Tanrı şahit ki,
bir gün birlikte öleceğiz sevgili,
Ben canıma kıyarken
artık hayal etmeyeceğim seni
ve birlikte ölmüş olacağız.
Grace Ella'nın yardımıyla kendisine hazırlanan odaya yerleştiğinde yorgunluğunu yeni hissedercesine hantallaşan bedenini büyükçe olan yatağa bıraktı. Yüzünde hantallığının aksine genişçe bir gülümseme oluşurken Leonard 'ın hangi ara böyle bir plan yaptığına anlam veremedi.
Geleli çok olmamasına karşın kendisini çok fazla şaşırtığını belirtecekti. Onun gibi bastığı yeri titretecek kadar sert duran bir adamın yaptıkları karşısında afallıyordu. Oysa daha zor olacağını düşünmüş hatta Leonard'ın kendisiyle bu denli ilgileneceğini hayal bile etmemişti.
Nasıl edebilirdi ki?
O , V.York Dükü Leonard Harrington olmanın tüm asaletini taşırken kendisi gibi sıradan bir kadınla birlikteliği ancak rüyalara konu olan bir aşk hikayesi olabilirdi.
Şimdi ise uyanmaya korktuğu toz pembe bir rüyadaymışcasına tedirgin ve bir o kadar da mutluydu. Ve bir gün, o pembe tozun kendisini boğabileceği düşüncesi aklının çok gerilerinde kalıyordu.
"Aksam yemeğinden önce banyo yapmak ister misiniz ?"
Grace düşünceleri arasında Ella'yı çoktan unuttuğunu hatırlayarak doğruldu. " Lütfen Ella buna gerçekten ihtiyacım var ." Başını olumsuz anlamda sağa sola sallayarak devam etti ." Araba yolculuklarına hiçbir zaman alışamayacağım sanırım ."
Ella ,Lord Harrington'un daha önce bu eve hiçbir kadın arkadaşını getirmediğini çok net hatırlarken çok önemli bir misafir olmasaydı burada bulunmayacağı gerceğini es geçmeyerek hizmetini kusursuz yapmak için elinden geleni yapacaktı. Fakat daha önce çalıştığı malikanelerde ismiyle hitap eden Leydilere rastlamadığından olsa gerek genç kadının, ismini hatırlamasına şaşırmış ve bir o kadar da önemli olduğu hissine kapılmıştı. Gerçekten çok mütevazı bir leydiye hizmet ettiğini düşünerek gülümsedi. Dük hazretlerine de ancak böylesine güzel ve asil bir hanım yakışabilirdi.
Onu baş selamıyla onaylarken "Elbette Leydim. " dediğinde
"Neden bana Grace demiyorsun Ella?" diyen kadına şaşkınlıkla kaldırdığı kaşlarının altından baktı.
Grace ise ne zaman alışmaya başladığını hatırlamadığı bu durum karşısında kahkahasını bastıramadı. "Tanrım , Ella ! Yüzünün halini görmelisin."
"Be-ben ne diyeceğimi bilemedim efendim."
"Oh... haklısın." Grace bir süre düşünceli bir şekilde gözlerini tavana çevirip tekrar kıza yönlendirdi. "Leonard biraz aksi bir adam ve sanırım bana Grace demen onu kızdırabilir." Ardından çok önemli bir şey bulmuş gibi gülümsemesini genişletti. "Fakat burada kaldığım sürece en azından benim yanımda bana Grace demen beni daha çok rahatlatacak."
Grace bunda öyle samimiydi ki artık resmiyetten uzak hayatına geri dönmek istiyordu. Geldiğinden beri Maggie dışında bir arkadaş edinemediğinden olsa gerek Ella kendisine fazlasıyla arkadaş canlısı gelmişti.
"N-nasıl isterseniz efendim..." Ella yüzü kızararak aynı şekilde Grace 'e gülümserken Lord Harrington'a aksi diyebilme cesaretine sahip kadına bir kez daha şaşırdı fakat kendisini toparlaması uzun sürmedi ." O halde gidip sıcak suyunuzu getireyim," diyerek odadan ayrılığında Grace başını yastığa geri koydu. . Bazı şeylerin değişmesi için zaman gerekiyordu.
...
"Martha'nın yemeklerine küçüklüğümden beri aşinayım," Leonard Grace 'in iştahla yemeğine odaklanmış haline gülümserken onun "Kesinlikle mükemmel ," diyişine karşılık "Misafirimin mükemmeliyetine yakıştığına sevindim. " dedi.
Grace hazır olmadığı iltifat karşısında kızarırken bocalamamak adına önce durakladı ardından "Tanrım Leonard... Senin gibi bir adamın ağzından böylesine güzel sözler duyduğum için çok şanslıyım. Tanrılar tarafından kutsanmış olmalıyım" dedi. Sesinde alay gizli olsa da utangaçlığını ancak bu şekilde bastırabiliyordu.
Leonard Grace'in alayla kıvrılan dudaklarına diktiği bakışlarını ayırmadan çatalını yavaşça masaya bırakarak ellerini çenesinin altında birleştirdi. Gözlerinde belirginleşen arzunun yanında meraklı parıltılar vardı.
"Benim gibi bir adamdan kastın nedir Grace?"
Grace Leonard 'ın değişen bakışlarını fark ederek yutkundu. Ondan gelen titreşimleri hissetmemesi mümkün değildi. Bu kadar mesafe bile yetmezken her hareketiyle kendisini etkilemesini nasıl engelleyecekti hiçbir fikri yoktu.
Engellemek istediğinden emin misin ?
Grace iç sesinin alaycı sorusuna karşılık başını olumsuzca salladı. Leonard 'ın , her hareketini izlediğini bildiğinden yüzüne umursamaz bir ifade takınarak omuzlarını silkti. "Bilirsin..." dedi görünen bir gerçeği dile getiriyormuş gibi devam etti. "Kaba görüntünün altında kibar ve düşünceli bir adamın olabileceğini tahmin edemiyordum."
