Onuncu Bölüm

3026 Kelimeler
"Arattırmışsın cano tatildeyim." demesiyle olduğum yerde çivi gibi saplandım. Karşımda; asker üniformasıyla, omzunda büyük bir özenle asılı duran bordo beresi, daha yeni tıraş olduğu belli olan, mavi gözleriyle bana heyecanlı bir şekilde bakan Boran'dan başkası değildi. Kollarında duran rütbesinin yıldızlarından, rütbesinin yanında soyismi onun da yanında kan grubu vardı. Tüm bunlar sonucu yüzbaşı olduğu çok açıktı. Az önce içimizden saydırdığımız adam yüzbaşı mıymış? Öyleymiş. Ona nasıl mı bakıyordum şu an? "Süt dökmüş kedi gibi bakmayın Komiserim." demesiyle nasıl baktığımı da öğrenmiştim. Hemen yüz ifademi normale döndürerek telefonu arka cebime koydum. Boran'a bir şey demeyip ya da herhangi bir tepki vermeyip Serkan'ın yanına yerleştim. Yaptığım saygısızlık mıydı? Kanunlara göre öyleydi. "Şey, Komiserim ayağa kalkmanız gerekiyor." dedi Serkan, hafiften mırıldanarak. Ona kafamı biraz çevirdiğimde çoktan selamını vermiş, ayaktaydı. İyi de ben şoka girmiştim. Bir şey diyemiyordum, bütün gece boyunca evimde barındırdığım aynı zamanda üst komşum olan adam yüzbaşıydı. Ben naneleri yedim diye düşünürken Serkan öte yandan ayağa kalkın diyordu. Hazırlıksız yakalandık, chat. Ortamı daha fazla batırmamaya çalışayım bari diyerek içimden hemen kalktım ayağa. Boran'ın dudağı yana kıvrılarak bana gülümsüyordu. "Kusurumuza bakmayın Komutanım." diyerek toparlamaya çalıştım. Daha öncelerde de askeriyeden gelirlerdi fakat o zaman dengemi bozacak bir adam durmuyordu karşımda. Her neyse, sana komiserim demesi çok güzeldi. Sesi çok nahif değil mi? Sus, iç ses. Bunu düşünecek kafada değilim şu an. Beni meslekten atarlar mı? Vallahi, bırakmam. Ölene kadar benimle bu meslek. "Lütfen, görevinize geri dönün Komiserim. Benimki küçük sürprizlerden kankam. Anlarsın sen." belirli belirsiz gülümsedim farkında olmadan. "Anlarım, aynen Komutanım." dedim, oldukça kısık çıkan sesimle. Boran'a her baktığımda unicorn pijamayla dolaşması geliyor aklıma. Bu yaşanmışlık, hep bizimle olacak iç ses. "Yia, ben çok sevdim Komutanımızı. Siz, hep bize uğrayın Komutanım. Çay falan getireyim-" Serkan yağcılığa geçerek yanımdan kalkıp Boran'a doğru gidecekken elimle onu olduğu yere oturtturdum. Ardından da Boran da masamızın önünde bulunan siyah deri koltuklardan birine oturunca ben de oturdum peşinden. "Çok şükür, oruçluyuz Komiserim. Semiramis'e sorun o size anlatır. Gerek yok çaya." ben, bizzat kendim kaldırmıştım Boran'ı sahura. Kıtlıktan çıkar gibi yemesiyle bugün alışveriş yapmam gerektiğini kapalı kapalı söylüyordu. "Sıla-i Rahim yapalım dedik, şöyle bir. Demişken çok sevdiğim Semiramis'i de göreyim dedim." göz devirdim, sırıtarak söylediği sözlere. "Semiramis Komiserim'i herkes sever de o herkesi sevmiyor Komutanım. Ölünce falan kıymetiniz anlaşılıyor." Serkan, büyük bir samimiyetle söylediği her hâlinden belli olan cümlelerinin ardından Boran'a fark ettirmeden dirseğimle kolunu dürttüm susması için. "Ay canım acıdı Komiserim. Kıyıda köşede yapmayın lütfen." Allah'ım öleceksem şu an canımı alabilirsin. Ölsem de dert ölmesem dertti. Boran'ın refleksleri güçlüydü. Serkan'a yaptığım imaları anlamıştı. Benim tek isteğim daha fazla rezil olmamaktı sadece. Şu an Boran'ın numarasını herkese vermemesini daha iyi anlıyordum. Askeriyede olanların kimliği iyi saklanırdı. Boran'ınki ne olur ne olmaz diye aldığı bir tedbirdi fakat bana numarasını vermemesi gıcıklıktı. Polis olduğumu anlamıştı. Zaten buraya gelmeden önce de evi, evin çevresini araştırmıştı. "İyi güzelmiş burası. Bizim askeriyede yatacak vakit bulamazsınız." demesiyle "Sen de yatma, bir zahmet." diyerek mırıldandım. Duymamıştı sanırım, duyarsa da sorundu. "Ne dedin canım? Bombadan malum kulaklar etkileniyor. Duyamıyorum." al işte, duymuştu bal gibi. Buna rağmen hâlâ gülüyordu bana. "Yakında hastane var Yüzbaşım, gidin gözükün isterseniz." "Eksik olma canım, çok sağ ol." derken gözleri Serkan'ın açık kahve gözlerinde gezindi. "Sizinle tanışmadık Komiserim." diyerek Serkan'la tanışmak istedi. Onların tanışmasına mani olmak istemediğim için Serkan'la oturduğumuz sandalyeleri değişip ben bilgisayar karşısına geçtim. Bilgisayardan bir yandan evrak işlerini halledirken bir yandan da kulağım Serkan ve Boran'daydı. "Oğlum Serkan lan, geçenki Fenerbahçe Galatasaray maçını izlemişsindir. Nasıl iyi maçtı ama! Mavili reislerim tozu dumana kattı." derken her bir kelimenin üstüne basıyordu. Amacını anlamıştım ben, Galatasaraylı olduğum için bilerek yapıyordu. Ne var canım yani Fenerbahçe üç gol atmışsa? Bir beş dakika daha verilseydi ilk golümüzü atardık. Semiramis farkında mısın bilmiyorum ama neredeyse on dakika uzatıldı maç. Bir beş dakika daha fena olmazdı. "Hakemi satın almışsınız oğlum siz! Aslanlar elinden geleni yaptı." "Gol atamadık diye ekran başından sarı kırmızılılara söven sen değil miydin komise-" yalan yalan yalan. Kandırma bunlar. Serkan'ı tekrar susması için kolumla dürttüğümde sadece gözlerini bölerterek bana bakıyordu. "Elinden geldikleri sadece top peşinde aval aval bakmaksa valla helal olsun kankam." alaylı alaylı konuştuğunda ağzına bir kere geçiresim gelmişti. Ama tuttum kendimi. Tamam, haklı olabilirdi. Gerçekten de bu maç berbat ötesi oynamıştık hatta oynamadık, oynamaya çalıştık. "Üstelik hakemin fanatik bir Galatasaraylı olduğunu tüm ülke biliyor. Galatasaray'ın yaptıklarını lehine çevirebilmek için elinden geleni yaptı. Yüce Rabbi'min adaleti işte." kahretsin ki her şeyde haklıydı. Ben sadece ezilmemek için kaç yıldır fanatiği olduğum Galatasaray'ı korumaya çalışıyordum. Ama onlar bir gol bile atamasın! Peh. "Paranın karşısında şeytan da eğilir. Besbelli tutmuşsunuz hakemi." hâlâ üste çıkmaya çalışıyordum. Yüzsüz bir kahpe miyim neyim. Bu kadarına da pes dedirtecek cümleler karşısında Boran yok artık dedi bir anda. "Kör Melehat ile mi izledin maçı kankam? O kadın bile kör gözüyle oğlunu koklaya koklaya buldu, bana lütfen hakemi satın almışsınız demeyin." "Komiserim?" Serkan'ın bana seslenmesiyle başımı ona döndürdüm. "Ne var Serkan?" dediğimde Serkan, Boran'a dönüp "Komutanım?" dedi. Ben de pekmez. Sanırım bizi daha yeni yeni tanıyordu. Boran da büyür anlamında başını sallayınca Serkan meraklı bir sesle, "Ne yani siz daha önceden tanışıyor muydunuz?" diye sordu. "Semiramis, benim baş dostumdur Serkan. Yıllardır tanırız birbirimizi." demesiyle büyük bir serzeniş ile ortaya atıldım. "Hayır, yalan!" "Yani, evet abartmış olabilirim. Daha birbirimizi bir gün tanıyoruz ama olsun. Bu yıllardır dost gibi davranacağıma engel değil. Sonuçta beni evine attı-" "Evimi su bastı diyen sendin!" "Evi su mu basmış?" "Kankam kaç kere diyeceğim, evi su basmadı. Eşyalarımı getirmediler. Bugün gelecek inşallah. Ben inanıyorum." "Her neyse, sonuca bakarsak seni eve atmış olmuyoruz. Zaten yerimi çaldığından beri her şey kötü geçiyor." "Komutanım, siz hırsız mısınız?" yazık Serkan'ın hiçbir şeyden haberi yoktu. "Ödünç aldık diye demediğini bırakmadı Serkan'cım ya. İnsanlar çok gaddarmış." "Ödünç falan almadın, ben koyacağım zaman gelip arabanla yerleştin!" "Ne bu gürültü ya?" ben sözümü söylerken açılan kapı sesi ardından gelen gür bir sesle hepimiz olduğumuz yerde irkildik. Üçümüz de kapıdan gelene baktığımızda geleni Serkan ile ben tanımıştım hemen. İbrahim abi'ydi gelen. Fakat bir de İbrahim abi'yle birlikte konuğumuz olan Özgür'dü. "H-hoş geldiniz Komutanım, kusurumuza bakmayın. Ben ses olunca birden." dedi kucağındaki Özgür ile beraber. Boran, saygıdan dolayı ayağa kalkıp selam verdi. Omzunda asılı olan bordo beresini, ona bakmakta olan Özgür'ün başına takarak gülümsedi. "Bordo berem herkese nasip olmaz aslanım, değerimi bil." diye de şakayla karışık omzunu sıvazladı. İbrahim abi de gülümsediğinde Boran'a cevap verdi. "Bir pürüz mü vardı Komutanım?" "Yok, yok Komiserim. Ben arkadaşımın halini hatırı sormaya gelmiştim." dediğinde mavi gözleri, gözlerimi buldu. Göz devirerek karşılık verdim ona. "Bir arkadaşımızı görelim dedik bin tane arkadaşımız oldu." "Arkadaşınız Serkan mı Semiramis mi?" lütfen benim ismimi söyleme, söyleme. "Semiramis." hay senin. "Tam da gidiyordu Boran, değil mi? Hadi uğurlayayım seni." "Yo, yeni geldim Semiramis. Hem böyle dünya tatlısı bir aslan parçası varken neden gideyim ki?" dedi Özgür'e bakarak. Özgür, şu an dış kapının mandalı gibi bakıyordu Boran'a. Zaten Özgür rahatsızlandığı için kendini bu atmosfere uyumlayamadı sanırım. Ege de böyleydi. En ufak bir grip olsun, kendini yataklara atardı. Ağzına kadar çektiği ayıcıklı battaniyesi ve alnına kendi ıslatıp koyduğu beyaz beziyle bizi kölesi belliyordu. Bu çocukların nazı; insanı öldürürmez, süründürürdü. "Baba, bu kim?" Özgür'ün sorusuna gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım. Serkan da benim gibiydi şu an. "Asker abi, oğlum. Bak sana beresini taktı." Özgür, önce Boran'ı süzdü daha sonra bir şey demeden başını babasının omzuna geri koydu. "Ege beni çok çabuk sevmişti halbuki." diyerek mırıldanan Boran'a, İbrahim abi tek kaşını kaldırdı. "Ege'yi önceden bilmeniz gerekmiyor muydu Komutanım? Arkadaşız deyince..." "Biz aslında arkadaş değ-" ben konuşacakken Boran çoktan araya girdi. "Kanımız çabuk ısındı, daha dün tanıştık Semiramis'le ben. Hemen kanka olduk." "Barcelona'ya bir şeyler olmuş. Bu Barcelona, benim tanıdığım Barcelona değil." dedi arkadan Serkan. Bilirlerdi, benim daha dün tanıştığım biriyle sıkı fıkı olmayacağımı. Fakat bu Boran, benim de dengemi bozmuştu. "İbrahim abi." diyerek ortaya atıldım bu sefer. "Boran, benim yeni üst komşum. Dün taşınmış, benim de haberim yoktu." İbrahim abi, şaşkın bir şekilde bize baksa da daha sonra hafif bir kahkaha attı. "Semiramis, tanıştığı yeni kişilerle hemen arkadaş olmazdı da. Şaşırdım sadece. Semiramis'in sınırlarını altüst eden ikinci kişisin Komutanım. Dikkat edin." alaylı söylemesiyle de Boran'ın uğradığı şoku geçirmeye çalıştı. Boran ise cümlede diğer kelimelere bakmak yerine sadece ikinci kişisin kısmına takılmış olacak ki heyecanlı bir şekilde "Birinci kişi kim?" diye sordu. Yağız'dı. "Alev, kız kardeşi. Belki tanışmışsındır." İbrahim Abi'nin Yağız demeyeceğini adım kadar biliyordum. Güvendiğim için ailem olmuştu onlar. Her ne kadar Boran'ı sevsem de birtakım gerçekleri detayına kadar bilmesi gerekmiyordu. Ben ise hiç bozuntuya vermeden gülümsedim ufakça. "Alev klasikleri. Dün de şahit oldun bizzat." "Alev'in geleceği çok parlak." Alev'e gel yarın manken olarak işe başla desem başlardı. Boy pos desen var, güzellik desen bana çekmiş. Bence de onun geleceğinden şüphe etmeyi bırakmalıyım. "Benim karım nerede? Hangi deliğe gönderdiniz onu?" "Mescitte." diyen Serkan olmuştu. İbrahim abi anlamadım anlamında başını sallarken Serkan beklemediğim şekilde devam etti. "Şu zamana kadar kaçırdığı namazlarını kaza etmeye gitti de." Ceyda Abla mı namazını kaçırırmış. Yalana bak. İbrahim abi alayla gülerek karşılık verdi. "En beynamaz sensin oğlum, Az mantıklı yalan at bari." "Alındım, gücendim." "Uykusuz kalmış, biraz dinlenecekti İbrahim Abi. Az sonra geli-" derken kapı aniden açılmasıyla gözlerimiz kapıya doğru gitti. "İyi insan da lafın üstüne gelirmiş." diyen Boran'dı. "Oy benim Özgür'üm, annen seni yer, yer." koşar adımlarla gelip İbrahim abiden Özgür'ü tek bir seferde kucağına aldı. Onlara gülümsedim. Yağız'la ayrılmadan keşke bir bebek daha yapsaydım diyen iç sesimi zor da olsa susturdum. Ege'ye bir kardeş- Bizi diri diri yer. "Dinlendin mi güzelim?" diyerek Ceyda Ablanın önüne düşen perçemlerini kulağının ardına sıkıştırdı. "Çok şükür." dedi aynı içtenlikle Ceyda Abla. "Neyse, gençler işinizin başına. Bizim de yengenizle işimiz vardı zaten. Size kolay gelsin." ⛓️ "Belim tutuldu, kahretsin ya." bir elimi belime koyup diğer elimle de biten tüm işleri dosya dolabına yerleştirmiştim. Bizimkiler henüz gelmemişti. Asayiş bugünler de sessizdi nedense. Sanırım Ramazan dolayısıyla. Kolumdaki saate baktığımda Ege'nin okuldan çıkma saati yaklaşıyordu. Pencerenin dibine yaklaştım usulca. Yollara baktığımda, mahşer alanı gibiydi. Hayır, asla anlamıyorum. Ramazan'da millet gezecek vakti nasıl buluyor? Buradan çıksam yetişemezdim. Ege'yi servis alacaktı o hâlde. Fazla sorun etmeyerek pencerenin oradan ayrılıp kanepeye attım kendimi. Başımı, parmaklarımla ovaladım. Benim bir de migrenim vardı, sizin migreniniz var mı? Serkan ve Boran, etrafı gezinmeye çıkmıştı. İbrahim abi ve Ceyda abla da Özgül'ün okuluna toplantıya gitmişlerdi. Sedefgil de malum, devriyedeler. En çok da onları merak ediyordum. Yalnızdım yani. Şu an amirimiz bile gelse onunla oturup dedikodu yapabilirdim. O derece yalnız ve sıkılmıştım. Acaba Yağız'a yazıp whatsapptan sticker yarışması mı yapsaydım? Her sıkıldığımda Yağız'a kudurtan bir sticker atar, bana karşılık vermesini beklerdim. O da bana aynı şekilde stickerler atardı ve savaşımız başlamış olurdu. Doğru tahmin ettiğinizi biliyorum, yarışmaları hep ben kazanırdım. Yağız'ın davası vardır şimdi... Bu arada Yağız demişken şu günlerde hiç konuşmuyorduk. Gerçi dün Ege sayesinde biraz görüşmüştük. Yine de bugün hiç konuşmadık. Normalde günaydın mesajından tut, hayırlı cumalar mesajına kadar her türlü mesajı atardı. Şimdi ise böyle olmak canımı sıkmıyor değil. Boşanmamızı isteyen de oydu sonuçta. Benim yapabileceğim bir şey yok. Olmuşla ölmüşe çare yok arkadaşlar. Benim şimdi, Mayıs 6 dinleyip triplere mi girmem gerekiyordu? Yapmadım değil tabii, Yağız'ın lisedeki flörtlerini hatırladıkça Seda Tripkolic dinleyip depresyona girerdim. O zamanlar Mayıs 6 yoktu, biz de Seda dinlerdik. Çok yere düştüm kalkamadım, sen yanımda olsan koş derdin... Şimdi Yağız koş bile dese sana koşacak gücüm yok derdim sanırım. Fakat onu deli gibi de özlüyordum. Bir tür psikopatım sanırım. İnsanız sonuçta; yanında yattığın, sarıldığın, öptüğün, seviştiğin, yoldaşın olan o kişiyi özlüyorsun. "Hangi hayallere daldın kankam?" diyen Boran'a, içinde sen olan hayale daldım diyemedim. Ne? Bir dakika Boran bana mı sesleniyordu? Evet Semi, sana sesleniyor. Dur tahmin edeyim, Boran'ı Yağız sandın. Eh, evet bir an onu sandım. Bu arada tek ortak noktaları yakışıklı olmaları yani. Ne ara gelmişti bu Boran? "Sevgilimi özledim Boran. Başka soru var mı?" o kadar çok dalmışım ki, Boran'ın geldiğini bile fark etmemiştim. Hâlbuki Boran, dünden tanıdığım kadarıyla geldiği yere kendini belli eden biriydi. Koltukta, salaş salaş yattığım için düzgün bir şekilde oturup silkelendim. "Yaşadık kardeşim, en kralını yaşadık." dedi, yanıma oturarak. "Serkan nerede? O biraz saftır, onu kandırıp nezarethaneye kitlemedin değil mi?" "Yo tam aksine öyle yaptım." demesiyle ona gerçek misin sen der gibi yüzümü buruşturarak baktım. "Şaka şaka kız, Barış diye birisi gelmiş. Onunla şu an." dedi benim aksine rahat bir tavırla. Ben tam he iyi o zaman diyecek iken yüzümdeki şaşkınlık ifadesi daha da büyüdü. "Barış mi gelmiş?!" "He." diyerek gülümsedi bana. "Yavuklun mu?" gülümsemesi daha da büyüdü. "Yavuklu ne lan?" dedim hafif kızgın bir sesle. "Benim sevgilim değil o, Serkan'ın." "Serkan gay mi?" "Serkan gay miydi lan?!" Boran'la aynı zamanlı fakat farklı bir ses duyduğum için gözlerimiz kapıya gitti. Kapıdan gelen Serkan ve Barış olmuştu. Allah'ım ben gülmedim, onlar güldürdü. "Mükemmel zamanlama." diye mırıldandım. "Bu yüzden mi geçenki kızıl afet, dateimi ekti?" Barış kızıl afet mi bulmuş? Hayatta inanmam. "Gördün mü kısmetimi kapattın." "Serkan, yani farklı tercihlere saygımız var-" Boran daha sözünü kesmeden ona hazır bir yanıt verecek olan ben olmuştum. "Tercih değil, yönelim!" "Gay ne demekti?" Serkan'ın masum bir şekilde sormasına üçümüz bir anda gülmüştük. "Serkan mı gaymiş? Ölürüm de bana inandıramazsınız. Yani inşallah değilsindir. Kısmetim kapandı desene!" "Küçük bir şaka yaptım sadece. Yoksa Serkan'ın geçen hafta gizlice buluştuğu kızı size neden söyleyeyim?" "Aramızda sırdı o!" Serkan, bana hayal kırıklığı ile bakarken üzülmedim değildi. Fakat o kızla da olmazlar zaten, gıcık bir kızdı. "Aa!" dedim elimi açtığım ağzıma götürerek. "Ben sırrımızı mı demişim? Valla kuzum hiç beklediğimiz bir anda oldu." "Konuya Suriyeli kaldım. Help me!" (yazar notu): arkadaşlar suriyelilere hakaret etmedim. minik bir şaka gülün diye. "Boran'ın max İngilizcesi işte!" bu seferki hedefim Boran olmuştu. "Benim lisede İngilizce notlarım hep doksan üstüydü kankam, hatırlatırım yalnız." "Semi de hep 100 alıyordu kardeşim de, neden bunu tartışıyoruz?" Barış'ın haklı isyanıyla sustuk. "Ben zaten dilciydim. Fakat para getirmedi, polis olayım dedim." ben baklava yerken birden salçalı ekmeğe dönmüştüm. Kısacası meslek hayatım, Yasak Elma'nın soy ağacından daha kompleksli yapıya sahipti. "Tercümanlık da düşünebilirdin aslında. Bayağı para var o işte." ah Boran, alemin tek akıllısı sendin ya. "Ağzı, köy yumurtası bile kokmayan birinin tercümanlık yapması mı para getirecek? Güldürme beni. Bir çevren, camian yoksa asgari ücret anca yani." tercümanlık, zor işti. Üstelik şu an, parası olan çoğu iş adamı tercümana gerek duymuyordu. İngilizce bilmek yeterli değildi, ikinci yabancı dil kesindi. O da ben de ileri seviye değildi. "Hem polislikte beni çeken bir şeyler var anlatabiliyor muyum?" kendime hakim olamayıp tutup Boran'a meslek hayatımı anlatıyordum. "Sizi başka meslekte çekemezler zaten." şimdi beni övdü mü gömdü mü? "Benim tabiatıma uymayanlar, benimle dost olmaz." dedim, havamı hiç bozmayıp. "Ben Semiramis Komiserim'i çok seviyorum. İyi ki benim Komiserim!" parmağımla, Serkan'ı gösterdim, Boran'a. "Bak, gördün mü? Beni nasıl da seviyorlar. Çekilmez bir Komiser değilim." "Semiramis'i, Akif Amir olmasını hayal bile edemiyorum." "Ay Allah korusun." dedi, Serkan elini masaya nazar değmesin amacıyla vurarak. "Akif Amir, az önceki oruç ağzıyla Ayhan'ı koşturan değil miydi?" diye sordu Boran. "Ben aramı iyi tutmak zorundayım. Bana hiç bulaşmayın." "Sen Ayhan'ı nereden biliyorsun?" şaşkınlığım, kendini çehremde belli ederken ardından sorumu sordum. "Ayhan, kral adam ya." Ayhan, bizim yeni polislerdendi. Anne kuzusuydu biraz fakat çok iyi çocuktu. "Aynı şehirden geldik onunla. Orada ev arkadaşıydık. Sağ olsun yoldaşlık etti." heyecanlı heyecanlı anlatımını muhteşem sorum ile böldüm, "Bitlis'ten mi geldin?" Bana önce sağ ol ya der gibi baktı sonra ise "Ayhan'la aynı yerden geldiğimize göre İtalya'dan gelmiş oluyorum." hahaha, çok komikti. "Ha ne kadar da komiksun uşağum, doğuştan mı böylesin yoksa baba tarafu Cem Yilmaz mu?" "Diyarbakır'ın Cem Yılmaz'ı." hava atar gibi söylemine bu sefer takılmamıştım çünkü bu Boran'la ben hemşeri çıkmıştım! Böyle tesadüflere çomak sokayım mı? "Semiramis de Diyarbakırlı!" Serkan ve Barış aynı anda heyecanlı bir şekilde Boran'a doğru bağırdılar. Ben ise Ali Rıza Bey gibi izliyordum onları. Sanırım bu pozisyonda olanları izlemek daha yararlı olacaktı. Boran'ın gözleri bana çevrildi. "Allah'ın işine bakar mısın kankam? Çok güzel bir tesadüf." senin tesadüfüne tüküreyim Boran. "Neresi?" "Sana neresi lazım?" dedi Barış benim yerime. Boran, benden bir cevap duymayı bekliyordu. Bu yüzden ona istediğini verdim, "Bilmem." dedim tek düze bir sesle. "İnsan köyünü yurdunu bilmez mi?" ben insan değilmişim. Ben durumu nasıl açıklayacağımı düşünüyordum, Serkan ve Barış da ne diyeceğimi merak ediyor olmalılardı. Hayatımı Yağız dışında kimse pek bilmezdi. Bizimkiler de dahildi buna. Fakir bir gecekondudan çıktığımı bir de annemin konuşmama hastalığını biliyorlardı. Babamı da öldü biliyorlardı. Yağız da hayatımın merkezine dahil olmuştu, liseden beri arkadaş olduğumuz için nasıl bir yerde büyüdüğüme bizzat şahit olmuştu. "Diyarbakır'la alakamız yok, sadece orada doğdum." açıklayıcı cümleme son nokta koyduğum zaman kapının tıklanması ile üçümüz de kapıya döndük. "Bu kadar kapıyı, sınıfa girerken tıklamamışımdır." "Biliyor musun Boran?" "Ne olduğuna göre bilip bilmemem değişir kankam?" "Bizi insan yerine koyup kapıyı tıklamazlar normalde. Sana özel olmalı." derken bana yia şapşik dercesine bakış attı. Gülüp geçerken o sırada Barış yerinden kalkıp kapıyı açtı. Yüzyılda bir kapı çalınmış, çalan kişiye münhasır bir karşılama yapmalıyız o zaman. "Arkadaşlar Yağız'ı tutamıyoruz!" Kağan telaşlı bir şekilde içeriye girerken Boran'ı henüz fark etmemişti. "Arkadan arkadan Ege ile geliyor. Davada mı bir şey oldu orasını bilmem ama çok öfkeli." Dünya'nın sonu gelmiş olabilir miydi? Çünkü Yağız asla sinirlenmezdi, çok nadir anlarını görmüştüm. Ama söz konusu bensem, bana zararı dokunan herkesi süründürürdü. Bana da bir şey olmadığına göre, Yağız neden sinirliydi? Ege'ye mi bir şey olmuştu? Allah'ım Ege'me bir şey olmamıştı değil mi? Onun saçının tek teline zarar gelse ölürdüm ben. Ama Ege'ye bir şey olsa ilk önce benim haberim olurdu. E, Ege ihtimali de suya düştü. Yağız neden sinirli? "Buğra'nın içinde biriken öfke açığa çıkıyor." diye mırıldanan Boran'a gülmeden edemedim. Ege'yi Süper Dadı izleyerek büyüttüm bu arada. Bu bilgiyi de alın ne yapıyorsanız yapın. "Bana sorma Semi, karakola girmiştir şimdi çoktan. Bu arada..." Kağan konuşurken beni takip eden gözleri Boran'a takıldı. "Lan madem teftiş vardı neden bana haber vermediniz?!" "Hayatım, teftişi neden ben yapayım? Bana dağdaki itler yetiyor." Boran, Kağan'a kırk yıllık dost samimiyetinde bulununca Kağan zar zor gülümsedi. "Yüzbaşı çıkmış bir de... E şey, kusurumuza yani kusuruma-" Boran, elini Kağan'ın omzuna koydu. "Yok kızz..." dedi son harfi lastik gibi uzatarak. "Ne kusura bakması, ben aşkla bakarım." deyince de gözleri beni buldu anlık olarak. "Memnun oldum abi." "Ben de kardeşim ben de." ben de özledim ben de. Resmin var şu an elimde. Sana koşmak isterim, derman yok dizlerimde. "Bir terslik yok değil mi?" Barış'ın sorduğu soruya ben de katıldım. "Devriyede falan." "Yok ama her an olabilir." demesiyle kapının han kapısı gibi açılması bir olmuştu. Gördüklerim kocaman endişeden kurumuş olan Yağız'a aitti. Korkudan kan çanağına dönmüş gözleri beni bulduğunda ona verebileceğim tek şey müphem bir gülümseme olmuştu. ⛓️
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE