P-20

2719 Kelimeler
Ağrıyan başımın verdiği sinirle eve girdiğimde alışılmışın dışında sessizlik hakimdi. Ayakkabılarımı çıkararak sinirle odama girdim ve yatağın altında duran el çantamı çıkardım. Bazen kendi iyiliğiniz için kafanızı kurcalayan şeyleri düşünmek istemezsiniz ama orada dönüp dururlar size inat.  Bana sora bilirdi.. Ama suçlamayı seçti her zaman yaptığı gibi.. Madem gerçeği biliyordu o zaman neden mekanına götürdü ki beni? Gayet de iyi davranıyordu... El çantamın fermuarını açamadığım için sinirle odanın bir tarafına fırlattım. Bu sefer de yere çöküp ağlamaya devam ederken camdan atlamamak için zor tutuyordum kendimi. Sanki her şeyin suçlusu benmişim gibi. Cevat'ı satmadığım halde o konuma düşmek benim suçummuş gibi. "Müsait misin?" Aralık kapıdan kafasını çıkaran ev arkadaşıma baktım burnumu kazağımın koluna silerken.  Ağlamakla meşgulüm ama sorun yok. "Ne oldu?" Genelde işimiz düşmediği halde bir birimizle muhatap olmadığımız için direkt konuya girmiştim. "Zeynep hastalandı da ateşi var, yardım eder misin?" Ağlamam kesse de ara sıra hıçkırıyordum ve engel olamıyordum bir türlü. Kaşlarımı çatarak ayağa kalktım. Yürüyen sinir bozucu yaratık bir anda kibarlık abidesine dönüşüvermişti.  "Tamam." Ayağa kalkarak dolabımın kapısını açtım ve ilaç kutusunu çıkardım. Bölümün bana kazandırdığı güzel şeylerden biri de buydu; ilaçların dilinden anlaman. Ateş düşürücü ilaçları alarak odamdan çıktım. Onların odasına girdiğim zaman şaşırmış sayılırdım. Beklediğimin aksine duvarlar siyaha kaplı değildi. Saçma sapan posterler de yoktu. Bildiğin normal odaydı işte. Yatakta uzanan tombul yanaklı kızın yanına oturdum. Elimi alnına koyduğum zaman gerçekten yüksek ateşi olduğunu fark edince kaşlarımı çattım. "Zeynep," diye seslendim gözlerini açmayınca. Sesimi duyunca kirpiklerini kırpıştırdı zorlukla gözlerini açarak. "Meltem?" Sesi kısık çıksa da ne dediğini duyabilmiştim. Kafamı zayıf, uzun olana çevirdim. "Seni çağırıyor galiba," dedim yataktan kalkarken. Evet, kaç aydır birlikte yaşıyorduk ama ismini bilmiyordum. Zeynep'in ismini kavga esnasında öğrenmiştim. Ne güzel arkadaşlıklar kurmuştum öyle ya?! Meltem yavaşça arkadaşının yanına yaklaştı ve saçlarını okşadı. İkisi de korkunç makyajlarını yapmadıkları için gayet doğal ve güzel görünüyorlardı. "Bu ilacı yemekten sonra içsin bir tane. Toz halinde olanı da on beş dakika sonra sıcak suda karıştırıp içirirsin. Kızın üzerini de aç yoksa fırında tavuğa dönecek birazdan." İlaçları eline tutuşturarak odama döndüm. Kenara fırlattığım çantamı çıkararak içini boşaltmaya başladım sırt çantama doldurmak için. Gözüm kitap rafının üzerinde duran fotoğrafa ilişince duraksadım. Aylar önce Cevat'la birlikte kimsesiz çocuklar için düzenlenen partide çekilmiştik bu fotoğrafı. Daha doğrusu ben habersizdim kadraja girdiğimden. Arkasından çocukça dil çıkarmıştım ona gıcık olduğum için. Anlık dünyaya geri geldiğim zaman yatağımın altına koyduğum diğer kutuyu çıkardım. Mine'nin eşyalarını yerleştirdiğim kutunun ağzını açarak fotoğrafı ve mendili oraya sıkıştırdım ağzını kapatarak yerine koyduktan sonra. Eşyalarımı toparlamaya devam ederken istemsizce düşünmekten az kalsın kafam yerinden kopacak gibiydi.  En azından düşünen beynin var, sevinmelisin tatlım. Yüzüme yayılan tebessümle birlikte Cevat'ı hatırlamıştım iç sesim yüzünden. Yaptığımın farkına vardığım zaman kalbimin üzerindeki ağırlık daha da arttı mümkünmüş gibi. "Yolculuk mu var?" Meltem'in sesiyle kendime gelince dolan gözlerimi saklamak adına çantamı toplamaya devam ettim. "Aynen, bir hafta olmayacağım. Memlekete gidiyorum." Dedim hızlıca eşyalarımı katlarken. "Sorun ne? İyi görünmüyorsun." Bir an duraksayarak Meltem'e çevirdim bakışlarımı tekrardan. "Bilmiyorum," dedim donuk şekilde. Gerçekten de bilmiyordum sorunumun ne olduğunu. Üzerimdeki iğrenç iftira mı yoksa Cevat'ın evinin önünde yaşadıklarım mı? Kafamı iki yana salladım önüme dönerek. Kendisi soğuk nevale olduğu için duygusal anımızı sarılarak tamamlamamıştık. Benim de ona pek ısındığım söylenemezdi. Mine olayını unutmadığım için olabilirdi belki de. "Yardımın için teşekkür ederim." Kafamı ona çevirerek belli belirsiz salladım. Arkadaşı için mi bu kadar duygusallaştığı bilinmezdi ama fazlasıyla savunmasız görmüştüm onu bu sefer. Cüzdanımı ve kimliğimi kontrol ederek sırt çantamı taktım ve küçük valizimi sürüklemeye hazırlandım. "Arkadaşının ateşi düşmezse son bir saat içinde hastaneye götür tamam mı?" Kızarık gözlerimi sonunda ona çevirdiğimde saklanmak için delik arıyordum. Başkasının önünde ağlamak bir nevi kabus sayılırdı benim için. "Tamamdır, unutmadan sana mektup geldi bugün. Evde olmadığın için ben almak zorunda kaldım. Masana bıraktım ama görmediysen diye söylüyorum." Söylediklerine karşılık çalışma masasına odaklandığımda dediği gibi zarf duruyordu kitaplarımın üstünde. Fakat kafam dolu olduğu için görmemiştim. "Teşekkürler," dedim kafam karışmış şekilde onu geçiştirerek. Ne olabilir ki? Umarım bir katilden gelen tehdit mektubudur. Yakında öleceğimi söyleyen bir mektup! "Önemli değil, sana iyi yolculuklar." Meltem odadan çıkınca valizimi yere bırakarak masaya yaklaştım. Zarfı açarak içindeki kağıdı çıkardım endişeli şekilde. Mahkemeden gönderilen çağırış mektubuydu ve şahit kısmında ismim yazıyordu. Şahitlik edeceğim kişi de mahkemede yargılanacak olan Cevat Ufuk'tan başkası değildi.  Başım dönmeye başlayınca sandalyenin başlığına tutundum yere kapaklanmamak için. Aykut neden kalbimdeki son sevgi kırıntısını dahi yok etmek için çabalıyorsun? Neden? Mahkeme tarihi on gün sonrasını gösteriyordu. Gerçi yarın olsa da yolculuğumdan alıkoyamazdı. Mektubu öylesine katlayarak çantama sıkıştırdım ve valizimi sürükleyerek odadan çıktım. Bir zamanlar Cevat'a itiraf ettiğim bir zayıf noktam olan 'kaçmak' eyleminde bulunuyordum. Şimdi Cevat Ufuk'un karşısına çıkarak suçlu olmadığımı,  kendisini beğenmiş egoist pislik olduğu için beni yargıladığını bağırmak isterdim ama yapmıyordum. Çünkü ne değişecekti ki? Onun gözünde neysem aynı kişi olarak kalmaya devam edecektim. Gerçekten umurunda olsaydım gerçekleri sorardı. ~•~ Bilet bulma konusunda şanslı olsam da otogarda iki saat beklemek zorunda kalmıştım. Telefonumu kapatarak kendimi hayatımdan çıkarmış bulunmaktaydım anlık olarak. Olacakları düşünmek istemediğim için otogarda sarılan çiftleri izlemeye başlamıştım. Asla başkası tarafından hevesle beklenmemiştim yolculuğum sonrasında. Ağır valizlerimi kendi başıma sırtlanmış ve evimin yolunu tutmuştum her zaman. Altı saatlik yolculuğumun ardından yorgun şekilde evimizin kapısını çaldım. Az sonra annemin yüzünde göreceğim ifadeyi deli gibi merak ediyordum. Abim ve ablam artık yalnız yaşadıkları için evde annem ve babam kalmıştı sonuç olarak. Nihayet kapı açılınca annemin hasret kaldığım yüzünü görebilmiştim. O şaşırdığı için ben devreye girdim ve zaman kaybetmeden kollarımla annemi sardım sıkıca. "Alis!" Annemin şaşkınlık dolu bağırışını büyük mutlulukla karşılamıştım. "Neden geleceğini söylemedin?" Kollarımı çözerek valizimi sürükledim bir yandan konuşmaya devam ederken. "Sürpriz yapmak istedim anne. Baba!" Bağırış seslerimize gelen babamla koridorda karşılaşmıştım. Eşyalarımı odama taşırken bir taraftan annemi sakinleştirmeye çalışıyordum. "Kızım ne demek bir şey yok?! Sınavlarına bir ay kalmış aniden kalkıp geliyorsun. Sen böyle şeyler yapmazdın." Yatağıma çökerek kafamı ellerimin arasına aldım. Ufacık olayı kafasında kurgulayarak on sezonluk dizi çeken bir anneye sahiptim. Her şeyi anlatmayı o kadar çok istiyordum ki ama bunu yapamayacağımı da biliyordum. Sadece evini özleyen üniversiteli kızı oynayacaktım bir hafta boyunca. Kim son senesinde evini özler ki? Annemi babamın yardımıyla sakinleştirdikten sonra banyoya girmiştim. Pijamalarımı giyinerek yatağa kuruldum annemin akşam yemeğini hazırlamasını beklerken. Dış kapının sesini duyunca ablamların geldiğini anlamam uzun sürmemişti. "Anne, Alisia gelmiş. Neden haber vermemiş ki önceden?" Ablam her zaman olduğu gibi tertipli ruh halindeydi. "Bilmiyorum Sedef, bir şeyler olmuş ama anlatmıyor. Sen konuş onunla belki sana anlatır." Ve hiç değişmeyen kuşkucu annem.. Beni iyi tanıdığı için yanılgılarında haklıydı aslına bakarsınız. Bir şeyler olmuştu. "Anne belli ki evi özlemiş, ortalığı ayağa kaldırmaya gerek yok." Ve abim, babamın yan çarı da diyebiliriz. Kolunuz kopsa da aynı şeyleri tekrarlar. Yine de en eğlenceli şeyleri abinle yaşarsın. Ve ne yaparsan yap seni anneye ispiyonlamaz.  Kısa süre sonra odamın kapısı çalındı ve ikisi de sırayla içeri girdi. Kucağımdaki peluş ayıyı kenara bırakarak yataktan kalktım. İkisi de hemen hemen aynıydı. Abimin kirli sakalları, ablamın da farklı renge boyanmış saçları dışında. Koşarak ikisine sarıldım zaman kaybetmeden. "Sizi çok özledim." Sadece bunu söyleyebilmiştim ağlamamak için ekstra çaba sarf ederken. Yakınlarınızın yanında mutsuzluğunuzu saklamak daha zor oluyor her zaman. "Ufaklık, nasılsın?" Saçlarımı karıştıran abime vurmak yerine gülümsemeyi tercih etmiştim. "Bende durumlar aynı, sizi sormalı. Hâlâ bekar olmanıza rağmen annemin sizi eve alması büyük bir şans." Konuşmamın üzerine ikisi de bir birilerine bakıp güldüler. Bu bakışı nerede görsem tanırım. Kesinlikle bir şeyler dönüyordu. "Bir şeyler var yemin ederim, çabuk söyleyin." Olduğum yerde zıplamaya başlayınca abim eliyle susmamı işaret etti. Bu da annemin daha olay örgüsünden haberi olmadığı anlamına geliyordu. "Yenge adayın var, çok yakında kendisiyle tanışma şerefine kavuşacaksın."  Ablam gözlerini devirse de ben daha çok heyecanla tepki vermiştim. Ailemize yeni biri katılıyordu ve ben sonunda fitne fesat görümce olma hayallerime kavuşacaktım. "Abi inanmıyorum sonunda annemin duaları kabul oldu. Artık akşam yemeklerinde sana laf sokmayacak. Çabuk fotoğrafını göster." Abimin kolundan sarsmaya başladım telefonunu çıkarıp fotoğraflarını gösterene kadar. Gerçekten çok tatlıydılar. "Çok tatlısınız!" Elimle ağzımı kapattım hislerimi gizlemeye çalışırken. Ablamın imalı bakışları üzerine abim bizi yalnız bırakma kararı almıştı. "Gideyim de bizim pedere görüneyim. Sonra duygusal konuşmalara bağlıyor, biliyorsunuz." Ablamla gülerek abimin odadan çıkmasını bekledik. Nihayet tek başımıza kaldığımızda ablam kolumdan tutarak yatağa oturttu kendisi de yanıma otururken. "Dökül bakalım," dedi eliyle hafifçe dizime vurarak. Ne kadar konuşmak için didinsem de yapamazdım, bu yüzden bir şeyler uydurmaya karar vermiştim. "Abla sadece evi-" tabii ki de ablam bu zırvalıkları yiyecek kadar uzak değildi bana.  "Alis her ne kadar bizi sevsen de zaman geçirmek için ideal olmadığımızın farkındayım. Hiç aynaya baktın mı bilmiyorum ama yüzün çökmüş durumda. Canın sıkkın halde eve geldiysen berbat şeyler yaşamış olmalısın."  Evet, birlikte çalıştığım kendini beğenmiş patronuma karşı bir şeyler hissetmeye başlamıştım. Bunun üzerine çocukluk arkadaşım Aykut beni ispiyoncu durumuna düşürdü. Cevat bu yalanlara inanmayı tercih etti ve en gıcık olduğum insanla sevgili olmaya başladı. Ayrıca on gün sonra bekleyen mahkemem var şahitlik için. "Aykut nişanlanmış." Yüzümdeki boş ifadeyle ablama baktığında onun da üzüldüğünü görmüştüm şaşırtıcı olsa da. Oysa beni azarlamasını beklemiştim çocukluk yapıp sınavlarımı hiçe saydığım için. İşin daha kötü yanı korkunç duygularımı saklamak için daha az korkunç şeyleri ona sunmak zorunda kalmıştım. Aykut'la ilgili duygularımın bir şeylerin yanında aciz kalacağını hiç tahmin edemezdim. "Aykut iyi çocuk, kendisini severim. Çok iyi arkadaşlık bağınızın olduğunu da biliyorum.. Ama bu kadar. Bundan öteye gidemezdiniz Alis." Kaşlarımı çatarak dediklerini çözmeye çalıştım.  "Neden olamazdık abla?" Bu soruyu sormak fazlasıyla incitse de gerçeklerden de kaçamıyorum. Aykut için yeterince havalı değildim bana sorarsanız. "Çünkü Aykut düz düşünen birisi. Onun için her şey soyut bir gerçeklik. Onu hayal kurmaya zorlayamazsın Alisia çünkü o her şeyi siyah beyaz görüyor. Ama sen öyle değilsin, bir sabah kalkıp sihirbaz olacağım diye tutturabilirsin. Sen mucizelere inanıyorsun, şansa ve tesadüflere  inanıyorsun, en önemlisi aşka inanıyorsun. Sen rengarenk boyanmış gökkuşağısın ama Aykut renk körü." Başka sorunlarım için buraya gelsem de ablam çözmeyi ertelediğim sorunumu listemden silip atmıştı bir anda. Öyle kolay aşamazdım ama eskisi kadar da incitmeyeceğini biliyordum. "Teşekkür ederim abla," dedim kafamı dizlerine koyarak yatağa yığılırken. Omzuma çökmüş yüklerin ağırlığını yeni yeni hissetmeye başlamıştım. Aldığınız darbenin acısını zamanla daha fazla hissetmeye başlarsınız. İlk anda her şey büyük boşluklara sarılır ama vakit geçtikçe sızısı artmaya başlar. Yanlış kişiye duyduğunuz hisler gibi. O akşam ablamla uzunca konuştuk annem gelip bizi azarlayana kadar. Çünkü yemeğini soğutmuştuk ki en nefret ettiği şeylerden biriydi. Ertesi günlerde annem gelin adayının olacağını öğrendiğinde çok sevinmişti fakat kötü çıkma ihtimalini düşünerek bir taraftan karalar bağlamıştı. Neymiş abimin yüzüne hasret kalabilirmiş. Kısacası evde önceden olmadığı kadar mutlu hissetmiştim. Gelin adayımızla tanışmak nasip olmasa da diğer evime kalbimi bir miktar da olsa onararak dönmüştüm. ~•~ Annemin yemeklerle doldurduğu valizimi sürükleyerek apartmandan içeri girdim. Asansör olmadığı için merdiven kullanmak zorunda kalmıştım ne yazık ki. Büyük zorluklarla kapının önüne geldiğimde çantamda bulunmaz anahtarı çıkardım. Kesinlikle karanlık bir ev beklemiyorum. "Kızlar?" Korku filmlerinde izlediğim sahnenin çakmasını yaşadığım için bir miktar ürkmüş olabilirdim. Biri çıkıp bö dese ben hazırdım. Odalarından çıkan kızları görünce derin bir nefes aldım. Tabii içlerine bir varlık kaçmamışsa. "Elektrikler neden yok?" Diye sordum düğmeyi açıp kaparken. Zeynep cevap vermek yerine gözlerini Meltem'e dikmişti. Ben de merakla onu taklit ettim ne olacağını çözmeye çalışırken. "Faturalar ödenmediği için elektriği kestiler." Ve makul açıklamamız da halka sunulmuştu. Lütfen alkış alalım. "Faturayı ödemeyi denediniz mi? Parayı bıraktığımı hatırlıyorum." Yavaş yavaş onlara yakınlaşmaya başladım ürkütücü ortamı yok saymaya çalışarak. Kesinlikle yardımcı olmuyorlardı kaçık halleriyle. "Bir ayın faturasını da sen ödesen nasıl olur acaba?" Meltem'in söylediklerinin üzerine sinirim yavaştan tavan yapmaya başlamıştı. "Bulaşık yıkamanın ne olduğunu bilmeyen, çöp atma alışkanlığına sahip olmayan bir kızdan duyduğum şeye bak!" Diye bağırdım kendimi tutamadan. Affedersiniz ama yanlış kişiye laf soktun canım. Sonra kavga başlamıştı işte. Süheyla abla sesimize gelmiş daha çok bağırmaya başlamıştı. Bu sefer komşular müdahale etmiş ve kavgamız da son bulmuştu. -The End- Mutsuz Son- Bütün bunların sonunda ağzım kulaklarımda eşyalarımı yerleştiriyordum. Ruh hastası gibi görünsem de kesinlikle eskiye döndüğüm için mutluydum. Eski.. Ezgi... Hayır, olamaz! Panikle çantamdan çıkardığım telefonun tuş kilidine uzunca basarak açılmasını bekledim. Bu sefer kaçışım yoktu ve Ezgi beni katledecekti. UNECSO beni korumaya almalıydı acilen. WhatsApp mesajlarım feci şekilde birikmişti, çoğusu da sınıf grubundandı. Ödevler, arkadaşlar derken Ezgi'nin sınıf grubundan daha fazla mesaj attığını görünce arka fonda ölüm marşım duyuluyordu. Parmaklarım titreyerek Ezgi'yi aradım telefonu kulağıma götürerek. "Efendim?" Ne? Bağırış, çağırış, küfür yok mu şimdi? "Ezgi, merhaba. Biliyorum bana kızgınsın ama açıklayabilirim." Dedim ses tonumu şirin tutmaya çalışırken. "Sorun değil tatlım, evde durumlar nasıl. Annenler nasıl?" Hayır kesinlikle konuşan Ezgi olamazdı. Bir haftadır telefonlarına çıkmadığım Ezgi. Keşke daha önce mezarlığın numarasını alsaydım yer ayırtmak için. "Ezgi bu sen misin? Neden hisleri alınmış bir psikopat gibi konuşuyorsun?" Artık korkmaya başlayınca. Yavaşça yatağıma çöktüm olacaklara razı gelmiş şekilde. "Kiminle konuştuğunu ben de bilmiyorum canım benim. Yarın sabah yataktan kalkınca ilk işim sana uğramak olacak eğer evde bulamazsam da neler olacağını tahmin ediyorsundur. Görüşürü-üz!" Telefon yüzüme kapanınca tırnaklarımı yemeye başladım. Ezgi'nin bu halleri milyonda bir ortaya çıkardı ve can kaybı yaşanmadan da eskiye dönmezdi. Yarım kalan işleri halletmek için yarını bekleyecektim artık. Mum ışığında yarattığım romantik ortam altında eşyalarımı yerleştirerek odaya çeki düzen vermiştim. Yarın erkenden kalkıp ödevlerimin başına geçecektim.  ~•~ Sabah on kere ertelediğim alarmdan sonra nihayet kalkabilmiştim. Ev arkadaşlarım dünkü kavgada çıkardığım olay yüzünden elektrik faturasını ödemiştiler. Herkes haddini bilecek! Kendime sadece kahve yaparak masanın başına geçtiğimde biriken yeni konularla birlikte fenalaşıyordum yavaştan. Kesin olmasa da büyük ihtimal kalacaktım.  Kapının sesini duyunca daldığım kitabı kenara iterek hızla kapıya doğru koştum odadan apar topar çıkarak. "Ezgi?" Beklentilerim doğrultusunda yürümeyen her şey gibi Ezgi'nin de havalı halinden eser kalmamıştı. Beni dayak manyağı yapacağını sansam da sadece sarılınca ne yapacağımı şaşırdım. En son gördüğümde Efe'yle benim apartmanda konuşacaktılar. "Ne oldu? Uyuz olduğun kızla pişte olmuş gibisin." Yorumuma gülerek ayakkabılarını çıkardı içeri geçmeden önce. Yorgun şekilde odama geçtik. "Artık tamamen bitti Alisia, tamamen." Yatağıma çökerek umutsuz bakışlarla bana bakmaya başladı. Kendimi o kadar suçlu hissetmiştim ki. Ansızın kaçmadan önce onu hiç düşünmemiştim. "Özür dilerim prenses, seni bu halde bırakıp habersiz gittiğim için." Dedim kafasını dizlerime koyarak. Kumral saçlarıyla oynarken hiç olmadığı kadar sessizdi. "Bana diyene bak, sanki sen dertsiz tasasızsın. Dert demişken dedektif bozuntusuyla ne yaptın? Doğum gününde neler oldu?" Aniden eski ruh haline bürünen Ezgi dedikodunun kokusunu almıştı. Dudaklarımı kemirerek ağlamadan açıklama yapmanın yollarını arıyordum. İkimiz de bu durumdayken bir taraf destek olmak zorundaydı. "Nasıl olsun, evine gittim ve tahmin et karşıma kiminle çıktı?" Hafif uzamış tırnaklarımı etime geçirirken Ezgi'nin tepkisi gayet sıradandı. "Şu uyuz olduğun kız çıktı değil mi?" Diye sorduğunda onu onayladım sessizce. Ufak bir kahkahanın ardından konuşmasını sürdürdü. "Erkek milleti, ne bekliyordun ki? Elinde çiçek demetleriyle seni mi  bekleyecekti?" Olayın aslını bilmediği için ona bu kısmını anlatmıştım ve yeterliydi bana göre.  "Senin dersin yok mu?" Soruma karşılık yatağıma uzanarak gözlerini kapattı. "Var ama gitmeyeceğim, hiç havamda değilim." Dedi yorgun çıkan sesiyle. Akşam uyumadığını göz altlarından tahmin edebilmiştim. Teselli konusunda berbat bir arkadaş olsam da Ezgi'yi nasıl yola getireceğimi biliyordum. "Tamam, derse gitmezsin. Ayrıldığını duyan şu gıcık kız grupları da arkandan çekiştirsinler seni. Böylece ikonik Ezgi devri de acı bir sonla bitsin." Bir taraftan konuşurken diğer taraftan da çantamı topluyordum öğlen başlayacak dersim için. Ufaktan onu takip ettiğim zaman istediğimi almış bulunmaktaydım. Ezgi yavaşça yataktan kalkarak makyaj masasına oturdu ve kendisine çeki düzen verdikten sonra beni öperek evden çıkmıştı. Şimdi de sıra bendeydi. Kulaklıklarımın yardımıyla günü atlatmayı düşünüyordum çünkü beynim o zaman sorular sormayı kesiyordu. Sınıfa girdiğimi gören Kerim elini havada sallayarak onu görmemi sağladı. Çok yakınında oturmadığım için şaşırmış olmalıydı. Tamamen görmezden gelmeye çalıştığım Derya da aynı şekilde benden kaçıyordu. "Neler oluyor? Nihayet yüzünü görebildik Alisia hanım. Grup ödevi için yer ayırttım sana. Derya başka gruba gitti ama biz birlikteyiz."  Heyecanla yanıma geldi kaçırdığım olayları anlatarak. Sahte tebessümle onu dinleyerek kafamı salladım. Konuşmak için hevesli olmadığımı görünce konuşmasını durdurdu. "Senin neyin var?" Delirmemek için bakışlarımı ondan çektim. "Artık bu soruyu duymak istemiyorum Kerim, en yakın zamanda toparlanacağım. Söz veriyorum tamam mı?" Açıklamam her ne kadar iyi olmasa da anlayışla karşılamıştı kötü ruh halimi. O yüzden ben iyi olana kadar da beni darlamamıştı o süre zarfında. Günler zorlukla geçerken mahkeme tarihi gelip çatmıştı. Beyaz tişörtümün üzerine kırmızı oduncu gömleğimi giyinmiştim. Altına da siyah kot pantolonumu ve spor ayakkabılarımı giyerek tamamlandım. Kot ceketimi de almıştım çünkü havaya güvenmiyordum. Duyduğum heyecan mutluluk yaratan türden değildi ne yazık ki. Öyle ki Cevat için önemli anın kötü konumunda oluşumdu. Her ne kadar şahitlik yapmayacak olsam da ona kendimi inandıramazdım bu saatten sonra. Çünkü bana güvenmiyordu Aykut'la kurduğum arkadaşlık yüzünden. Yine de onu göreceğim için duyduğum sevinç hissini de görmezden gelemezdim. Az sonra hayatımın en berbat zamanını yaşayacaktım. Bir birini seven kişiler hayal kırıklığıyla birlikte karşı karşıya gelecekti. Bu durumda kimsenin umurunda olmayan tek kişi olacaktı, o da ben.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE