P-19

2676 Kelimeler
 Küçük cennet derken neyi kastettiğini çok iyi biliyordum. Daha önce oraya gittiğimi söylersem ne tepki verecekti acaba? Cevat Ufuk'tan bahsediyoruz canım, en fazla öldürür cesedimi de kimsesiz bir yere gömerdi. Zaten tecrübeli bu işlerde yeterince. Tövbeler olsun sus Alis, sus, sus! Boğazımı temizleyerek sessizce varmamızı bekledim. Cevat hiç beklemediğim şekilde radyoyu açtığında inanmayan gözlerle ona baktım. "Sen radyo da mı dinliyorsun?" Gözlerimi büyüterek ona baktığımda her zaman olduğu gibi bu sefer de IQ'ümü aşağılayan bakışlarına tuşlandım. "Normal bir insan olduğum için evet, dinliyorum. Sen her şeyi gözünde büyütmeye alışkınsın sadece." Gözlerimi kısarak göndermeli cümlesine burun kıvırdım. Ona laf sokacağıma müzik dinlerdim. "Gittiğimiz yere Sevgi de gelmiyordur umarım." Dedim camdan dışarıyı izlerken. Alaylı bakışlarını bir hayli üzerimde hissettim. "Özledin galiba? Dur arayayım gelsin." Anlık korkuyla sola dönerek Cevat'ın telefon tutan elinden yapıştım. Soğuk ellerim onun sıcak eliyle birleşince vücuduma yayılan elektrik tarzı titreşimle hemen geri çektim. Al çarpıldın, çarpıldın. "Sakin ol, çağırdığım yok. Şaka yapmaya da gelmiyorsun." Diyerek gülmeye devam etti. Dişlerimi bir birine sıkarak önüme dönmek zorunda kaldım. Ölüm fermanın yazılıyor Cevat! Araba durduğunda kemerimi açarak dışarı çıktım. Cevat cebinden çıkardığı anahtarla kapıyı açarken şaşırmıştım. "Zile neden basmadın?" Diye sordum Ted'i kastederek Soruma karşılık omzunun üzerinden bakış attı. "Ted'in arkadaşınla randevusu olduğunu unuttun mu?" Diye sorunca alt dudağımı ısırdım. Ben onu unutmuşum... Kapıyı açarak geçmem için bekledi. Bu çocuğun halleri korkutuyor beni. Kapı açmalar, Sevgi'yi kovmalar falan. Yine küf kokan koridordan geçtik, merdivenleri çıktık ve küçük kapının önünde durduk. Gökyüzüne açılan kapıdan geçince o muhteşem manzarayla büyülenmiştim tekrardan. Lanetli ev' in de çatı katı manzarası güzeldi fakat burayla yarışamazdı kesinlikle. "Burası çok güzelmiş." Dedim ilk kez geliyormuş numarası yaparken. "Sanki daha önce gelmemiş gibi saçma sapan tepkiler verme." Tepkisine karşılık yerime çivilendim. E yok artık daha neler?! "Ya bu kadarı da fazla. Her yerime çip falan mı taktırdın sen?" Diyerek etrafımda dönmeye başladım üst başımı kontrol ederken. Bu sırada Cevat beni keyifle izliyordu. "Uzaydan bakınca bile saflığın belli oluyor panda yavrusu, çipe gerek yok." Açıklamasının ardından yere oturarak ayaklarını aşağı sarkıttı. Düşüp gebereceğini ne güzel de hesaba katmıyor?! Arkasından itsem mi lan? "Sen bana mal mı demeye çalışıyorsun?" "Kısaca sorarsan, evet." Gözlerimi devirerek ilk kez geldiğim zaman bakamadığım çiçek saksılarını incelemeye koyuldum. "Merak konusunda ne kadar ireli  gidebileceğini benden iyi bilen yoktur." Sonradan yaptığı açıklamayla yüzüme yayılan tebessümü gizlemeye çalıştım. "Bunlar el yapımı mı?" Saksıya dokunduğum zaman parmağıma bulaşan tozu inceledim. "Evet." Rüzgara karışan sesi zorlukla duyuluyordu. "Kim yapıyor bunları?" "Ben." Daha şaşkınlığımı atamadan saksının üzerine kazınmış ismi okuduğum zaman soracağım soruları unuttum anlık olarak. ~Hira~ Gözlerimi kırpıştırarak saksıya yeni ekilmiş, bu yüzden diğer çiçeklerden kısa olan bitkiyi inceledim. "Çözdüğün vakaların hatırasını mı yapıyorsun?" Koşar adımlarla yanına giderek heyecanla yere çöktüm fakat onum aksine ayaklarımı sarkıtmadım. Ölmek için çok gencim. Arkaya yasladığı ellerinden destek alarak hafif geriye yaslanmış, manzaranın tadını çıkarıyordu. "Bir nevi..." Yarım yamalak  konuşmasının sebebi kendisiyle ilgili bilgiler vermekten nefret etmesiydi. Yaptığı şeyin zarifliğine takılı kalırken bir süre konuşmamıştım. "Ne o, senin Aykut'un böyle şeyler yapmıyor mu?" İmalı cümlesi fazlasıyla canımı acıtsa da oralı olmamaya çalıştım. "Aykut sadece araba koleksiyonu falan yapar. Çiçek böcekle uğraşmayı çoktan bıraktı." Gözlerimi devirerek ben de manzaraya odaklandım. Çünkü o koleksiyondan değersiz kaldığımı hatırlarsam yüzüm asılırdı. O yüzden etrafı incelemeye koyuldum. Küçücük görünen evler, sokaklar insanın içini ısıtıyordu soğuk havaya rağmen. "Az kaldı, bitiyor her şey." Sadece okulumu kastetmediğini biliyordum. Boğazıma oturan yumru sinirimi bozmuştu. "Evet, kurtulacaksın benden çok yakında." Söylediğim şeye yarım ağız gülerken yüzüme bakmamıştı. "Aykut burada kalacak büyük ihtimal. Onu sinir etmeden geçen bir hayat düşünemiyorum. Ara sıra gelirim ben de." Dedi düz tutmayı başardığı ses tonuyla. Galiba 'ara sıra ziyaret ederim seni de' demek oluyordu bu. Boğazıma oturan öküz bey lütfen kalkınız, zira yutkunamıyorum. "Vakaları özleyeceğim galiba. Tek adrenalin sebebim diyebilirim." Gülerek tepki verdiğinde öncesinden yaşadığım monoton hayatı düşündüm. "Ne demezsin? Ben de vakayı çözmeye çalıştığın zaman yaktığın beyninin kokusunu özleyeceğim." Söylediği şeye sinirlensem de gülmeden edememiştim de. Yan yana oturduğumuz için koluna geçirmem acayip keyifli olmuştu. "Çürüttün kolumu, o nasıl vurma şekli lan?" "Canıma deysin. Ayrıca benim anıma da çiçekli saksı yapmanı bekleyeceğim." Hayretle kaşlarını kaldırdı. "Öyle ayıp olur, yemek gömerken yaptığım heykeli dikeceğim buraya." Kendimi tutamayıp kahkaha attığımda ses tonunda duyulan alay acayip hoşuma gitmişti. Genelde alay etmediğini iyi biliyordum. "Kendi nemrut suratından haberin yok herhalde." Kalın ve biçimli kaşlarını çattı. "Kızlar ölüyor bu surat için, ne konuşuyorsun sen?" Yüzümü buruşturarak aynen cnm şekline getirdim. "Iyy, ne çirkin oldun öyle sen? Zaten çirkinsin şimdi daha beter oldun." "Sevmediysen atla o zaman aşağıya." Dedim yapay sinirle bağırırken. "Neden seni aşağı itmiyorum da kendim atlıyorum mantıksız birey? Hem şu surattan da kurtulmuş olurum." Cümlesini acayip mantıklı bulurken aşağı düşersem ölme ve sakat kalma ihtimalimi hesaplamaya başladım. "Keşke senin kafada yaşasaydım bu hayatı Alis." Keyfinin yerinde olması beni mutlu ederken anın güzelliğine kilitlenip kalmıştım. Yan yana olmamızın sebebi cinayet değildi, vaka değildi. Sebepsiz oluşuydu galiba bu kadar mutlu olmamı sağlayan. Cevat Ufuk, bana iyi geldiğinin farkına varırsan ne tepki verirdin merak ediyorum. ~•~ Yıpranan sinirleri yüzünden neye saracağını şaşıran Ezgi çareyi benim yüzümü boyamakta görmüştü. Bu sefer onu umursamayacak kadar mutlu hissediyordum kendimi. Bunun sebepsiz olmadığını bilsem de gerçeği kendime saklamayı tercih etmiştim. Onun yanında hissetmemem gereken şeylerin etrafımda dönmesine izin versem de bunun için endişe duymayacak kadar göklerde olduğum gerçeğiydi. Telefonum titrediğinde Ezgi'nin saniyelik ayrılışı sonrası ona uzandım. Ezgi işine geri dönmüştü. Gelen bildirime odaklandığımda f*******:'tan olduğunu fark ettim. • Bugün Cevat Ufuk'un doğum günü! • İlk başlarda şaşırsam da sonra ona bir hediye alma isteğiyle dolup taşmıştı içim. Büyük ihtimal ağzını sürükleyerek onun için aldığım hediye için beni aşağılayacaktı ama içten içte sevineceğini biliyordum. "Neye sırıtıp durduğunu öğrenebilir miyim?" Diye sordu beni düğüne hazırlar gibi boyarken. Bir tek bukleli saçlarım eksikti. "Sence bir erkek için en ideal hediye ne olurdu?" Sorusunu farklı şekilde yanıtladığımda ellerindekini masaya bırakarak şüpheli ve korkunç bakışlarla beni süzdü. "Normalde gömlek, parfüm ya da saat olarak cevaplardım sorunu ama bu dedektif bozuntusuna uymayacağı için daha değişik şey almanı önerirdim." Kaşlarım çatıldı. "Hediyenin dedektif bozuntusu için olduğunu nereden çıkardın?" Soruma karşılık baygın bakışlarla bir süre beni izledi. Gözlerinden oluk oluk -sen bu masalları anana anlat- sözcüklerinin aktığını anlamak için ultra salak olmak gerekiyordu. Yutkunarak kafamı salladım sakince. Son anda aklıma gelen şeyle yerimden fırladım. "Ezgi bakmam gereken mağazalar var, tutma beni haydi ben kaçtım." Kenarda duran çantamı aldığımda zaten hazır durumda olduğum için resmen evden fırladım. Ezgi arkamdan "rujunu tamamlasaydım" diye bağırsa da geri dönememiştim çünkü iki kat sürmüştü zaten daha öncesinde. Kapıyı açtığımda ayakkabımın tekini giyiniyordum ki karşı komşum Melahat teyzeyle dedikodu yapan Süheyla ablayla karşılaştım. "Süslenince kıza benziyorsun," yaptığı yoruma iğrenç sayılacak tebessüm göndererek merdivenlerden inmeye başladım hızla. Hayır kafamda onca iş varken seninle uğraşamam Nemrut kadın! Cevat'ın bir haftadır aramaması kötü olsa da aslında cinayet olmadığı için sevindirici olması zorunluluğunu hatırlattım kendime. Normal bir zamanda arasa ne olur yani? Beni götürdüğü çatı katından sonra ona daha fazla ısındığımı biliyordum. Belki de Ezgi'nin dediği gibi biraz daha farkında olmalıydım. Mağazaların önünden geçerken vitrinlerdeki eşyalara da bakmayı ihmal etmiyordum. Güzel bir tablo? Evi bir oda olamayacak kadar rezil durumda olduğu için böyle bir şey almak anlamsız olurdu. Duvara asılmalık süs silahlar? Kendisinin silahı vardı zaten. Ego karşıtı ilaç? Bence mükemmel bir hediyeydi ama eczacılık bölümünden mezun olacak birisi olarak bunun mümkün olmadığını hatırlayarak üzüldüm. Oflayarak kaldırıma oturdum hayal kırıklığına uğrayarak. Onun dalga geçmeyeceği bir hediye bulmak neredeyse imkansızdı. Suçluları kovalayan kanun adamı olsa da kanunsuz işler yapıyordu. Ayrıca cesetten korkmayacak kadar soğukkanlı aynı zamanda hatıralarına çiçek eken ince ruhlu bir adamdı. Kafamı kaldırıma vurma isteğiyle yanıp tutuşurken karşı taraftaki gördüğüm kitapçıyla beynimde yanan ampulle duraksadım. Fyodor Dostoyevski'nin altın eseri Suç ve Ceza kitabı en mükemmel hediye olabilirdi. İşlediği cinayetin ardından psikolojiden tutmuş aşk hayatına, adalete, drama uzanan bir başyapıtı ona hediye etmekten gurur duyardım. Daha fazla zaman kaybetmeden karşı tarafa koştum bütün hızımla. ~*~ Yüzümden silemediğim aptal sırıtışımla Cevat'ın evine doğru ilerlerken evde olup olmadığından da emin değildim. Şansımı deniyordum sadece. Apartmana girdiğimde içimde boğamadığım heyecanım yüzünden neredeyse düşüp bayılacaktım. Bu kadar heyecanlanmanın gereksiz olduğunu bilsem de kendime engel olamıyordum. Hediye paketini arkamda gizleyerek derin nefes aldım ve kapıya vurdum. Yerimde durmak için zorlanırken saniyeler saatlere çevrilmiş gibiydi. Kapının açılma sesiyle gözlerimin kararması da aynı zamanda olsa da karşılaştığım manzara yüzünden yaşadığım tedirginlik de uçup gitmişti. Uykulu gözlerle bana bakan Cevat üstsüzdü. Yani, bildiğimiz... Birkaç kez şahidi olduğum dövüş sahnelerini de şimdi açıklayabilirdim. Bu hangi ara yapıyordu bu kası çıkaracak sporu? "Niye geldiğini söylemeyeceksen kapatıyorum." Onu hiç terk etmeyecek olan uyuzluğu beni kendime getirirken bakışlarımı uykulu mavi gözlerine çıkardım. Yutkunmam işe yaramadığı için boğazımı temizlemek zorunda kalmıştım. Uyuz herif kenara çekilsene içeri geçeyim. Ne diyeceğimi şaşırdım? Sahi ben buraya niye geldim? "Ben şey.." "Cevat, gelen kim?" İçeriden gelen tanıdık kadın sesi yüzünden susmak zorunda kalmıştım. Kısa bir süre sonra Cevat'ın arkasında beliren Sevgi'nin yardımıyla eksik parçalar tamamlanmıştı. Şöyle ki Cevat'ın eksik tişörtü onun üzerindeydi. Yalın ayak onun peşinden gelmişti. Kollarını arkadan onun boynuna sararak omzunun üzerinden sessizce bana bakmaya başladı. Koşarak uzaklaşma isteğim her ne kadar ağır bassa da orada kalmak için direndim. İkinci kez yutkunduğumda kendime gelmem gerektiğini hatırlattım kendime. "Ben aslında -" "Dışarıda bekle geliyorum. Benim de söylemem gerekenler var." diyerek aralık kapının arkasına geçti. Kapı aralık olsa da içeride olanları az çok tahmin edebiliyordum. "Şimdi tişortümü geri almak zorundayım," Cevat'ın konuşmasının ardından Sevgi'nin kıkırdamalarını duydum. İçerideki havasızlık başımı döndürürken hiç beklemeden dışarı çıktım. Burnuma dolan soğuk hava beynimi uyuştururken elimde sıktığım hediye paketini inceledim. Resmen tırnaklarımla işkence etmişim kağıdına istemeden. Kapı açıldığında Cevat normal şekilde yanıma geldiği. Yüzünde ilk zamanlara özel soğukluk vardı sadece. Her şeyden uzaktı, duygudan bile. Hediye paketini istemsizce arkama gizleyişime anlam verememiştim. Cebinden çıkardığı sigarasını dudaklarına götürerek çakmağıyla yaktı. Şaşkınlıklarım üst üste katlanıyordu. Benim yanımda hiç yapmadığı şeylerine tanık oluyordum. "Birkaç dava için Aykut'a yardım edeceksin." Sigarasını havaya üflediğinde inanamayan gözlerle ona bakıyordum. "Ya sen?" Sorduğum sorunun saçmalığı devasa boyuttaydı. Kendinden emin olmak için düşük beyinlerin onayına ihtiyacı yoktu ki onun. Duraksayarak yüzüme baktı. Mavi gözlerinde alaycı bir duygu yakalamak için de razıydım. Yoktu işte. "O sürede Sevgi benimle olacak." İnsan kalbinin ezilmesinin neye benzediğini söyleyemezdim ama bu şekilde hissettiğime yemin edebilirdim. Kafamı salladım sadece çünkü söyleyecek hiçbir şeyim yoktu. Sevgi ve ben bir yere geldiğimizde ortaya çıkan sonuçlar rahatsız ediciydi. O da seçimini yapmıştı. Yüzümü çevirerek gitmek istesem de arkamda sakladığım hediyenin varlığıyla duraksadım. Gözlerine bakmadan hediyeni isteksiz şekilde ona uzattım. "f*******:'ta gördüm doğum günün olduğunu. Kutlu olsun." Birkaç saniye sonra havada kalan elimden hediye çekildiğinde arkama bile bakmadan koşar adımlarla ilerlemeye devam ettim. Gözümden akan yaşı öfkeyle silerken kendime kızıyordum. O sana umut vermedi ki hiçbir zaman. Salak gibi boşu boşuna havada gezen sendin. Seninle bi çatı katında oturdu diye özel mi oldun? Tekrar dolan gözlerimi sildim hışımla. Ezgi'nin o kadar yaptığı makyajı hatırladığımda çaresizce yerimde kalakaldım. Şimdi kim bilir neye benziyordum. Cidden umursamam gereken bu muydu? Tekrar yoluma devam ettim. Bu sefer yolculuk Aykut'un babasının ortağı olduğu şirketiydi. Telefonumun ön kamerasını açarak akan makyajımı temizledim ve içeri girdim. Her zaman ki yerinde oturan kıza ismimi ve soy ismimi söylediğimde geçebileceğimi söylemişti. Ayku'un yakın arkadaşı olmam prosedura engel değildi. Kapıya vardığımda dışarıda oturan sekreter kıza zoraki tebessüm gönderdim. Kapıya vurduğumda onay aldığım gibi içeri girdim hızla. Bilgisayarda kurcalanan Aykut "hoş geldin" dedi kısaca. "Hoş buldum," ayaklarımı sürükleyerek karşısındaki kanepeye oturdum. "Bugün bana eşlik edeceksin, bildiğin gibi." Önümdeki cam masanın üzerindeki dosyalara dikmiştim gözlerimi. Ona bakmadan kafamı salladım. "Pek istekli gibi görünmüyorsun." dediğinde şiştiğini bildiğim gözlerimi ona çevirdim. "Aynen." Cevabım onu şaşırtmış olacak ki kaşları hayretle havalandı. Ortaya çıkan yeşillerinin beni heyecanlandırması gerekirken hiçbir şey hissetmemiştim. "Olay ne?" Davanın hemen kapanmasını dileyerek olaya geçtim hemen. "Cesedi inceliyorlar bilgilerin yüklenmesini bekliyorum," dediğinde bu sefer ben şaşırdım. Cevat olayın arka yüzüyle ilgilenirken Aykut daha çok bilgilerle ilerliyordu. Taktiğini yadırgamam normaldi. "Ceset nerede bulunmuş? Şüpheli kim? Ölüm sebebi ne? Son telefon kaydı falan var mı? Bir şey söylemeyecek misin?" Anlık olarak patladığımda Aykut'un yüzünde daha önce göremediğim ifade belirmişti. "Bu kadar kısa bir sürede bunlara alışmana şaşırdım açıkçası. Az kalsın Cevat'la konuştuğumu sanacaktım." dediğinde yüzümü buruşturdum. Resmen beni salak gibi görüyordu. "Aykut, neden senin yanına gönderildim?" Bunu daha fazla yapacağımı sanmıyordum. Nefesini dışarı vererek bilgisayarından tamamen uzaklaştı. Durumlar iyi değildi ve benim de bunda elim vardı habersiz olsam da. "Cevat'ı öfkelendiren bir olay oldu." "Tamam, öfkesini neden benden çıkarıyor o zaman?" Sevgi'ni seçmesinin sebebi başkaydı. Yine de sıkışan kalbime iyi gelmemişti bu gerçek. "Bir nevi seni ilgilendiriyor." Kurduğu cümle sonrası kaşlarım çatıldı. Acaba ne yapmıştım kendimden habersiz? "Cevat'ın elde etmemesi gereken bilgilere ulaşma suçundan mahkemeye çıkacak bir hafta sonra. Ona yardım suçundan Sevgi de yargılanıyor." Aykut'un duygu barındırmadığı açıklaması üzerine içinde durduğumuz binanın çöktüğünü sandım. Daha kendisini ispatlamamışken bir de ikinci bir suçlamayla karşı karşıyaydı. "Bir dakika," Sanki rüyadan uyanmış gibi korkuyla ayağa fırladım. Aykut'un gözlerine baktığımda pişmanlığın kırıntısıyla karşılaştığımda aklımı kaçıracağımı düşündüm o an. "Aykut onu benim sattığımı düşünmüyor değil mi?" Az önce ağladığım için dolan gözlerim bu sefer yanma hissi vermişti. Aykut yavaşça ayağa kalkarak önümde dikildi. "Onu sen mi şikayet ettin?" Cevap vermediği yetmezmiş gibi gözlerime de bakmıyordu. "Kafasına estiği gibi hareket ederek insanların hayatını tehlikeye atıyordu. Burada insan hayatından bahsediyoruz. Canından olan yetmezmiş gibi hapse atıp özgürlüğünü kısıtladığımız adamlar da var." Sesi yüksekti, sanki kendisini haklı çıkarmak istiyordu. "Neden benim sattığımı düşünüyor?" Bu sefer gözlerime odaklandığında az önceki gibi duygusuzdu. "Çünkü öyle gözükmesini sağladım," ağzımdan hıçkırık kaçtığında elimle ağzımı kapattım. "Aykut bunu neden yaptın?" Kırık çıkan sesime öfkelendiğini yeşillerinin koyulaşmasından anlamıştım. "Çünkü bunun senin için önemli olmadığını biliyordum. Olmamalı da." Haklı çıkmak istercesine kelimelerin üzerine basarak konuşması sinirlerimi bir üst düzeye taşıyordu. Hayretle ona bakarken ne ara bu kadar değiştiğini hatırlamaya çalışıyordum. Cevat haklıydı, tanıdığım adamdan eser kalmamıştı. Aykut'un alaycı gülüşünü gördüğümde bir adım gerileme hissi yaranmıştı bende. "Şimdi de Cevat'a mı takıldın yoksa?" Bir anlık öfkeyle söylenen şeylerin yılların hatırasının sildiğine şahit olmuştum. Çocukluğumdan tanıdığım insan şimdi bir yabancıyla dönüşmüştü. Elimde olmadan attığım tokadın acısını içimde hissetsem de yüzümde sadece korku ifadesi vardı. Karşımda duran insanı tanıyamama korkusu. "Sen kimsin? Neye dönüştüğünün farkında mısın? Cevat'a takıldığım için mi gözyaşı döküyorum ben? Beni bir ispiyoncu olarak göstermeni umursamayacağımı düşünerek beni daha ne kadar alçaltabilirsin? Yanında hiçbir işe yaramasam da bana fazlasıyla para ödüyor sorunlarımı çözmem için. Borçlu olmasa da beni koruyor ve hayatına alıyor. Ve ben de sırf senin için onu satıyorum çünkü neden yapmayayım? Gözünde bu olduğumu göründüğümü bilmek... Aykut bunu asla affetmeyeceğim." Hafif kızaran yüzünü bana tam çevirmeden dinlemişti. Neden tepki vermemişti? Tokat atılan Aykut bu kadar sakin kalamazdı. Kalbimdeki acını geçirmek adına ona ikinci tokadı da atmak için can atıyordum ama bunun işe yaramayacağını biliyordum. Çünkü Cevat'ın bana sormadan hakkımda karar vermesi bütün acıların başında geliyordu. Eve nasıl geldiğimi bile hatırlamazken apartmanın önündeki kaldırıma oturdum takatsiz şekilde. Beni Aykut'un yanına gönderen Cevat'ın mesajı açıktı. Kimin için geldiysen ona da git deme şekliydi. Peki bana neden sormamıştı? Konuşmadığı şüphelilerin katil olma olasılığına şüpheyle bakarken benden bu kadar emindi. İçimin söküldüğünü hissetsem de göğsümdeki acı hafifleyecek türden değildi. Dizlerime gömdüğüm kafamın üzerinde hissettiğim elle irkilerek yukarı kaldırdım. "Süheyla abla?" Şaşkınlıkla ona bakarken yanımda oturdu her zamanki hırkasının önünü çekiştirerek. "Mavi gözlü çocuk mu üzdü seni?" Sorusu üzerine ağlamam şiddetlenirken kendisine çekti usulca. Göğsüne yasladığım kafamın patlayacağını sanıyordum neredeyse. "Geçecek mi Süheyla abla? Sanki sittinsene benimle kalacakmış gibi hissediyorum. Göğsümde fil oturmuş gibi hissediyorum." Kendi benzetmeme kendim gülerken ne kadar salak gibi göründüğümü düşünüyordum. "Gençlik böyle bir şey işte kızım. Sen geçmeyecek sanırsın ama unuttuğunu bile hatırlamazsın." "Peki neden böyle olmak zorunda? Neden bu kadar üzülmek zorunda kalıyorum?" Kafamı kaldırarak gözlerine baktım. Dışarıdan farklı gibi görünen kadının aslında şefkatli yanı olduğunu eskiden bilirim. Mine'yi kaybettiğimizde en büyük desteği ondan görmüştüm. "Böyle olmak zorunda çünkü sen böyle hissediyorsun. Seni üzmelerine izin veriyorsun? Güvenin mi kırılmış, bunun için üzülecek olan kişi sen değilsin karşındaki. Hayatından çıkan insanlar için üzülmen normal ama hayat devam ediyor bir şekilde. Bu kargaşada seni gerçekten seven aileni unuttuğunun farkında mısın? Annen, baban, ablan, abin hepsi seni karşılıksız ve değer vererek seviyorlar. Bunu bilerek kendine eziyet etme." Hıçkırıklarım iç çekişmelerine çevrilirken gözümü kuruladım. Haklıydı, bunu kendime yapmamalıydım, buna hakkım yoktu. Cevat'ın da dediği gibi kendimi sevmeliydim ve bunu suç olarak görmemeliydim. "Teşekkür ederim abla," diyerek ayağa kalktım. "Ben yokum bir hafta, haberin olsun abla." Anlık kalkışıma şaşıran Süheyla abla da ayaklandı. "Nereye kız böyle apar topar?" Diye sorunca apartmanın kapısından geri baktım. "Evime..."
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE