Ve aşk sonu çıkmaza doğru giden dar bir geçitti.
"Ah miel kıpırdamayı hemen kesmezsen yarına kadar bu kıyafetin bitmesini bekleyemezsin" Bayan Là Verne elindeki iğneleri dikkatli bir şekilde kumaşa sabitlemeye çalışırken sürekli kıpırdayan ve durmadan şikayet eden Grace 'e sitemli bir bakış attı. Bu onu neredeyse yüzüncü uyarışıydı fakat küçük hanım kendisini dinlemiyor firsat buldukça asık bir suratla karşı çıkıyordu. Üstelik elbisenin bitmesine sadece ufak bir kaç dokunuş kalmışken Grace 'in sürekli şikayet etmesi tüm motivasyonunu düşürüyordu.
"Fakat Bayan Là Verne sizce de bu kıyafet fazlasıyla dekolteli değil mi?" dedi Grace belki de yüzüncü kez, aynadaki aksine çaresiz bir ifadeyle bakarken bu kıyafetinin öncekilere göre fazlasıyla cüretkar oluşuna neden sadece kendisinin tepki gösterdiğini anlayamıyordu. Londra'nın meziyetli sosyete sakinleri bile dekolte konusunda kendisi kadar cömert değillerdi. Üstelik Grace ne bir leydiydi ne de herhangi bir vasva sahipti. Taşralı bir kadın için her şey çok ama çok abartılıydı. Bayan Là Verne 'in ise tüm titizliğine rağmen bu duruma şikayet etmesinin sebebi de tam olarak buydu. Baloda bu elbiseyi giymek , insanlar zaten yeterince kendisi hakkında konuşurken onlara daha fazla malzeme çıkarmaktan başka bir işe yaramayacaktı. Üstelik tüm bu düşünceler sadece kendisini rahatsız ediyormuş gibi -ki öyle görünüyordu- hiç kimse kendisinin fikrini alma zahmetine girmiyordu.
Leydi Clayton bile bej rengindeki tek kişilik özel yapım olduğu her halinden belli olan koltuğunda otururken bu durumdan gayet memnun görünüyordu.
"Grace..." diyerek elindeki çay fincanını yanındaki sehpaya zarif bir şekilde indiren Leydi Clayton yüzünde sevecen bir ifadeyle Grace'e yönelttiği bakışlarıyla devam etti. Ki biraz da onaylamaz olduğunu kimse inkar edemezdi. " Tatlım artık bir düşes olacağın fikrine kendini alıştırsan iyi edersin. Toplum içinde ki buna sosyete de dahil herkes sana o gözle bakacağından sadece davranışlarınla değil giydiklerinle de dikkat çekmek zorundasın"
"Ama neden ?" Grace sosyetenin alışılmadık ayrımcı kurallarından oldukça sıkılmıştı. Geldiği yerde insanlar yaptıklarıyla değer görürdü giydikleriyle değil. O böyle büyümemişti. Ailesi ona böyle öğretmemişti. Daha da önemlisi düşes olacağına dair henüz resmi bir girişimde ne kendisi bulunmuştu ne de Leonard. Hızla Leydi Clayton'a dönerken "Ayrıca düşes olacağımı da nerden çıkardınız Tanrı aşkına! "diyerek sitem etti.
"Oh mon cher neredeyse güzel bir dayağı hakettiğini söyleyeceğim. " Grace 'in ani hareketine tepki gösteren Bayan Là Verne bu sefer ses tonunu biraz yüksek tutmuştu ki Grace'in utanan bakışlarından hatasını anladığını görebiliyordu fakat şu an tek umursadığı elbisenin kusursuz bir şekilde bitmesiydi.
Grace her ne kadar tepki gösterse de bu elbise onun için tasarlanmış gibi vücut hatlarını hiçbir hayale yer bırakmayacak şekilde sarıyordu. Beyaz teni gecenin mavi tonlarıyla öyle uyumlu olmuştu ki Grace elbisenin içinde ay gibi parıldıyordu. Öyle ki Brighton Kontesinin küçük kızları için düzenledikleri takdim balosunda herkesin dikkatlerini üzerinde toplayacağını şimdiden söyleyebilirdi . Tabi hanımefendi buna izin verirse .
Bayan Là Verné , Leydi Clayton 'un isteği üzerine Grace 'in giyeceği kıyafeti en özel tasarımları arasından uzun uğraşlar sonucu seçmişti. Grace bundan sonra her zaman olduğundan daha fazla kendisine özen göstermeliydi. Çünkü ismi bu defa Leonard Harrington ile anılacaktı. Bu onur şimdiye kadar hiçbir genç kıza nasip olmamıştı. Grace ne kadar şanslı olduğunun farkında bile değildi ya da bunu umursamayacak kadar küstahtı zira hiçbir şeyin farkında olmayan küçük hanım sürekli şikayet edecek bir şeyler buluyordu.
"Üzgünüm Bayan Là Verne" Grace Leydi Clayton 'un kendisi için özel olarak çağırdığı Londra'nın en ünlü terzisini bu denli çileden çıkardığı için gerçekten üzgündü ama ne kadar uğraşırsa uğraşsın üzerindeki kıyafetle kendisi gibi hissetmiyordu.
Elbette elbiseyi beğenmemiş değildi . Bu elbise Grace'in ömrü hayatında hayal dahi edemeyeceği kadar güzeldi . Gece mavisi omuz dekolteli elbise göğüs ve kalça kısmını fazlasıyla belli edecek şekilde sararken aşağı doğru hafifçe genişliyordu. Aynı şekilde eteğin üstünden yakut taşlarıyla detaylandırılmış aynı renk bir tül iniyordu. Her hareket edişinde parıldayan taşlar gözlerini kamaştırıyordu.
Grace bunun için hem Leydi Clayton'a hem de Bayan Là Verne 'ye sonsuza kadar teşekkür edebilirdi zira yoksulluktan gelen biri için her şey fazlasıyla hayal gibiydi.
Fakat Grace tüm bunlara rağmen bu elbise içindeki kadına yabancıymış gibi bakmaktan da kendisini alamıyordu . Her şeye hatta omuzlarının geniş bir kısmını açıkta bırakan dekoltesine bile katlanabilirdi fakat sırt kısmında da belirgin bir dekoltesi vardı ki bunun Leonard'ın hoşuna gideceğini hiç sanmıyordu. Üstelik parıldayan bu taşlar balo salonunda yer alan ışıkların altında her hareket edişinde dikkat çekecekti .
"Ne demek nerden çıkarıyorum? Yaşlı olabilirim fakat olmayacak şeyleri uyduracak kadar yaşlanmadım kızım" Leydi Clayton onun yaşında bir Leydiye yakışmayacak şekilde bacak bacak üstüne atarken sehbasının üzerinde bulunan yelpazesini alarak hızla sallamaya başladı." En azından henüz. " Sözlerinde hafiften bir alınganlık olsa da konuyu saptırmaktan uzak durarak devam etti .
"Üstelik Leonard'ın sana ilan-ı aşk ettiğini artık tüm Londra biliyor. Bu da seni gelecekteki düşes adayı yapar ki seni temin ederim kızım tek aday da sensin. "
Grace Leydi Clayton'un son sözlerinden sonra kaşlarını olabildiğince çatarken nasıl olur da bu haberin kadar kısa sürede koca Londra'ya yayılabildiğine hala şaşırmadan edemiyordu.
Leonard ile konuşmasına şahitlik edebilecek sadece iki kişi vardı ki bu haberin onlardan çıkmadığına emindi. Fakat Lancheshire malikanesinde bu duruma şahitlik eden bahçıvanın kendi arkadaşları arasında ağzından kaçırmış olduğu bu durumu tüm sosyetenin duyması ne yazık ki sadece bir kaç günü almıştı. Maggy'nin anlattığına göre haberi ilk alan kişi Bayan Bovary olmuştu ve haberi aldığı gibi soluğu Lancheshire malikanesinde almıştı. Maggy ise ısrarla kendisini görmek isteyen Bayan Bovary'e uydurabileceği tüm yalanları söylemişti. İstediği dedikoduyu elde edemeyen Bayan Bovary gördüğü her insana da duyduklarını anlatmaktan çekinmemişti anlaşılan. Grace bu durumdan git gide nefret etmeye başlamıştı. Leonard ile aralarında geçen o özel anın sadece kendi aralarında kalmasını her şeyden çok istediği bir gerçekti. Çünkü öylesine özel bir an dedikodu malzemesi yapılamayacak kadar anlamlıydı kendisi için. Şimdi bile gözlerinin önüne geldiğinde anlamsızca gülümsemekten kendisini alamıyordu.
"Ben hep bir kere aşık olduğumu sanırdım. Bir kere gönüllü teslimiyet verdiğime inanmış ve bir kere kalbimin göğüs kafesimde kanat çırptığını düşünmüştüm. Bir kere ardına düştüm gerçek olduğunu düşündüğüm hayalin. "
Leonard'ın cümlelerinin üzerinden bir kaç gün geçmesine rağmen o anın hatırası sanki bir kaç saat öncesiymiş gibi Grace'in kalbini hızlandırmayı başarıyordu.
İlk kurduğu cümleler boğazına yumru gibi oturmaya ve kendisini boğmaya ant içmiş gibi dizilirken tek kelime etmeden Leonard'ın konuşmasının devamını getirmesini sabırla beklemişti. Çünkü konuşsa yarım kalacaktı . Konuşsa, Leonard sanki sözlerini geri alacak ve kendisine yaptığı samimi itirafı yarıda kesip hiçbir şey olmamış gibi devam edecekti hayatına. Korkarak susmuş ve sevdiği adama ve ona olan sevgisine saygısını en içten şekilde belli etmişti . Sonrasında gelen ve aslında geleceğini hiç ummadığı itiraf karşısında ise gözlerinin dolmasına engel olamamıştı.
"Fakat Grace... Senin bende derin bir izin var."
Grace daha öncesinde Leonard'a kurduğu cümlelerin kendisine bin anlam kazanarak geri döneceğini bilse o gün mutluluktan ölebilirdi. Grace Leonard'a duyduğu hislerin çok geçmeden karşılık bulacağını bilse her günü bir mücevher niyetine kucaklardı. Ama bilmiyordu. Bilemezdi. İmkansız dediği adamın şimdi mümkün olan tüm imkanlarıyla karşısında duracağını bilemezdi. Bilse bir kere ah etmezdi ağlayarak geçen gecelerine.
" Sana duyduğum hislerin daha öncekilerle uzaktan yahut yakından hiç bir ilgisi yok. O zamanlar deli bir çağlayan gibi akan nehirmişim yahut hoyrat ve bir o kadar gözü kapalı bir aptal. "
Grace Leonard'ın itirafını yarıda bırakmak istemese de kendisine aptal yakıştırması yapmasına tepki olarak kaşlarını çatmıştı ki adam buna izin vermeyerek devam etmişti
" Evet kesinlikle bir aptaldım Grace. Gözüm hiçbir şeyi görmüyordu. Doğruyu yanlıştan, eğriyi doğrudan ayıramayacak kadar kendimde değildim ve çok yanlış yaptığımın ancak şimdi farkına varabiliyorum. Ben... ben o zamanlar aşık olduğumu sanıyordum. Sanmaktan büyük aptallık var mı Grace ? Söyle! "
Yoktu. Grace bir zamanlar kendisinin de aynen bu sekilde düşündüğünü hatırlayarak susmuştu. Sanmaktan büyük aptallık yoktu belki fakat Leonard eskiden hissettiği duygularını aptallık olarak nitelendirmemeliydi. Aşk çoğu zaman zordu. Çoğu zaman karşılık bulmuyordu vardığı yerden. Çoğu zaman mutluluk değil de acı veriyordu hepsi bu. Ama sırf bu yüzden hissedilen duyguyu hiçe saymaya değer miydi? Değmezdi elbet. Değmemeliydi. Yaşanılan her duygu kutsaldı. Acı var olmalıydı ki mutluluk huzur verebilsindi. Mutluluk var olmalıydı ki başkasının acısını anlayabilenler olabilsindi.
Fakat şimdi , şu anda burada hiçbir şeyin anlamı yoktu.
Adam ona gelmişti.
Kendi isteğiyle her şeyin farkında bir gerçeklikle önünde diz çöķüyordu ya Grace 'in söyleyecek çok şeyi olsa da şimdi tüm kelimeler Leonard 'ın ardından bir bir küle dönmüştü. Tıpkı adamın kadına döndüğü gibi.
Kadın bunca bekleyişinin karşılığını bir çift bakıştan su içer gibi alıyordu . Adamın kara gözlerinden taşan sevgiyi özlemle yudumluyordu.
Beklemişti fakat değmişti .
Hiçbir zaman gerçekleşmeyeceğini düşündüğü zamanlarda bile içten içe yanan bir umut taşımıştı .
Beklemesine değişmişti ya Grace şu anda haykırsa dünyaya tüm dağlar yerinden oynayacaktı.
" Şimdi anlıyorum Grace. Sana duyduğum hisler bir çocuğun hisleri değil. Hiç değil.
Ben sana varana kadar eksiktim evet ,
fakat eskisinden fazlasıydım. Şimdi ise eskisi gibi değilim. Sana duyduğum hisler durgun , kendinden emin . Daha sakin fakat bir o kadar güçlü. Daha yeni fakat bir o kadar kararlı. Dahaların sonu yok fakat ben seninle sonlandım Grace. Senin varlığınla bir bütünüm . Seni seviyorum. "
Grace gözlerinden dökülen yaşlara engel olamıyordu. Ağlamak istemiyordu oysa. Dudaklarından gülücükler saçarken gözlerinden yaşlar dökülüyordu ya hiç bu kadar ikilemde kalmamıştı . Mutluluktan ağlıyordu ve yine aynı mutluluk kendisini yıldızları avuçlamış gibi gülümsetiyordu ki zaten Leonard bir bakıma geceydi.
Leonard Grace'in avuç içlerini dudaklarına götürmesinin ardından ayağa kalktı. Yüzünde gözlerine ulaşan ve oradaki son buz kırıntılarını da yok eden bir gülümseme vardı. Şüphesiz gülmek en çok ona yakışıyordu .
"Seni seviyorum Grace. Hiçbir şeyin önemi olmadan seviyorum. Tüm sosyeteyi, tüm kuralları hiçe sayarak seni seviyorum. "
Adamın dudaklarından dökülen her kelime şiirdi. Her kelime dua.
Grace gözlerinden damla damla akan yaşın bir sele dönüşmesinden korktu. Şimdi burda kendini tutmadan ağlasa geçen beş senenin mezarını sulamış kadar mutlu hissedecekti belki. Şimdi ağlasa o mezar taşı bile orta yerinden büyük bir acıyla çatlayacaktı. Şimdi ağlasa üstüne büyük bir acemilikle örttüğü topraktan ne yaseminler çıkacaktı. Fakat ağlamak bu güne bir ihanetmişcesine gülümsemeye çalıştı.
"Varlığınla bir bütünüm. Seni seviyorum." .
"Ah.. andım olsun bu kız beni öldürecek "
Grace daldığı hayalden tiz bir sesle uyanırken Leydi Clayton ve Bayan Là Verne 'nin kendisini gülerek imalı bir şekilde izlediklerini fark ettiğinde utançla başını önüne eğdi . Daha ne kadar rezil olabilirdi? Kim bilir dışarıdan nasıl görünüyordu?
"Mon cher aşıkların halinden hiç anlamıyorsun. Aşık olmamış gibi?" Leydi Clayton Grace'in utancını fark ederek konuyu değiştirmek adına Bayan Là Verne'ye takıldı. Onun da zamanında dillere destan bir aşk hikayesi olduğunu bilmeyen yoktu oysa.
"Aşk Farah ... Dünyada eşi benzerine rastlanmayan bu duyguyu yaşamak şerefine ulaştığım için hiç pişman değilim fakat geçmiş bazen deşilmemesi gereken bir yara gibi . " Bayan Là Verne kısa süreliğine dalgınlaşsa da kendisini toparlaması uzun sürmedi. Leydi Clayton ise arkadaşına anlayışlı bir şekilde gülümsemekle yetindi.
....
"Efendim? "
Leonard çalışma masasının siyah deri koltuğunda, geçmiş ayın pazarına ait olan ihracat raporlarını incelerken kendisine seslenen yardımcısına çatılı kaşlarının altındaki soğuk bakışlarıyla baktığında Adam yaptığının saygısızca olduğunu bilerek özür dileyen bir ifadeyle olduğu yerde bir adım dahi atmadan bekledi.
Önemli bir durum olmasa ,öleceğini dahi bilse, asla izin almadan efendisinin odasına bu şekilde paldır küldür girmeyeceğinin bilincindeydi.
"Bir sorun mu var Adam?" dedi Leonard . Dikkatinin bu şekilde dağılmasından hoşlanmadığı açıktı.
Adam efendisinin hoşnutsuz bakışlarına aldırış etmemeye çalışarak devam etti. "Sizi görmek isteyen biri var. Bilbury çiftliğinden."
Leonard elindeki kağıtları büyük bir yavaşlıkla masaya bırakarak tüm heybetli ağırlığını geriye yasladığında "Bilbury çiftliğinden. " diye tekrar etti kısık bir sesle. Bakışları saate takıldığında bu saatte evine gelen kim olursa olsun sadık uşağının , çalıştığını bildiği halde kendisini asla rahatsız etmeyeceğini gelen kişinin mutlaka önemli haberler getirmiş olduğunu düşünerek keskin bir ses tonuyla "İçeri al. "dedi .
Adam emri ikiletmeden hızlı adımlarla kapıda bekleyen çocuğa yaklaşarak içeri girmesini söyledi . Henüz on beş on altı yaşlarında olduğu tüyü bitmemiş yüzünden belli olan genç şapkasını eline alarak tedirgin bir sekilde içeri girdiğinde adımları yavaş ve nerde olduğunun bilincinde bir temkinliğe sahipti.
Nasıl olmasındı?
V. York Dükü Leonard Harrington'un evine böylesine davetsiz gelişini hoş karşılamayacağını biliyordu . Fakat bilmesine rağmen gelmekten başka çaresi de yoktu. Dün gece Bilbury'de ikinci bir yangının ortaya çıkışıyla tüm çiftlik sakinleri ve çevre köylerde yaşayan halk endişelenmeye başlamış dedikodular almış başını gitmişti.
Yangın söndürüldükten hemen sonra çiftçiler sebebini araştırmaya başlamış fakat ikinci kez oluşan bu yangınların hiçbir aksaklıktan dolayı ortaya çıkmaması kafaları karıştırmıştı. .Alınan bütün önlemlere rağmen buğday tarlaları küle dönerken bunun kasten yapılmış bir suikast olduğu düşüncesi herkesin hemfikir olduğu tek konuydu. Yapılabilecek en iyi şeyin dükle bizzat konuşmak olduğunu bilen Bilbury sakinleri kendisine bu görevi verirken kabul etmekten başka şansı da yoktu. Zira tarım arazilerinin devamlı yangınlarla tahrip olması hem geçim kaynaklarına zarar veriyor hem de yanan araziler ikinci bir ekime izin vermeyecek kadar hasar görüyordu. Bunun daha fazla devam edip etmeyeceği ise şu an tahmin edilemeyecek bir konuydu. Bu yüzden insanlar dükün bir çözüm bulmasını umuyordu.
Leonard çekingen bir şekilde içeri giren genci başıyla selamlarken gencin takındığı gergin tavrına karşılık onu rahatlatmak adına samimi bir sekilde "Lütfen yaklaş. " dedi. Genç iyice yaklaştığında Onu tanıdığını fark etti.. Seyis Thomas'ın küçük oğlu Joseph'ti. Yazları çiftlikte babasına yardım ediyordu. Iyi ve çalışkan bir çocuk olan Joseph'in şu an neden kendi evinde olduğunu ancak Bilbury'de oluşabilecek bir soruna yorabilirdi. Bu düşünceyle yerinde dikleşirken "Sorun ne Joseph? "dedi. "Bu saatte evime bu şekilde davetsiz gelmenin umarım iyi bir açıklaması vardır." diye de ekledi.
Joseph efendisinin adını hatırlaması karışısında oldukça utanmış ve bir yandan da gururlanmıştı. Üzerindeki gerginliğin de bu şekilde biraz olsun hafiflemiş olduğunu fark ederek "Efendim. " diye başladı sözlerine. Ardından gerçekten kendisinin de bu durumdan memnun olmadığını belirten cümleleri kurdu. "Saygıdeğer dük hasretlerini bu şekilde rahatsız etmek istemezdim. Lütfen kusurumu maruz görün "
"Elbette Joseph." diyen Leonard sadede gelmesi için genci teşvik etti "Lütfen devam et. Bir sorun mu var? "
Joseph nereden başlayacağını bilemeyerek bir süre duraklasa da efendisini de daha fazla merakta bırakmak istemeyerek "Efendim dün gece Bilbury'de buğday tarlalarının neredeyse tamamı ateşe verildi" diyerek giriş yaptı . Fakat yanlış bir seçim yaptığını efendisinin kararan yüz ifadesinden anlayabiliyordu. Olduğu yerde bir çukur kazıp içine girme isteğiyle doldu.
"Nasıl ?" diye sordu Leonard duyduklarının verdiği şaşkınlıkla ayağa kalkarak. Kaşları olabildiğine çatılmış, dudakları gerginlikten düz bir çizgi halini almıştı. Şakağında seyirmeye başlayan damar onu öfkelendirebilenin vay haline der gibi belirginleşmeye başlamıştı.
"Bi-bilmiyoruz efendim ." diyen Joseph korktuğundan olsa gerek konuşmakta bir hayli zorlanmıştı. Zira efendisinden yayılan otoriter hava altında ezilmek üzereydi. . "Köylüler yangına yetişene kadar tarlaların bir çoğu çoktan küle dönmüştü. Çiftçiler sabaha kadar iş başındaydı. Kurtarabildiklerini ..."
"Ne demek bilmiyorsunuz? " Leonard öfkeyle çocuğa döndüğünde onun cümlelerini yarıda kesmesi ve olduğu yerde küçülen ifadesi karşısında kendisini toparlamaya çalıştı . Bir çocuğun ne suçu olabilirdi?
"Nasıl bilemezsiniz ?" diye yineledi sorusunu. Bu defa daha sakin olmaya özen göstermişti . Nasıl bilmezlerdi? "Tarlalar gözünüzün önünde yanıyor ve kimsenin hiçbir fikri yok mu?"
"Çiftçiler gece yarısına kadar çalışıyor efendim . Tüm kontrolleri yapmadan kimse evine gitmiyor. O gün de herkes işini bitirip evlerine gittiğine, tarlalardaki gözcüler ise hiçbir şey görmediklerine yemin ediyorlar. "
"Ve tüm kontrollere ve gözcülere rağmen tarlalar yanıyor " Leonard sorgulayıcı bir şekilde pencereye doğru yürüdü. Kafasında tartıyor biçiyor ve gözden kaçan bir sorun olup olmadığını düşünüyordu. "Hem de ikinci kez..."
"Aslına bakarsanız efendim çiftçiler bunun .."
"Kasten biri tarafindan yapılmış olduğunu mu söylüyorlar Joseph?"Leonard da aynı ihtimali düşünüyordu. Joseph'in şaşkın bir şekilde onaylayan baş sallayışına karşılık "Kim?" diye sordu fakat bu soruyu daha çok kendi kendine sormuş gibiydi. Kim buna cüret edebilirdi? Hangi kendini bilmez yahut hangi aptal cesaretli?
Kapının aninden açılmasıyla içeri giren Collin'e kaş çatarak baktı Leonard . Bugün kimse kapı çalmakla uğraşamayacak kadar telaşlıydı anlaşılan. "Ne var Collin?"
"Efendim rahatsız ediyorum fakat..." Collin bir konuşmanın ortasına böylesine davetsiz katılmaktan ötürü utanç duyuyordu. "Bu mektubu az önce bir çocuktan aldım . Size vermem gerektiğini söyledi. "
"Kimden?"
" İsim yazmıyor efendim. Çocuk da herhangi bir şey söylemeden zarfı verir vermez hızla uzaklaştı. Arkasından seslenmeme rağmen durmadı fakat tavırlarında bir tedirginlik vardı" Collin Mektubu efendisine uzatırken endişeli bir ifadeyle bakıyordu .
Leonard mektubu alıp elinde çevirdi. Hiçbir isim, unvan ya da adres yoktu. Mührü kırıp içindeki kağıdı aldığında kağıdın üzerindeki siyah tozlar ellerine bulaşmıştı . Leonard elini kokladığında yanık kokusunu hemen almıştı. Zarfın içine baktığında içine konulmuş siyah tozları fark ederek eline döktü ve bunun yanmış buğday başakları olduğunu ufalanmış buğday tanelerinden anladı. Elini kapayıp geriye kalan yanmış buğdayları öfkeyle ufaladığında zarftan çıkan kağıdı açıp kötü bir el yazısıyla yazılmış satırları okumaya başladı .
Saygıdeğer Dük Hazretleri'ne,
İşimizi sekteye uğratmamanız gerekirdi.
Umarım bu uyarılarımızı ciddiye alırsınız .
Aksi halde bunun son olmayacağını bilmenizi isteriz.
Leonard kimden geldiği belli olmayan mektubu bir kaç kere okuyup onu da aynı şekilde avucunda buruşturduğunda kimlerin kendisiyle oyun oynamaya cüret ettiğini merak ediyordu. Üstelik sekteye uğrayan işlerin ne olduğunu dahi bilmiyordu. Eğer bu bir şakaysa bedeli ağır olacaktı. Fakat değilse işte o zaman ölüm bile daha cazip gelecekti bu kendini bilmezlere. Hangi aklı başında insan kendisiyle aşık atmaya cesaret edebilirdi?
Soğuk bir gülüş yerleştirdi dudaklarının ucuna. Bu insanların kendisini tanımadığı ortadaydı . Fakat Leonard ne olursa olsun tanımaları için elinden geleni yapacaktı.
Joseph'e dönerek kesin bir ses tonuyla "Çiftliğe dön !" emrini verdi "Gerekirse güvenliği iki katına çıkarsınlar . En kısa zamanda geleceğimi ilet"
Ardından Adam'a çevirdi bakışlarını "Bana Avukat Williams'ı çağır! Hemen! "
....
"Anne John amcam bugün de gelmedi" Leon yüzünü asarak küçük adımlarla Grace 'e doğru yürüdüğünde Grace oğlunun yüzündeki saf üzüntüyü fark ederek ona kollarını açtı. Leon annesinin kucağına buna alışkın olduğunu belli eden bir şekilde oturduğunda ise hala yüzü asıktı.
"Geleceğini söylemişti "
"Tatlım John amcanın da kendine göre işleri olduğunu unutmamalısın . Eminim işlerini bitirir bitirmez sana verdiği sözü yerine getirecektir "
Grace oğlunun Johnson gittiğinden beri keyfinin yerinde olmadığını onun iyice suskun bir çocuğa dönüşmesinden anlayabiliyordu.. Her daim gülümsemeyi ihmal etmeyen Leon için bu durum oldukça can sıkıcı bir hal alıyordu .
Johnson iki gün önce artık Londra 'da kendisine eşlik etmesine gerek kalmadığını bundan sonra Leonard'la beraber güvende olacağını ve bir doktor olarak Castle Comb'daki işlerine geri dönmesi gerektiğini söylediğinde Grace onun kendisi için yaptığı tüm fedakarlıklara karşılık büyük bir minnet duyduğunu dile getirmiş, kalmaması için hiçbir neden kabul etmediğini, yerinin her zaman ayrı olduğunu da eklemeden geçmemişti. Johnson ise hekim olarak görevine devam etmesi gerektiğini yine de ihtiyaç anında her zaman geri döneceğini söyleyerek erken saatlerde malikhaneden ayrılmıştı. Fakat oğlu tek dostu Johnson'un da gidişiyle koca malikhanede yalnız kalmıştı. Bu duruma ne kadar üzülse de Johson'dan oğluna bakıcılık yapmasını daha fazla istemeyemezdi. Bu kadar bencil değildi. Yine de oğlunun üzülmesine dayanamıyordu. Onu Meggy'nin büyük kızı Aleisha ile tanıştırabilseydi eğer onunla çok iyi anlaşabileceğini biliyordu fakat şu sıralarda bu da pek mümkün görünmüyordu.
"Biz neden gitmiyoruz anne?" Leon başını kaldırarak annesine baktığında Grace oğlunun burdan sıkılmış olduğunu düşünerek "Gitmemizi mi istiyorsun ?" diye sordu.
"Arwin'i özledim " dedi Leon. Dudaklarını olabildiğince bükerek.
"Ya Margeret halayı?" diye sordu Grace gülümseyerek.
"Onu da özledim ama Arwin'i biraz daha özledim " diyen Leon parmaklarıyla bırazın ne kadar olduğunu göstermeye çalışırken
Grace ufak bir kahkaha atarak "Demek biraz. " dedi kısık bir sesle. Oğlunun başına küçük bir öpücük kondururken "Margaret hala bunu duysa çok üzülür tatlım" diyerek ona gerçekliği sorgulanabilen bir sitemle baktı.
"Ama onu da özledim. " Leon Margeret halayı da özlediğini bir kez daha yinelerken "Gidelim anne. Johnson amcam da gitti. " diye diretti
"Birileri gitmekten mi bahsediyor?" Leydi Clayton elleri belinde, başını omzuna doğru hafifçe yatırmış ,sitem dolu bakışlarıyla ikiliyi süzerken yavaş adımlarla onlara yaklaştı . Yeterince yakın durduğunu düşündüğü anda Leon'a doğru eğilerek "Büyük teyzeden çabuk sıkılmışa benziyorsunuz küçük beyefendi " diye sitem etti.
Grace Leydi Clayton'un muzur bakışlarına karşılık gülümsemesini eksiltmeden oğlunun tavırlarını inceledi.
Leon'un küçük yanakları kızarırken mahcup bir bakışla Leydi Clayton'a bakarak "Sizi seviyorum büyük teyze ama artık heykel adamlarla oynamak istemiyorum " diyişini işitti.
Leon yaşına rağmen duracağı yeri hep bilen bir çocuk olmuştu . Kendisinden büyüklere asla saygısızlık etmezdi .
"Demek gerçek arkadaşlar istiyorsun?" Leydi Clayton içten bir gülümseme sunduğunda kendisini ufak bir baş hareketiyle onaylayan küçük yeğeninin başını okşayarak Grace'e döndü. "Neden onu Aleisha ile tanıştırmıyorsun ?" diye sordu. Yaşlı zihni kendine oyun oynamıyorsa Aleisha Leon ile aynı yaşta olmalıydı.
"Bunu ben de düşündüm Leydim fakat Leonard oraya çok sık gidiyor. Leon ile ikimizi görmemesi imkansız olur"
Grace Leonard'in gerçekleri böyle ulu orta öğrenmesinden oldukça korkuyordu. Her şeyi ona kendisi anlatana dek tüm ihtimalleri hesaplamak zorunda,herhangi bir şüphe oluşturmaktan kaçınmalıydı.. Aksi halde Leonard'ın ne tepki vereceğini Tanrı biliyor ya kestiremiyordu Grace. Leonard 'ı her ne kadar tanımaya çalışıyor olsa da onunla ilgili aklında bir çok soru işareti vardı ve ondan gelecek tepkiler her zaman alışılmışın dışındaydı. Yalnızca, öfkeleneceğinden emindi Grace. Çok öfkelenecek ve öfkesi belki etrafında bulunan herkesi kıracaktı.
Bu yüzden kendisinden duyması belki biraz daha onu yumuşatabilirdi.
"Ben de seninle bu konuyu konuşmak istiyordum aslında " Leydi Clayton Grace'in karşısındaki sandalyeye zarif bir şekilde oturarak bir kaç saniye Leon'u izledi. İkisi arasındaki geçen konuşma onun ilgisini çekmemiş olacak ki annesinin kucağında uyuklayan gözlerle oturuyordu ve çok geçmeden uyuyacağından da emindi.
"Leonard ile ilişkiniz beklemediğim bir şekilde hızlı ilerliyor Grace. Hal böyle olunca Leonard'a gerçekleri bir an önce söylemen gerektiğinin de farkındasın . Daha fazla saklamanın anlamı yok"
"Biliyorum Leydim .İnanın ben de en az sizin kadar bu konu üstüne düşünüyorum " Grace kucağında uyumaya başlayan oğluna biraz daha sarılarak"Fakat Leonard böyle bir gerçeği kolayca kaldırabilecek biri değil. Ona yalan söylediğim ve gerçekleri sakladığım için oldukça kızacak fakat daha da önemlisi bana inanmayabilir" dediğinde çaresizliğini bir nefes gibi solurken omuzlarını düşürdü. "Her şeyle başa çıkabilirim Leydim fakat bana inanmayan bir adamla nasıl savaşacağımı henüz bilemiyorum . "
"Er ya da geç gerçekler ortaya çıkacak kızım . "Leydi Clayton Grace 'e belli etmek istemese de bu konuda oldukça endişeliydi. Leonard geçmişinde yalanlarla bir savaşa girmiş ve o savaşta yenik düşmüş bir askerdi. Tarih yine tekerrür ediyordu ve Leonard 'ın yeniden sevdiği birinin kendisine yalan söylediği gerçeğini kaldırabilecek kadar güçlenmiş olup olmadığını bilmiyordu.
Leydi Clayton, Leonard'ın Grace'e olan aşkında samimi olduğuna emindi fakat Leonard 'ın kaybedecek bir şeyi olmadığını da biliyordu. Konu yalan olduğunda kendisinden başka hiç kimseyi umursamazdı. Üstelik bu defa karşısında Cassandra gibi güçlü bir kadın da yoktu. Grace Leonard'ın tek sözüyle yerle bir olurdu . Tek sözüyle büyük bir yıkımın altında kalırdı . Grace kalırdı da bunun altından çıkmayı başaramazdı . Tek umudu ise Leonard'ın bir çocuğu olduğunu öğrendiğinde içten içe hasretini çektiği çocuk sevdasının ortaya çıkmasıydı . Üstelik Leon'u zaten görmüş ve sevmişti . Şimdi oğlu olarak kabul ederse Grace'i de affedebilirdi. Fakat hiçbir şekilde kesin konuşamıyordu. Grace yalanlarıyla tek bir kişiyi incitecekti. Leonard ise seçimini doğru yapamazsa iki yaşam geriye kalan hayatlarında kuru bir yaprak gibi savrulacaktı. En kötüsü de buna sebep olacak yegâne kişinin de kendisi olmasıydı . Leydi Clayton bunun vicdan azabını kaldırabileceğinden emin değildi.
"Aslında Brighton kontesinin verdiği takdim balosunda Leonard ile konuşmayı planlıyordum . "
"Balonun böyle önemli bir meseleyi konuşmak için uygun bir yer olup olmayacağına dair şüphelerim var" Leydi Clayton Grace 'in ne düşündüğünü anlamak ister gibi baktı.
"Tam olarak konuşma sayılmaz..." diyerek onu onayladı Grace. Leonard'ın onca kalabalık içinde kendisini zapdetmesi kolay olmazdı. "Ama böyle bir durumda nasıl tepki vereceğini önceden sormam gerekli diye düşünüyorum "
Leydi Clayton'un yaşadığı onca sene içinde öğrendiği bir şey varsa o da işini sansa bırakmamak olurdu. Leonard 'ın Grace'in duymak isteyeceklerini ona verebileceğinden emin değildi. Grace beklemediği bir tepkiyle karşılaşırsa bu yalanı uzun süre sürdürmek isteyebilirdi. Bu düşüncelerine rağmen onu ne onayladı ne de yargıladı. Yorgun bedenini sandalyeden kaldırırken "Umarım iyi şeyler olur kızım. " diyebildi ve ardından kucağında tatlı bir uykuya dalmış olan Leon'a kısa bir bakış attı. "Leonard ve siz bunu hakediyorsunuz"
....