"Kaba !" diye yineledi Leonard. Kaşları şaşkınlıkla havalanmıştı. Başını omzuna doğru ederek "Beni gerçekten kaba olarak mı görüyorsun?" dedi.
"Ilk zamanlar böyle bir şeyler düşündüğüme neredeyse emini." diyen Grace elini geçiştirir gibi sallarken Leonard 'ın çatılan kaşları altındaki alıngan adamın üzerine gitmekte bir çekince görmedi.
"Öyle mi ? " Leonard tehlikeli bir fısıltıya dönen ses tonuyla "Bunlar çok cesur laflar Bayan Catelin." diyerek sandalyesinde geriye doğru yaslandığında gözlerini çokça eğlendiğini açıkça belli eden okyanus mavisi kürelere dikti.
" Benim hakkımda başka düşünceleriniz de var mı?"
Grace kıkırtısına engel olamayarak "Neden olmasın? " dediğinde karşısındaki adamın bakışlarındaki değişimi fark edemeyecek kadar eğleniyordu.
"Grace ..." Leonard bir fısıltı gibi genç kadının adını andığında Grace'in gülen yüzünün yavaş yavaş ciddileşmesini keyifle izledi. Aslında bu şekilde gülecekse her zaman kendisiyle uğraşmasına izin verebilirdi fakat onun mimiklerindeki değişimi izlemeyi seviyordu. Kızınca kaşları çatılıyor, gözleri ateş püskürecek gibi kısılıyor ve onun bir panter gibi üzerinize atlayabileceğini düşünebiliyordunuz. Şaşırdığında mavi küreler kocaman açılıyor Leonard 'ın tüm dünyası oluyor, dolgun dudakları öpülmek için yaratılmış gibi aralanıyordu. Güldüğünde ise ... İşte o zaman bir mevsim değişiyordu sanki. Geceyse güneş doğuyor, hava soğuksa yeniden ısınıyor ve her kurak toprakta bir tohum yeniden filizleniyordu . Grace güldüğünde Leonard 'ın kalbinden bir buz daha eriyordu. Leonard hangi ara bir kadını bu denli ezberlemişti? Hangi ara içine bu denli kazımıştı?
Yüreğine düşen bir kıvılcım tanesi gibi durduğu yeri yakan bu güzelliği kazanmak için ne yapmıştı ?
Kaderine yazılı bir ahtı Grace. Leonard binlerce ah çekeceğini bilmiyordu.
Aydınlığa çıkan yoldu Grace.
Leonard o yolda kaybolacağını bilmiyordu.
Leonard aslında Grace ile bir bütündü de yarım kalacağını bilmiyordu.
Şimdi kendisine bu denli yürek sızlatan okyanuslarıyla baktığında Leonard yavaş yavaş bir hiç olacağını bilmiyordu.
"Cesaretini hep taktir etmişimdir," dedi düşüncelerinden sıyrılarak. Bu kadında kaybolmak ne kolaydı. "Fakat ..." Yavaşça öne doğru eğilip kendisine dikkate bakan kadına göz kırptı. "Kiminle dans ettiğine dikkat etmelisin."
Grace aradaki mesafeye rağmen Leonard 'ı kendisine çok yakın hissetmiş gibi geri çekildi. Kaşları şaşkınlıkla havalanıp dudakları Leonard 'ın iç çekeceği kadar aralandığında "Beni tehdit mi ediyorsunuz Lord Harrington? " diye sordu.
"Aksine bunun sizi yıldırmayacağını düşünüyorum." dedi Leonard yüzüne çapkın bir gülümseme yerleştirdiğinde Grace 'in " O halde kaba olduğunuzu kabul ediyorsunuz " diyişine karşılık küçük bir kahkaha attı.
"Ah Grace ... Açıkçası ben kaba adam tanımını oldukça basit görüyorum ." diyerek gülümsemesini genişletti. "Yine de kadınlara karşı her zaman kibar bir adam olduğum gerçeğini bilmeni isterim."
Grace duyduklarıyla yüzünün asılmasına engel olamazken kısık bir sesle "Acaba neden ?"diyerek göz devirdi fakat bunu Leonard duymuş ve doğru yolda olduğuna kanaat getirerek zorla da olsa ciddiliğini korumuştu.
"Kadınlar ince ruhlu yaratıklardır. Incinebilirler ve hatta kırılabilirler . "
"Oh... gerçekten mi ? Kadınlar hakkındaki geniş bilgilerinize hayran kaldığımı belirtmeliyim." Grace huysuzca söylenirken Leonard 'ın arsız bir kadın düşkünü olabileceğini hiç düşünmediğini fark etti. "Acaba bu sözlerinizi hangi mabedin üzerine yazmalı? "
Grace 'in son sözleriyle kendisini daha fazla tutamayan Leonard kahkaha atmaya başladığında genç kadın bu duruma sinirlense mi yoksa oturup bu adamı izlemeye devam mı etse bilemedi. Sert yüz hatlarına gülmek öylesine yakışıyordu ki biraz daha gülmeye devam ederse Grace az önce neye kızdığını bile hatırlamayabilirdi.
Çabucak toparlanıp "Seni güldürebildiğime sevindim ." dediğinde onun "Ben de öyle Grace ..."dediğini duydu.
"Bende yanımda olduğun için seviniyorum. "Leonard az önceki halinin aksine ciddileşerek gece karası gözlerini Grace 'in mavi kürelerine dikti. "Senden önce gülmeyi bile bilmeyen bir adamdım. Bana ne yaptığın hakkında bir fikrin var mı? " Sorusu havada asılı kalırken Grace cevap verirse Leonard bir daha konuşmazmış gibi suskunluğunu korudu.
"Bence olmalı. Beni büyülüyorsun Grace. Saçlarını savuruşunla , kaşlarını çatışınla , gözlerini kaçırışınla ve daha sayabileceğim bir çok hareketinle beni büyülüyorsun. Bir büyücü olduğuna inanmak istiyorum. Tüm günahlarıma karşılık Tanrıların bana acımaya başladığının tek kanıtısın."
Grade Leonard'ın yoğun bakışlarının altında düşüncelerini toparlayabilseydi en azından bir teşekkürü çok görmeyebilirdi fakat böylesine aşk dolu sözlerin kalbine yaptığı baskı oldukça fazlaydı. Bugün Taylor ile konuşmaları ile su an kendisine söyledikleri öylesine çelişkiliydi ki Grace Leonard 'ın çoklu kişiliğe sahip olduğunu bile düşünüyordu. Zira sabah ile gece arasında Leonard birden fazla insana dönüşebiliyordu.
"Kafanı karıştırıyorum." Leonard Grace 'in kendi içinde verdiği sessiz savaşı sonlandırmak ister gibi konuşmaya devam etti. "Deli olduğumu düşünüyorsun."
Grace Leonard 'ın sesiyle kendisine gelirken gülümsedi. "Henüz değil ."
"Henüz değil ." Leonard kadehindeki içkisinden bir yudum alırken tekrarladığında "O halde buna sevinmeli miyim ?" diye sordu. Grace 'in kendisiyle böyle açık konuşmasını seviyordu.
"Aslında sizi anlamaya çalışıyorum Bayım fakat ..."
"Fakat ?"
"Seni çözmeye çalışmak hiç bilmediğim bir dilde yazılan bir kitabı anlamak için çabalamakla aynı kapıya çıkıyor ." Grace topuzundan çıkan bir tutam saçı kulağının arkasına koyarak Leonard'ın gözlerinin içine baktığında onun ayaklanarak kendisine doğru yürümesini seyretti.
"Biliyorum ... " Leonard elini Grace 'e uzatarak tutmasını beklerken devam etti "Fakat bencil bir adamım. "
"Bunu daha öncede duymuştum." Grace Leonard 'ın kendisine uzanan elini tereddütsüz tutarken ayaklandığında Leonard gülümseyerek onayladı. " Duymuştun"
"Peki Bay bencil ...Tutarsız davranışlarınızın bir sonu gelecek mi ?"
Leonard Grace'in arsızca önüne düşen saçlarını geriye iterken olabildiğince yaklaştı. Hafif sakallı teni genç kadının pürüzsüz tenini süpürürken kulağına doğru yaklaştı. Derin bir iç çekerken burnuna dolan yasemin kokusuyla gözlerini kapattı. Belki de ömrünün geri kalanını bu şekilde kalarak devam ettirse huzurun görkemli varlığını ölene kadar hissedebilirdi.
Parmakları Grace 'in boyun çukuruna doğru indiğinde ürperen teni bir kez daha bu mükemmel varlıkta kaybolmak istiyordu. Daha bir gece önce dudaklarının değdiği ten bu değilmiş gibi bir özlem tüm bedenini sarıyordu. Grace bir içki olsaydı Leonard bağımlısı olmamak gibi bir hataya düşmezdi şüphesiz.
Grace bir okyanus olsaydı Leonard boğulacağını bilse bile ondan uzak kalamazdı.
"Sen ,içimde yarattığım sessiz vadiye gönderilen bir armağansın Grace ..." Leonard'ın dudakları hafifçe yanağına dokunduğunda ki bir dokunuş bile sayılmazdı fakat Grace 'i titretmeye yetmişti.
Genç kadın nefesini düzene sokmaya çalışadursun adamın dilinden mısra mısra dökülen şiirde kayboluyordu. Her kelimede şaşkınlık yaratan bir bağ ile bağlanıyordu . Her kelimede yaşamından bir ah götürüyordu ya Grace dizlerinin bedenini taşıyamayacak kadar hantallaşmasına şaşmamalıydı.
Fakat neden sonra cümlelerin devamını beklerken kendisinden uzaklaşmasına karşılık büyük bir boşluğa bırakılmış gibi hissetmişti.
"Fakat tüm hissettiklerime rağmen seni üzersem kendimi asla affetmem Grace . Bunun ... Bunun ağırlığını taşıyabileceğimi sanmıyorum. "Leonard zorla da olsa içindeki korkuları dile getirdiğinde biraz olsun rahatladığını hissedebiliyordu. Daha önce hiçbir kadını incitmek yahut üzmek için korkmamış her adımına dikkat etmeye çalışmamıştı. Kısa zamanda katılaşan ruhuna can üfleyen bu kadına karşı mahçup olmak istediği en son şey bile değildi.
Grace duyduklarıyla birlikte yüreğine çöreklenen ve gittikçe daha da derinleşen acıya engel olamadı. Lanet bir hastalık gibi kalbini sarışına razı oldu sonra.
Öyle bir buhrandı ki bu ,Grace nasıl başa çıkması gerektiğini bilemeyerek kaçırdı bakışlarını.
Bu adamın karşısında kendisini aciz hissedeceğini daha önce hiç düşünememiş kendi başlattığı oyunda gafil avlanmıştı.
Tanrım ! Bu nasıl bir kayıptı?
Bu nasıl bir çaresizlikti de küçücük kalbinde kendine kocaman yer edinebilmişti?
Gözleri acıyla kapanırken içinde bulunduğu bu durum karşısında dilsiz bir dilenci gibi suskundu.
Şu an karşısında duran adam
tüm yaşattığı acılara rağmen bir aziz kadar günahsızdı sanki.
Ve Grace günahkar olanın aslında kendisi olduğuna çoktan karar vermişti. Adam kendini kendisinden bile korumaya çalışıyor ve bunu hiç çekinmeden dile döküyordu.
Peki ya o ne yapıyordu?
Yalanlar üstüne bir birliktelik hayal ediyordu.
Mümkünmüş gibi bunun olabileceğine inanıyordu.
Bir gün gelip de ben sana yalan söyledim diyebilir miydi ?
Buna gücü yeter miydi?
Grace o gün gelene kadar da bundan emin olamayacaktı.
Bir cevap beklediğini ifade eden bakışların üzerindeki baskısını hissederek başını kaldırdı.
"Bilerek asla bana zarar vermezsin. " Buna öyle inanarak söylemişti ki Leonard onun az önceki derin suskunluğun ardında çok şey yattığını neredeyse fark edememişti. Gülümsemesini genişleterek dudaklarını genç kadının saçlarına götürdü.
"Asla Grace ... Asla. "
....
"Bu konuda fazlasıyla heyecanlı olduğunu görmek harika ," Leonard alaylı bir sevinç kahkahası atarak yüzü asılan Grace 'e baktı. Söylediklerinin aksine hiç de memnun görünmediği ise küçük bir ayrıntıydı. Biçimli kaşları çatılmış, dolgun dudakları bir şeyler söylemek istiyormuş da yapamıyormuş gibi aralıktı.
"Alay etmeye devam edin dük hazretleri fakat attan düştüğümde vicdan azabından hastalanmanızı temenni ediyorum " Grace kollarını birbirine dolayarak kıstığı bakışlarıyla adamı öldürmek ister gibi bakıyordu. Leonard bunun farkında olarak gülümsedi.
"Yapma Grace ...Buna izin vermeyeceğimi ikimizde biliyoruz."
"Öyle mi ? Geçen seferki olayda hala iyileşemediğimi hatırlatırım."
"Bu tamamıyla senin suçun. Yardım teklifimi kabul etmeliydin. "
Grace gözlerini devirerek adımlarını hızlandırdı. Bu adam her konuda haklı olmak zorunda mıydı?
"Grace !" Leonard Grace 'in küçük bir çocuk gibi surat asıp yanından ayrılmasına kafasını sallayarak gülümsedi. Fakat birinin ters istikamette gittiğini ona söylemesi gerekiyordu.
Olduğu yerde durup başını kendisine doğru çeviren kadına hayranlıkla baktı. Giydiği yeşil binici kıyafetinin kendisine sunduğu görsel şöleni saatlerce izleyebilirdi fakat bu akşam geri dönecekleri için vakitleri oldukça kısıtlıydı.
"Bu taraftan. " diyerek işaret ettiğinde ayaklarını vurarak geri dönüşünü keyifle izledi. Önden gitmesi için eğildiğinde geçmesini bekledikten sonra ellerini cebine sokarak başını kaldırdı.
Dudaklarında artık silinmeyen çapkın gülüşü ile omzunu silkti. En azından manzarası keyif vericiydi.
Birlikte kendilerine hazırlanan atın yanına geldiklerinde başını omzuna yatırarak kararsızlık içinde duran kadına baktı.
"Neyi bekliyorsun?"
"Atla gideceğimizi sanıyordum. "
"Zaten önünde durduğun sevimli varlık bir at, Grace ."
"Öyle mi ? Tanrım ! Ohalde daha önce hiç at görmemiş olmalıyım." Genç kadın önünde duran atın heybetli görüntüsü karşısında kendi kendine konuşmadan edemedi. Siyah yeleleri gözlerinin bir kısmını kaplayan bu dev varlık asil olduğu kadar ürkütücüydü. Bakışları adama kaydığında tıpkı sahibi gibi diye düşündü.
"Neden bana bir Midilli ayarlamıyorsun?"
Leonard Grace 'in ata bakışından neler düşündüğünü çok net anlayabiliyordu fakat Anka onun en sevdiği atıydı . Küçükken ona kuş ismini verdiği için babasının ne kadar güldüğünü hatırlayarak gülümsedi. Ama Anka isminin hakkını veren bir attı. Hem çevik ve hızlıydı hemde görünüşünün aksine oldukça uysal bir attı. Grace'i belinde tutup ata bindirmesi saniyelerini alırken onun şaşkınlıkla attığı çığlığa karşılık "Geç kalıyoruz
" dedi. Ardından kolaylıkla Grace 'in yanına yerini aldı.
Grace belindeki ellerin varlığına güvenerek derin bir nefes aldı. Bu dokunuşlara alışması gerekiyordu oysa. Yine de yolculuğu keyifli yapan unsurlar neyle gittiğini unutturabilirdi.
"Nereye gidiyoruz ?"
"Neden sürekli soru sorup o güzel kafanı yoruyorsun Grace? " Leonard genç kadının omzuna doğru başını uzatarak dudaklarının istekli kıpırtısını bastırmak için çabaladı. Dün yol yorgunu olduğu için ondan uzak durmuş gece boyu yan taraftaki odasında yatan kadının dudaklarından bir yudum bile içememişti. O rahatça uyurken kendisi gece boyu sakinleşmek için yatağında dört dönmüştü. Bu gün istediğine kavuşacaktı. Bunun verdiği rahatlıkla Grace 'in omzunun açık kısmına küçük bir buse kondurdu. Onun titreyen bedeni kendisinden bir farkı olmadığını dile getirirken gururunun okşanmaması imkansızdı. "Anın tadını çıkarmaya ne dersin ?"
Grace omzundaki dudakların yakıcı hissiyatını gözlerini kapatarak dindirmek istese de altında hareket eden atın farkına vararak irkildi. Adam kendisinden ne ara uzaklaşmıştı emin olamasa da dili konuşmaya takati yokmuşçasına suskundu.
Gözleri etrafı tararken gördüğü geniş arazi yeşil bir örtü ile sarınmış muhteşem bir şölen sunuyordu. Leonard'ın buna benzer daha kaç mal varlığı olduğunu merak etmek istemeyerek başını salladı.
Fakat onun her hareketini itinayla izleyen Leonard durumu fark ederek "Ne ?" diye sordu ? Onun o küçük güzel kafasında neler kurduğunu bir türlü anlayamıyordu.
"Yine ne düşünüyorsun?"
"Sadece ...." Grace başını hafifçe arkaya doğru çevirip bakışlarını Leonard 'ın dehlizi andıran gözlerine dikerek devam etti. " Mal varlığın. .. En azından sahip olduğun bu ..." Bakışlarını geniş arazide gezdirdi"... Her şey beni korkutuyor ."
Leonard onun kendini ifade edecek cümleleri kurmasında zorlanan ifadesine karşılık kaşlarını hafifçe çattı. "Tüm bunlar ..." Aynı şekilde etrafına göz atarak "Seni korkutuyor."diye yineledi. Sesindeki gizli soruyu anlayan Grace "Biliyorsun ki benimle birlikte görünmen şimdiden bir çok dedikoduya konu oldu ."
"Dedikodulara kulak asmadığını sanıyordum. Üstelik bu sözlerinin birbiriyle alakasını henüz anlamış değilim."
"Ah Leonard ..." Grace'in dudaklarından çaresiz bir inleme çıkarken "Senin ünvanın, mal varlıkların ve benim hiçbir şeyim bir araya geldiğinde insanların neler konuşabileceği hakkında bir kaç fikre sahip olduğunu düşünüyorum " dedi.
"Insanlar konuşurlar Grace ... " Sıkıntıyla bir nefes veren Leonard neden şimdi bu konuyu konuştuklarını anlamayarak devam etti.
"Insanlar kendi kusurlarını örtmek için başkalarının kusurlarını açığa çıkarmak için uğraşırlar ..."
"Umrunda değil mi ? " Grace gözlerini kapatarak omuzlarını düşürdü .
Leonard atın dizinlerini çekerek durdurdu. "Değil !" Ses tonu kesindi. Aksini söyleyebilecek kişilere bir uyarı gibiydi.
"Paranın peşinde olduğumu düşünecekler,"
"Paramın ve ünvanımın..."
"Kesinlikle paranın ve ünvanının. Bu senin saygınlığını da düşürecek. "
"Param ve ünvanım senindir Grace. Kimse buna tek kelime edecek cürrete sahip değil . "
"Bunun olabileceğini sanmıyorum ."
"Sorun ne Grace ? " Leonard attan inerek Grace 'in de inmesine yardımcı olarak devam etti. " Bana bir bak ! Yüzümde gördüğün bu yara yaşadıklarımın korkunçluğunu yeterince ele vermiyor mu?"
"Leonard " Grace bu konuşmanın Leonard 'ı ne kadar rahatsız ettiğini görerek araya girmek istediyse de adamın buna izin vermeyeceğini belirten ses tonu susmasını sağladı.
" Insanlar benden korkuyor. Yüzüme bakmaya tahammül edemiyor ve arkamdan konuşuyorlar. Bu gözlerin tanık olduğu hüzünden çok uydurabilecekleri her şeyi umursuyorlar. Bunca zaman tek bir kişi ne olduğunu sormaya cesaret edemedi. Çünkü kim olduğumun farkındalar. En azından bunu bilecek kadar zekiler. Dert ettiğin isminin yanındaki metres kelimesiyse eğer ..."
"Bunu kastetmediğimi biliyorsun. " Grace hafiften yükselttiği ses tonunu bastırmaya çalışarak daha kısık bir sesle devam etti. " Yine de bana para avcısı gözüyle bakılmasından hoşlanabileceğimi sanmıyorum. "
"Öyle olmadığını benim bilmem yeterli değil mi ? " Beklenti dolu gözlerin okyanus mavisine dönüşü genç kadının duraksamasına neden oldu.
"Neden beni anlamakta zorluk çekiyorsun anlamıyorum. "
Leonard Grace 'e yaklaşarak küçük çenesine dokundu. "Lütfen ... Sana verdiğim değeri gördüklerinde eminim tüm konuşmalar bitecek. Henüz olmamış bir şey için neden tartışıyoruz? "
"Haklısın ..." Grace yenilmişliğin verdiği sıkıntıyla derin bir nefes aldı. "Yine de günün birinde sırf bu yüzden benden utanmanı istemiyorum."
"Olmayacağını biliyoruz ." Leonard yüzüne küçük bir gülümseme yerleştirerek Grace 'in burnunun ucuna belli belirsiz bir buse kondurdu . ''Şimdi bu tatsız konuşmaya bir son verip günün tadını çıkarmalıyız. "
Elleri Grace'in ellerini bulduğunda onu beraberinde sürükledi. Sık ağaçların bulunduğu kısma geldiklerinde genç kadın tek kaşını sorgular biçimde kaldırdı. "Beni öldürüp cesedimi kurtlara verme gibi bir planın olmadığını umuyorum
" Sesindeki alay Leonard'ın gür kahkahasıyla yok olurken Grace öyle ya da böyle bu adamın gülüşünde bir gün can vereceğine emin oldu. Gözlerinde yanan parıltılar ve yüzündeki arsız gülümseme ile olduğundan daha genç gösteriyordu.
"Ah... Hayır Grace ... "dedi Leonard kendini toparlayarak . "Bunun için sana fazla değer veriyorum ."
"O halde buna minnettar olmam gerekiyor ."
"Kesinlikle. " Leonard ağaçları kapatan çalılıkların ardından kaybolduğunda genç kadına seslendi. "Geliyor musun ?"
"Başka şansım varmış gibi..." Grace de peşinden giderken gördüğü manzarayla cümlelerinin geri kalanını yutmak zorunda kaldı. "Tanrım !"
"Beğendin mi ?" Leonard dili tutulmuş gibi duran kadına doğru yürürken sorusuna cevap vermeyişine karşılık "Sevmedin mi yoksa ?"diyerek ikinci bir soru yöneltti.
"Leonard !" dedi Grace kelime dağarcığında sıkışan bir kaç kelimeden bir tanesiydi bu. Gözlerinin önündeki masallardan fırlamış gibi duran küçük taş evin üzerinde yarattığı etkiye şaşırarak "Gerçekten de beni öldürüp öldürmediğine emin olamıyorum. " dedi.
Ağaçların arasına kondurulmuş ve sanki doğanın bir parçası gibi duran eve saatlerce bakabileceğinden emindi.
Geniş avlusu ve trabzanlara kondurulmuş sarmaşıklar evin büyük bir bölümünü esir almıştı. Daha çok sahiplenir gibi bir duruşu olduğunu itiraf edecekti. Merdivenlere yine dükalığın arması olan çift başlı aslan heykelleri eşlik ediyordu fakat bu defa aslanların ağzından çıkan sular önlerinde bulunan küçük gölete dökülüyordu. Avluya giden yollar yine taştan olmasına karşın mozaik desenlerle süslüydü. Eve göre oldukça büyük duran pencereleri rengarenk çiçeklerle taçlandırılmıştı. Grace buranın kışın saklı bir cennete dönüşeceğine neredeyse emin bir şekilde gülümsedi. Bir çocuk kadar mutlu olmuştu. Londra'nın sıkıcı ve tek tip malikanelerinin yanında kendi için büyük bir saraydı burası.
"Seveceğini düşünmüştüm oysaki..."Leonard asık bir suratla tek kelime etmeden etrafı izleyen kadına bakarak konuştuğunda "Sevmek mi ?"dedi Grace . Ardından yüzündeki gülümsemeyi genişleterek kendisine dikkatle bakan adama döndü. "Leonard burası cennet. "
Leonard da bunun üzerine gülümserken en sonunda Grace 'in beğenebileceği bir şeye sahip olmanın gururunu yaşıyordu. Onun gözlerindeki okyanusa ulaşan ışıltılı bakışlarına aynı şekilde karşılık verirken "Neredeyse getirdiğime pişman oluyordum." dedi.
"Rüya gibi ."
"Tıpkı sahibi gibi .."
"Bu kadar kendini beğenmiş olmasan eminim şimdiye evlenmiştin." Grace solmayan gülümsemesiyle etrafa neşe saçarken Leonard bundan nasibini almaktan dolayı mutlu olarak devam etti
"Senden bahsediyorum Grace ."
"Na-nasıl?" Genç kadının anlamayarak diktiği bakışlarına karşılık
"Burayı hediyem olarak kabul edersen eğer ." dediğinde
"Etmeyeceğimi biliyorsun." diyen Grace onun cümlelerini yarıda kesen bir netlikle konuştu.
"Yine de şansımı denememe engel değildi."
"Ah...Tabi ya "Grace gözlerini devirirken alaylı ses tonuyla konuşmaya devam etti. "En azından artık paran olduğuna seviniyorum. "
"Gerçekten mi ? Şimdi paramla övünebilir miyim ?"
"Unut bunu ..."
"Pekala hadi gel . Henüz evi gezmedin. Ve zamanımız yeterince azaldı. " Sonlara doğru sitemini belli etmekte sakınca görmeyen Leonard Grace 'e ters bir bakış attı. "Bugün dönmek konusunda bu kadar ısrarcı olmasaydın her şeyi bir güne sığdırmaya çalışmazdım."
"Gitmemiz gerektiğini biliyorsun ."
"Evet evet şu meşhur Brighton Kontesi için düzenlenen takdim balosu... " Leonard umursamayan bir ifadeyle başını salladı."Aman ne önemli ." Ses tonundaki alaycı tını bile onun bu durumdan duyduğu rahatsızlığı bastıramıyordu.
Grace'in bir balo için bu kadar ısrarlı olması canını sıkmış görünüyordu. Halbuki burada bir kaç gün daha kalabileceklerini ummuştu.
"Kıyafetimin henüz hazır olmadığını biliyorsun Leonard ."
"Her haliyle güzel olan bir kadının gösterişli kıyafetlere neden ihtiyacı olsun ?"
"Sanırım bu halinizden hoşlanmaya başladım dük hazretleri." Grace genç adamın iltifatlarıyla kızarırken kıkırtısına engel olmaya çalışarak ağzını kapattı. Leonard ise genç kadının çocuksu coşkusu karşısında gülümsemesini saklayamadı. Öylesine içten ve cana yakındı ki Leonard en azından bir konuda yüzüne gülen talihi için seviniyordu . Grace kendisini beklemeden eve doğru yürüdüğünde kendisine gelen Leonard derin bir iç çekip "Ben de bundan hoşlanmaya başladım. " diyerek manzarasının keyfini sürdü.
...
"Bana ondan bahset ," Leonard yerinden doğrularak sırtını yatak başlığına dayandığında genç kadının suratındaki anlamayan ifadeye gülümsedi. Kollarının arasına alırken başının üstüne küçük bir öpücük kondurdu. "Oğlun..." diyerek açıklık getirmek istediğinde kollarında gerilen bedene anlam veremedi. "Onun hakkında hiç konuşmuyorsun."
Grace böyle bir sorunun geleceğini daha önceden tahmin etmişti fakat hiçbir zaman ne cevap vereceğini düşünmediği için şu an kendini oldukça gergin hissediyordu. Ona ne anlatabileceği konusunda bir fikri yoktu. Durumun komik mi yoksa içler acısı mı olduğuna karar veremedi. Karşısındaki adama hiç görmediği oğlu hakkında ne söyleyecekti?
Leon...
Oğlu hakkında aslında çok şey anlatabilirdi fakat bunların hiçbirinin Leonard için bir anlamı olamayacağı açıktı.
Suskunluğunun dikkat çekeceğini düşündüğünde başını kaldırıp kendisine beklentiyle bakan adama gülümsedi.
Gözleri dolarken "O mükemmel bir çocuk ." diyebildi.
"Buna şüphem yok. " Leonard Grace'in titreyen ses tonunu işittiğinde onu biraz daha sarmaladı.
"Annesi sensen eğer kesinlikle öyledir."diye devam etti samimiyetle.
"Buna rağmen babasına çok benzediğini itiraf etmeliyim." Derin bir iç çekerken "İnanabiliyor musun onu büyütmek için tek başıma uğraştım fakat o babasına benziyor. Tanrıların adaletinden şüphem var ." dediğinde Leonard 'ın bu alaylı söyleme tepki göstermediğini fark ederek başını kaldırdı. Gözlerinde gördüğü bir anlık duygu geçişlerini anlamlandıramayarak "Sıkıcı bir konu mu ?" diye sordu.
"Hayır ." dedi Leonard kendini toparlayarak. Grace 'in çocuğunun babası hakkında konuşmasına neden tepki gösterdiğini bilemeyerek "Nasıl tanıştınız? " diye sordu. Bu konu kendisini hem meraklandırıyor hemde öfkelendiriyordu. Bir zamanlar Grace 'e dokunan , bu okyanus mavisi gözlerde kaybolan başka bir adam vardı ya Leonard o adamın bütün kemiklerini kırma arzusuyla dolmuştu.
Grace gelen soru üzerine bir anlık şaşkınlık yaşasa da bunun Leonard'ı kuşkulandıracağından endişeli bir şekilde "Pek tanışmış sayılmayız ." diyebildi. Olduğu kadar gerçeğe sadık kalmayı planlıyordu. Bir gün gerçekleri öğrendiğinde her şeyin bir yalan üzerine kurulu olmamasını temenni ederek devam etti.
"Ailemi çok küçükken bir yangında kaybettim..."
"Üzgünüm."
Grace elini Leonard'ın yüzüne dokundurarak "Olma ." dedi. "Senin varlığın acımı hafifletiyor. "
"Bunun için varım ." Leonard Grace'in burnunun ucundan öperek hikâyenin devamını merak ettiğini belirten bir bakış attığında genç kadın gülümseyerek devam etti. " Amcam Arwin ve Halam Margaret beni yanlarına aldıklarında henüz on iki yaşındaydım. Ilk zamanlar kimseyle konuşmuyor ve sürekli ağlıyordum. Arwin amcam yüzümü güldürmek için bin türlü muzurluklar yapardı ."Grace anılara dalarken onları ne kadar da özlediğini düşündü. Gözleri kapanırken "Acı derin bir yara gibi hep sızlatıyor fakat zamanla ona alışmaya başlıyorsun. Onlarla geçirdiğim her vakit değerliydi. Artık çok ağlamıyordum, onlarla konuşuyor gülüyordum. Fakat iyi şeyler uzun sürmüyor " dedi sonra. Göz kapakları hantalca açılırken "Yağmurlu bir gündü ..." diyebildi. Bunun Leonard 'a bir şeyler çağrıştırması mümkünmüş gibi. "Evimize davetsiz gelen bir misafirdi. " Bakışlarını adamın koyu kahvelerinde gezdirdi.
"Arwin onun için bir oda hazırlatmıştı. Önemli biri olduğunu vurgulayıp duruyordu. " derin bir bir nefes alırken "O gün odamda kalmalıydım." dedi.
"Sonra ..." Leonard gittikçe ilginç bir hal alan olayları dikkatlice dinliyordu. Anlatırken o anı yaşıyormuş gibi duran kadının ağzından çıkan her kelimeye saygı duyan bir sessizliğe büründü.
"Arwin ve Margaret odamda kalmam konusunda ısrarcı olmasalardı gelen misafiri bu kadar merak etmeyeceğimi biliyordum. Herkes uyuduğunda bir anlık merakım kendimi misafir odasının kapısında bulmama neden oldu ."
"Bilmediğin bir adamın odasına girdin ..." Bu bir sorudan çok teyit ettirme amacıyla söylenmişti. Leonard'ın onaylamayan bakışlarının odağı oldu genç kadın
"Hayır ... Yani kapıya geldiğimde zaten bunun mantıksız olduğunu anlamıştım fakat onun dışarı çıkacağını tahmin edememiştim."
"Seni etkilemişe benziyor ."
"Öyle ..." Grace yüzünde küçük bir tebessümle devam etti. "On dokuzunda bir genç kız için çok ...çok etkileyici bir adamdı. Gözleri duygusuz birer küre gibi aklıma kazınıyordu. Ne yaptığımın yahut neler yapacağımın ayırdında değildim. Kalbimin heyecanlı çırpınışlarını şimdi bile duyabiliyorum. " Grace Leonard'ın kendisine ifadesiz bir yüz ile bakışını fark ederek gerçek dünyaya döndü. Onu kızdırmış mıydı?
"Kızdın mı?"
"Yatağında olduğun bir adamın yanında başka bir adamdan aşıkmış gibi bahsetmene mi ? " Leonard iğneleyici bir şekilde dudaklarını kıvırdı " Durma devam et ."
"Hadi ama ... Hayatımda bir kere gördüğüm bir adam için bana tavır almayacaksın değil mi ?" Grace gülümsemesini genişletip kendi kendini kıskanan adama bakarak kahkaha atmak istedi. Fakat Leonard hiçte şaka yapıyor gibi durmuyordu.
"Bir kere mi ?" Leonard yerinden doğrularak "Lanet adamı bir kere mi gördün ?" dedi şaşkınlıkla.
"Sabah kalktığımda çoktan gitmişti. "
"Seni kullanıp gitti ve sen buna müsade mi ettin ?" Leonard sesini yükseltiğinde neredeyse o adamı bulup parçalara ayırmayı düşünüyordu. Grace gibi bir kadını geride mi bırakmıştı ?
"Ne yapabilirdim ? Peşine düşüp beni kabul etmesi ve benimle evlenmesi için ayaklarına mı kapanmalıydım? Hayır bayım .. Bir kere gördüğüm adamdan etkilenecek kadar aptal olabilirim fakat asla gurursuz değilim . "
"Peki ya oğlun ? Onun için bir şeyler yapmalıydın. "
"Hamile olduğumu öğrendiğimde Arwin amcam beni nerdeyse sokağa atıyordu. Siz erkekler kendi başınızın çaresine kolaylıkla bakabiliyorsunuz fakat kadınlar için aynı şeyin söz konusu olduğunu düşünmemi bekleme . Üstelik ona defalarca mektup yazdım . Hamile olduğumu gelip çocuğuna sahip çıkmasını istedim. Bizi umursamayan bir adam için gözyaşı döktüm ama elimde olan koca bir hiçti. Eğer oğlum olmasaydı ölmeyi bile düşünebilirdim. Tanrı bana ilk kez onu hissettiğimde gülümsedi. Daha sonra onu kucağıma aldığımda ve onun ilk anne diyişinde. Fakat bayım bana babasını soracak kadar büyüdüğünde veremediğim her cevap için gözyaşı döktüm. Bunları anlayabilir misin ?" Cümlelerini bir solukta söyleyen kadın içindekileri dökmenin verdiği rahatlamayla ağlamaya başladı. Omuzları sarsılırken bedenini saran kollara sıkı sıkıya tutundu. Elinde başka ne vardı ....
***
"Leydim ..."
"Gelin Lord Wilson. Nasılsınız? "
"Günüm bugün daha aydın. " Lord Edgar Wilson pencere kenarında tüm zerafetiyle oturan kadına tebessümle yaklaştı. "Daha iyi görünüyorsunuz."
"Yorgunluğumu atmam için yeterli zamanım vardı . " Cassandra elinde tuttuğu eldivenlerini kucağına indirerek Lord Wilson'un reveransını kabul etti.
"Çalışanlarım emrinize amade."
"Teşekkür ederim . Lütfen oturun ."
"Eğer evde sıkıldıysanız..."
"Henüz etrafta görünmem uygun olmaz." Cassandra bir süre durakladığında aklından geçenleri dile getirmekte zorlandı. Bunu fark eden Lord Wilson " Sorun nedir Leydim?"diye sordu. "Benimle her şeyi konuşabilirsiniz,biliyorsunuz."
"Teşekkür ederim Lord Wilson. Size güvenebileceğime olan inancım tam " Cassandra hafifçe yerinden doğrularak " Sizden ricam Leonard hakkında bana bildiklerinizi yahut duyduklarınızı anlatmanız." dedi.
"Buraya onun için geldiğinizi mi düşünmeliyim?"
"Kapanması gereken küçük hesaplaşmalar uzun süredir düşüncelerimi meşgul ediyor. Geri dönüşümdeki en büyük etken oldular."
"Anlıyorum ." Lord Wilson hafifçe öne doğru eğilerek kollarını dizlerinin üstünde birleştirdi. "Lord Harrington ile ciddi bir biliktelik geçirdiniz ve bir anda hiç varolmamış gibi sırra kadem bastınız Leydim. Bu süre zarfında ticari anlamda kimse onun kadar başarı elde edememiştir sanırım. "
"Peki ya kadınlar ..." Cassandra Leonard'ın zekasına her zaman hayran kalmıştı . Kendisine verilen ünvanı ve mal varlığını en iyi şekilde idare edebileceğine şüphe yoktu. Fakat asıl öğrenmek istediği bunlar değildi.
"Ah tabi . Kadınlar ... zenginlik her zaman kadınlar için cezbedici olmuştur Leydim. Lord Harrington'un da etrafında bir çok kadın olduğunu saklamayacağım" Yarasına tuz basılmış gibi yüzünü buruşturdu. Sırf bu yüzden Bayan Lowson'ın dikkatini bir türlü çekememiş olmanın gurur kırıcılığını yaşıyordu. "Yine de buna rağmen anlayamadığım bir şekilde o, kadınlardan ve Londra'nın şaşalı gece hayatından hep uzak durmuştur. " Sıkıntıyla geriye yaşanarak "Fakat ..." diye devam etti.
"Fakat ?"
"Su sıralar gizemli bir şekilde ortaya çıkan Bayan Catelin, Dük hazretlerinin oldukça dikkatini çekmiş görünüyor ."
Cassandra kaşlarını kaldırarak "Kimdir bu Bayan Catelin ?" diye sordu. Leonard 'ın ilgisini çekecek kadar güzel ve zeki olduğunu tahmin edebiliyordu.
"Bu konuda kimsenin tam olarak bir şeyler bildiğine emin değilim. Çoğu asılsız dedikodulardan oluşuyor. Londra'lıları bilirsiniz ..."
"Her şeyi öğrenmek istiyorum ,lütfen."
"Kontes Ralf'ın Amerika'dan gelen bir arkadaşı olduğunu biliyorum. Aslında sizin tanıyabileceğinizi tahmin ediyordum. "
"Saygın bir aile mensubu olsaydı eğer.." Tanıyabileceğini düşünüyordu Cassandra fakat bu isimde birilerini ne görmüş ne de duymuştu. Düşünceleri arasından sıyrılarak "Bana en iyi dedektifinizi çağırmanızı istemek zorundayım Lord Wilson." dedi. Birden bire ortaya çıkan bir kadının Leonard'ı eline alması oldukça tuhaftı.
Kimsin Bayan Catelin ? Ve daha önemlisi ne istiyorsun ?