9. Bölüm

4061 Kelimeler
1843 Londra (Clayton Malikanesi) Endişelerin endişeler yarattığı bir Ütopya'dayız. Ve mutlu olmak için tüm nedenleri endişeye boğuyoruz. Grace bir haftalık yolculuğun sonuna geldiğini oldukça büyük malikânelerin -öyleki tüm bunlara sahip olamayacağını vurgular gibiydi - çokluğundan ve etraftaki yoğun kalabalıktan anlayabiliyordu. At arabalarının nal sesleri , mağaza önlerinde bekleyen Leydilerin dikkatleri üzerlerine çekmek için attığı samimiyetsiz kahkahalar , refakatçilerinin gözetimi altında genç beyefendilere kur yapan yelpazelerin altındaki donuk bakışlar ... Üşüdüğünü hissetti Grace. Londra'nın samimiyetten yoksun sokaklarında dolaşırken bu denli ruhani bir soğukluk yaşayacağını düşünmemişti. Hayallerinde yer edinen ve kitaplardan tanıdığı Londra bu değildi. "Ne düşünüyorsun?" Johnson Londra'ya girdiklerinden bu yana merakla pencereden dışarıya bakan Grace'i izliyordu. Verdiği tepkiler gülümsemesine neden olmuştu fakat sonraları şaşkınlığı yerini hayal kırıklığına bırakmış gibi görünüyordu. "Hiç böyle hayal etmemiştim," "Ve hiç bir zaman hayallerimizdeki gibi olmaz ," "Yine de umut etmeyi bırakmıyoruz," Grace tekrar pencereden yana çevirdi başını. Yine de bırakamıyoruz diye düşündü yeniden. Londra'yı hep daha sıcak , daha yaşanılabilir bir şehir olarak hayal etmişti fakat hayalleri geçtikleri her sokakla birlikte sarsıcı bir yıkıma uğruyordu. Yine de sevebileceği bir şeyler bulma umuduyla her yere bakıyordu . Çünkü biliyordu ki elinde olan tek şey umuttu. Ömrü boyunca iyi şeylerin olabileceğini umut etmişti ve hala umudunu yitirmediği için Tanrıya duacıydı. Yoksa yaşadığı onca şeye göğüs germek katlanılmaz olurdu. "Yaşanılabilir bir yanı olmalı değil mi? " Bu kadar kalabalık olmasının başka bir nedeni olamazdı. "Bir yeri yaşanılabilir kılan şey sevdiklerimizdir Grace " "Bunu sevdiklerini Castle Combe'da bırakan birine söylemek pek mantıklı değil gibi görünüyor ?" "Bu konuda şüphelerim var ," Johnson sözlerini uzatmak istese de Grace'in onaylamaz bakışlarını fark ederek susmayı tercih etti. Zira konuşmaya başlar ise bir tartışma çıkacağı ortadaydı. Her zaman çıkardı. Grace Leon'un babasını asla unutamamıştı. Kabul etmek istemese de aşık bir kadındı. Ve Johnson biliyordu ki gerçekleri sonsuza kadar saklayamazdı. Londra'ya geliş nedenleri arasında o adamı görmek isteyişinin olduğu da ortadaydı fakat bu da tartışma yaratacak bir diğer konuydu. "Burası çok büyük anne insanlar kaybolmuyor mu ? " Leon uykulu bir sesle kurduğu cümleyi ağzında gevelerken ortamdaki rahatsız edici sessizlik de bozulmuş oldu. . Ağzının sevimli bir şekilde açılması arabadakileri güldürürken Grace "Sanırım kaybolmak için fazla lüks yaşıyorlar, " diye konuştu fakat sözlerini Leon'un anladığından şüpheliydi. Ve Leon daha fazla soru sormadıgı için şanslıydı. Yoksa mantıklı cevaplar verebileceğinden emin değildi. Çünkü gerçekten büyük bir yerdi Londra ve böylesi bir yerde yaşamak için insanın aklını kaçırmış olması gerekiyordu ki Grace uzun süredir aklın ve mantığın kendisine uğramadığını biliyordu. Castle Combe'da kalmalıydı. Margaret ve Arwin'in gözü yaşlı halleri aklından çıkmıyordu. Onları ilk kez yanlız bırakmış olmanın burukluğu vardı. Fakat en önemlisi Içinde bir yerlerde buraya geliş nedeninin dük olduğu gerçeğiyle yüzleşmek istemediğinden Londra ona boğuluyor hissini yaşatıyordu. Sudan çıkmış bir balık gibi savunmasızca kendini karaya teslim ediyordu. Bu teslimiyet ki belki de en büyük acılara ortaklık edecekti . Arabanın ani duruşuyla hafifçe öne doğru yalpaladığında ne zaman arabadan indiğini anlamadığı Leydi Clayton'un "Malikaneme hoş geldiniz," diyen sesini işitti. Johnson arabadan Leon'u indirip kendisine yardım ettiğinde gördükleriyle nerdeyse küçük dilini yutacaktı. Leydi Clayton'un bir soylu olduğunu biliyordu fakat bu kadar lükse sahip bir zenginlik beklemediğine emindi. Karşısında duran eser bir Malikâne olamazdı . Çünkü tek başına yaşayan -ki öyle umuyordu- yaşlı bir bayanın nerdeyse bir orduya ev sahipliği yapabilecek kadar büyük bir evde oturması bekledikleri arasında değildi. En azından daha mütevazı olmasını umuyordu. "Eviniz gerçekten övgüye değer leydim, " Johnson 'un da kendisinden bir farkı olmadığını belirten cümlelerini bir baş hareketiyle onayladı Grace. "Böyle olmasına rağmen evimi şenlendirecek misafirler bulmak oldukça zor. Tek başına yaşanılır gibi değil inanın," Grace Leydi Clayton'un buruk bir gülümsemeyle kurduğu cümleyi zihninin gerilerinde duyuyor gibiydi. Zira şu an tek odaklanabildiği şey önündeki demir parmaklıkların geniş bir bahçeye açılan manzarasıydı. Iki tarafı çiçeklerle kaplı taşlı yolda ilerlerken bütün ayrıntılara dikkatlice bakıyordu. Leon'un Johnson'u önden çekiştirerek götürmesine izin verdi. Oğlunun şaşkınlığına bakarak hüzünlendi. Ona asla böyle bir hayat yaşatamayacağını biliyordu. Bunu bilmek kanayan ruhuna derin kesikler bırakıyordu. Leon'un hakettiği yaşam şu an ayaklarının altında olmasına rağmen bir o kadar da uzaktı. Yürümeye devam ettiklerinde yolun bitmesini iple çeker olmuştu. Çünkü sadece eve giden arazi bile kendi evlerinden kat kat büyüktü. Çiçek kokuları burnuna doluşurken Leydi Clayton'un da kendisi gibi çiçekleri sevdiğini fark edebiliyordu. Beyaz ve kırmızı güllerin renkli aurası, zambakların ve yaseminlerin hoş kokularına karışıyordu. Adını bilmediği çiçekleri sayamıyordu bile. Çok uzağında olmayan büyükçe bir ağaç ve altına konulmuş beyaz masa çay partilerinin vazgeçilmez manzarasını gözler önüne seriyordu. Grace buranın kış geldiğinde daha da güzel olabileceğini düşündü. Çam ağaçlarının beyaz bir örtü ile sarılmış halini hayal ederken yanlarına yaklaşan çalışanların bile kendisinden iyi giyindiğini fark ederek durakladı. Oysaki en güzel elbisesini giydiğini düşünmüştü. Castle Combe'da yapılan bahar şenlikleri için kendi elleriyle saatlerce uğraşarak diktiği kıyafet şimdi onların değil de kendisinin çalışan olduğunu düşündürecek kadar sıradandı. "Hoş geldiniz Leydim. Bu kadar erken döneceğinizi düşünmemiştik," "Biliyorum Andrey fakat yanlız değilim. Size misafirlerimi tanıtmama izin verin. Bayan Grace Catelin, cok sevgili bir arkadaşımın yeğeni . Bay Johnson Gerald da onun arkadaşı. Bu küçük beyefendi ise Bayan Catelin'in oğlu Leon ," "Hoş geldiniz efendim, " Grace kendisinin önünde selam veren yaşlı çalışana sadece tebessüm edebildi . Zira daha önce önünde eğilen kimse olmamıştı. Bu durum yadırgamasına neden olurken Leydi Clayton başka bir çalışana oda hazırlamasını söyledikten sona kendisine döndü ." Odalarınız hazır olduğunda gidip biraz dinlenin. Bir ihtiyacınız olursa çalışanlarım yerine getirmekte tereddüt etmeyecektir. Fakat ben simdilik yanınızdan ayrılmak zorundayım. Yaşlı bir bayan için iki haftalık yolculuk dayanılmaz oluyor " dedi. Grace Leydi Clayton'a minnet dolu bir bakış atarak "Lütfen bizim için endişelenmeyin ve gidip dinlenin, " dedikten sonra Leon'un elinden tutarak malikaneden içeri girdi.. *** Leonard Bilbury'deki yangın çıkan çiftliğinden sabah erken saatlerde dönmüş ve teyzesinden aldığı bir mektupla dinlenmeden kendisini Clayton malikanesinde bulmuştu. Yeterince gergin ve sinirliydi. Yangın büyük hasara ve can kaybına neden olmasa da işlerini aksatmasına neden olmuştu. Son zamanlarda artan yorgunluğunu ancak güzel bir uykuyla atabilirdi fakat buna fırsat bırakmayan bir teyzesi vardı. Bu kadar acil olanın ne olduğunu merak ederek adımlarını hızlandırdı. Teyzesi yazdığı mektubunda sadece evine gelmesi gerektiğini yazarken bir neden belirtmemişti. Sağlık durumunun son zamanlarda sıkıntılı olduğunu bildiğinden endişe etmemek elde değildi. Düşünceleri kendisine doğru koşarak gelen-ki kendisini gördüğüne emin değildi - küçük bir çocuğu görmesiyle yarıda kesilirken ayağı takılan çocuk yüz üstü yere düşmüştü bile. Kaşlarını çatarak çocuğa doğru ilerlediğinde yardım ederek ayağa kaldırdı fakat tanıdık bir çift mavi küre çoktan söyleyeceklerini unutturmuştu. Daha önce gördüğüne yemin edebileceği bu okyanus mavisi gözlere kilitlediği bakışları tüm sözcüklerini boğazında düğümlemişti. Çocuğun şaşkınlık içinde kanayan ellerine bakışı onu kendisine getirirken "İyi misin ufaklık ?"diye sordu . Fakat kaşları hala çatılıydı. Gözleri gözyaşları ile dolan çocuğun masum bir şekilde baş sallaması düşündüklerinin aksine yüzünde bir tebessüm oluştururken tekrar ellerine baktığını görerek onu kucağına aldı. " Ufak bir kaç sıyrık, bunun için ağlamayacaksın değil mi ?" "Annem çok kızacak ," Leon annesinden dışarı çıkmak için izin istediğinde aldığı olumsuz cevaba rağmen o uyurken dışarı çıkmıştı ve şimdi annesi düştüğünü gördüğünde ona oldukça kızacaktı. Bu kanayan dizlerinden ve ellerinden daha önemliydi. "Annenin bunun için sana kızmayacağına eminim ," "Ama dışarı çıkmama izin vermemişti...çok kızacak ," Leonard küçük çocuğun yaşının getirdiği ölçüde kurduğu cümlelere gülümseyerek "O zaman annen kızmakta haklı değil mi ? ," dediğinde çocuğun onaylayan baş hareketi ile asılan yüz ifadesine bakıp gülümsemesini genişletti. "Burda mı kalıyorsunuz?" "Büyük Leydi bizi misafir edeceğini söyledi " "Öyle mi?" Leonard teyzesinin neler karıştırdığını merak ederek eve girdiğinde ortalıkta kimseyi göremeyerek küçük çocukla beraber salona geçti. Çalışanlardan birine bir kap su ve bez getirmesini söyleyerek koltukta bacaklarını sallayan ufaklığa doğru yürüdü. "Birazdan yaralarını iyileştireceğiz tamam mı? Adın ne bakalım?" "Leonard ama herkes Leon diyor ," Leonard çocuğun kendisiyle adaş olduğunu öğrendiğinde tekrar gülümsedi. Çünkü Leon öyle bir ifadeyle söylemişti ki bu durumdan oldukça rahatsız olduğu belliydi. Bu yüzden "Benim adımda Leonard ve beni seven arkadaşlarım da bana Leon der," diyerek göz kırptı. Yanlarına gelen çalışanın uzattığı bez ile suyu alarak çocuğun elini temizlemeye başladığında çok önemli bir şeyi izler gibi sakince bakışını görerek "Acıyor mu?" diye sordu. "Annem her zaman görünmeyen yaraların daha çok acıttığını söyler," Leonard'ın kaşları hayretle havalanırken karşısında dört ya da beş yaşlarında bir çocuk değilde daha olgun biri varmış gibi bakakaldı. Gerçekten de öyleydi. Incinen ve yara alan ruhları onarmak neredeyse imkansızdı ve her hatırlandığında acısı bir öncekine göre daha ağır oluyordu. Fakat bunu bir çocuktan duyacağını hiç düşünmemisti. Her ne kadar annesi söylemiş olsa da Leon'un ise bu sözü oldukça ciddiye aldığı belliydi. Çünkü dizindeki yara ellerine göre daha derindi ve onun gibi küçük bir çocuk için acı verici olmalıydı fakat Leon oldukça sakindi. Toparlanarak Leon'un tanıdık gözlerine baktı ve gülümsedi. Leon'u gördüğünden beri ne kadar çok gülümsediğini fark etti. "Sen çok akıllı bir çocuksun değil mi?" "Oh... Leonard , demek küçük misafirimle tanıştın?" Leydi Clayton Leonard'ın geldiğini öğrendiğinde yaşından beklenmeyecek bir hızla kendisini salona attı fakat yeğenini ve torunu aynı karede görmeyi beklemiyordu. Bir süre sessizce durup beklemişti. Konuşmalarının hepsine şahit olurken yeğeninin yüzündeki ifadeyi görmüştü. Leon'a bakan sevgi dolu gözleri belki de onu en çok şaşırtan şeydi. Çünkü yeğenini uzun süredir böyle görmemişti. Duygularını taştan bir kuleye hapsedeli yıllar oluyordu. Fakat kulenin duvarlarının bir kısmı yıkılmış gibiydi. Bunun sevincini sonraya erteledi fakat dua ediyordu Leydi Clayton. Torununun ve Grace'in eski Leonard'ı geri getirmesi için . "Demek buradasınız... Beni acele bir şekilde evinize çağırıyorsunuz fakat geldiğimde Leon hariç kimseyi göremiyorum" Leonard yerinden doğrulup teyzesine doğru yaklaşarak- Leon'un kendisini hayranlıkla izlediğinin farkında değildi -ufak bir reverans yaptı . "Umarım bir sorun yoktur ?" Leonard'ın şüpheci bir şekilde sorduğu soru karşısında Leydi Calyton'un verecek bir cevabı yoktu. Bu yüzden en iyi bildiği şeyi yaparak "Yaşlı ve yalnız yaşayan bir kadının sahip olduğu tek yeğenini görmek istemesi için bir sorun olmasına gerek yok genç adam ," dese de duruşundaki asalet hiçbir şeyi ele vermeyecek cinstendi. "Tabi ki öyle fakat benim de bir hayatım ve işlerim olduğunu hatırlatmam gerek teyze." Leonard teyzesini tanımasa bu duygu gösterilerine inanabilirdi. Fakat yaşlı olduğu kadar kurnaz bir bayandı teyzesi. Bir çok gençi cebinden çıkarabileceğine yemin edebilirdi. "Üstelik misafirlerin olduğunu bilmiyordum," dedi Leon'u göstererek. Leydi Clayton koltukta pantolonu yırtılmış ve elleri yaralanmış Leon'a bakarak ufak çaplı bir çığlık attı ," Aman Tanrım ! Ne oldu böyle ?" Leonard teyzesinin ani çıkışına şaşırarak "Bahçede oynuyordu ... onu gördüğümde çoktan düşmüştü." dedi. Teyzesinin endişeli yüz ifadesine neredeyse gözlerini devirecekti. Leon bile bu kadar büyütmezken teyzesinin korku dolu ifadesi oldukça garipti. Kadınlar .. diye düşündü. Her zaman aşırı tepki veriyorlar. "Bu kadar abartmamalısın teyze . Annesini çağırabilirsen yeterli olacaktır ." Leydi Clayton bunun üzerine yerinden doğrularak Leonard ve Leon arasında gözlerini gezdirdi. Grace'i çağırırsa neler olabileceğini kestiremediği için "Annesi biraz rahatsız ... onunla ben ilgilenirim" dedi. "Ne zamandır çocuk bakıcılığı yapıyorsun teyze ?" Leonard tek kaşını kaldırarak baktığında teyzesinin ne yapmaya çalıştığını anlamaya çalışıyordu. Şimdiye kadar bu denli telaşlı ve tedirgin görmediği teyzesinde bir gariplik olduğu oradaydı. Yine de üstelemek istemedi. "Çocukları ne kadar sevdiğimi biliyorsun Leonard. Senin bize bir torun vermeye niyetin olmadı..." "Teyze! " Leonard teyzesine yine başlamayalım dercesine baktığında Leydi Clayton geri kalan sözcükleri yutmak zorunda kalmıştı. "Şimdi beni çağırmanın asıl nedenini öğrenmek ve gidip dinlenmek istiyorum," dedi . Sabırsızlık her hareketine yansımıştı. "Ah şu mesele... " Leydi Clayton eski ciddi haline dönerken Leon'un yanına oturup kafasını kaldırdı bir yandan da Leon'un başını okşuyordu. "Lütfen otur ," Leonard söylenileni yapıp karşı koltuğa oturduğunda karanlık gözlerini teyzesine dikerek sorun nedir dercesine baktı. Yine hangi konu için tartışacaklarını hiç merak etmese de dinlemek zorunda olduğunu biliyordu. Leyli Clayton da ciddiyetle buz mavisi gözlerini yeğenine dikerek adeta meydan okurcasına bakıyordu. Söyleyeceklerinin ne denli şaşkınlık yaratacağı belliyken cesaretini toplamak için bir kaç kere öksürdü."Castle Combe'daki arazileri Leon'un üzerine devretmek istiyorum fakat miras yoluyla senin hakkın olduğundan iznine ihtiyacım var " "Ne ? " Leonard teyzesinin söylediklerini yanlış duyduğunu düşündü bir an. Kesinlikle öyle olmalıydı çünkü bir mantığı yoktu. Gözleri Leon'u bulduğunda onun her şeyden habersizce kendisini incelediğini fark etti. Gözleri tekrar teyzesine döndüğünde ne kadar ciddi oldugunu görebiliyordu. Fakat yıllarca düşünse teyzesinin böyle bir istekle kendisine geleceği aklının ucundan geçmezdi. "Söylediklerimi duydun Leonard , ikinci kez tekrar etmek mizacımda yok, biliyorsun " "Bunu neden yapayım ?" diye sordu Leonard kollarını birbirine dolayarak geriye yaslandığında asıl demek istediği aklını mı kaçırdın olsa da susmustu. Çünkü teyzesinin ne söyleyeceğini ya da ne açıklama yapacağını bu defa gerçekten merak ediyordu. "Çünkü senin o arazilere ihtiyacın yok, fakat Leon ve annesinin var " Leydi Clayton istemsizce sesini yükselttiğini fark ederek daha kısık bir sesle devam etti "Bunu senden rica ediyorum" dedi .Fakat öfkesinin bir deri gibi kendisini sardığını biliyordu. Her ne kadar sakin olmaya çalışsa da elinden gelenin en iyisi değildi. Nasıl öfkelenmezdi? Biricik yeğeni kendi çocuğuna yabancıydı. Nasıl kızmazdı ? Biricik yeğeni Grace'i ortada bırakmıştı. Nasıl tepki vermezdi? Biricik yeğeni tüm bunlardan habersiz, oğlunu yoksul bir hayatın içinde bırakmış ve kendisi lüks hayatına devam ediyordu. Onun bu sorumsuzca hareketine karşılık sesini yükseltmesi bile az geliyordu. "O araziler için beş senedir uğraşıyorum ..." Leonard kendisine sesini yükselten teyzesinin buz mavisi bakışlarında gezdirdi kendi karanlık gözlerini. O buz mavisinde kopmaya hazır bir fırtına gördüğüne yemin edebilirdi. Aynı şekilde kendisinin de ondan bir farkı yoktu . Fakat bu fırtınanın sebebi neydi ? "Bunun bir inatlaşmaya dönüşmesini istemiyorum , lütfen bunu yapmama izin ver " Leydi Clayton yeğeninin ikna olması için dua ediyordu. Çünkü Leonard'ın bu arazilere ihtiyacı olmadığını, onun sahip olduğu mal varlığını biliyordu. Fakat Leon ve Grace için ikinci bir plan yapmalıydı. Eğer Leonard , Leon'un oğlu olduğunu kabul etmez ve ikisini de reddederse başlarını sokacakları, gelir elde edecekleri bir yerleri olmalıydı. Torununu uluorta bırakacak değildi. En azından varlığını bilirken bunu yapamazdı. "Bu insanları ne zamandır tanıyorsun? Nasıl güvenebiliyorsun?" Leonard teyzesinin ısrarcı olmasına anlam veremedi. Fakat asla işini şansa bırakmazdı. Elbette o arazilere ihtiyacı yoktu. Teyzesi evlenmesini öne sürdüğünden beri de farklı yollardan arazileri almayı denemişti fakat ihtiyacı olduğu için değil ona tehditle veya şantajla bir şeyler yaptıramayacaklarını görmeleri için. Ama şimdi teyzesi gelmiş arazileri hiç tanımadığı bir aileye vermesini istiyordu. Henüz kendisinin bile değildi üstelik. "Ne kadar tanıdığım önemli değil ,paraya ihtiyaçları var ve ben de yardım ediyorum " "Castle Combe'daki araziler önüne gelene verebileceğin bir yer değil , Eger babası çalışmıyorsa iş verebilirsin. Arazi değil ," Leydi Clayton Leon'un duymaması için ayağa kalkarak Leonard'ın yanına oturdu. "Leon'un bir babası yok ," Leonard'ın anlamayan bir ifadeyle yüzüne baktığını görerek devam etti , "O doğmadan önce gitmiş ve bir daha geri gelmemiş ," Leonard bir süre teyzesinin ciddi olup olmadığını sorgular gibi bakarken ikna olmuş olacak ki karşısında duran ve hala elindeki sıyrıklara bakan çocuğa dikti gözlerini. Babasız kalmak için daha çok küçüktü. "Biliyor mu ?" "Annesi çalışmak içi ayrıldığını söylemiş fakat her çocuk gibi babasına tapıyor ve merak ediyor ," Leydi Clayton büyük oynadığının farkındaydı. Biraz abartmanın da yararlı olacağını düşünmüş olmalıydı. Belki de bu fikrini değiştirirdi. "Henüz çok küçük ," "Evet öyle , köydeki evlerinde yoksulluk içinde geçinirken babası olacak hergelenin neler yaptığını Tanrı bilir " Leydi Clayton o senin oğlun ve onu babasız bırakan sorumsuz insan sensin dememek için kendisini öyle zorluyordu ki yüzünün öfkeden kıpkırmızı olduğunu hissedebiliyordu. "Iyi niyetinizi taktir ediyorum teyze fakat... Yine de bu durum Castle Combe'daki arazilerin tamamını Leon ve annesine devretmek için yeterli değil. Onlara para yardımı yapabiliriz ya da ..." "Ya da mı? Bu kadar vicdan yoksunu olduğundan haberim yoktu Leonard Harrington." Leydi Clayton yeğeninin bu tavrına anlam veremiyordu. Castle Combe'daki arazilerden gelebilecek gelir Leonard'ın gelirinin yanında küçük bir hiçti. Fakat küçük beyin gözü doymak bilmiyordu anlaşılan. "Bunun vicdanla alakası yok. Gereken her türlü yardımı yapabilirim fakat o araziler henüz benim bile olmadan tanımadığım insanlara devredemem," Madem bu kadar yardıma muhtaçlardı onlara her türlü maddi yardımı yapabileceğini dile getirmesi teyzesi için yeterli gelmiyordu. O arazileri uzun süredir istiyordu ve başka birine devretmeyecekti. "Yani bütün her şey hırsın yüzünden." Bu bir soru değil de gerçeklerin dile getiriliş biçimiydi. Leydi Clayton araziler için evlenme şartını koyduğunda Leonard'ın evlenmeden o arazileri eline geçirmek ve kendisine şantaj yapılamayacağını göstermek istediğini çok net anlayabilmişti. "Siz nasıl anlıyorsanız ..." Leydi Clayton yerinde doğrularak Leonard'a küçümseyici bir bakış attı . Aklından geçenler dile dökülseydi en çok yarayı Grace ve Leon'un alacağından emindi. Leonard'ın habersizce geride bıraktığı zavallı kız beş yıldır kim bilir neler yaşamıştı? Yeğenini suçlamak istemese de yine de bir yanı neden diye sormak istiyordu. Neden bayan Blade bir çocuğun olduğunu söylediğinde gidip doğru olup olmadığını öğrenme gereği duymadın oğlum demek istiyordu. Neden çocuğunu o sefil hayatın içinde bıraktığını ve daha bir çok şeyin nedenini öğrenmek için can atsa da her şeyin bir sırası vardı. "O halde seni daha fazla burda tutmak için bir nedenim yok, " diyerek ayaklandı. Leonard bu geri çekilişin gidebilirsin demek olduğunu anladığında ayağa kalkarak Leon'un yanına doğru yürüdü.Onun tanıdık mavilerine dikti gözlerini . Her şeyden habersiz masum hali Leonard'ın içindeki buzlara dokunurken "Tanıştığıma çok memnun oldum küçük adam . Şimdi benim gitmem gerekiyor . Annene bir kaza olduğunu söylersen sana kızmayacaktır," dediğinde Leon " Tekrar gelecek misin ?" diye sordu. Öyle ki Leonard sesinde bir umut olduğunu düşünmüştü. Saçlarını okşayarak "Bunun için söz veremem fakat sen gitmeden yanına gelmek için uğraşırım olur mu?" dedi. Ayağa kalkarken teyzesine son bir bakış atarak çıkışa yöneldiğinde Leydi Clayton Leon'a gülümseyerek şömine önündeki masaya yöneldi. Eline aldığı mürekkep ile kağıdı karalarken yüzünde sinsi bir gülümseme yer edinmişti bile. Lancashire Kontu Taylor Ralf ; Gün içerisinde , önemli bir mesele için , Clayton malikanesine uğramanızı rica ediyorum . Leydi Farah Clayton *** "Tüm bu olanlara inanmak çok güç Leydim," Taylor akşam saatlerinde Leydi Clayton'dan aldığı mektupla kendini Clayton malikanesinde bulduğunda duydukları karşısında neredeyse küçük dilini yutmak zorunda kalıyordu. "Inan ilk duyduğumda bende bu akıl almaz olaya inanmak istememiştim fakat onu görmelisin Taylor ,Leonard'a o kadar benziyor ki ..." "Ulu Tanrım ! Leonard'ın bir çocuğu var. Hemde dört yaşında. Ömrüm boyunca bu denli şaşıramazdım sanırım .Peki benden ne istiyorsunuz?" Taylor bu olanlar gerçek bile olsa kendi rolünü merak ederek baktı. Ne yapabilirdi? Leonard bir kere inanmamış ve arkasına düşmemişti. Arkadaşının acımasız oluşuna kızarken Leydi Clayton'un aklından geçenleri merak etti. Leonard'ın kendisine inanacağını düşünüyorsa yanılıyordu. Leonard asla kabullenmezdi. Tanrım... nasıl kabullenirdi ki ? Düşes olmak için kapısına gelip bir çocuğumuz var diyen her kadına inanamazdı ya . En azından kendi düşündüğü buydu . Her genç kız bir dükün varisini doğurmak için can atabilirdi elbet. "Ufak bir yardım diyelim. Grace Leonard'ın şansı olabilir. Üstelik çocukları var . Eski Leonard'ın geri gelmesi için bir şansımız varsa bunu kullanmalıyız." Leydi Clayton hala kendisine anlamayan gözlerle bakan genç Kont'a bakarak devam etti "Bir hafta sonra ikinci çocuğunuz için bir balo tertip ediyorsunuz, yanılıyor muyum ?" "Evet fakat ..." "Grace'in baloda onur konuğun olarak bulunmasını istiyorum," "Ve Leonard ile tanışmasını?" Onaylar bir şekilde başını sallayan Leydi Clayton "Leonard'a Grace'in Amerika'dan gelen bir yakının olduğunu ve bir süre Londra da kalacağı gibi şeyler söyleyebilirsin. Bu kısmını sana bırakıyorum " dedi. "Bir nevi çöp çatanlık yapmamı istiyorsunuz ." " Leonard'ı tanıyorsam eğer Grace ile yarını düşünmeden birlikte olduysa bir şeyler hissetmiş olmalı. Çünkü öyle değilse işimiz çok zorlaşacak," Leydi Clayton sıkıntıyla bir nefes verirken aslında ne denli zor bir sorumluluk aldığının farkındaydı. Eğer planı ters teperse Leonard'ın öfkesinin kurbanı olmak ve onu daha da acımasız , taş kalpli birine dönüşmesini seyretmek zorunda kalacaktı. Yine de yeğeni için bir umut varsa peşinden gidecekti. "Bilemiyorum Leydim , Leonard Cassandra'dan sonra oldukça dağıldı. En iyi dostumun yine benzer şeyler yaşaması istediğim en son şeyler arasında bile değil . " "Sence ben yeğenimin aynı şeyleri yaşamasını istiyor gibi mi görüyorum Lordum?" Leydi Clayton öfkeyle doğruluğunda sakin bir gün geçiremeyeceğini önceden bilmeliydi. En azından bir kaç konuda tedbirli davranırdı. "Hayır beni yanlış anlıyorsunuz Leydim fakat ..." Sözleri kapı önündeki çocuk sesiyle kesilirken bakışlarını o tarafa çevirmek zorunda kalmıştı. Leonard'ın bir kopyası gibi duran çocuğa şaşkınca bakarken onun elini tutan ve mahçup bir şekilde bekleyen kadının duru güzelliğini daha sonra fark edecekti. "Anne John amcam benimle oynayacağına söz vermişti neden gitti ki?" "John amcanın yapması gereken işleri var Leon . Eminim gelince verdiği sözü tutacaktır. " Grace Londra'ya geldiğinden beri durmadan soru soran Leon'dan bıkmışcasına omuzlarını düşürürken Leydi Clayton'un bir misafiri olduğundan habersizdi. Bakışları ikisini bulduğunda oldukça mahçup olmuştu. Önemli bir konuyu yarıda kestiğini düşünüyorken Leydi Clayton'un sesini işitti. "Grace... Tatlım lütfen bize katıl, " Leydi Clayton Grace'in çekinceli haline güven verici bir gülümseme ile karşılık verdiğinde "Seni misafirimle tanıştırmama izin ver" diyerek devam etti ." Lancashire Kontu Taylor Ralf . Taylor bu da sana bahsettiğim Bayan Grace Catelin," Grace daha önce hiç Kont görmediği için ne yapacağını bilemeyerek olduğu yerde hafifçe eğildi. Taylor ise kendisine yaklaşan kadının her adım atışında daha da güzelleştigini düşünüyordu. Koyu amber rengi saçları beyaz teniyle bir tezat oluştururken koyu mavi gözleri her erkeği etkisi altına alabilecek bir büyü saçıyordu. Leonard'ın neden yarını düşünmeden hareket ettiği ortadaydı. Kadının büyülü gözleri hipnoz etkisi yaratacak kadar masum bakıyordu. Leydi Clayton'un kendisini tanıtmasıyla birlikte eline uzanarak bir reverans yaptı. "Tanıştığıma memnun oldum Leydim ," "Bir Leydi olduğumu hiç sanmıyorum," diyen Grace bir Kont'un kendisine reverans yapmasına oldukça şaşkındı . Üstelik kendisini Leydi olarak selamlaması şaşkınlığını arttırıyordu. Taylor karşısındaki kadına bakarken onun dik başlılık ile leyli olduğunu kabul etmeyen tavrı gülümsemesine neden oldu. Kafasını eğdi ve gözleri hariç -annesinden aldığı belliydi - Leonard'a benzeyen çocuğa bakarak gülümsemesini genişletti. Leonard için bir şans varsa denemeye değer olduğunu düşündü. Üstelik bu işin eğlenceli olmasını umuyordu. "Bunu ancak Tanrı bilir ." *** 3 gün sonra "Tüm bunlar ne için ?" Grace yatağının üstünde duran renk renk göz alıcı kumaşları gördüğünde oldukça şaşkın bir ifadeyle bakakalmıştı. Öyle ki kendi odası olup olmadığını bir kaç kere kontrol etmek zorunda kalmıştı . "Elbette gardrobunu yenilemek için " Leydi Clayton sipariş ettiği kumaşların geldiğini gördüğünde oldukça sevinmişti fakat Grace kendisi kadar sevinmiş görünmüyordu. "Fakat benim bir gardrobum yok leydim ," "Daha güzel ya . O zaman yeni bir gardrobun olacak. Sonsuza kadar üstündeki çuvalları giyemezsin. " "Ama..." Sözleri gelen çalışan ile kesilirken onun "Efendim Bayan Là Verne geldiler ," diyen sesini işitti. "Harika ! Lütfen ona yukarı çıkması için yardım et Betty," Grace bugün gereğinden fazla neşeli olan Leydi Clayton'a ağzı açık bi şekilde bakarken olayların kendisinden bağımsız gerçekleşmesi karşısında tek kelime edememişti. Kaşları çatılırken dışarıdan gelen abartılı kahkahalar kimin gelmiş olabileceğini düşündürüyordu. "Bonjour güzel bayanlar !" " Felecia tatlım hoşgeldin ," Leydi Clayton gelen misafire dostane bir şekilde sarılırken Grace şaşkınca kafasında abartılı püsküllerden oluşan şapkası ve yine şapkasıyla uyumlu mor renk dökümlü ve aşırı dekolteli elbisesiyle anlamadığı kelimeler kullanan kadına bakıyordu. Londra'ya geldiğinden beri Leydi Clayton'un bir çok değişik arkadaşıyla tanışmıştı fakat hangisinin daha acayip olduğuna karar veremiyordu. Çünkü her gelen misafirle şaşkınlığı kat kat artıyordu . "Oh miel çok yabani duruyorsun. Buraya gel , " Grace bir anda kendine sarılan kadının hafif kilolu kolları arasında sıkışırken Leydi Clayton "Grace hayatım seni Bayan Felecia Là Verne ile tanıştırmama izin ver . Kendisi Lonra'nın en ünlü Fransız terzisidir" dedi. Bayan Là Verne Grace'i kendinden uzaklaştırıp bir iki tür döndürdüğünde "Tanrım chéri bu çuvalları nerden buldun ? " diyerek sitem etti. Yüzünde korkunç bir şeye bakıyormuş gibi bir ifade oluşmuştu. "Kendim diktim," Grace'in sesi o kadar kısık çıkmıştı ki Bayan Là Verne onu dikkatle süzmüyor olsaydı duyması imkansız gibiydi. "Bu konuda yeteneğin olmadığını söylememe gerek yok sanırım ma vie." "Bu yüzden senden yardım istiyoruz chéri ," Leydi Clayton Grace'in asılan yüz ifadesini fark ettiğinde Felecia'nın patavatsız konuşmalarına bir son vermek amacıyla araya girdi. "Iki gün sonra Lancashire Kont ve Kontesinin verecekleri baloya uygun bir kaç parça dikmen gerekiyor ," "Balo mu ?" Grace Leydi Clayton'un hangi balodan bahsettiğini anlamayarak kafasını kaldırdığında Leydi Clayton bir ayrıntıyı atladığını fark ederek gülümsedi. "Davetiyeler bugün geldi ve senin onur konuğu olarak bulunmanı istemişler hayatım . Ne kadar kibar insanlar olduklarını..." "Bir dakika...Hayır Leydim ... Baloya falan gitmiyorum." Grace başını olumsuz şekilde sallarken başkalarının kendi adına kararlar vermesinden duyduğu rahatsızlığı belli etmekten çekinmedi. Her türlü tartışmaya açık olduğunu belli eden duruşuna karşılık odada büyük bir sessizlik oluşmuştu. Bayan Là Verne Leydi Clayton'un yardım isteyen bakışlarını gördüğünde başını dikleştirerek Grace 'e doğru döndü. "Bak miel, senin geldiğin yerde işler nasıl ilerler bilemiyorum ama Londra'da nezaket kuralları gereği adına bir davetiye geldiyse gitmek mecburidir. Üstelik bir Kont'un vereceği baloda onur konuğu olarak bulunacaksın. Bunun nasıl bir sorumluluk olduğunun farkında değil misin chéri ? " "Leydim böyle anlaşmamıştık," Grace üzgün bir şekilde Leydi Clayton'a baktı. "Sadece bir balo Grace . Bu kadar büyütmemelisin. Lütfen daha fazla itiraz etme. O baloya gitmemen benim de konumumu etkiler. " Grace yenilmişlikle başını sallarken Leydi Clayton " Hayatının ilk balosuna giderken mutlu olman gerekiyor ," diyerek ona gülümsedi . Fakat Grace gitmek istememesinin nedenini açıklayamamanın verdiği huzursuzlukla kendi içinde savaş veriyordu. Taşradan gelen bir kızın baloda ne işi olurdu? Nasıl ayak uyduracaktı? Daha nezaket kurallarından bir haberken onur konuğu olarak bir baloya nasıl katılırdı? Bunun gibi bir çok soru varken alay konusu olacağı için endişeli bir bekleyişe girmişti bile. .....
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE