ו×
İçimde garip bir his vardı. Sanki hiç sorun yokmuş gibi ilerliyordum akşamdan yağan yağmurun yıkadığı kaldırım boyunca. Bir şeyleri kabullenmek bu kadar kolay olmamalıydı. Ya da diğer ihtimalle ben sorunun farkında değildim henüz.
Ufak bir sıyrıkla kurtulmayı düşünüyordum aptal gibi. Acıya ve hayal kırıklığına dönüşüm bir harika olacaktı yolun sonunda. Durumun ciddiyetine gelirsek; düştüğünü farketmeyen, uçtuğunu sanabilir diyebiliriz. Çünkü çocuk değildim artık yaralandığımı acıyan dizlerimden anlayamazdım. Kalbin yarası kolaylıkla ortaya çıkmazdı.
•°•
Yarın sabah geri gelmiycek misin?
Ben mi kalkayım yoksa çayı sen demliycek misin?
Madem öyle lafı uzatmaya gerek yok
Ben mi öleyim yoksa,
Ateş edecek misin?
°•°
Son ses yaptığım müzik kafamın içinde birikmiş ve asla söylenmeyecek olan konuşmaları bastırmakta faydasızdı. Hata yapmamış olsam da suçlu gibi hissetmekten kendimi alıkoyamıyordum. Sanki yanlış bir şeyler yapmıştım kendim de fark etmeden.
Neden onu seçmişti? Belki de Sevgi ve Cevat arasında olan bağ çok daha öncelere dayanıyordu kim bilebilir? Kimseden bir açıklama bekleme durumunda da değildim. Telafisi olmayan şeylerin izahı da olmaz.
Keşke beynimi çıkarıp yerini pamuk şekerle doldurma imkanım olsaydı.
Bahçesine girdiğim büyük binayı izledim bir süre. Etrafı yeşillikler sarılı bu binanın içinde az sonra tanıdığım kişiler yargılanacaktı. Etraf sakindi; sohbet eden ve sigara içen birkaç kişi dışında da kimse yoktu. Hem Cevat'ı görmek istiyor aynı zamanda onunla karşılaşmamak için büyük direniş vermekteydim. Kendimi ona izah etme gibi yanlışa kapılmazdım umarım.
Telefonumu çıkararak Aykut'un numarasını buldum rehberden. Şarja takmayı unuttuğum telefonumun parlaklığı geleceğim gibi sönüktü şu anda.
~•~
Kime:Aykut
Binanın önündeyim, aşağı gelsene
12:40
Geliyorum
12:43
~•~
Bir zamanlar her saat başı mesaj atıp darladığım kişiye şimdi toplu mesaj atar gibi yazıyordum. Mahkemenin başlamasına çok az bir vakit kalmıştı elimdeki kağıttan okuduğum kadarıyla. Cevat ve arkadaşları içeride olmalılardı.
Acaba ben de mi içeri girsem?
Saçma düşünce yüzünden az kalsın kafama geçirecektim. Mahkeme binasında bir deli eksikti, neyse ki ben yetişmiştim sonunda. Kapı sesiyle birlikte oturduğum alt basamaklardan kalkarak gelen kişiye baktım. Aykut resmi şekilde giyinmiş savaşa tam hazır duruyordu. Hızla merdivenlerden inerek önümde durdu.
Sanki yabancı bir kişi duruyordu karşımda ve resmi konuşmaya zorluyordu bu durum beni. Tek sorun çocukluk arkadaşı olmamızdı bir zamanlar.
"Aykut bu ne? Son konuşmamıza bakılırsa beni hiç dinlememişsin." Elimde tuttuğum mahkeme kağıdını sinirle sallayarak göğsüne yapıştırdım. Elimden alarak kağıdı incelemeye başladı.
"Kim gelirse gelsin şahitlik falan yapmayacağım anladın mı? Beni ne olarak görüyorsun umurumda değil artık. Neye dönüştüysen karşındaki kişiyi de o şekilde algılıyorsun sanırım." Yazıları okuduktan sonra durumu anlamış şekilde gözlerini kapattı bir sürelik.
"Başımda bir sürü iş olduğu için bu meseleyle ilgilenmeyi unutmuşum. Sorun yok, gidebilirsin." Kağıdı buruşturarak dalgın yüz ifadesiyle bana baktı tekrardan. Tamamen dağılmış vaziyette olmadığını bilsem beni umursamadığı için kavga başlatabilirdim.
"Keşke veda ettiğin zaman bıraktığım gibi kalsaydın Aykut. Karşında tanıdığın bir yabancının olması berbat bir durum çünkü." Benim de ondan kalır yanım yoktu yorgunluk konusunda. Aykut konuşmaya hazırlanıyordu ki onun arkasında gördüğüm manzarayla bütün bedenim buz kesmişti anında.
Binanın arkasından gelen Cevat, Sevgi ve Ted üçlüsü hafif tebessüm eşliğinde konuşarak bize doğru geliyorlardı. Onlarla bakışmamak adına gözlerimi anında Aykut'a çevirdim. Yorgun da olsa söylediklerinin arkasında durur gibi kendinden emindi.
Her zaman kendinden taviz vermeyen Aykut vakası işte.
"Neden sürekli yanlışlara koşuyorsun anlamıyorum Alis. Ait olmadığın şeylere sahip olmaktan vazgeç artık. Kim için savaşıyorsun idealleri uğruna karşısına çıkan herkesi harcayacak olan Cevat için mi?"
Kafamı kaldırmak zorunda kalmıştım yeşil gözlerine odaklanmak için. Sorusunu yanıtlayamamıştım çünkü yutkunmam gerekmişti ilk önce.
"Kendini kimler için paralıyorsan bil ki en çokta onlara yaranamıyorsun." Söylediklerinde haklı olsa da onun da bu gerçeğin bir parçası olmasından habersizdi işte.
Onun için girdiğim bu yolun sonunda yan yana değil de karşı karşıyaydık garip şekilde. Sorun ya bendeydi ya da yolda. Yanımıza geldiklerini gören Aykut onlar yetişmeden konuşmaya devam etti.
"Günün sonunda üzerini örttüğün şeylerin altında kalacaksın Alisia. Fedakarlık yaptıkların sana sahip bile çıkmayacaklar."
Keşke haklı çıkmasaydı diye düşünmeden edememiştim. Hata yapmadığım halde beni hayatından çıkarması bu kadar kolay olmuşken yapacağım ilk yanlışta neler olurdu artık tahmin edemiyordum. Yine de Aykut'un beni ikna etme çabalarını da görmezden gelmemiştim.
"Kimler varmış burada? Aykut bey sonunda teşrif buyurdunuz. Gözümüz yollarda kaldı beklemekten."
Daha vücudu gelmeden ses tonu ortamı uyuz etmeye yetmişti. Aykut'un yüzü kaskatı kesilirken dişlerini sıkarak ona döndürdü vücudunu.
"O bekleyişini al, gözüne sok olur mu? Ya da daha uygun yer bulursun sen." Dedi öfkeyle Cevat'a bakarak. Anlaşılan kavga edecek havada değildi. Cevat ondan daha istekliydi bu konuda anlaşıldığı üzere.
Gözlerimi ona sabitlesem de yüzüme bakmamıştı geldiği andan itibaren. Benden kaçan sadece o değildi. Sevgi ve benin aramda süren soğuk savaş henüz devam ediyordu. Anlamadığım neden Ted'in beni yok saymasıydı.
"Moralinin yerinde olması gerekiyordu. Şahidin de gelmiş."
Birisi göğsümün üzerine ağırlık bırakmış gibi hissettim onun suçlayan bakışlarını üzerimde hissettiğimde. Suçlaması değil de beni dinlememiş olması acıtıyordu canımı.
"Cevat git bahçende otlanmaya devam et abicim. Alis sen de eve dön içeri geçeceğim birazdan." Aykut her an sabrını kaybedecek gibi duruyordu. Az önce tonlarca şey söyleme gücüm olsa da şimdi konuşmaya mecalim kalmamıştı.
"Neden bırakıyorsun? İki eski ortak olarak karşı karşıya gelmek eğlenceli olacaktı." Cevat üstelemeye devam edince öfkeyle gözlerimi kapattım.
"Hayatımda senin kadar umutsuz bir vaka daha görmedim Cevat. Doğrusundan habersiz olduğun şeyleri sallarken nasıl göründüğünün farkında bile değilsin."
Cevat'ın yüz ifadesi değişince korkunç bakışıyla birlikte Aykut'un tam karşısında durdu. O da takım elbise giyinmişti fakat onu Aykut'tan ayıran özelliği özensiz olmasıydı. Gömleğinin ilk üç düğmesi açılmıştı, kravatını da gevşetmişti aynı zamanda.
Aykut damarına basmaya devam etti: "Aptal gibi görünmeni seyretmek o kadar zevkli ki." Dedi eğlenceli ses tonuyla. Ya dayak yemek istiyordu ya da ölmek. İkincisi daha olağan duruyordu bana göre.
"Aptal olmayı senin gibi karaktersiz olmaya tercih ederim."
İçimden bir ıslık çaldım. Konuşması üzerine keyfim yerinde olsaydı büyük kahkahayla karşılık verirdim fakat boş bakışlarla onları izlemeyi tercih etmiştim.
"Seni Alisia satmadı, bu şekilde düşünmeni sağladım sadece. Şimdi daha açık oldum mu o küçücük beynin için?" Tepkisini ölçmek için Cevat'a bakmasam da etkilenmiş görünmüyordu duyduklarından.
Hata bendeydi, ne bekliyordum ki? Cevat Ufuk'un haksız olup özür dilediği nerede görülmüştü? Bir iki adım geri çekilerek bakışlarını bana dikti. Tamamen alay eder gibi bana bakmasına tahammül edemiyordum.
"O zaman bir diğer itiraf da benden gelsin," dedi bakışlarını ikimizin arasında dolaştırırken. Nefesimi tutmuştum çünkü ondan duyacaklarım genelde cinayetle ilgili olurdu.
"Aykut'un seni yanıma gönderme sebebini merak ettin mi hiç?"
Beklemediğim soruya mı heyecanlansaydım, benimle ilk kez konuşmasına mı karar verememiştim. sorusuna karşılık omuz silktim sadece. Şu anda bu gerçek umurumda değildi eskisi gibi.
"Bana ayak bağı olarak zamanımdan çalacaktın Alisia. Böylece hedefime ulaşamadan Aykut efendinin hayalleri gerçekleşecekti; yani piyasadan tamamen silinecektim. Üzerine içki döktüğün kadını hatırlıyor musun? Sakarlığın onu o kadar mesut etmişti ki mutluluğu yüzüne yansıyordu." Cevat'ın sesi binanın bahçesinde yankılanıyordu. Kenarda sohbet eden kişilerin hedefi haline gelmiştik.
"Cevat kes sesini!" Aykut dişlerini birbirine sıkarak onun üzerine yürüdüğünde Ted ve Sevgi araya girdiler. Bense başkası hakkında konuşulanları dinliyormuş gibi ona odaklanmıştım.
"Bu yüzden değerli araba koleksiyonunu çocukluk arkadaşına tercih ettiğini söylesene. Hedefine ulaşmak için geçmişini satan insansın sen. Şimdi de çıkarcı ben mi oldum şerefsiz?"
Ne güzel, konuşmamızı duymuştu!
Aykut karşılık vermeyi keserek iki kişinin elinden kurtulmaya çalışan Cevat'a bakıyordu. Bir zamanlar aşık olduğum kişi beni işe yaramaz olarak görüyordu. Cevat'ın öfkesine bile sebep olamayacak kadar değersizdim birlikte geçirdiğimiz zamana rağmen. Ted yüzüme bakmıyordu, Sevgi savaşımızı kazanmıştı.
"Kesin sesinizi!" İçimdekileri dökmek niyetiyle bütün gücümle önümde yaranmış kargaşaya çıkıştım öfkeyle. Umursamayacaklarını sanmıştım ama hepsi durmuş beni izliyordu. Ne söyleyeceğimi de bilmiyordum. Cevat son kez Aykut'a bakarak üzerine çeki düzen verdi hırpalandığı için.
"Aykut'a kaybedeceğin şey zamanından bile değerli olacak demiştin Cevat hatırlıyor musun?"
Anlık sorum üzerine kaşlarını çatarak bana odaklandı. Nefes almaya bile korkuyordum çünkü sıradan olan her şey batmaya hazır gibiydi kalbimin ortasına.
"Bütün bunlar ortadayken benim nasıl Aykut için değerli olduğumu düşünürsün ki? İntikam alacağın kişi onun nişanlısı olmalıydı, ben değil. Onu da mı ben söyleyeceğim? Salağın tekisin işte."
Aykut'un kaybı ben olacaktım sözde fakat koleksiyondan bile değersiz kaldığım olaydan sonra bunu nasıl düşünebilirdi hala? Ellerimin titremesini saklamak için yumruk yapsam da bütün vücudum titriyordu. Cevat onların yanından ayrılarak benim önümde durdu.
Uzun boylu olduğu için kafamı kaldırmak zorunda kalıyordum çünkü mavi gözlerine odaklandığım zaman hissettiğim huzur hoşuma gidiyordu.
"Beni yargılamadan önce gerçekleri sormayı düşündün mü hiç?" Her şeyin detayına odaklanan bakışları aynı dikkatle bana odaklanmıştı. Onun gibi gizleyecek çok şeye sahip değildim bu yüzden çözmesine de gerek yoktu.
"Sana sorup sormamam bir şey değiştirmeyecekti. Çünkü sen doğru olanı yaptın." Az önceki öfkesi anında uçup gitmişti. Kaşlarımı çatarak ne demek istediğini tarttım kafamda.
Yok arkadaş anlamıyorum neyin kafasını yaşadıklarını.
"Aykut senin çocukluğun, bense iki aydır tanıdığın bir yabancıyım. Şimdi gelip de benim tarafımı tuttuğunu söylersen sana inanmam. Yapman gereken tek şey gerçek dostunun arkasında durman, iki aydır tanıdığın kişinin değil."
Nefesimi dışarı verdim söylediği her şeyi yutmak zorunda kalırken. Aslında beni suçlamadığını şimdi anlamıştım. Ona göre doğru olanı yapmıştım. Çocukluk arkadaşıma yardım etmiştim herkesin yapacağı gibi.
"Her şey senin için siyah beyaz olabilir ama arkadaşlık bu demek değil. Arkadaşların için canından bile geçersin ama söz konusu sana güvenen bir kişiye ihanet etmek olursa yapar mısın?" Diye sordum tırnağımın avuç içime batmasıyla duyduğum acı hissiyle birlikte.
"Etmem," cevabına karşılık bakışlarım bir nevi anlamsız hale gelmişti. Şaka yapıyor olmalıydı. Bütün gücümle göğsünden ittirince bir adım geriledi.
"Dalga mı geçiyorsun benimle? Sadece sen değil buradaki herkes beni mal yerine koyarak dalga geçiyor!" Kendimi tutmayıp bağırmaya başlayınca Aykut engel olmak için harekete geçse de sonra kararından vazgeçti.
"Tenis topu muyum ben iddia karşılığı birbirinize gönderip duruyorsunuz beni? Aykut benim değil çocukluk arkadaşım, bin yıllık arkadaşım da olsa onun için iki yüzlülüğü yapmazdım. Ama kime ne anlatıyorum değil mi?"
Bir adım gerileyerek hepsini sorgularcasına izledim fakat kimseden ses çıkmıyordu. Sinirimi çıkarmak adına tekrar Cevat'ı ittirdim fakat karşılık vermiyordu. "Daha cinayet dosyasını okuyarak katil için tahminlerde bulunuyorsun ama Aykut'un uyduruk planına mı inandın hemen?" Bütün öfkemi karşımda duran Cevat'a tuşlamıştım. O da cinnet geçirmemle pek ilgilenmiyordu.
"Şüphelendiğim kişinin Sevgi olduğunu söylersem şaşırırsın değil mi? Onu senden iyi tanımama rağmen ilk onu yargıladım. Kimseye güvenmiyorum ama sana güvenmek istemiştim. İnsanlara asla güvenmedim ve beni yanıltmadılar da. Tıpkı senin gibi."
Gözlerim bizi izleyen Sevgi'ye kaydığında beklediğim gibi alayla bakmıyordu. Daha çok üzgün ve hayal kırıklığına uğramış gibiydi. Cevat'ın onu terslemesine ve moral bozukluğunun sebebine şimdi anlam verebiliyordum.
Fakat beni durmadan suçlamasına anlam veremiyordum. "Sana bunları anlattığım için uzun bir süre kendimden nefret edeceğim. Aykut'un ispiyoncusu ben değilim asla da olmam. İlk başlarda senin yanında kalma sebebim olsa da zamanla bu düşüncem de silindi. Senin için geri dönmüştüm hatırlıyor musun Cevat? Canını ortaya koyduğun oyunda ölmemen için birine silah sıktım ben. Sana eşlik ettiğim yol kısacık olsa da buna değeceğini düşünmüştüm. Ama yanılmışım.."
Gözlerimden akan yaşları elimin tersiyle sildim. Ne düşündüğünü öğrenmemek için yüzüne odaklanmamıştım. Orada bulacağım umursamazlık beni derinden yaralayacaktı biliyorum.
"Senin için ayak bağından başka bir şey olmadığımı yeni anladığım için kızıyorum kendime. Çözdüğün vakaları dalga amaçlı yeniden çözüyormuş gibi yaptığın oldu. Eğlendiğin aptal birisiydim işte sana göre. Haklısın, çünkü sana güvenerek yaptım bu aptallığı. Arkadaşlıktan anlamayan sığ birisi olduğun için yaptığın fedakarlığı aptallık olarak görmen de çok normal." Az kalsın nefessizlikten ölecektim cümlemin sonunu getirdiğimde. Arkamı dönerek gitmeye hazırlanıyordum ki son bir şey için vazgeçtim.
Bütün öfkemi çıkarırcasına yüzüne attığım tokadın sesine az kalsın kendim irkilecektim. Kenardan bizi izleyen Sevgi'nin iç çektiğini duymuştum. Cevat ise bütün belirsizliğini koruyordu. Beni korkutan da buydu.
"Seninle karşılaştığım ilk andan itibaren yapmak istediğim bir şeydi. Madem ki her şey bitti, içimde kalmasın dedim." Biraz daha durursam kafa karışıklığından boynuna sarılarak ağlayacaktım. Bunu engellemek için arkamı dönerek bütün hızımla onları geride bıraktım.
Arkamdan duyduğum sesler ortalığın karıştığını gösteriyordu. Sevgi'nin "Cevat dur!" Diye bağırmasını duymuştum. Anladığım kadarıyla Aykut'a saldırmıştı. Arkama bile bakmadan yürümeye devam ettim.
Kenarda duran kişiler izledikleri dizi tadında olayların şokundan uzun bir süre çıkamayacaklardı diye düşünüyordum. Bense bu halimle kalkıp okula gitmiştim. Üstelik Ferhat hocanın dersine. Kerim'e konuşmak istemediğimi söyleyerek en ücra köşelerden birine çekilmiştim. Ne söylediğini gram anlamadığım dersi dinleyip imzamı attıktan sonra sınıftan çıkmıştım.
Etnobotanik dersinin hocası yoklama almadığı için direkt eve yollanmıştım vakit kaybetmeden. Bir insan evladının daha yüzünü görecek halde değildim. Bu hafta devamsızlıktan kalmamak için gidiyordum derslere sadece. Eve girdiğimde şaşırtıcı derecede sessizlik hüküm sürüyordu. Tam odama geçecektim ki mutfaktan çıkan Meltem engel oldu.
"Bugün çöpleri atma sırası sendeydi. Giderken atsaydın." Bıkkın bir şekilde ona baktım. Pardon, elli bin şeyin arasında değerli çöpleri unuttuğum için.
"Meltem, şu anda evi ateşe verebilecek potansiyeldeyim. Akşama doğru atarım." Cevap beklemeden yüzümü çevirerek odama girdim. Şu kafayla asla uyuyamayacağıma göre en azından ders çalışırdım. Üzerime garfield baskılı pijamalarımı geçirerek çalışma masamın başına geçtim. Ders çalışmakta bu kadar istekli olacağım aklımın ucundan geçmezdi.
°
Vakit akşama doğru ilerlerken odanın içindeki ışık da azalmaya başlamıştı. Üşendiğimden kalkıp ışığı açmadığım için kitabın içine girmiştim okumak adına. Ev kapısının zili çalsa da yerimden kımıldamadım. Beni arayan insanlarla arama Çin seddi girdiği için muhtemelen benim misafirim de değildi.
Kızlardan birinin odadan çıktığını duydum. İçeriden gelen sesler anlaşılmıyordu. Az sonra odamın kapısı çalınınca şaşkınca kafamı kaldırdım. Ezgi olsaydı kapımı tekmeyle açacağı için gelen her kimse yabancı biri olmalıydı.
"Alis müsait misin?" Meltem'in sesiyle daha çok şaşırdım. Normalde kapıya vurur ve içeri girerdi iznimi beklemeden. Kapıya vurma alışkanlığını da sonradan kazandı. Bir nevi ben aşıladım kendisine güç de olsa.
"Evet," dedim kitabın kapağını örterek. Ayağa kalktığımda içeri giren kişiyle birlikte tekrar yerime oturacaktım ki zor tuttum kendimi. Benden bağımsız hızlanan kalp atışlarım için yapacağım bir şeyin olmaması sinir bozucu bir durumdu.
"Ne işin var burada?" Kapıyı kapatan Cevat'ın durumu iç açıcı görünmüyordu. Sabah da durumu iyi değildi ve fazlasıyla dağılmıştı. Kravatı yoktu, yüzünün bazı kısımlarında kabuk bağlamış yaraları vardı. O bu haldeyse Aykut'u düşünmek bile istemiyordum. Gözleri ışığın düğmesini aradı. Bulunca da tepemde yanan avizeye gözlerimi kıstım alıştığım karanlık yüzünden.
"Son bir şey konuşmaya geldim." Dedi yorgun bir şekilde. Ses etmediğimi görünce sessizce yatağımın ucuna oturdu. Ben de onun biraz uzağında oturarak söyleyeceklerini merakla beklemeye başladım.
"Attığın o tokattan fazlasını hak ediyorum, biliyorum." Dedi yüzünü bana tamamen çevirmeden bakarken. Al işte daha ilk cümleden yumuşamaya başladım. Kahretmesin! Konuşmaya hevesli olmadığım için dinlemeye devam ettim yorum yapmadan.
"Aykut ve ben akademide tanıştık, zamanla da çok sıkı arkadaş olduk. Sevgi ve Ted sonradan katıldı aramıza." Dizlerinin üzerinde duran ellerinin avucuna odaklamıştı bakışlarını. Acı çekiyordu, bunu ses tonundan anlıyordum.
"Son senelerimize doğru mezun olmuş en yakın arkadaşımızı kaybettik operasyon sırasında. Aykut'un babasının yardımıyla vakayla ilgilenme iznimiz oluşmuştu. Amacımız ölen arkadaşımızın katilini bularak onun intikamını almaktı. Ama sonunda iki düşmana dönüştük ikimiz de."
Omzunun üzerinden bana bakınca bir an neye uğradığımı şaşırmıştım. Mavi gözlerinde yatan deniz rüzgarlı günündeydi. Dalgalar kıyıya ulaşmak istercesine kayalara çarpıyorlardı kendilerini. Bunları neden anlatıyordu? Ne olmuştu da anlatma gereği duymuştu birdenbire?
"Takip ettiğimiz ip uçlarından katile ulaştık ulaşmasına ama bir sorun vardı." Oturduğum yerden ayaklarımı kendime çekerek bağdaş kurdum. Kalp ritmim anormal şekilde atmaya devam ediyordu. Acaba kaybettiği arkadaşının fotoğrafını görmüş müydüm f*******:'unda gezinirken?
"Bana göre bulunan deliller yeterli değildi adamın katil olduğunu ıspat etmek için. Böylece iki kısma bölündük: Ben ve Ted adamın suçsuz olduğuna inanıyorduk. Sevgi ve Aykut da tam tersine."
Eliyle yüzünü sıvazlayarak konuşmasını durdurdu. Konuşunca bile geriliyordu eski anılarını hatırlayınca. "Sonra ne oldu peki? Adamı yakaladınız mı?" Kendimi tutmayıp konuşmasını sağlamak istesem de pişman olmuştum anında. İyi değildi kesinlikle.
"Adamın yakalanmaması için onu sakladım polislerden habersiz olarak. Yakalansaydı dışarı çıkma ihtimali sıfırdı, hakkındaki deliller fazlasıyla güçlüydü. Ona odaklanırsak gerçek katili kaçıracaktık elimizden."
Bu sefer de saçlarını karıştırmaya başladı stresini atmak adına. Boynuna sarılmak için kendimi zor tutuyordum. Bu sabah söylediklerini ne yutmuş ne de hazmedebilmiştim.
"Aykut işten haber tutunca tereddüt etmeden hakkımızda şikayette bulundu. Mezun olduğumuz sene adımıza bulunan ciddi suçlamalar yüzünden akademiden atıldık. Adamı yakaladılar ve dosya kapandı." Dedi aceleyle konuşup bitirmek istercesine. Ağlamamak için kendim frenlerken keşke sabah ağlasaydım diye geçirdim içimden. Birikmesi iyi bir şey değildi.
Bir arkadaşı için diğer dostundan ve hayatından vazgeçmişti. Bu sabah bazı konularda ona haksızlık etmiştim.
"Sence o adam suçlu muydu gerçekten?" Verdiğim soru üzerine bedenini hafif bana çevirdi kızarmış gözleriyle birlikte. Benimkilerin de dolması ortaya garip bir hava katmıştı. Cevabı basitti: belirsiz. Kafasını iki yana salladığında duyduğu acıyı kalbimin ortasında hissetmiştim.
Dizimi yatağa koyarak ona doğru eğildim ve kollarımı boynuna sardım karşılık beklemeden. Bu kadar acı onun gibi dirençli kişi için bile fazlaydı. Yüzünü boynuma yaslarken kokusunu içine çektim. Bakışları gibi kokusu da huzur veriyordu insana.
Kollarımı ondan çektiğimde az öncekine nazaran toparlanmıştı biraz da olsa. "Arkadaşımın öldürüldüğü dava çalıntı mücevherlerle ilgiliydi. Bu yüzden de ona Pırlanta vakası diyorduk." Söylediği şeyler kafamın içindeki karanlığın bir kısmını aydınlatmıştı.
"Amacım yaptığım hatayı telafi etmekti. Bu yüzden davanın tekrar açılması için akademiye tekrar kabul olmam gerekiyordu." Kaşlarımı havaya kaldırarak öğrendiğim yeni şeyleri ölçmeye başladım. Çözdüğü vakalar kendisini ispat etmesini sağlayacaktı. Tabii yanlış yolda olduğunu düşünen Aykut izin verseydi.
"Mahkemen nasıl geçti?" Nasıl oluyorsa verdiğim soru çivi gibi batmaya başlıyordu anında. Sana bunu asla yapmasam da söylediklerime güvenmezsin ki.
"Aykut istediği şeyi alamasa da artık bağımsız olarak çalışamayacağım. Cinayet bürosuyla ortaklık yapmak zorundayım bundan sonra." Sıkıntıyla nefesini dışarı verdiğinde morali hiç olmadığı kadar bozuktu.
"Olsun, bu durum seni yolundan vazgeçirmesin. Sen iyi birisin Cevat Ufuk. Kim ne derse desin, ben buna inanıyorum." Söylediklerim üzerine merakla gülümseyen yüzümü incelemeye başladı. Keşke ne düşündüğünü anlayabilseydim.
"Asla ayak bağı olmadın benim için. Tam tersine işimi takdir etmen, düşüncelerimi dinlemen benim için çok şey ifade ediyordu."
Yaptığı itirafla birlikte dudaklarımdaki tebessümün yerini şaşkınlık almıştı. Acaba pencereden mi atlasam? Ciddi konularda saçma sapan, alakasız şeyler düşünmek tam da benim tarzım sayılırdı.
"Gitmeden önce bunları bilmeni istedim. Hoşça kal!" Ansız vedası üzerine ayağa kalkarak kapıya gitmek isterken telaşla kolundan tuttum. Bağdaş kurduğumdan kendimi öne doğru attığım için halıyla bütünleşmem an meselesi olmuştu. Neyse ki Cevat'ın refleksleri benden iyiydi de düşmeden önce yakalamıştı.
Belimdeki elini çekse aradaki yakınlıktan nefesini alnımda hissediyordum. Mavilerindeki ifade bulanıktı nedense. Gitme durumu olmasaydı uzun bir süre onları izleyebilirdim.
"Şimdi ne olacak?" Sorduğum soru saçmaydı, biliyorum fakat bu şekilde bitmesini istemiyordum. Ne söylemek istediğimi anlamış olacak ki bakışlarını kaçırarak tuttuğum kolunu sertçe geri çekti.
"Alis hayal kırıklığına uğramak istemiyorsan her şeyi havada soru halinde bırakırsın, olur biter. Aldığın cevaplarla kalbini kırmak istemem." Ses tonu ne kadar sert olsa da gözlerindeki bulanık ifadede söylediği şeylerin tersi yatıyor gibiydi. Ya da ben öyle görmek istiyordum.
Fark etmiyor, çok öncesinden kırıktı zaten.
Çıkıktır ya, kırık olsa duramazdın. İç ses bi sus Allak aşkına.
Aniden sorgulayıcı bakışlarla odamı incelediğinde ne yapmak istediğini kestirememiştim. Aradığını bulamayınca yanımdan hızla geçerek yatağımın altına bakmak için eğildi ve hatıra kutumu eliyle bulmuş gibi çıkardı.
"Cevat n'apıyosun bırak elindekileri." Yüksek sesle çıkışmama rağmen umursamaz şekilde kutunun ağzını açarak en üstte duran mendil ve onunla olan fotoğrafımı aldı. Şok olmuş bir şekilde odadan çıkışını izlemiştim bir süre. Dış kapının sesiyle kendime gelince peşinden koşmaya başladım. Elimden geldiği kadar merdivenleri hızla inmeye çalışıyordum. Nihayet dış kapıya ulaştıktan sonra Cevat'ı arabasının önünde yakalamıştım.
"Ne yaptığını sanıyorsun? Geri ver onları!" Elini havaya kaldırarak onlara ulaşmama engel oldu. Birkaç kez ulaşmaya çalışsam da başarısız olduğum için vazgeçmiştim.
"Ulaşamayacağın şeylerin hatırasını saklaman kendine yapacağın en büyük işkencedir. İnsanlar için fedakarlık yapmak geri zekalılıktır bunu unutma." Arabasına binmek istese de engel olmuştum bütün gücümle kolundan asılarak.
"Sana ne benim hislerimden? Onları benden alamazsın, hatıralarımı benden alamazsın!" Soğuk akan gözyaşlarım çığlıklarıma karışsa da en kötüsü gitmesine engel olmaya çalıştığım kişinin ellerimden kaymasıydı.
"Neden bu kadar kötüsün?" En sonunda pes ederek ellerimi ondan çektim gidişini izlerken. Arabanın kapısını açsa da söylediğim şeylerin üzerine duraksayarak bana döndü. İç çekişlerim haricinde sessizce ağlayarak onu izliyordum. Gidişini izliyordum...
"Herkes iyi olacak diye bir kural yok. Beni kötü olarak görmenin de bir mahsuru yok çünkü en büyük zararı iyi birisi olduğumda aldım."
Ağzından çıkan son cümleden sonra arabasına binerek kısa sürede uzaklaşmıştı buradan. Peşinden bakmaya devam ederken esen rüzgarın beni fazlasıyla rahatsız ettiğinin yeni farkına varıyordum. Bakışlarım yere inince telaştan terliksiz çıktığımı gördüm. Sokağın ortasında ayağımda çoraplarla çocuk gibi Cevat'ın arkasından ağlıyordum.
Oyuncağı elinden alınmış çocuk gibiydim. Ondan tek farkım benim hatıralarımın zorla elimden alınmasıydı. Artık onunla ilgili hiçbir şeye sahip değildim. Kendisini kalbimden kazıyıp atmıştı tereddüt etmeden.
Esen rüzgar saçlarımı önüme düşürerek görmeme engel oluyordu. Bu gerçekle ne yapacağımı da bilmiyordum işin tuhaf yanı. Gerçek gidişler uzun zaman önceden hazırlanırdı. Ansızın gitmek bu kadar kolay mıydı?
Hayatın en hüzünlü anı mevsimine kapıldığın kişinin bahçesinde açabilecek bir çiçek olmadığını anladığın andır. O bunun farkındaydı, bense bildiğim halde direniyordum.
Neyi kazandığını bilmiyorum ama umarım kaybettiklerine değmiştir Cevat.