P-18

2638 Kelimeler
Kahvemi yudumlarken Ezgi'nin öldürücü bakışlarına tuşlandığımı da fark edebiliyordum. Dağınık sarı saçlarını arkadan özensizce örmüştü. Efe'den ayrılmasına ben de üzülüyordum ama durumun ciddiyeti beni korkutmuyor değildi. Efe iki gündür ortalıkta yoktu. En azından şimdiye kadar elinde çiçek ve çikolatayla kapısına dayanmalıydı. En sonunda Ezgi'nin öldürücü bakışlarına dayanamadım ve patladım. "Ezgi ne var Allah aşkına?! Sabah kuaföre gittik, alışveriş yaptık, yemek yedik, tekrar alışverişe gittik şimdi de starbucks'ta kahvemizi yudumluyoruz. Daha ne yapalım?" İsyan edercesine bağırışım ardından o korkunç bakışlarını benden çekmedi. Uyuz Cevat bile bu kadar kötü bakamıyor ya. "Durduk yere ne çıkışıyorsun? Ayrıca iyiyim, idare etmene gerek yok!" -Sen şaka mısın?- bakışımı atınca gözlerini devirerek telefonuna odaklandı. "Ezgi senin kuaför ve alışveriş günlerininin aynı haftaya denk gelmesi bile kıyamet alameti demek." Bakışlarını telefonundan ayırmazken bir şeyler homurdandı ama duyamamıştım. "Lan?! Şşş..." Cevap gelmeyince kolunu dürttüm. Sinirle kolunu benden uzaklaştırdı. "Rahat bırak ya iyiyim dedim!" He lan he! İyiymiş, ben de yedim. Salak! Homurdanarak önüme döndüm sinirle. Canım ayaklarım, yalvarışlarını duyuyordum neredeyse. Mesaj sesiyle masanın üzerinde duran telefonumu elime aldım. ~:~ gönderen: Gavat neredesin? elinin köründe! yazıyor... bu ne cesaret? gelince tanışmak isterim ehueheuh şaka yaptım yaa... konum at sebep? damızlık dana arıyorlar, adresini göndereceğim -_- Git bir köşede öl mümkünse şakayı bırak, konumunu at iyi be Al! görüldü ~:~ Telefon elimden alınınca rüyadan uyanmış gibi etrafıma baktım. "Ergen kızlar gibi ne sırıtıyorsun telefona bakıp?" kaşlarını çatan Ezgi telefonumu kurcalamaya başladı. "Ezgi, telefonumu ver lan! Herkesin hayatına kimse karışamaz!" Debelenmeye çalışsam da telefonu diğer eline alarak mesajları okudu. Rezil doldum iyi mi? "Gavat mı? Bu mesajlar ne lan böyle? Sevgili olmuşsunuz haberimiz yok. Puh sana!" Deliye dönen Ezgi resmen yüzüme tükürdüğünde gözlerimi kapatarak elimi yüzüme götürdüm silmek adına. "Efe'ye şikilatam diyorum diye beni azarlıyordun. Çok yaratıcıymışsın gerçekten." Gözlerini devirerek telefonu masaya bıraktı gürültülü şekilde. İkinci kez eyvah çünkü Efe'ni hatırlatan olay olmuştu. Tiz sesle ağlamaya başlayınca sandalyemi yaklaştırarak ona sarıldım. "Tamam, geçti. Daha iki gün oldu kızım, bir haftayı edemez o sensiz." Masadan peçete alarak sesli şekilde burnunun sümüğünü sildi. Öğk! Bu kıza depresyon yaramıyor. Umarım en kısa sürede bunlar barışırdılar yoksa çekilecek çilem vardı. ~*~ Ezgi sakinleştikten sonra kalkmak istese de Cevat'a konum attığını söyleyip tekrar oturtmuştum. "Bugün görüşeceğinizi söylememiştin." Gözlerimin yerinden çıkmasını sağlayan devirme attığımda kaşlarını çatmış bana bakıyordu. "Onun sevimsiz suratını vaka dışında hiçbir şekilde görmek istemiyorum. Tahammülüm de yok!" "Yine ne atıp tutuyorsun sen?" Mevzusu açılır açılmaz hemen damlamıştı. Karşımdaki sandalyeni çekerek önümde oturduğunda Ezgi'ye bakınca kaşlarını çattı. "Merhaba, kötü günündesin sanırım." Ezgi boş ver dercesine elini salladı. "İyi o zaman hazırlan gidiyoruz." Kafamı salladım sandalyeme astığım çantamı aldığımda. "İstersen yanında kalabilirim," Üzgün bakışlarını bana dikince içimde bir şey koptu sanmıştım. Bekle sen Efe, çekeceğin var benden. "Beni merak etme, akşam kızlarla toplanacağız zaten. Bir terapi de orada var." Hafif tebessüm ettiğinde ben de ayağa kalkarak kafasının üzerinden öptüm.  "Üzülmek yok," "Yok." beni onayladığında son kez ona bakarak Cevat'ın peşinden ilerledim. Kahvemi de yanıma almıştım çünkü bu uyuz herifle konuşunca boğazım kuruyordu. "Bakan da seni depresyon doktoru sanır. Kendi kafana sürecek ilaç bulamazsın yeri geldiğinde." Önden gittiği için yüzünü görmesem de sesindeki alayı ciğerlerime kadar hissetmiştim. "Eczacılık okuduğumu dikkate alırsak her türlü ilaç bildiğimi söylemek isterim." dediğimde ses gelmemişti. Bak böyle oturturlar kayayı üzerine. Zaferle kahvemi yudumladım. "Bu vakada Sevgi de bize eşlik edecek." İçtiğim kahve boğazımdan başka her yere giderken yerimde kalarak delicesine öksürmeye başladım. Geriye dönerek sırtımdan vurmaya başladı. "Şimdiye kadar hayatta kalman şans meselesi. Bir kahveyi de doğru düzgün içemiyorsun." "Bu şimdi mi söylenir?" dedim öksürüklerimin arasında. Az önce öleceğimi sanmıştım. "Senin kafan iyi mi? Bir de senden izin mi alacaktım?" Kaşlarını çatarak kısık gözlerini tamamen görünmez yaptı. "Bir zahmet söyleseydin. Buraya kadar zahmet edip de gelmezdin." Bu sefer kaşları havaya kalkınca mavi göz bebekleri ortaya çıktı. Manzara mükemmel bu arada. "Patron benim, istediğimi işe alır istediğimi de atarım. Sen de sessizce benim dediklerimi onaylarsın." Gözlerimi kısarak ona meydan okusam takmadan arabaya binmişti. Ben de somurtarak Cevat'ın arkasındaki yere geçtim. Panda yuvarlansın üzerinde çim niyetine. Arabayı çalıştırdığında çıt çıkmıyordu. Ben bu kızdan neden nefret ediyordum? Hah, hatırladım. Davette bana bir merhaba bile dememişti, üstelik laf sokmuştu, arada bir alayla beni süzmüştü. Tahta parçası! "Bakıyorum da bazı kişiler varlığımdan rahatsız olmuşa benziyor." ön koltuktan havalı sandığı sesle konuşmaya başlamıştı. "Bundan daha fazla belli edemezdim şekerim." Sesimdeki iğrençlik diz boyuydu. Cevat'ın sinirle tısladığını duydum. Geber öküz, ne diye musallat ediyorsun bunu başımıza? "Olduğun konumda zekan yüzünden durduğunu falan mı zannediyorsun?" Arkaya çevrilerek gözlerini bereltmişti resmen. Yavaş, yuvadan fırlayacaklar şimdi. "Nasılsam öyle de davranıyorum en azından. Yapmacılık abidesi olmaktan iyidir inan ki." "Sesinizi kesecek misiniz?" Cevat'ın öfke ve sinir karışık uyarısı tartışmamızı bölmüştü. "A-ma" diyerek kendimi savunmak istesem de yine yarıda bölündü. "Sessizce oturup vakayı çözmeye yardım mı edeceksin yoksa evine mi bırakayım seni?!" Kollarımı önümde birleştirerek son vurucu bakışımı attım dikiz aynasından. Bekle sen, panda yavrusu kafana otursun da dünya kaç bucakmış gör. Telefonu çaldığında hoparlörü açarak arabanın hızını arttırdı. "Merhaba çocuklar, nasılsınız?" "Ted bunları boş verelim şimdilik. Olay ne tam olarak?" Islak terliğe basmış gibi yüzümü buruşturarak Sevgi'nin çıkışını dinledim. ".. Sevgi? Yanlış mı aradım?" "Ne yazık ki doğru aradın Ted. Bu arada iyiyiz sen nasılsın?" Bu sefer her ikisi sinirle bana döndü. Ne var lan, beş yüz sayfalık cinayet kitabındaki katili söyledik sanki.  "Alis, sesini duymak güzel. Sağ ol ben de iyiyim. Vakaya geçecek olursak: kurbanımız otuz yaşında bekar bir erkek, bankacı. Cesedi komşular bulmuş banyoda, kokudan rahatsız olarak kapıyı açtırdıkları zaman. Kurban diyabet hastası, düzenli olarak insülin iğnesi yaptırıyor-" "Ted iyice paslanmışsın, kanıt falan var mı onları anlat." Bu sefer Cevat ve benim bakışımız onun üzerinde toplanmıştı. "Ted işini gayet düzgün yapıyor. Onu anlayacak kapasitede değilsin sadece." İçimde laf sokmanın verdiği eğlence dalgası yayılınca bunu yüzüme yansıtmamaya çalıştım. Havalı olmak önemli! "Affedersin de sen kim oluyorsun? O benim kaç yıllık arkadaşım ve onun tarafını tutsan da yaranamayacaksın, üzgünüm." Sen ne diyon bacım? Ağzımı açmıştım ki Cevat'ın dikiz aynasından attığı bakış yüzünden tekrar geri kapattım. Bu üç oldu! "Seni dinliyoruz Ted." Telefonda hafif kıpırdamalar duyuldu. Muhtemelen klavye sesleriydi. "İyi haber, öldürüldüğüne dair kanıt yok, kötü haber şimdiden bir şüphelimiz var." Normalde yerlerini değişik söylemesi gerekirdi ama Cevat'ın arkadaşı olunca durum değişirdi. Anlıyorum! "Bunun neresi kötü ki? Vakaların çoğunluğu zaten ilk şüphelinin katil olmasıyla sonuçlanıyor." Dedi kendisinden emin şekilde konuşurken. Allasen vakit kaybetmeden şu camdan atla da oksijenimiz israf olmasın. Başıma kramplar girmeye başladı artık. "Sen Aykut'un yanında çalışarak iyice ona benzemişsin. Kalıba girmişsin resmen."  Cevat'ın konuşması üzerine gülmemi tutamamıştım ki elime ağzımı kapattım. Gözlerini büyüterek ona baktı. "Ne alakası var?  Seninle birlikte çalıştığım zaman da aynı taktikleri uyguluyordum." Kendisini savunmak adına ağzının içinde bir şeyler gevelese de Cevat'tan onaylayıcı hiçbir şey duyulmadı. "Benden bu kadar, bilgilendirmeye çalışacağım yeni haber öğrenirsem." Telefon kapanınca ben de şu sevimsizin yüzünü görmemek adına pencereye odaklandım. "Görürsün, katil gözaltına aldıkları şüpheli çıkacak." "Bundan nasıl bu kadar emin olabiliyorsun? Adamı görmedin bile, onu da geçtim konuşmaya yeltenmedin." "Cevat sana inanamıyorum. Çok değişmişsin." Cevat'tan ses çıkmayınca o da üstelemedi. Benim ara ara camı açıp nefes almaya çalışmam ve Cevat'la dikiz aynasında bakışlarımızın kesişmesi dışında bir olay çıkmamıştı. Araba apartmanın önünde durduğunda kaşlarımı çatarak dışarı çıktım. Şimdiden binanın önüne sarı şerit çekmişlerdi. Şeridin önünde duran polisler merakla içeri bakmaya çalışan insanları oradan uzaklaştırıyorlardı. Cevat ve Sevgi'ni gören polis memuru başıyla selam vererek geçmeleri için kenara çekildi. Şeridi kaldırarak Sevgi'nin geçmesini beklerken şimdi beni arkada bırakacak diye beklerken şaşırtıcı bir hareket sergileyerek geçmem için kafasıyla işaret etti. Ölecek miyim ne?! Apartmandan içeri girdiğimizde havadaki gerilim insanı rahatsız edici türdendi. Elinde fotoğraf makinesini tutmuş bir kadın yanındaki iki adamla bir şeyler hakkında konuşuyorlardı. Küçük odalardan fırlayan insanları hayretle izliyordum. Öyle ki kapının önünde dikilen Cevat'ı fark etmeden ona çarptım. Dikkatsizliğime alışmış olacak ki arkasını dönüp laf sokma zahmetine bile girmedi. Gözüm zemine kaydığında yüzümü buruşturdum. Ceset olmasa da fayansın üzerinde çizilen beyaz çizgi orada az önce yatan ölüden haber veriyordu. Zor sığdığımız banyoda üçümüzden başka kimse yoktu. Cevat musluğun yanına çölmüş duvarı inceliyordu. Sevgi de sırasınca küveti inceliyordu. Sıkılmış şekilde bakışlarımı musluğun üzerinde duran aynalı dolaba çevirdim. İçerisinde bir erkeğin kullanacağı türden sıradan şeyler vardı. Jilet, tıraş köpüğü, diş fırçası, kulak çöpü, jel gibi.. "Adam bakımlıymış," kulağıma üflenen nefesle irkilerek dibimde bitmiş Cevat'a baktım. Bu kadar küçük odada yan yana durunca bu duruma düşmemiz normaldi. "Onu nasıl anladın?" Bakışları bana çevrilince bir an için mavilerinde küçük yolculuk yapmış gibi olmuştum. Kendisine yeni bir dünya oluşturuyordu. Sağda duran bakım ürünlerinden görebilirsin, ayrıca erkekler nadiren kulak çöpü kullanırlar." Diyerek göz kırptığında kıkırdamamı gizleyememiştim.  Telefonunu çıkarak kurcalanmaya başladı. "Şüphelinin bilgileri ne durumda?" Tabii ki Ted'i aramıştı. Bunlar sevgili gibi ne çok konuşuyorlardı böyle ya?! "Dışarıdan bakılınca gerçekten katil gibi duruyor. Polisleri suçlamamalı. Evini gezdiğiniz adamın yakın bir arkadaşı oluyor şüphelimiz. Kurban Demir Aracı'nın kabarık bir banka hesabı varmış. Bilin bakalım dün gece bu paralar kimin hesabına transfer edilmiş?" Tabii ki de bir numaralı şüphelimizin hesabına. Sana söylemiştim dememi sevmesen de öyle oldu." Cevat oflayarak bu sefer kurbanın yattığı yere eğildi.   "Soruşturması devam ediyordur artık kendiniz öğrenirsiniz sonucunu. Ben kaçar, randevum var." Üçümüzün de bakışları telefona kitlendiğinde hepimiz adeta çarpılmış gibiydik. "Sen iyi misin lan? Bilgisayarlarınla aşk yaşadığını biliyordum da bu raddeye geleceğini fark etmemiştim." Ardına kadar açılmış gözlerim Sevgi'nin gözleriyle buluştuğunda hemen kaçırdım. Iy, tipe bak! "Şu anda dalga geçilmesi gereken kişi sen oluyorsun Cevat çünkü benim görüştüğüm birisi var en azından." Herkes dumura uğramış cevap verecek halde değildi. "Görüştüğün kişi Derya mı oluyor Ted?"  Sesim daha çok içime kaçmış gibiydi. Ne ara oğlum? Ne a r a? "Alis, orada olduğunu unuttum bir an Cevat'a odaklanınca. Aynen görüştüğüm kişi tam olarak Derya. Zaten sen tanıştırdın bizi, bunun için sana teşekkür ederim. Neyse beni tutmayın, size başarılar!" Kafasını omuzunun üzerinden kaldırarak bana bakan Cevat'a karşılık sırıttım masumca. Kesinlikle bunu sonra konuşacağız bakışıydı bu. O da daha fazla üstelemeden olayın detaylarını konuşmaya başladı. "İnsülin iğnesi damara veya kas içine değil, cilt altına enjekte edilir. Eğer intihar edeceksen bunun doğru şekilde yapılması gerekiyor. Bu cinayet için de geçerli. Eğer ki cinayeti bu şekilde yapacaksa onun da bu işlerden iyi anlaması gerekiyor." "Cinayet sebebi buysa o zaman katil kurbanı tanıyordu. Sonuçta insülin hastası olduğundan haberdardı." Beni onaylarcasına kafasını salladı. "Şu anda burada zaman kaybettiğinizin farkında mısınız? Bütün mesele bankacı arkadaşında ve sizin tek yatığınız aptal iğneleri tartışmak." Sevgi'nin sinir bozucu konuşmasının ardından gözlerimi devirdim. Cevat bıkmış şekilde ona döndü. "Sevgi tatil gününü benim yanımda geçirerek hata yapıyorsun." dedi eldivenlerini takarak.  "Nasıl? Buraya yardım etmeye geldim." Sinirli açıklamasına Cevat hayretler içerisinde karşılık verdi. "Sence yardıma ihtiyaç duyacak birisi olarak mı gözüküyorum dışarıdan? Düşük beyinlerin onayına ihtiyacım olmadığını hatırlatmak isterim." Gülmemek için dudağımı ısırsam da ağzımdan kaçan sese engel olamamıştım. İlk başlarda öfke seviyesi tavan yapsa da içeride benim olduğunu hatırlamasıyla geri tepmişti. "Peki, istediğin buysa gidiyorum o zaman.." eldivenlerini çıkararak kapıya doğru gitse de son anda geriye çevrildi. "O kızı bana tercih edecek kadar düştüğünü sanmıyorum yine de." dedi yüzüme bile bakmazken. Hem benim hakkımda konuşuyor hem beni takmıyor. Salağa bak. "Adım Alisia bu bir, ikincisi kimse kimseyi tercih etmiyor. Sadece fazlasıyla sinir bozucusun." Öfkeli gözleri bana döndüğünde dudakları ince bir çizgi haline geldi. "Ya benimle hiç muhatap olma ya da hayaletten bahseder gibi benim hakkımda atıp tutma." Tam karşısında durarak net şekilde söylediklerimden sonra son kez Cevat'a bakarak hışımla banyodan çıkmıştı. Cevat da işini bitirdikten sonra dışarı çıkınca ben de onu takip ettim. "Kafanda neler var?" diye sordu polislerle dolu koridordan geçerken. Bir taraftan da eldivenlerini çıkarıyordu usulca.  "Bilmem aklımda bir şey yok şimdilik." Yan bir bakış attığında yüzündeki alayı kör bile fark ederdi. Resmen uyuzluğunu aldığım oksijende soluyordum. "Sherlock Holmes'un dediği gibi, bakıyorsun ama gözlemlemiyorsun." Masanın üzerinde duran dosyanı alarak sayfalarını çevirmeye başladı. "Neyi görmemi bekliyorsun ki? Hayattaki tek heyecanım otobüste yer kapmak, ne bekliyorsun ki benden?" Sesimi kısık tutmaya çalışarak konuştum sinirle ona baktığımda. Dosyalara gömülü mavilerini kısa süreli bana çıkardı ve tekrar eski yerine odaklandı. Aniden dosyayı kapatarak hızlı adımlarla dışarı çıktığında neye uğradığımı şaşırmıştım. Kafana taş düşesice bir yerde dur beş saniye ya! "Ferhat, banyoyu kontrol ettiğinizde borularda ya da her hangi bir muslukta bozukluk var mıydı?" Genç yaşlarında olan polis memuru kısa süreli gözlerini üzerimde gezdirerek tekrar ona döndü.  "Hayır abi, her şey normal şekilde çalışıyor evde. Sadece mutfaktaki muslukta biraz sorun var." dedi açık kapını işaret ederek. "Belli oluyor," Birikmiş bulaşıkları incelediğimizde Cevat'ın homurdanmasını duymuştum. "Tek şahit bu bankacı arkadaş mı? Bir tek onun ve birkaç komşunun ifadesini gördüm de." "Aynen abi, sadece elimizde bunlar var." Kafasını sallayarak birkaç kez omzuna vurdu çocuğun dışarı çıkmadan önce. Peşinden koşar adımlarla ilerlediğimde sarı şeridi kaldırarak geçmemi bekledi. Bu çocukta bir sorun var normalde böyle incelikler yapmaz. En azından bana... "Aslında işimi hiç olanaklara bırakmam ama bu seferlik yapacağım." Dedi kemerini taktığında. Kaşlarım havaya kalktı hayretle. "Neden yapıyorsun o zaman?" diye sorduğumda yüzüme bakmadan arabayı park halinden çıkardı.  "Havamda değilim."  Şimdi anlamıştım onun bu hallerini. Telefonunu çıkararak Ted'i aradı. "Randevum olduğunu söylemiştim!" "Fazla zamanını almayacağım, kurbanın son telefon görüşmeleri lazım." "Mesaj olarak atarım sana" "Tamamdır, sağ ol." Telefon kapandığında Cevat da sessizliğine gömülmüştü. "Neyin var?" diye sordum gözucuyla ona bakarak. "Anlatsam dinler misin?" Ani sorusu karşısında şaşırmamış değildim açıkçası.  "Neden dinlemeyeyim ki?" Soruma karşılık gülse de bir şey dememişti. Gözlerimi kırpıştırdığımda gülüşüne takıldığımı fark ettiğimde hemen bakışlarımı çektim. N'apıyosun geri zekalı?  Telefon sesiyle ikimizin de bakışı oraya yöneldi. Nereye gittiğimi bile sormayı unutmuştum. Güne eksilerde başlamıştım resmen. "Son telefon görüşmesinde kayda değer bir numara  var. Tahmin et ne?" Kaşlarımı çatarak düşünmeye başladım. "Bankacı arkadaşı?!" Nefesini sesli şekilde dışarı verdiğinde gerilmiştim.  "Başlayacağım bu arkadaşa ha! Biraz kalıbından çıksana kızım!" "Ne bağırıyorsun? Polis olan sensin, açıklamayı da sen yap." "Asistan değil misin? Ne işime yarayacaksın?" Diye sorunca gözlerimi kıstım meydan okurcasına. "Bana bak, ben Sevgi'ye benzemem üzerinde bi otururum görürsün pandacığın marifetini." Ağzını açarak konuşmak istedi ama bana bakınca tekrar geri kapattı. "Nereden musallat olduysan bana?! Neyse, bozuk musluklardan sonra sizlerde olmayan mantığımızı devreye soktuğumuzda tamirci çağırısını tahmin etmek zor olmuyor. Konuşmalarda arıza çıktığını ve tamircinin gelemeyeceği bildirilmiş. Ama banyodaki musluğu incelediğimde olmayan sorunu gidermeye çalıştıkları fark ediliyordu. Asıl sorunu çözmeyi unutmuş zeki arkadaş. Şimdi tek yapmamız gereken işte olan tamircilerin listesine ulaşmak." Diyecek söz bulamadığımdan sessizce önüme döndüm. Açıklaması imkansız gibi görünen şeyleri kendisi anlattığında gayet basit geliyordu. Kendimi salak gibi hissediyordum sonunda. Tekrar cebindeki telefonu çıkardı kulağına götürerek. "Merhaba beyinsiz." Telefonun diğer ucundan sinirli sesi duymak zor olmamıştı. Kiminle konuştuğunu merak etmiştim ama herkesi böyle ezdiğini düşünürsek gayet normal durumdu. "Çocukluk arkadaşınla vaka çözüyoruz ne yapalım biz de." Küçük bir kahkaha attığımda Aykut'la konuştuğunu anlamam uzun sürmemişti. "Tamirci listesiyle uğraştığından adım gibi eminim Aykut'c*m. Nasıl mı?" Yüzüne bakıldığı zaman onu aşağılamasından zevk aldığına yemin edebilirdm. Fenasın Cevat! "Oğlum küçücük beyninde nelerin döndüğünü anlamak zor değil ki?!" Telefonu kulağından uzaklaştırarak bir süre bekledi. Muhtemelen ona edilen küfrü duymak istemiyordu. Niye kaşınıyorsa? "Şimdi söyle bakalım bizim vakaya en çok uyan şüpheli kim?" Karşı tarafı dinledikten sonra kafasını salladı. "Aynen öyle beyinsiz, katil o adam. Yakalatma emrini çıkarır çıkarmaz konuşturun her şeyi dökülecek zaten. İçeriye tıktığınız o masum adamı da bırakın." ... "Aykut, insanlığın atığısınız biliyorsun değil mi?" Gülerek karşı taraftan yükselen bağırışı dinliyordu. "Ben de seni canım, öptüm." Nihayet telefonu kapatarak yanına bıraktı. Canı gerçekten sıkılmış olmalıydı çünkü her çözülen vaka sonrasında heyecanla olayı anlatırdı. "Niye yapmış peki?" Sorum bir süre havada asılı kalmıştı. Derin nefes alarak bana çevirdi her şeyi dikkatle inceleyen mavi gözlerini. "Tamirci listesinde en çok uyan kişinin eski mesleği bizim ikiliyle aynı. Eskiden yaptığı yolsuzluk yüzünden işinden atılmış. Büyük ihtimalle de bu ikisini tanıyordu. Aralarında ne geçti bilmiyorum ama paralara ulaşmak için fırsat kolladığı belliymiş. Sonra iş yerine Demir tarafından telefon ediliyor ve bum! Mükemmel cinayet ayağının altına seriliyor. Oraya gitmiyormuş gibi yapıyor sonra oraya varıyor. Tamirci adı altında içeriye dahil oluyor sonra arkadaşını yani kurbanını tehdit ediyor paralar için. Nihayetinde onu öldürüyor çünkü kimden şüpheleneceklerini iyi biliyor. Şimdilik bu kadar." Kafamı sallayarak söylediği kelimeleri sindirmeye çalıştım o zaman boşluğunda. Akşama anca yer ederdi şişmiş kafamın içine. "Şimdi nereye gidiyoruz?" diye sordum meraklı gözlerle ona baktığımda. "Küçük bir cenneti ziyaret edeceğiz" dediğinde istemsizce heyecanlandığımı hissetmiştim. Onun hayatına dahil olan bir şeyi öğrenmek beni heyecanlandırıyordu, hem de fazlasıyla. ~*~
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE