24. Bölüm

4216 Kelimeler
Geceyi bile gölgede bırakan bir intihar aşk Affet beni sevgilim ölümün soğuk teni bedenimi sardığında Ben seni affetmiş olacağım "Seni bu denli eğlendiren nedir? "diye sordu Grace, sitemli bakışlarını diktiği Leonard 'ın, dans etmeye başladıklarından beri yüzünde kendisini oldukça şaşırtan gülümsemesini bir an bile eksik etmediğini fark ederek. Aslında bu duruma memnun olmalıydı. Leonard kendi yanında , dışarıda olmadığından daha fazla rahat hissediyordu kendisini. Bunu bakışlarının arasında gizlenmeye çalışan minnet duygusundan anlayabiliyordu Grace. Buna çokça memnundu fakat kısmen de olsa kendisi bu kadar gerginken gülünecek bir yön bulamıyordu. Daha da kötüsü neden bu kadar gergin olduğu konusunda kendisinin de bir fikrinin olmayışıydı. Leonard Grace'in çakmak çakmak olan bakışlarından gözlerini bir an bile ayırmayarak onun sitemle kurduğu sorusuna cevap vermek için kulağına doğru uzandı. Yanağı kadının pürüzsüz tenini yalayıp geçerken yasemin kokusunu çekti tek nefeste. Grace'in de bu temasla nefesini tuttuğunu fark ederek gülümsemesini genişletti."Kollarımda bir kuş gibi titriyorsun Grace. " Grace ,Leonard 'ın dokunuşunun etkisiyle bir anlığına kapadığı gözlerini açarak bir adım geri gitti. "Ve bu sizi eğlendiriyor mu Lordum ? " Bakışları sitemli görünse de ses tonu kadife kadar yumuşaktı. "Kısmen." Leonard genç bir oğlan gibi, hatta hiç büyümemiş, daha kötülük görmemiş yirmisinde bir delikanlı gibi umursamaz bir tavırla omzunu silkerken Grace'in de yüzünde belli belirsiz bir gülümseme peyda oldu. Leonard aslında hiç çocuk olmamıştı da şimdi üzerine oturmaya başlayan bu çocukluk coşkusu daha bir yakışıyordu sanki. Leonard hiç çocuk olmamıştı da yaramazlık yapmaya, annesinden azar işitmeye, hiç derdi yokmuşcasına oyun oynamaya hasretti sanki. Leonard hiç çocuk olmamıştı belki de. Dizleri kanadığında kendi kendisine yaralarını sarmayı öğrenmiş, bir anda büyümüş, hayatın o beli büken ağırlığını sırtlanmıştı. Grace adama baktığında şu anda yüzünde yeşermeye başlayan mutluluk ifadesi karşısında derin bir kedere sürükleniyordu. Öylesine yabancıydı ki bu ifade Leonard ile hiç özdeşleşmemiş gibiydi. Ne acıydı ki insanın insandan aldığı bütün yaraların sebebi yine insandı ve Leonard'ın gülümsemesini sinsi bir hırsız gibi çalmışlardı geçen zamanda. Öylesine iç burkuyordu ki bu , Grace tutmasa kendini , hatta boş verse her şeyi oturup yıllarca Leonard için gözyaşı dökerdi şüphesiz. Öylesine can yakıyordu ki bu, bakışlarında kaybolup gittiği adamın geçmişine yas tutardı ömrü tükeninceye dek. Neyseki şu an her şeyi geride bırakan tasasız bir Leonard çıkarmıştı o enkazdan . Neyseki o yakışıklı yüzüne bir o kadar yakışıyordu bu mutluluk gülümsemesi. Kara gözlerinin etrafındaki sis bulutları dağılıyordu birer birer. O gözlerden bir güneş çıkacakmış gibi pırıltılar beliriyordu bir anda. Grace bu adama daha önce hiç aşık olmamışsa bile şu an aşk namına ne varsa Leonard' a dönüşüyordu sanki. Mümkün olabilirmiş gibi. Grace ,sevda namına ne varsa Leonard ın bakışlarında, nakış nakış işliyordu yüreğine. Büyük bir hataymış gibi. Grace ,Leonard 'a her baktığında, alev alıyordu üstün körü yaralarını sardığı yüreği. Sonra küllerinden bir zümrüdü anka gibi doğuyordu yeniden. Bir günah gibi. Grace günahların en büyüğünü ,kendisini cehenneme altın tepside sunacak kadar kötüsünü yapıyormuş gibi özenle yerleştiriyordu sevda tuğlalarını yüreğine bir bir. Her bir tuğla orta yerinden çatlayacakmış hissi boğuyordu bu gece kendisini . Her bir tuğla bir bir üzerine yıkılacak da geriye korkunç bir enkaz kalacakmış gibi korkuyordu . Fakat Leonard'ın kollarında unutuyordu her şeyi . Geçmişi . Yalanları . Kötü anıları . Unutuyordu gecen zamanı . Unuttuğu için olsa gerek adını koyamadığı bir ilmek örülüyordu boynuna. Kendisini dar ağacına götürmek ister gibi. Fakat buna rağmen Leonard öyle bir sarıyordu ki kendisini her şeyden ,hatta kendisinden bile, korur gibi. "İnkar da etmiyorsunuz üstelik." "Ah... Grace. Gözlerindeki okyanusta bir garip tutsağım. Takılmışım akıntına nereye sürüklesen oraya gelirim. " Leonard Grace'i olabilirmiş gibi kendisine daha da yakınlaştırırken , dudaklarını kendisine ah ettiren kadının tenine kuş tüyü gibi belli belirsiz dokunduruyordu. Ölümü olacaktu bu kadın . Fakat mesele ölmek değildi . Leonard bu saatten sonra bu kadın için her şeyini feda edebileceğini , gururunu, ünvanını , zenginliğini heba edebileceğini biliyordu . Leonard Grace'e teslim olmanın hiç de sandığı kadar zor olmadığını , aksine bu teslim edişin kendisine yeni bir hayat verdiğini biliyordu. Ama o da bilsin istiyordu. Kimseyi umursamadan , kollarında tedirgince değil de olabildiğince rahat , güvende ve huzurlu hissetsin istiyordu. Grace Leonard'ın her fırsatta kendisine bu kadar yakın durmasına kalbinin artık dayanamayacağını hissediyordu. Üstelik dudaklarının arasından dökülen mısralar bir gün katili olacaktı. Yıllarca bunu beklemişti Grace. Leonard ile mutlu olabilecekleri ihtimalini hep yüreğinin bir köşesinde asırlık sır gibi tutmuştu. Şimdi o ihtimalin karşısında böylece dimdik durduğunu görmese ,Leonard kendisini bu denli bırakmamacasına sıkı tutmasa bugün ölmek isterdi. Fakat adam öylesine güçlüydü ki Grace kendisini küçücük hissediyordu. Fakat adam öylesine zarifti ki Grace kendisini kaba saba hissediyordu. Adam öylesine güzeldi ki Grace kendisini bir hiç sanıyordu. Ne çok yanılıyordu oysa. Ne çok hataya düşüyordu. Bir görse adamın kendisine nadir bulunan bir çiçek gibi baktığını, bir görse yıllarca hazine peşinde koşan bir adamın sonunda istediği hazineye ulaştığını fark eden bakışlarıyla baktığını nasıl yanıldığını, nasıl hata yaptığını anlardı. "Kim diyor, yine adını bilmediğiniz bir şair mi?" Leonard Grace'le ilk tanıştıkları zamanlarda kurduğu cümlelerin kendisine dönüşüne kahkahayla yanıt verdi. O zaman en az Grace kadar şaşkına döndüğünü hatırladı kısa bir an için. "Yasemin kokulu bir kadının omuzlarında yaşamak ne denli müthiş bir histir bilinmez." Leonard farkında olmadan dudaklarından çıkan kelimeleri idrak ettiğinde anlık şaşkınlığını saklayamamıştı. Ne diyordu? Ne saçmalıyordu? Bakışları kadını bulduğunda onun da kendisinden farkı olmadığını görebiliyordu . Okyanus mavisi gözlerini hayretle açmıştı. Leonard bir anlığına yanlış görmediyse eğer, yalnızca bir anlığına oraya yerleşen hüznün kayboluşunu izlemişti. Sonra kurduğu cümle ise her şeyi berbat etmişti "...diyen bir şair tanıyorum " Anılardan sıyrıldığında gözlerindeki yangınla baktı kadına "Hayır Grace...Hayır" Bakışlarındaki parıltılar yoğun bir arzuya dönüşürken "Bu sefer değil." dedi. Grace inanamazcasına bakarak bir kez daha Leonard 'dan uzaklaşırken,ki buna uzaklaşmak denemezdi etraftaki herkesin bakışının üzerlerinde olduğunu fark ederek " Lütfen. " dedi. Fakat bu cümle her yöne çekilebilirdi. "Ne ?" diye sordu Leonard hiçbir şeyin farkında değilmiş gibi davranmakta ustalaşmış bir oyunbozan gibiydi. "Rahat durmalısınız." Grace adamın bakışlarındaki arzuyu fark ederek gözlerini kaçırırken derin bir nefes aldı. Fark ediyordu ki Leonard ile dans etmek zamanla tatlı bir işkence haline dönüşüyordu. Zira vals yapmaktan çok uzaktı onların dansı. "Neden? " Leonard tek kaşını anlamak ister gibi kaldırdığında kadının kızarmaya başlayan yüzünü hayranlıkla izledi. "Yoksa kötü dans ettiğimi mi ima ediyorsunuz Leydim?" Grace adamın bunca kalabalıkta nasıl bu kadar utanmaz olduğunu sonra tartışacaktı . Kaşlarını iyiden iyiye çatarken "Sizinkisi dans etmekten çok ..." Ne diyeceğini bilemeyerek sustu. Aklından geçenler dudakları arasında can bulmuyormuş gibiydi. "Sevişmek gibi mi?" Leonard ,Grace'in daha da kızaran yanaklarından kendisinin ne demek istediğini anladığını görebiliyordu. Fakat anlaması için buna gerek yoktu. Zira Grace ellerinin her hareketine kışkırtıcı bir şekilde tepki veriyordu. Cümlenin devamını getirdiğinde ise kadının olduğu yerde çakılıp kalışını izledi . Şüphesiz Leonard daha önce hiçbir dansından bu denli keyif almamıştı. Grace Leonard'ın sözleri karşısında şaşkınlığını saklayamayarak "Leonard !" dedi tiz bir sesle. Fakat balo salonunda zaten sürekli kendilerini izleyen bakışlar altında bu yaptığının hoş olmadığını anlaması da uzun sürmedi. Leonard'ın ise hala gülümsemeye devam etmesi sinir bozucuydu. Kimi kandırıyordu ? Şüphesiz gülmek en çok Leonard 'a yakışıyordu . Şüphesiz gülmek kabiliyeti Leonard ile aynı anda yaratılmıştı. Yıllarca yüzüne oturmuş katılığı bozan bir büyü gibi Leonard'ın çehresini aydınlatıyordu. Grace onun gülerken gözlerine yansıyan ışıkla aydınlanıyordu. Fakat yine de biraz anlayışlı olmasını bekliyordu. Bu garip gerginlik git gide artıyordu . Neden böyle hissediyordu hiçbir fikri yoktu fakat tek bildiği kalbi göğüs kafesine sığmıyordu. "Ne ?" Leonard umursamaz bir tavır takınmaya özen gösterek omuzlarını silkti. " Yaptığımın doğru algılanıp" algılanmadığını merak ediyorum sadece" Grace ,adamın kendisiyle oyun oyun oynadığını biliyordu.Adam kendisini utandırmayı seviyordu, adam marifetli ellerinin etkisine tepki verişini seviyordu. Adam yanaklarının kızarmasını, Grace'in ona karşılık vermesini seviyordu. Madem bu kadar seviyordu kadın da daha fazla dayanamayıp Leonard 'ın oyununa onun gibi yanıt vermeyi deneyerek bakışlarını adamın dudaklarına dikti. "Kesinlikle doğru algılanıyor Lordum." dediğinde ise Leonard'ın aniden değişen yüz ifadesinin keyfini biraz olsun yerine getirebilmiş olduğuna şükür etti. Leonard ise Grace'in kendi dudaklarına diktiği bakışları altında kasılmıştı bir anda. Kadın anlamıştı anlamaması saçmalık olurdu. Kendi oyununa onun gibi cevap veriyordu. Kendi oyununda savunmasız bırakıyordu. Gözleri kararırken elinin altındaki artık ezberlemeye başladığı çıplak teni gezintiye çıktı.Grace'i bu elbise içinde gördüğünde hayranlığını gizleyememişti. Normalde de oldukça zevkli bir kadındı Grace, fakat bu gece ayrı bir havası vardı. Giydiği koyu lacivert elbisesinin içinde bir kraliçe gibi görkemliydi. Fakat daha sonra fark ettiği sırtındaki derin dekoltesi karşısında öfkesini ve daha çok kendisini belli eden kıskançlığını gizleyememişti. Baloda tüm aç kurtların hedefi olacaktı. Ona kızmak için açtığı dudakları onun büyük bir hevesle beğendin mi diyişiyle geri kapanmıştı. Fakat Leonard bu gece sabrının sınanacağını önceden kestirebilmişti. Balo salonuna girdiklerinde ise tam da tahmin ettiği gibi tüm erkekler neredeyse Grace'in ağzının içine düşecekti. Dans kartına adını yazdırmak isteyen düzinelerce adam sıraya girmişti. Leonard ise sevdiği kadına kimsenin dokunmasına katlanmaya niyetli değildi. Bir hırsla yırtıp atmıştı kartı. Kimin ne dediği umrunda değildi. Bu gece Grace ile dans eden tek erkek olacaktı. Hatta bir sonraki geceler de buna dahildi. "Kesinlikle... Bunu anlayacak kadar zeki bir kadın olduğunuzu biliyordum" "Tanrım !Dük hazretleri çok utanmazsınız" Grace Leonard ile başa çıkamayacağının farkına vardığında gülümsemesini saklayamadı. "Asla Grace.. Asla sana olan hislerimden utanmam." "Herkesin gözü üzerimizdeyken..." "Umrumda değil. " Leonard sert bir ses tonuyla Grace'in cümlelerini yarıda kesti. Başkalarının ne düşündüğü hakkında uzun bir konuşma daha çekemeyecekti. " Şu an seni burdan alıp götürmemem için hiç bir sebep yok." "Bunu ne kadar istesem de sen York Dükü olarak sıkandallara karışmamalısın" Grace Leonard 'ı dans alanında bırakıp gittiği geceyi hatırlayarak bakışlarını kaçırdı. "En azından bundan sonra." "Ya karışmak istiyorsam." Leonard ellerini Grace'in dekoltesinden aşağı indirirken kadının buna verdiğı tepkileri zevle izliyordu. "Sizinkisi şımarıklık"dedi Grace Leonard'ın dokunuşları altında ses tonunu belli bir düzeyde tutmakta zorlanarak . "Ah şuna da bakın . Şımarıklık öyle mi? " Leonard gözlerini kısarak sevdiği kadının dudaklarına yaklaştı. "Ke-Kesinlikle " Leonard elleriyle kadının açıkta kalan sırtında hiç de masum olmayan gezintisini sürdürürken kadının elleri altında iyiden iyiye gerilen bedeni karşısında gülümsedi "Bu sözlerinizi unutmamanızı istiyorum Bayan Catelin " "Ya unutursam? " Leonard tehlikeli bir yavaşlıkla Grace'in kulağına doğru yaklaştı . "Hatırlamanız için elimden geleni yapacağıma emin olabilirsiniz" ..... "Bunu yapmak istediğinize emin misiniz Leydim?" "Yapmak ve yapmamak arasında bir tercih hakkım yok Bay Cooper."Cassandra arabadan inip Brighton malikanesinin bahçesine adım attığında bir anda kolunu tutan ellere kısa bir bakış atarak gözlerini kıstı. "Neden?" Dedektif Cooper ise kadının bakışlarındaki katılığı fark ettiğinde yaptığının bilincine vararak hızla ellerini çekti. "Neden her şeyi en başa döndürmeye çalışıyorsunuz?" "Hayır Bay Cooper. " diyerek duraksadı Cassandra "Her şeyi en başa döndürmeye çalışmıyorum. " Gözlerine ulaşmayan gülümseme yer edinirken dudaklarında , kibirli bir bakış atarak "Her seyi yeniden başlatıyorum. " diye devam ettiğinde "Neden?" diye tekrarladı Dedektif Cooper. "Bunu neden yapıyorsunuz? " "Peki bu sizi neden bu kadar ilgilendiriyor?" Cassandra bu adamın anlam veremediği bir şekilde kendisine karşı çıkışına öfkelenmeye başlıyordu. Bugün için yıllarca beklemişti. Bu anı kafasında defalarca kurmuş Leonard ile karşılaşacağı zamanı iple çekmişti. Herkes onu unutmuşken , herkes onsuz yeni bir hayata başlamışken o sadece beklemişti . Zira elinde beklemekten başka ne vardı? Yapabildiği en iyi şeyi yapmış , sevdiği tüm insanları arkasında bırakmış ve gitmişti bu şehirden. İyi biri değildi belki , iyi işler yapmamıştı fakat o böyle unutulmayı da haketmemişti. Oysa onun yarası en ağır olanıydı ona göre. Kendi annesi dahil kimse yanında olmamıştı. Yarasını kendisi sarmış, hüznünü teselli etmiş , kimseden yardım dilenmemiş ve geri döneceği zamanı beklemişti. Artık soru sorma sırası kendisindeydi. Cassanda çok küçük yaşta çok büyük işlere kalkışmıştı . Altından kalkamayacağını bildiği ve kalkamadığı işler. Fakat kendisi de en az diğerleri gibi kaybetmişti. Buna rağmen kimse ona elini uzatmamıştı. Senelerce beklemişti. Acısını omurgasında taşımış, hüznünü gözlerinden uzak tutmuş ve nefretini bilemişti. Cassandra Londra'ya her şeyi yeniden başlatmaya gelmişti. Şimdi sadece bir haftadır tanıdığı bu adam , kendisinin söylediklerine kulak asacak kadar aptal bir kadın olduğunu mu düşünüyordu? O halde çokça yanılıyordu . "Söyleyin Bay Cooper neden?" Leydi Clayton keskin buz mavisi bakışlarındaki tehlikeli pırıltılarla kendisine baktığında irkilmeden edemedi Dedektif Cooper .Ardından gelen soru üzerine ise bocalayarak yerinde olabildiğince dikleşti. Bakışlarını tedirgince kadının buz mavisi gözlerinde sabitledi. O gözlerde en ufak bir duygu görmüyordu . Bu gözlere sahip kadın birilerinin celladı olabileceğini haykırır gibiydi. Keskindi. Kendinden emindi. Acımasızdı. Bir insan nasıl bu kadar hissiz bakabilir diye düşünmeden edemedi. Cevap bekleyen bakışları neden diye soruyordu kendisine. Zira hakkı vardı. Fakat Dedektif'in buna verebilecek mantıklı bir cevabı yoktu. Bu konu kendisini neden bu kadar ilgilendiriyordu? Onun da diğer aristokratlardan ne farkı vardı? Bakışları kadının her bir parçasını ayrı ayrı tartıyordu. Buz mavisi gözlerindeki kendini beğenen ifadeyi, soylu bir aileden geldiğini belli eden zarifliğini fakat buna rağmen emrivaki tavırlarını tartıyordu. Ve daha bir sürü nedenden ötürü bu kadının onlardan ne farkı vardı bilmiyordu. Cassandra sorduğu soruya adamın hiçbir tepki vermediğini fark ederek tüm zarifliğiyle başını yana doğru eğdi. Bakışlarında ne istediğini bilen bir kadının ışıltıları dolanıyordu. Ne yapması gerektiğini bilen. Dudakları alayla kıvrılırken "Ben de öyle düşünmüştüm " diye devam etti. Dedektif ise karşısındaki kadının acımasızlığı karşısında titredi. Onu bu kadar gaddar yapanın ne olduğunu merak etti. Onu bu kadar gözü dönmüş hırslı birine çeviren nedeni merak etti. Fakat duyacağı her şeyden korktu. O güzel kafasından geçen düşünceleri duymaktan korktu. Ne için gelmişti? Ne için Londra'daydı bilmiyordu fakat tek görebildiği, kadın konuştukça büyüyordu sanki. Konuştukça küçülüyordu Dedektif Cooper. Zira kadın her hareketiyle kendisinden üstün olduğunu bağırıyordu . Kraliyet soyundan gelen asilliği kendisini eziyordu. Kadın bunu bilerek yapmıyordu. Kadın elini sallasa , bir çay bardağını tutsa, kaşını çatsa belki , ufak bir tebessüm etse onu hiç tanımayan birinin bile bu kadın karşısında eğilmekten başka çaresi yoktu. Tüm bunlara rağmen kadının karşısında durabildiği kadar dimdik durmaya çalıştı. Ellerini büyük bir yavaşlıkla saçlarından geçirirken "Fakat yapmak zorunda değilsiniz " . dedi yeniden. "Gençsiniz, güzelsiniz. akıllısınız. Her şeyden önce Leydi Clayton'sunuz. Ama yapacağınız şeyin mantıksızlığını göremeyecek kadar körsünüz . " dedi. Bu cesareti nerden bulduğunu dahi bilmiyordu. "Richard..."Cassanda derin bir nefes alarak karışısında duran dedektife yaklaştığında onun tereddütünü fark edebiliyordu. Tereddüt de etmeliydi. zira kiminle konuştuğunu unutmuşa benziyordu. Cassandra başka zaman olsa dedektifin bu yaptığını tebrik edebilirdi. Daha önce kendisiyle bu denli açıkça konuşan biri olmuş muydu? Daha önce yaptığının yanlış olduğunu anlatan biri çıkmış mıydı? Yaşadığı şu süre zarfında böyle bir adama rastlamamıştı belki fakat rastlaması buna izin vereceği anlamına da gelmiyordu. Herkesin, duracağı yeri bilmesi gerekliydi. Dedektife iyice yaklaştığında elleriyle adamın yakasındaki görünmeyen tozları silkeledi. "Sence ben sonuçlarını önceden fark edemeyecek bir kadın miyim? " Richard bu yakınlıktan ve daha çok kadının mezarlık kadar soğuk bakışlarından rahatsız olarak bir adım geri gittinde kadının adını söylemesini şaşkınlıkla karşıladı. Bu, onu yapacağı işten vazgeçirmek için ikna etmeye yetecek yakınlığı sağlamıyordu elbette. Fakat vazgeçirmeliydi . Leonard Harrington sıradan bir adam değildi . V. York Düküydü. Ingiltere'nin en saygın adamlarından biriydi. Ama daha önemlisi acımasızdı, soğukkanlıydı. Ve çokca tehlikeliydi. Geçmişte aralarında yaşananlar hiçbir şeyi değiştirmezdi. Bu kadın ateşle oynuyordu ya kendini yakması işten bile değildi . "Ne istiyorsunuz o halde? Yapmak zorunda mısınız ?" "Evet" "Neden?" Cassandra adamın ısrarı karşısında sabrının son demlerini yaşıyordu. "Zira yapmak istemeseydim asla Londra'ya gelmezdim." Dedektif Cooper bu kadının bile bile kendisini uçurumdan atmasına anlam veremiyordu "Fakat elinizde bulunan kozun nasıl bir geri dönüşü olabileceğini tahmin edebiliyor musunuz?" diye sorduğunda kadının kendisine anlamadığını belirten bir ifadeyle bakışına karşılık açıklama yapma gereği duydu. "Ya tersi olursa?Ya sizin istediğinizin aksi gerçekleşirse ?" "Mümkün değil " dedi . Cassandra tüm ihtimalleri hesapladığını düşünerek. "Sebep? " "Leonard'ı tanıyorum" "Hayır Leydim... Hayır!" Dedektif Cooper başını yana doğru eğerek "Siz eski Leonard Harrington'u tanıyordunuz" Cassanda dedektifin sözleri karşısında kaşlarını öfkeyle çattı. Leonard 'ı uzun zamandır görmemişti. Sadece çok sert bir adama dönüştüğünü duymuştu. Ama bir şeyden emindi Cassandra. Her şey değişse bile, Leonard yalandan nefret ederdi. Bu değişmezdi, biliyordu. Fakat yine de aklının bir köşesinde acaba sözleri yankılandı fakat aldırmamayı seçti. Dedektif'e son kez kısa bir bakış atarak sadece "Gidelim"diyebildi. ..... Çok uzaklardan sevgilim bin yıl belki geçse aradan geleceğim sana "Dostlarım, bu kadehimi kardeşten de öte gördüğüm Leonard ile güzeller güzeli Bayan Catelin için kaldırmak istiyorum." Taylor büyük bir gülümsemeyle Leonard 'ın omzuna ellerini koyup "Onun da bir gün aşık olabileceği kimin aklına gelirdi" diyerek devam ettiğinde masada oluşan kısa süreli gülüşmelerin ardından Leonard en yakın arkadaşına dönerek "Bundan zevk alıyorsun değil mi ? " diye sordu. "Kesinlikle!"Taylor içten bir sekilde hahkaha atarken eliyle güzel karısıyla konuşan Grace'i işaret etti. "Ne dersen de o senin yeni başlangıcın Leo. " Leonard Taylor'un gösterdiği yere bakarak Maggy ile konuşan Grace'i izledi bir süre. Maggy'nin anlattığı bir olayı gülümseyerek dinliyordu. Arada hafifçe çattığı kaşları yüzünde dans ediyormuş gibiydi. Ve kirpikleri dalgalanıyordu okyanus mavisi gözlerinde. Leonard için kadına bakmak bir ömre bedeldi sanki. Her bir zerresine hayran olmamak elde değildi. Kadın güldüğünde sol yanağında olusan minik çukura hayran oluyordu Leonard . Bir eliyle elindeki kadehi tutarken diğer eliyle omzuna düşen bir tutam saçı kulaklarının arkasına koyuşuna hayran oluyordu. Ardından kendisine dönen sımsıcak aşk dolu bakışlara hayran oluyordu. Öyle bir kadındı ki Grace, hayranolunası bir kadından çok daha fazlasıydı belki. Ama her şeyden önemlisi o kendisine aitti. Arkadaşına dönerek çarpık bir gülüş takındı. "O benim yeni başlangıcım." Grace Maggy'nin Brighton Kontesi ve kızları hakkında anlattığı komik olayları ilgiyle dinlerken aniden kafasını Taylor ile konuşan Leonard'a çevirdiğinde onun da dikkatlice kendisini izlediğini fark ederek gülümsedi. Adam öyle bir bakıyordu ki uzakta bir yerlerde çöllere yağmur yağıyordu sanki. Öyle bir bakıyordu ki bir çocuk kahkaha atıyordu . Öyle bir bakıyordu ki gökkuşağının sonundaki hazine gerçekten vardı . Grace adamın bakışlarından kendisine akan hayatı yudumluyordu sanki. Zira adam kadına candı. Adam baktıkça kadın çoğalıyordu. Adam baktıkça kadın yeniden doğuyordu . Öyle güzel bakıyordu ki Grace, iyi ki diyordu. Iyiki sevmişim seni. "Bu senin eserin." "Ne?" Grace Leonard'a öyle dalmıştı ki yanındaki tüm sesler önemini yitirmişti sanki. Bakışlarını ne ara yanına geldiğini bile hatırlamadığı Leydi Clayton'a diktiğinde onun anlayışlı bakışlarıyla karşılaştı . Maggy 'nin ise artık yanında olmadığını sonra fark edecekti. Çenesini bir bilge edasıyla dikleştiren yaşlı kadın "Leonard..." dedi ve yeğenine kısa bir bakış atarak Grace'e döndü . "Onu hayata döndürdün" "Yeniden öldürmek için..." Grace üzgünce kaşlarını çattığında Leydi Clayton onun masada bulunan ellerinin üzerine koydu ellerini. Onun nasıl da vicdan azabı çektiğini görememek imkansızdı. Grace yaptığından pişmandı ama o da biliyordu ki yapılması gerekiyordu. "Grace.... Tatlım " "Bir şey söylemenize gerek yok Leydim" Grace Leydi Clayton'un sözlerini yarıda keserek ''Zira beni teselli edebilecek bir şey de yok" dediğinde "Yok ...." diye onayladı onu Leydi Clayton. Grace'in vicdanıyla olan iç hesaplaşmasının farkında olarak. "Fakat yine de söylemek için can atıyorum " diyerek gülümsedi . "Ne düşünüyorsun bilmiyorum ama korktuğun gibi olmayacak." "Bundan nasıl bu kadar emin olabiliyorsunuz ?" Grace Leydi Clayton'un umut vaat eden sözlerine kanmak istemiyordu. "Bir hafta öncesinde bana sorsaydın eğer sana işlerin hiç de kolay olmayacağını söylerdim... kızım " Leydi Clayton tüm samimiyetiyle gülümseyerek devam etti."Fakat şimdi bakıp gördüğüm tek şey sana aşık bir Leonard . " "Aşkın bu konuda bana yardım edeceğinden şüpheliyim ..." Leydi Clayton Grace'in bu kabullenmiş halinden hoşlanmayarak "Peki ya Leon ? " diye sordu. "O sizin çocuğunuz . Leonard bir oğlu olduğunu öğrendiğinde seni affedecek." "Öyle mi dersiniz? " Grace inanmadığını belli eder şekilde başını salladığında bir süre sessiz kaldı. Ardından kararlı bir ifadeyle "Bu gece..." dedi sessizce. "Ama önce Leonard'ın tepkisini bilmem gerek " "Bunu konuştuğumuzu hatırlıyorum " Leydi Clayton sitemle kaşlarını çattı . "Burası uygun bir yer değil. " "Biliyorum fakat kendimi hazır hissetmiyorum " Grace sıkıntıyla derin bir nefes alırken "Bilmem gerek " diyebildi. "Ne olursa olsun artık bir şeyleri saklamak istemiyorum. " "Bir sorun mu var ? "Leonard gülümseyerek Grace ve teyzesinin yanına geldiğinde ikisinin de bir anda susup , suratlarının bembeyaz oluşuna karşılık " Arkamdan kuyumu mu kazıyorsunuz ?" diye sordu gülümsemeye devam ederek. "Ah... Deli çocuk. "Leydi Clayton yeğeninin ne ara yanlarına geldiğini farketmemiş olda da durumu kurtarmak adına " Ben de tam Bayan Catelin'i malikeneme davet ediyordum ." dedi. "Tüm Londra aşkınızı konuşuyor fakat sen teyzenin evine bile getirme zahmetine girmiyorsun" "Senin meşgul olman gereken misafirlerin yok mu teyze?" Leonard sitem eden teysesine imayla baktı . Leydi Clayton ise yeğeninin bu imasına neredeyse gözlerini devirecekti. Bir bilse misafirlerinin kim olduğunu işte o zaman bu denli ukala bir şekilde kendisiyle konuşabilecek miydi şüpheliydi. Kısa bir sürenin ardından Grace ve yeğeni arasında gezdirdi bakışlarını. Madem Grace Leonard'ın tepkisini merak ediyordu o halde merakını biraz olsun gidermenin de bir sakıncası yok gibiydi. Derin bir nefes aldığında Grace'in gözlerinin içine baktı. "Aslına bakarsan konusu açılmışken ..." "Leydi Clayton!" diye uyardı Grace.Kadının ne yapmaya çalıştığını anlamış gibi. Leydi Clayton ise Grace'e onaylar bir bakış attı. Madem Grace bir yola giriyordu bunu engellemeyecekti. Leonard er ya da geç öğrenecekti gerçekleri. Grace ne kadar kaçarsa kaçsın elbet sonunda olacak olan gerçekleşecekti. "Aranızda bilmediğim ne var?" Leonard kıstığı gözleriyle karşısındaki ikiliye baktı bir süre. Bir şeyler sakladıkları açıktı. "Bayan Catelin..." Leydi Clayton Grace 'e kısa bir bakış attıktan sonra yeğenine çevirdi başını. "Sanırım ben bir kaç eski dosta merhaba diyeceğim . Sizinle balonun sonunda görüşürüz " dedi. Leonard'ın sorusunu cevapsız bırakarak yanlarından ayrıldığında ise Grace tereddütle Leonard 'a dikti bakışlarını. "Iyi misin Grace" diye sordu Leonard endişeyle " Titriyorsun ve sana yemin ederim bu defa benim suçum değil " "Leonard..." Grace Leydi Clayton'un arkasından bakıp Leonard'a döndü. "Sana söylemem gereken önemli bir şey var." Leonard kaşlarını olabildiğince çatarken "Seni dinliyorum" dediğinde bir süre cevap alamadı Grace 'den. Bir şeylerden mi korkuyordu ,yoksa Leonard ,Grace 'in bu davranışlarını yanlış mı yorumluyordu emin olamadı. "Söylemen gereken şey çok mu kötü? " "Hayır! " dedi Grace telaşla" Aslına bakarsan bir mucize. " Leonard rahatlayarak omuzlarını düşürdü. Elleriyle Grace'in kollarını tutarak gülümsedi. "O halde söylemelisin" diye devam ettiğinde Leonard 'ın gülümsemesinden cesaret alan Grace "Seninle ben daha önce..." diyecek olduysa da cümlenin devamını nasıl getireceğini kestiremeyerek yeniden susmak zorunda kaldı. . Sözlerine böyle başlamaması gerektiğini düşünerek bir süre kendisini toparladı. " Bir gün bir kadın çıkıp gelse ..." dedi yeniden fakat yine sözlerinin devamını getiremedi. "Grace... İyi değilsin." Leonard Grace'e yaklaşarak bu defa ellerini tuttu . Güven verircesine baktı . " Sarhoş olmadığına emin misin ? " "Hayır ama iyi fikir " Grace aniden madada bulunan kadehindeki son yudumu Leonard 'ın şaşkın bakışları altında kafasına dikerken cesaretini toplamaya çalıştı. "Bir gün bir kadın çıkıp gelse ve dese ki..." "Evet Grace? " Leonard Grace'in kurduğu yarım yamalak cümlelerden hiçbir şey anlamıyordu. "Beni endişelendiriyorsun." Grace Leonard'ın endiseli ifadesine bakarak "Tamam " dedi ve kısık bir sesle devam etti"Bence burada olmaz. Balkona çıkalım mı?" "İyi olduğuna emin misin?" "Iyiyim sadece bu benim için çok zor" Grace de Leonard'a gülümsediğinde "Söylemekte bu kadar zorlandığın şey nedir Grace?" diye sordu Leonard. Fakat Grace 'in cevap vermemesi üzerine onunla beraber balkona çıkmayı kabul etti. Kalabalığın arasından sıyrılıp balkona geldiklerinde Grace Leonard 'ı bırakıp trabzanlara doğru yürüyerek serin havayı içine çekti . Kafasını toplaması gerekiyordu . Tanrı biliyor ya korkuyordu. Leonard'ın tepkisinden korkuyordu. Kendisine inanmamasından korkuyordu. Leonard'ın gitmesinden korkuyordu. Korkuları bir bir çoğalırken en çok da oğlu için korkuyordu. Her zaman babasının geri geleceğini düşünen küçük yüreği babasının artık gelmeyeceği ihtimaliyle yerle bir olurdu. Nasıl yapacaktı? Hiçbir fikri yoktu. Daha önemlisi Leonard'ın güvenini yerle bir edecekti ve Grace Leydi Clayton kadar umutlu dahi olamıyordu. Leonard'ı görmüştü. O gece onun içindeki yara alan çocuğu görmüştü. Şimdi tekrar onu yerle bir edecekti. Buna dayanabilir miydi? Düşünceleri arasında sıkışıp kalmışken Leonard'ın arkasından yaklaştığını ve ellerini beline doladığını fark ederek zor da olsa gülümsemeye çalıştı. . Leydi Clayton haklıydı bir bakıma . Bu mesele uzadıkça kök salıyordu . Uzadıkça daha da zorlaşıyordu. Derin bir nefes alarak arkasını döndüğünde Leonard ile gözgöze geldi. Bakışlarında sadece sevgi vardı. Öncesinde gördüğü hüzün kaybolmuştu. Leonard onu Londra 'da gördüğü adamdan çok uzaktı. Kısa sürede bambaşka birine dönüşmüştü ya şimdi ona bunu yapabileceğinden emin değildi. "Nedir seni benden bu denli uzaklaştıran? Nedir gözlerinde gördüğüm korkunun sebebi? Nedir içimi paramparça edecekmişsin gibi yüreğime damla damla köreklenmeye başlayan sıkıntının sebebi?" Leonard ellerini Grace'in yüzünde gezdirdi. "Gözlerinde gördüğüm pişmanlık değilse ne? Sen söyle Grace." Grace adamın kendisini bir kitap gibi okuyuşuna şaşırmak istedi , adamın kendinden önce düşüncelerini bilmesine , içini görmesine hayret etmek istedi fakat yapamadı. O Leonard 'dı. Nasıl kendisi onu görebiliyorsa en derinden şimdi de Leonard onu görüyordu. Ellerini tıpkı onun yaptığı gibi Leonard 'ın yeni tıraş olmuş yüzünde gezdirdi. Adamın ,dokunuşuyla gözlerini kapayışına gülümsedi. Ardından ellerini adamın yüzünü kaplayan yara izinde dolaştırdı. Adamın kirpikleri dalgalandı parmak uçlarında. Dudakları sıcak nefesini dışarı verdi. Kaşları çatıldı biraz. Bu adam onun cezasıydı belki. Bu adam onun vicdanıydı. Bu adam onun sırrı dökülmüş aynasıydı. Bu adam ona her şeydi ve Grace adamın hiçbir şeyi olamamaktan korkuyordu. "Sana bir hikaye anlatmamı ister misin?" dediğinde Leonard yavaşça gözlerini açtı . Her şeyi görmeyi bekleyebilirdi belki ama gözleri dolu dolu olmuş bir Grace görmek beklediği son şey bile değildi. Başını kadının kendi yüzünde gezintiye çıkmış eline yasladı. Onaylar şekilde gözlerini kapattı . Grace gözlerinden yaşların dökülmesine izin vererek başladı sözlerine. "Bir gün bir şehre bir kadın gelmiş." dedi . " Elinde küçük bir valiz. Üzerinde en gösterişli kiyafeti ve diğer elinde bir çocuk. " Leonard Grace'in sözleriyle açtı gözlerini başını salladı anlamsız. Grace onun konuşmasına izin vermeyerek devam etti. "Kadın yaralıymış, çokça yaralı. Kadın yalnızmış, çokça yalnız. Kadın acısıyla bir bütünmüş de onu ayakta tutan tek şey yanındaki cocukmuş. Oysa çocuk henüz çok küçükmüş . Ama yüreği dağ kadarmış. Kimse bu kadının ne için burada olduğunu bilmiyormuş. Kimileri dermişki bu kadın şehre çocuğunun babasını bulmaya gelmiş. " "Öyle miymiş peki ? " "Öyleymiş ." dedi Grace başını sallayarak. "Bulmuş mu? " diye sordu Leonard ilgiliyle. "Bulmuş" diyiverdi Grace. "Bulmuş ve aşık olmuş yeniden. Ama adam..." "Bir çocuğu olduğunu bilmiyormuş " Grace, sözlerinin tanımadığı bir sesle yarıda kesilişine hatta tamamlanışına belki , şaşkınlıkla karşılık verirken Leonard 'ın gerilen bedenini fark etti çok sonra. Ardından donuk bakışlarıyla çok da uzakta olmayan kadına diktiği bakışlarını. Ve sadece kendisinin duyabileceği kadar kısık bir sesle , fakat kendisini büyük bir hançer saplanıyormuş gibi yaralayan "Cassanda "diyişini
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE