22. Bölüm

3192 Kelimeler
Ve kirpiklerimizde titreşiyor şimdi eski çok eski anılar . Üzerlerinde hüzünlü toz bulutları Bir de , Yaprakları gözyaşlarıyla ıslanmış Yahut keşkeler dolusu aşk mektupları. "Seni en son ne zaman bu kadar mutlu gördüğümü hatırlamıyorum." johson büyük meşe ağacının altında kitabını okuyan Grace 'e doğru yaklaştığında onun kafasını kaldırarak kendisine yarım bir gülümsemeyle bakışına aynı şekilde karşılık verdi "Oh ...Fazlasıyla abarttığından neredeyse eminim ." "Hiç sanmıyorum. Ne diyorsun? Leon'un doğumu belki ?" Johnson yerine keyiflice oturup düşünüyormuş gibi yaptı. "Yoksa ilk anne diyişi miydi ?" Grace bakışlarını heykellerle oynayan oğluna doğru çevirdiğinde gözlerine ulaşan , onu daha da genç gösteren , belki on sekizinde , henüz hüzün görmemiş , hiç kalbi kırılmamış yahut dilinden hiç ah dökülmemiş kıza dönüştüren gülümsemesiyle baktığında Johnson'un ne kadar haklı olduğunu anlayarak "Beni mutlu eden tek varlığın oğlum olduğunu yinelememe gerek olmadığını düşünüyorum "dedi. "Tam da bu yüzden gidip o dük bozuntusuna teşekkür edebilirim sanırım . " Johnson çapkın bir delikanlı gibi göz kırptığında ona gözlerini deviren kadına samimiyetle gülümsedi. Onu yatakta yüzü solmuş bir halde bulduğunda bile güzelliği karşısında dilinin tutuluşunu ,daha dünmüş gibi, hatırlıyordu. Fakat gözlerine yerleşen ve bir sarmaşık gibi her yanını sarmaya başlayan hüznün gölgesi ona hamile olduğunu söylediğinde bile yerini terketmemişti. Zaman heybetli bir nehir gibi hızla akarken geriye döndüğünde geçen beş senenin Grace için ne denli zorlu yokuşlara dönüştüğünü yakından izlemişti. Tanrı biliyor ya onun yaşında bir genç kız için hiç de kolay olmamıştı fakat acılarına , açılan yeni yaralarına bir merhem gibi yetişmişti küçük Leon. Ismini babasından gözlerini annesinden alan ve asilliği her hareketinde vuku bulan küçük adam bir umut güneşi gibi doğmuştu karanlık gecelerine. Grace o zaman yeniden gülmeye başlamış, yanaklarında varolduğunu bilmediği minik çukurları ile adamı bir kez daha güzelliği karşısında büyülemeyi başarmıştı. Johnson bir kere ,haddi olmadığını bilerek,küçük bir an için bu iki kişilik ailenin bir ferdi olmayı istediğini hatırlıyordu. Fakat yirmi sekizinde aklı başında bir adam olarak durması gerektiği yeri bilmişti. Grace ona gerçekleri anlattığı bir günde vazgeçmişti bu düşünceden. Zira kadın bir kere gördüğü adama bir ömür bağlanmıştı da haberi yoktu. Bir kez gördüğü adama kördüğüm olmuştu da Johnson'da o düğümü çözecek güç yoktu. İşte sırf bu yüzden Grace'e bir dost, Leon'a amca olmayı tercih etmiş bir kez bile keşke dememişti. Ancaklara takılmamış bu güzel ailenin bir ferdi olmayı bu şekilde başarmıştı. Şimdi , beş yıl sonra Grace bu sefer Leon sebebiyle değil, hem de hiç değil, mutluydu. İnanması güç olsa da bunu başaran saygıdeğer soğuk prens lakaplı Leonard Harington'du. Düşüncelerini bir kenara atarak ayaklandığı sırada Grace 'in soru dolu bakışlarına karşılık "Ufaklık heykelleri haklamadan önce yetişsem iyi olacak . "dedi. "Onu kılıç kullanmak konusunda bu kadar cesaretlendirmeseydin eğer ..." "Onun bir kız çocuğu olmadığını kabullendiğin zaman bana hak vereceksin. " diyerek kadının sözünü kesen Johnson omuzlarını silkerek onun çakmak çakmak olan bakışlarına aldırmadan arkasını dönerek yürüdüğünde gerilerden Grace 'in homurtusunu duyabiliyordu. "Elbette onun kız çocuğu olmadığını biliyorum bayım . Fakat ben bir anneyim." *** "Leydi Clayton? " "Evet?" Cassandra okuduğu kitaptan kaldırdığı soru dolu bakışlarını karşısında bir heykel gibi duran yakışıklı adam üzerinde dolaştırdığında onun "Dedektif Richard Cooper" diyerek kendisine karşı yaptığı reveransına baş selamı ile karşılık verdi. "Cassandra Loreen Clayton. Memnun oldum . Şaşkınlığımı maruz görün lütfen fakat ..." "Daha yaşlı birini bekliyor olmalıydınız." Dedektif Cooper koyu yeşil gözlerini karşısındaki büyüleyici kadın üzerinden bir an bile ayırmayarak devam edecekti ki Leydinin hoş sesi karşısında durakladı. "Beni yargılamadığınıza sevindim. Lütfen oturun . " Cassandra , giydiği toprak rengi takım elbiseyle oldukça heybetli duruşu, yeşil gözleri ve kumral saçlarıyla yakışıklı tanımına uyan dedektif Cooper' a gülümserken onun da kendisini inceleyen bakışları altında nedensiz bir rahatsızlık hissederek geriye yaslandı. "Bu tepkiyi sık sık aldığımı söylersem abartmış sayılmam. " "Anlıyorum. " Cassandra küçük bir gülümseme eşliğinde devam etti. "Yorgun olmalısınız. " Ardından eline aldığı küçük zili çalarak hizmetçi kızı içeri girmesi için çağırdı. "Ne içersiniz?" "Belki biraz rom ya da brendiye de hayır diyemem." Dedektif Cooper hizmetçiye nazik bir şekilde emir veren kadının her hareketini büyük bir dikkatle incelerken kendisine dönen bakışlara karşılık " Neyi bilmek istiyorsunuz Leydi Clayton? " diye sordu. Gelen ani soru karşısında bir an duraksayan Cassandra ise böyle bir giriş beklemediği için bir süre sessiz kalarak hizmetçinin getirdiği brendiyi ikram etmesini bekledi. "Lord Wilson'un bu konu hakkında sizinle konuştuğunu sanıyordum. " Dedektif öne doğru eğilerek dikkatli bakışlarını Leydinin buz gibi bir griye çalan mavi gözlerine dikti "Bir kadın hakkında araştırma yapmamı istediginizi biliyorum ama tam olarak neyi öğrenmek istediğinizi sizden duymalıyım Leydim." Cassandra hafifçe çattığı kaşlarını kaldırarak geriye doğru yaslandı. Ne kadarını dile getireceğini kestiremeyerek devam etti "Şu sıralar sosyetede adı çokça duyulan Bayan Catelin ...." "Güzel bir kadın ." "Kendisini görme fırsatını yakalamış sayılmam fakat siz gördünüz o vakit ?" "Elbette fakat etrafında pervane olan baylar tanışma fırsatını her seferinde erteletmeme neden oluyor. " Dedektif Cooper bariton gülüşüyle odayı doldurduğunda karşısındaki kadının bu duruma oldukça bozulduğunu fark ederek çabuk toparlandı. " Ve siz bu kadını merak ediyorsunuz? " Bunun bir soru olmadığı açıktı fakat "Neden ?" diyerek merakını belli etti. "Sadece size söylenenleri yapamaz mısınız? " "Bakın Leydi Clayton araştırma yapmamı istiyorsanız benimle açık konuşmalısınız ki ufak ayrıntılara dikkat edebileyim. " Derin bir nefes alarak pes ettiğini belli eden genç leydi "Pekala Bay Cooper ,bir dedektif olarak, eminim ki Lord Harrington ile eski birlikteliğimizden haberdarsınızdır." dediğinde istemeyerek de olsa bazı şeyleri anlatmak mecburiyetinde olduğu için gerginliği artmıştı. "Meşhur aşk hikayenizi bilmeyen pek az kimse var Leydim. " dedektif Cooper yarı alaylı kurduğu cümlenin karşısındaki kadında nasıl bir algı yarattığını umursamadan devam etti . "Ve...Bayan Catelin ile Lord Harrington arasındaki yakınlaşmadan haberdar olan biri olarak tahminimde yanılmıyorsam kadınca bir iç güdü ile Bayan Catelin'i merak ediyorsunuz. Hatta daha ileri gidebilecek cesareti bulduğunuzda onun hakkında öğreneceginiz olumsuz her bilgiyi aleyhine kullanmaktan çekinmeyeceksiniz. " Cassandra bu adamın bu denli açık konuşmasını şaşkınlık ve kızgınlık arasında bir duygu değisimiyle karşılarken yerinde dikleşerek, konumunun ağırlığını belli edercesine , kaşlarını çattı. "Bay Cooper eğer benim için çalışacaksanız öncelikle düşüncelerinizi kendinize saklamanızı öneririm. Aksi halde ..." "Aksi halde ne yaparsınız Leydi Clayton?" dedektif Cooper sandalyesinde geriye doğru yaslanarak içkisini tek yudumda bitirdiğinde gözlerinde özgüvenini vurgulayan parıltılarla devam etti "Paramı vermez misiniz? Yoksa üst düzey makamlara idamımi isteyen bir mektup mu gönderirsiniz?" Gülümsemesi ayalcılığının tacı gibiymişçesine büyürken " Söylesenize Leydim aşkına ihanet eden bir kadın olarak Bayan Catelin'i hangi sıfatla araştırmamı isteyeceksiniz?" diye sordu. Duydukları karşısında yerinden hızlıca kalkan genç leydi "Haddinizi aşıyorsunuz?" dediğinde Dedektif Cooper 'da ayaklanarak bir kaç adım öne çıktı. Genç Leydi'ye bir kaç parmak tepeden bakıyordu. Gözleri Leydinin açıkta kalan beyaz omuzlarına ve ordan da dolgun göğüslerine kayarken düşüncelerinin kaydığı yöne ķüfür ederek ses tonunu yükseltti "Bakın Leydi Clayton , benim hakkımda bilmeniz gereken tek şey kendini beğenmiş soylulara asla papuç bırakmayacağımdır. " Cassandra aralarındaki azalan mesafeden rahatsız olarak geriledi ve aynı şekilde sesini yükseltmekten çekinmeyerek devam etti "Lord Wilson'dan bana iyi bir dedektif bulmasını rica etmiştim fakat öncelikle saygılı olmasını vurgulamadığım için aptallık etmişim . " "Gerçekleri söylemenin ne zamandan beri saygısızlık olduğunu söylerseniz eğer..." "Neler oluyor burada?" Lord Wilson malikanesinden içeri girdiğinde kütüphaneden gelen gürültüyle şaşkına uğrayarak adımlarını hızlandıracakti ki karşısına çıkan hizmetcisine içeride kimin olduğunu sorma gereği hissetti. Aldığı cevaba karşılık kütüphanenin yolunu büyük adımlarla arşınladı. İçeri girdiğinde hararetle tartışan çifte önce şaşkınlıkla baktı fakat biraz daha beklerse olası bir kaza yaşanabilirdi zira Dedektif olarak tuttuğu kuzeni Richard'ı daha önce bu denli öfkeli görmemişti. Neler olduğunu anlamak için seslendiğinde kendisine dönen iki küçük suçlu ifadeyle gülümsemesi dudaklarında asılı kaldı. "Lord Wilson..." "Edwar!" "Umarım rahatsız etmiyorumdur." Lord Edwar Wilson ikiliye yaklaştığı sırada Dedektif Cooper "Tam zamanında gelmiş olmana neredeyse seviniyorum." diyerek yerine oturdu. Cassandra ise ikili arasındaki samimiyeti kısık gözlerle izliyordu. "Leydim? " "Bu sefer Dedektife katılmak durumundayım ." diyen Cassandra Dedektifin sessiz bir hayret nidasi çıkardığını fark etse de üstünde durmayarak başını dikleştirdi . "Bana bir dedektif tutmanızı istemiştim. " "Ben de tam olarak bunu yaptığımı düşünüyorum Leydim . Richard Londra'daki en ünlü dedektiflerden bir tanesidir . Ayrıca kuzenimdir ve oldukça güvenilir olduğuna emin olabilirsiniz " Cassanda şaşkınlıgını gizlemeyerek araya girdi "Sizin kuzeninizin bu kadar saygısız olduğunu görmek hayret verici. " "Bunu saygısız bir Leydi'den duymak da öyle. " "Eğer sizinle konuşuyor olursam lütfen bana cevap verme inceliğini gösterin Bay Cooper. Aksi halde susmanızı istemek durumundayım . " "Ve ben de emrinizde çalışan bir uşak olmadığımı hatırlatırım. " Lord Wilson yeniden hararetlenen tartışmaya son noktayı koymak isteyerek araya girdi. "Bakın Leydim , Richard biraz kaba olabilir fakat..." dediğinde Richard kendi üzerine söylenen lafa tepkili bir yanıt verdi. "Kaba mı?" Lord Wilson ise "Lütfen Richard! " diyerek uyarı dolu bir bakış attığında Cassandra içten gülümsemeyle Lord Wilson'a baktı. "Fakat ?" "Fakat Lord Harrington gibi güçlü bir adamın çevresindeki insanlara ne denli hassasiyetle yaklaştığını biliyorsunuz. Richard işini iyi yapmakla beraber güvenilirdir. Riske girmek istemezsiniz. " Cassandra Lord Wilson'a hak verdiğini itiraf ediyordu fakat böyle bir adamla çalışmak istemediği de ortadaydı. Bir kaç dakika düşündükten sonra ise "Pekala." diyerek Dedektife döndü. "Umarım Lord Wilson'un dediği kadar varsınızdır." "Kimse bana çalışmak isteyip istemediğimi sormayacak mi?" "Richard!" "Ah... Tamam " diyerek gözlerini deviren Richard ayaklanarak dudaklarında alaycı bir gülüşle genç leydiye reverans yaptı. "Bir hafta sonra görüşürüz Leydim " *** Lanchashiere Malikanesi "Her şey yolunda mı tatlım?" "Sanırım" dedi Grace arka bahçeye bakan genişçe bir pencere önünde düşüncelere dalmışken kendisine seslenen Maggie'ye dönerek . "Sanırım... Bu kelime bir çok anlamı birden taşiyabilecek kadar derin. Hadi bana ne düşündüğünü söyle. " "Her şeyi." Grace gözlerini kapatarak derin bir nefes aldı. Kelimeler, dudaklarından âlâ kafes yokmuş da dışarı çıkmamakta ısrarcıymış gibi uzun süredir sürdürdüğü sessizliğini bozarak devam etti ." Kafamın içinde bir çok düşünce birbiriyle yarış içinde. Muazzam bir gürültü var. " Maggie anlayışla arkadaşının eline uzandığında gülümseyerek biraz olsun ortamdaki rutubetli suskunluğu bozmaya çalıştı "O halde seni en çok yoran düşünceyi dile getir tatlım. Insan söyleyemediğinin korkusuyla yaşar. " Kontesin ne kadar haklı olduğunu biliyordu Grace. Sustuklarının , dile getiremediklerinin kederini , hüznünü bir yas gibi tutuyordu içinde. Öyle bir yastı ki bu yüzyıllardır acı veriyormuş gibiydi. Ve bu onu korkutuyordu. Her daim korkusunun nefesini ensesinde hissediyordu. "Ah... Maggie. Ne yapacağımı bilmiyorum . Büyük bir savaşa zırhsız ve silahsız girmiş gibiyim. Kendimi savunacak hiçbir şeyim yok. " Grace çaresizlikle düşürdü omuzlarını. Arada yaşadığı bu gelgitli anlar, kaybolan ve ne yapacağını bilmeyen küçük bir kız çocuğuna dönüşmesine neden oluyordu. "Sanırım bu savaş Leonard oluyor " "Hayır Maggie. Hayır. Leonard benim en büyük yenilgim. Beni korkutan ise Leon. Leonard 'a daha ne kadar yalan söyleyebileceğimi kestiremiyorum. Üstelik her seyi öğrendiğinde bana inanmayıp oğlumuzu kabul etmezse Leon'un yaşayacağı hayal kırıklığını tahmin edemiyorum. " Maggie de tahmin edemiyordu. Leonard sevdiklerine değer verdiği kadar da kindardı. Ve kinini bir bıcak gibi sırtında taşırdı. Yapabileceklerinin sınırı yoktu. Güveni yıllar önce bir kere,ayakları altında, paramparça olmuştu. Ikinci bir darbeyi taşıyabileceğinden emin olamıyordu Kontes. Yine de düşüncelerinin bu kısmını dile getirip zaten perişan olan Grace'i daha da üzmek istemeyerek "Leonard sert görünür ama asla o kadar gaddar olabileceğine ihtimal vermiyorum. Ve kabul etmese de sana aşık oldu Grace. Aşk çoğu zaman eksikleri tamamlar. Kusursuz yapar. "dedi. "Her ne kadar bunun için dua etsem de içimdeki kötü hissi bastıramamak beni ürkütüyor. " Grace Maggie'nin gözlerinde, bir anlığına bile olsa, gördüğü tereddüt karşısında durakladı. "Sen bile emin değilsin." "Leonard yaralı Grace. O çok uzun süredir mağlup olduğu bir savaştan aldığı yarayı iyileştirmeye çalışıyor. Yalanlar onu incitecek. Ama eminim Leon'u bir kez gördüğünde tüm yaraları kabuk bağlayacak. " "Onu çoktan gördü bile ." Grace'in cılız sesi ortama bir gülle gibi düştüğünde "Nasıl? " diyen Maggie şaşkınlıkla gözlerini büyüttü. "Leydi Clayton'un evine geldiğinde. Tamamen hebersizdik ve neyseki gerçeği bilmiyor. Sadece teyzesine muhtaç bir kadın ve çocuk olduğundan haberi var. En azından bir kısmı doğru. " "Sen yardıma muhtaç değilsin Grace. " "Kesinlikle öyleyim. Bana yardım edeceğini söylediği zaman kabul etmemem gerektiğini düşünüyorum bazen. O da herkes gibi hatasını telafi etmek istiyor fakat Leonard gerçeği öğrendiğinde teyzesine ikinci kez araladığı tüm kapıları kapatacak. " Grace bundan neredeyse emindi. Leydi Clayton Cassandra'nın hataları yüzünden Leonard ile olan ilişkisini bu şekilde kurtarabileceğini sanıyordu. Leonard'ın kendisini bile affedebileceğini düşünemezken Leydi Clayton için ihtimal bile veremiyordu . "Geleceği asla kesin olarak bilemeyiz ." Maggie konuyu değiştirmek için "Hadi gel . Leonard ve Taylor neredeyse gelir. Leonard'ın seni bu halde görmesini istemezsin." diyerek gülümsedi. Sabah erken saatlerde Leonard'in geleceğine dair aldıkları mektupla apar topar Grace'i eve getirtmişlerdi. Aslında kendisine kalsa Grace'i evinde ağırlamak daha kolay olurdu fakat küçük Leon'un evde olması habersiz bir Leonard baskını sırasında sorun olabilirdi. Hele ki şimdi Leonard'ın Leon'u görmüş oluşunu duyduğundan beri bu fikri hızla kafasından atmıştı. Eğer Leonard bir şeyleri öğrenecekse bunu Grace'den duyması işleri kolaylaştırırdı. Belki... "Haklısın. " Grace gülümsemeye çalışarak devam etti ."Teşekkür ederim Maggie. Her şey için. " "Böyle şeyler duymak istemediğimi biliyorsun. Sen benim Leonard'dan sonra kardeşim diyebileceğim tek kişisin. Üstelik Leonard dedikodu yapmaktan hoşlanmıyor ." Maggie Grace"in yüzünde gerçek bir gülümseme gördüğünde rahatlayatak "Lütfen hep böyle gül tatlım. " dedi. Buna gerçekten ihtiyacı olacaktı. *** Acılarımızı bir yara gibi omurgamızda taşıyoruz . Kipriklerimiz yorgunluğumuzun gölgesinde boynu bükük Ve bazen bir çınar ağacı olsaydık diyoruz. Keşke olsaydık. "Nerdeyse hakkımızda konuştuklarına eminim. " "Bunun için geçerli bir sebepleri olmalı. " Grace kirpiklerinin altından parıldayan okyanus mavisi bakışlarını Leonard'a çevirerek onda kopmaya hazır fırtınaları eski zamanlardan kalma bir dua gibiymişcesine çağırdığından habersiz gülümsedi. Leonard'ın derinlerden gelen iç çekmesi bundandı. Ve bundandı gözleri kamaşmışcasına kırpıştırdığı kirpiklerinin ağırlığı altında ezilişi. Bu kadın aklı başında her erkeğe ah ettirmeye yeminli bir yaratılıştayken buna itiraz etmek Leonard'ın haddi değildi. Hiç degil. Kadının bir gül yaprağından ödünçmüş gibi kıpırdattığı dudaklarından çıkan sözlerin altında yatan anlamı bilerek durakladı. Duymak istiyordu Grace. Ne hissettiğini , ne hissettirdiğini bilmek istiyordu da Leonard'ın bunu dile getirecek cesareti bir ekmek kırıntısından ibaretti. Dilinin ucuna gelen tüm güzel sözler bir bir lanetlenmiş de Leonard da bu büyüyü bozacak iksir yoktu sanki. "Her şeye bir sebep arıyoruz, değil mi?" "Sanırım..." Grace başını olumsuza iki yana sallayarak Lancerhire malikanesinin geniş bahçesinde yürümeye devam ettiğinde-ki bunu Maggie bir öneri değilde yapmaları gereken bir görev gibi dile getirmişti- adamın da peşinden geldiğini biliyordu. Hiç görmese yahut kulakları adımlarını duymasa, hiç duymasa ondan yayılan erkeksi kokusunu yine de içinde, kalbinin bir köşesinde , tam da omurgasının başladığı yerde adamın varlığını hisseden yanı biliyordu. Adamı ilk gördüğünden bu yana , teni tenine değmemiş olsaydı bile kaybolduğu koyu karanlık gözlerin derisine keskin bir bıçak gibi nakış nakış işlendiğindendi belki biliyordu Grace. Adam kadında derin bir iz bırakmıştı da ölümün sonunda dahi , çok daha ilerisinde belki ,bu izi bir tılsım gibi taşıyacaktı. Varlığı kendi varlığıyla bir bütündü. "Biliyorsun." Grace yüreği ağzında bir yumru gibi toplandığında düşüncelerini sesli dile getirdiğinden korkan bir yavaşlıkla durdu. Gürültülü yutkunuşunun ardındaki tedirginlik adamın duymasından çok aynı duyguları ondan duyamayacağındandı. Ah bir duyabilse Grace o zaman tüm bu sıkıntılara göğüs gerebilecek kadar güçlü hissetmez miydi? Bir duysaydı , buzların ardına sakladığı kalbinde bir kardelen çiçeği gibi doğan sevgiyi bir görebilseydi eğer, ışte o zaman verdiği bu savaşta hükmen galip gelmez miydi? Derin bir iç çekişle döndü adama. Omuzlarında tonlarca ağırlık varmış da ayakta durmaya mecburmuş gibi duran heybetli bedenine takıldı bakışları. Gözlerine bakmaktan ne ara çekinir olmuştu? Oysa ilk vurulduğu, kalbine ilk kesiği yahut ilk yarayı aldığı meydan orası değil miydi? "Öyle bakma Grace... Biliyorsun. " dedi adam yeniden . Defalarca daha diyebilirmiş gibiydi . "Dile getirmediğim her şeyi biliyorsun " dedi ardından. Bilmesi gerekiyormuş gibi tane tane , her bir kelimeye binlerce ağırlık yüklercesine konuşuyordu. Sözlerden çok gözlerde değil miydi aşk denen budala . Ne diyeydi bu ısrar? Ne diyeydi bunca çaba. Aşıktı işte. Aşıktı, konuşmaya korktuğu, kıpırdarsa dudakları, kaçmasından endişe ettiği kadına . Söyleyebiliyordu ya duyması gerekmiyor muydu? Kendine bile itiraf etmekde zorlanırken dile dökmeye mecali yoktu. Kadına doğru bir iki adım yaklaştığında nefesinin yasemin kokan esintisini hisserek gözlerini kapattı. Sarsmak istiyordu. Kadını kollarından tutup bildiğini söyleyene kadar hırpalamak sonra hiç bırakmamacasına öpmek istiyordu. Bilsin istiyordu. Söylemese de içindeki yangın kendisini küle çevirmeden önce anlasın istiyordu. Tekrar gözlerini açtığında bir günah gibi güzelliği karşısında ne ara tuttuğunu dahi hatırlamadığı nefesini büyük bir yavaşlıkla bıraktı. Okyanus mavisi gözlerin çercevesiydi kirpikleri. Ve dudakları beyaz teninde açan açelyaya ne çok benziyordu. Kusursuz yüz hatlarına dökülen kuzguni saçları güzelliğinin gölgesiydi. Siyahtı... İç titreden siyahlık aralarına serpiştirilen amberin ışığını yansıtmasa yahut hiç yansıtmasa adam gecenin en koyu tonu olduğunu düşünme cürretini gösterecekti. Ve ne kadar zaman geçerse geçsin kadındaki bilindik tanıdıklığın sebebini hiç öğrenemeyecek gibiydi. Sanki geçmişinden gelen bir parçaydı. Daha ilk doğduğunda kadının adı zikredilmişti göğün yedi katından kalbine. Ilk yaradılıştan bu yana büyülü bir tını yahut bir ağıt gibi diline ve kaderine dolanmıştı. Adam yaratılışına aykırı bir biçimde kadında varolmuştu . Varlığı kadınla bir bütündü . Topladığı delice cesaretle dizlerinin üstüne çöktüğünde kadının irileşen okyanus mavisi bakışlarına karşılık gözlerine ulaşan bir gülümsemeyle karşılık verdi. Şimdi yapmakta olduğu şey efsaneleşen bir hikaye gibi dilden dile anlatılacak olsa bile en doğrusuymuş , yaşamı boyunca böyle bir doğruyu yapmamış ve yapmayacakmış gibi hissettiriyordu. Kadının her bir parmağında can vermek istediği ellerini kendi ellerine aldığında soğukluğunun duyduğu heyecandan olduğunu biliyordu. Adam bunu bilirken kadın ona karşı ne hissettiğini bilmiyordu. Adam ona bu kadar aşinayken kadın duyacağı iki kelimeye bel bağlamıştı. "Ben hep bir kere aşık olduğumu sanırdım. Bir kere gönüllü teslimiyet verdiğime inanmış ve bir kere kalbimin göğüs kafesimde kanat çırptığını düşünmüştüm. Bir kere ardına düştüm gerçek olduğunu düşündüğüm hayalin. " Kadının gözlerini saran buğulanma kendini belli etsede suskunluğu bir kez daha , sayamayacağı pek çok kez , kadına saygı duymasına neden olmuştu. Grace kırılgandı. Naif ve bir o kadar hassastı. Fakat bir bıçak gibi keskin olabileceğinden emindi adam. Yine de kendisine konuşması için fırsat vermesinden biliyordu ki kadın hep , kendisinin hiçbir zaman olamadığı kadar, anlayışlıydı. "Fakat Grace... Senin bende derin bir izin var." dedi daha önce kadının dilinden dökülen bu sözcükler simdi ilahi amacına ulaşmış gibiydi." Sana duyduğum hislerin daha öncekilerle uzaktan yahut yakından hiç bir ilgisi yok. O zamanlar deli bir çağlayan gibi akan nehirmişim yahut hoyrat ve bir o kadar gözüm kapalı bir aptal. " Kadının ıtiraz dolu hareketine karşılık " Evet kesinlikle bir aptaldım Grace. Gözüm hiçbir şeyi görmüyordu. Doğruyu yanlıştan, eğriyi doğrudan ayıramayacak kadar kendimde değildim ve çok yanlış yaptığımın ancak şimdi farkına varabiliyorum. Ben... Ben o zamanlar aşık olduğumu sanıyordum. Sanmaktan büyük aptallık var mı Grace ? Söyle! " Grace bir süre önce kendisinin de böyle düşündüğünü hatırlayarak suskunluğunu korudu. Adam ona gelmişti. Kendi isteğiyle her şeyin farkında bir gerçeklikle önünde diz çöķüyordu ya Grace 'in söyleyecek çok şeyi olsa da simdi tüm kelimeler Leonard 'ın ardından bir bir küle dönmüştü. Adamın kadına döndüğü gibi. " Şimdi anlıyorum Grace. Sana duyduğum hisler bir çocuğun hisleri değil. Hiç değil. Ben sana varana kadar eksiktim evet , fakat eskisinden fazlasıydım. Şimdi ise eskisi gibi değilim. Sana duyduğum hisler durgun , kendinden emin . Daha sakin fakat bir o kadar güçlü. Daha yeni fakat bir o kadar kararlı. Dahaların sonu yok fakat ben seninle sonlandım Grace. Senin varlığınla bir bütünüm . Seni seviyorum. " Adam sonunda iki kelimelik bir pranganın ardından özgürlüğüne kavuşmuş gibi gülümsedi. "Seni seviyorum Grace. Hiçbir seyin önemi olmadan seviyorum. Tüm sosyeteyi, tüm kuralları hiçe sayarak seni seviyorum. Grace gözlerinden damla damla akan yaşın bir sele dönüşmesinden korktu. Şimdi burda kendini tutmadan ağlasa geçen beş senenin mezarını sulamış kadar mutlu hissedecekti belki. Simdi ağlasa o mezar taşı bile orta yerinden büyük bir acıyla çatlayacaktı. Şimdi ağlasa üstüne büyük bir acemilikle örttüğü topraktan ne yaseminler çıkacaktı. Fakat ağlamak bu güne bir ihanetmişcesine gülümsemeye çalıştı. Bu anın geleceğinden duyduğu şüphe yerini mavi bir umuda boyarken hem gülüyor hem ağlıyordu. "Varlığınla bir bütünüm. Seni seviyorum."
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE