Brighton Malikanesi (Brighton Kontluğu )
Korkuyorum sevgilim
Olacak olandan ve asla gerçek olamayacaklardan
Bir hayalden korktuğum kadar...
"Titriyorsun Grace. "
"Öyle mi?"
"Kesinlikle öyle. " Leonard Brighton malikanesinin merdivenlerinden çıkarken bir yay gibi gergin duran Grace'in en azından kendi kollarında biraz olsun güvende hissetmesini istiyor ,ellerini büyük bir yavaşlıkla açıkta kalan sırtında gezdirirken sakinleşmesini umuyordu. "Hadi rahatla biraz"
"Söylemesi ne de kolay."Grace Leonard'ın ellerini çıplak teninde hissettiğinde tüm vücudu gerilmiş ve gözlerini kapatmamak için kendisini zor tutmuştu.
Leonard Grace'in kulağına doğru yaklaşıp kısık bir sesle "Yanındayım"dediğinde çevredeki meraklı bakışların odağı olduklarının farkında bir umursamazlık sergiliyordu. Ki zaten kimse umrunda değildi. Grace 'in yanındayken sadece Grace vardı . Sadece içine işleyen okyanus mavisi gözleri vardı . Kendisini huzurun kollarına atmasına ve bir çiçek bahçesindeymiş gibi hissettiren yasemin kokusu vardı . Ondan başka her şey gözüne önemsiz bir kaç ayrıntıdan ibaretmiş gibi görünüyordu .
Güzeldi Grace. Bugünse bambaşka bir güzelliğe ev sahipliği yapıyordu varlığı .
Giydiği gece mavisi elbisesinin içinde ay kadar parıltılı ve görkemliydi . Onun yanındayken gururunun okşandığını hissediyordu. Bu mükemmel yaratık hiç haketmediğini bilse de kendisine aitti. Varlığı, varlığını onurlandırıyordu. Bir kral olsaydı eğer tacı Grace olurdu. Grace bir ülke olsaydı tüm savaşların tek sebebi olurdu. Ki kendi içinde verdiği savaşın da en büyük yenilgisi Grace olmuştu.
Tüm katı kurallarını yıkan kadın ... Bir bakışıyla eritmişti buz tutmuş kalbini. Yeniden atmasını sağlamıştı . Yeniden hayat vermiş, diri diri gömüldüğü topraktan filizlendirmişti yaşamını. Grace ona hayattı.
"Bu, işleri benim açımdan daha kolay hale getirmiyor "
"Seni tam olarak endişelendiren nedir Grace?"
"Emin değilim." Grace de bilmiyordu. Üzerinden bir türlü atamadığı gerginlik kara bir bulut gibi çöreklenmişti yüreğine. Oysa buraya gelmeden önce kendisini daha iyi hissediyordu. Sadece Leonard 'ı göreceği için hızla çarpan kalbiydi tüm sıkıntısı. Şimdi ise onun kollarında her adımında diken üstündeymiş gibi hissediyordu . Üstelik çevredeki insanların bakışları ve kendilerini görür görmez aralarında konuşmaları da hiç yardımcı olmuyordu.
Leonard 'in sakin ses tonu bile yardımcı olmuyordu.
"Biliyorlar..." Grace ne ara tuttuğunu bile bilmediği nefesini son nefesiymis gibi verirken "Tanrım ,nasıl bilebilirler? " diyerek devam etti.
"Önemli olan bu mu?" Leonard Grace'i endişelendirenin insanların yadırgayan bakışları olduğunu anlamıştı fakat kendisi için nasıl önemsizse her şey onun için de önemsiz olmasını istiyordu. Herkesin ne bildiği, ne düşündüğü yahut ne yaptığı kimin umrundaydı? "Bilmelerinin ne önemi var?"
Grace adımlarını durdurarak her defasında kaybolmayı başardığı koyu karanlık bakışlara döndüğünde o bakışlardaki daha önce var olduğundan bile habersiz sıcaklık içini ısıttı . "Önemi yok elbette "
Leonard ellerini Grace'in şakağında gezdirerek "Ama varmış gibi duruyor." dediğinde Grace "Sen olduğun sürece hiçbir önemi yok" diyerek gülümsemeye çalıştı. "Fakat herkes bana böylesine yadırgayan bakışlarla bakınca rahat hissedemiyorum ."
"Bakıyorlar çünkü kıskanıyorlar ."
Leonard sevdiği kadının sözüne inanmayan ifadesine karşılık gözlerine ulaşan samimi hir gülümseme armağan ettiginde "Kimse senin dengin olamaz Grace" dedi. "Ne soy, ne ünvan ne de zenginlik senin bakışınla , duruşunla yahut güzelliğinle yarışamaz. "
Grace Leonard gibi bir adamdan böylesine güzel sözleri duyduğu için kendisini öylesine bulutlardaymış gibi hissediyordu ki yere düşmekten korktu. Leonard öyle güzel konuşuyordu ki Grace tüm bunların kendisinin uydurması olmaması için her şeyini verirdi. Leonard öyle samimiydi ki Grace bu bir rüyaysa eğer hiç uyanmamayı diledi. Zira uyanır da Leonard'ı yanında bulamaz ve tüm ümidi yerle bir olursa nasıl yaşayacağını kestiremiyordu.
"Bir gün benden gitmek isteyeceksin Leonard . "dedi titreyen ses tonunu zor zaptediyordu.
"Asla !"dedi Leonard bir çırpıda.
"Bir gün benden nefret edeceksin."
"Mümkün bile değil ."dedi yeniden.
"İşte o zaman sana olan sevgimin samimiyetine inan. Ne olursa olsun seni sadece sen olduğun için sevdiğimi bil. Eğer bilmezsen ayağa kalkamam. "
Leonard Grace'in ne söylemek istediğini yahut ne söylemeye çalıştığını anlamadığını belirterek kaşlarını çatacak oldu ki Grace buna izin vermek istemez gibi ellerini adamın yeni çıkmaya başlamış hafif kirli sakallarında gezdirdi. Ona olan aşkı gün geçtikçe çoğalıyordu. Gün geçtikçe onu kaybetme korkusu uykularını kaçırır hale geliyordu .
Grace bir girdabın çevresinde dönüyordu ya mutsuzluğunun altına imzasını atacakmış gibi hissetmekten kendisini alamıyordu . Adamın suskunluğu karşısında yutkundu. Biliyordu ki Leonard bir gün öyle bir susacakti ki Grace bile o suskunluğun altındaki hıncın kendisini yaralamasına izin verecekti. Başka çaresi de olmayacaktı .
İçeriden gelen müzik düşüncelerine karışırken
"Gidelim mi ? diye sordu sessizce.
"Olur.." diyen Leonard ise Grace'in bakışlarında gördüğünün korku olduğuna yemin edebilirdi
....
"Göz kamaştıran malikanelerin ruhsuz insanlarla dolu olduğu zamanlarda aşk çok uzak bir ihtimaldir."
"Kastettiklerinizden kendime pay mı çıkarmalıyım?"
"Yanlış Leydim... Herkes bir pay çıkarmalı " Londra'nın saygın çevresinde adı sıkça anılan , hem yakışıklığıyla hem de işindeki başarılarıyla pek çok genç kızın gözdesi haline gelen dedektif Richard Cooper alayla taçlandırdığı gülüşüne bir yenisini daha eklerken arabanın sarsıntılı gidişini umursuyormuş gibi görünmüyordu.
"Aşk için kötü bir zamanlama olduğunu söylüyorsunuz öyleyse. Zira gösteriş sadece camekanların ardında. "
Cassandra konunun ilgisini çektiğini belli eden bir bakış attığı adamın neden şimdi durduk yere böyle bir konuda konuşmak için hevesli olduğunu merak ediyordu.
"Doğru..." Dedektif buz mavisi bakışların ardını görmeye çalışır gibi dikatle izlediği kadının her şeye inat güzelliğinden hiçbir şey kaybetmediğini ona bakarken sıklaşan kalp atışından bile fark edebiliyordu. Neticesinde o da bir erkekti ve güzel kadınlardan etkilenirdi. "Fakat tüm bunlardan önce geçmişten ders almış görünmüyorsunuz" diyerek konuşmasını sürdürdü. Kadının kendisine verdiği görevi vurgulamakta da bir sakınca görmüyordu.
Cassandra konunun aniden yön değiştirişine hayret ederken adamın usta bir dil cambazı olduğunda karar kıldı. Fakat ayak uydurmaktan çekinmiyordu. "Bu konuda ne biliyorsunuz Bay Cooper?"
"Yaşanılan hadiseden mi bahsediyorsunuz yoksa duygularınızdan mı? "Richard geriye doğru yaslanarak tek kaşını sorgular biçimde kaldırdığında kadının bu durumdan duyduğu memnuniyetsizliğinin kendisini nedense memnun ettiğini düşündü. . Özel hayatının sorgulanmasından rahatsız oluyordu . Herkes gibi. Fakat buna rağmen başkalarının hayatlarını araştırması için dedektif tutmakta bir sakınca görmüyordu. Bencillik bir kadına ne kadar yakışabilirse o kadar bencildi.
"Yaşadıklarınız konusunda sizin bile unuttuğunuz hatıraları önünüze serebilirim Leydi Clayton fakat duygularınız konusunda sadece yorumda bulunabilirim "
"Bu da demek oluyor ki hiçbir şey bilmiyorsunuz" Cassandra tek elinde tuttuğu eldivenlerini büyük bir yavaşlıkla diğer eline koyarken "Bilmediğiniz hiçbir konu hakkında yorum yapmamanızı istemek durumundayım" diye devam etti.
Dedektif Richard ise Leydi Clayton'un bu konudan ne kadar rahatsız olduğunu duruşunun ve bakışlarının anlık değişiminden anlayabiliyordu. Asil güzelliği çoğu erkeği dize getirebilecek kadar gösterişli olan bu kadın , soğuk ve umursamaz tavrına rağmen geçmişinin kapılarının aralanmasından rahatsızlık duyuyordu. Duymalıydı da . Pek çok kimsenin yüz kızartan geçmişi olurdu fakat bu kadının geçmişi kara bir lekeydi. O da en az kendisi kadar bunun farkındaydı. Bunca yıldan sonra geri dönmesinin de tek nedeni hatalarının gözüne telafi edilebilir görünmesi olacak ki oldukça cüretkar biçimde hayatını kararttığı adamın hayatına girme çabası içindeydi.
Pişmanlığı üzerine bir yelek gibi oturmuşu. Gözlerinin arkasında saklanan derin kederi görüyordu Richard. Görüyordu ve duygusuz gözlerle izliyordu. Tüm bu düşüncelerine rağmen henüz tam olarak konuşmuş sayılmazdı . Eğer dudakları mührünü kıracak olsa söylemek istediği çok şey vardı. Dudakları bir aralansa Leydi Cassandra Clayton utancından başını gömecek yer bulamazdı . Fakat hiçbir şey yapmadı.
"Aşk uğruna heba olan hayatlar bilirim Leydi Clayton fakat hiçbiri lüks ve şöhret için olandan daha fazla değil"
Cassandra söylenen sözlerin içinde uyandırdığı öfkeye hayret etti. Bu adamın kendisiyle bu denli cüretkar konuşmasını şaşkınlık içinde seyrediyordu. Hadsizliği kültür yerine benimsiyor olacak ki kiminle konuştuğunun farkında bile değildi. Fakat konuşmasına fırsat dahi vermeden ard arda gelen cümlelerle şaşkınlığı ve öfkesi bin kat artacaktı.
"Paranın ve ünvanın getirdiği zenginlikle boyanan gözler kendilerinden yitip gideni görmezler. Ve pek az kimse zamanla onları insan yapan duyguların yitişini izlerken gözyaşı döker. Ne büyük aptallık "
"Siz bayım, haddinizi her seferinde aşmaktan utanç dahi duymuyorsunuz." Cassandra bu adamın kimden bu denli yüz bularak kendisiyle böylesine aşağılayıcı konuştuğunu merak ediyordu. Bu ayrıcalığı ona vermemişti . Tek istediği Lord Wilson'dan ağzı kapalı bir dedektif bulmasıydı fakat Lord Wilson'a ağzı kapalı kelimesini kısık bir sesle söylemiş olacak ki bu adamı dedektif niyetine karşısına çıkarmıştı..
"En az sizin kadar utanç duyuyorum Leydim." diyen Richard neden böyle davrandığını kendisi de bilmiyordu. Oysa müşterilerine her zaman saygılı ve bir o kadar ilgili davranırdı . Ama bu kadına sebepsiz yere çıkışıyordu. Yaşananları, kendisini ilgilendirmediği halde bile bile bu kadının yüzüne karşı söylemekten büyük haz duyuyordu. Oysa Londra'nın en tanınan Dedektifi Richard Cooper asla özel yaşamla işi karıştırmazdı. Kendisine verilen işleri müşterilerine koz olarak kullanmazdı. Ama bu kadın tarihin gördüğü en utanmaz kadındı . Yaptıklarının çok basit olduğunu sanması canını sıkıyordu .
Oysa ne güzeldi . Beyaz teni ayı kucaklıyordu. Gözleri buzdan birer elmastı. Dudakları gül kurusu.Kirpikleri kalbe saplanacak en tesirli ok.
Fakat içi...İçi elini dokundurduğu her yeri kurutuyordu sanki. Böylesine güzel bir kadının bu denli kötü oluşunu sindiremiyordu belki . Kabullenemiyordu. Belki de bunca aptallık edişineydi sitemi.
Cassandra adamın derin bakışlarında kendisinin yansımasını görür gibi oldu. Sanki tüm düşüncelerini okuyabiliyor, tüm hatalarını görmesi için yüzüne bir tokat gibi vuruyordu . Hızla kaçırdığı bakışlarını penceden yana çevirdi. Göğsünde hissettigi ağırlığı hiçe saymaya çalıştı. Ne kadar başarılı olduğu ise tartışmaya açıktı.
Cassandra bu günlere kolaylıkla gelmemişti . Parasıyla satın aldığı bir adamın söylediklerinin kendisine dokunmasına izin veremezdi. Olabildiğince sakin kalmaya çalıştıysa da bu adamla yola çıkmak fikri şimdi daha bir saçmalığın daniskası gibi geliyordu gözüne. Bunun yegane sorumlusu ise Lord Wilson'dan başkası değildi .
Brighton Kontesi küçük kızının taktimi için gösterişli bir balo düzenliyordu . Tüm Londra'nın davetli olduğu baloya Bayan Catelin de teşrif edecekti ki aldığı haberlere göre Leonard ona aşkını ilan edeli çok olmuyordu.Sadece bir kaç haftadır Londra'da olan bir kadının Leonard'ı nasıl etkilediği kafasını karıştırırken aniden çıkagelen Dedektif Cooper'in getirdiği haberlerle şaşkınlığına şaşkınlık eklenmişti . Ititaf etmeliydi ki Bay Cooper boş boğazlığına rağmen iyi bir dedektifti. Bunu asla inkar edemezdi.
Aldığı haberler karşısında ise düşüp bayılmamak için kendisini zor tutmuştu fakat bu haberin Londra'yı ayağa kaldıracağı da bir gerçekti . Bayan Catelin hakkında öğrendiği gerçekler uydurma değilse eğer bu işten karlı çıkacak tek kişi de yine kendisinden başkası değildi.
Ne yapması gerektiğini düşünmeye başladığında bunu en kolay yoldan halletmenin tek yolunun bu balo olduğuna karar vererek Lord Wilson'a baloya gitmek istediğini söylemişti. Lord Wilson ise kararın kendisine ait olduğunu vurgulasa da bu baloya kendisiyle birlikte gitme fikrini cazip bulamamıştı . Leonard kendisine yardım ettiğini öğrenirse onun tepkisini üzerine çekmek istemiyordu. Bu nedenle kuzeni olan Bay Cooper 'la gitmenin daha uygun olacağına karar vermişti .
Fakat yol bu denli uzadıkça bu karardan pişman olması da o kadar kolaylaşıyordu.
Onun bakışlarının hala üzerinde olduğunu hissederek yerinde doğruldu . Son sözlerine cevap vermek bu adamla tartışmasını sürdürmek anlamına geliyordu ki bu gece bu kadarı bile kafiydi.
Zaten yeterince gergindi. Uzun yıllardan sonra Leonard ile karşılaşmak fikri bile kendisini huzursuz ediyordu. Daha fazla gerginlik istemiyordu. Bu nedenle suskunluğunu korumayı tercih etti.
Bu gece taşlar yerine oturacaktı.