sesle Allah kabul etsin diyerek kapadım telefonu. "Özellikle Semiramis'e verme İsmet Amca, ne demek ya? Ben insan mı yiyorum? Ben yurdumun kaç senelik polisiyim, bana vermeyecek de kime verecek?" kendi kendime söylenirken sesli söylediğimin farkında bile değildim. "Ben canavar mıyım Serkan?" Serkan ise aniden ona yönettiğim soru ile şoka uğramış, kedinin ciğere baktığı gibi bana bakıyordu. "Kesinlikle öylesin- Yani değilsiniz komiserim. Siz dünyanın en tatlı, en ponçik, en güzel-" "Tamam eyvallah, yeter bu kadar." Serkan, derin bir oh çekti. Ben ise kafama vura vura masama geri oturacağım zaman kapının birden açılması ikimizin de yerimizden sıçramasına neden olmuştu. "Arattırmışsın cano, tatildeyim." ⛓️
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE