10. Bölüm

3227 Kelimeler
Lancashire Malikânesi Bir dudak kıpırtısındaki hüznü de gördü bu şehir ... "Aynada baktığım yüzdür asıl sahtelik, güzelliğini gölgeleyen giysiler içindeki masum bakışlarına vuruldum dedi adam " Grace yarım saattir ayna karşısında bir o yana bir bu yana giderken cesaretini toplamaya çabalıyor fakat hala bir sonuç alamamanın verdiği tedirginlikle içten içe sakin olması gerektiğini söyleyip duruyordu. Sakin olmalı ve özgüvenini kaybetmemeliydi. Zira bu gece her ikisine de fazlasıyla ihtiyacı olacaktı. Leydi Clayton'u zor durumda bırakmamak için gitmeyi kabul ettiği balo şu an gözünde o kadar büyüyorduki ikide bir avuç içlerinin terini silmek zorunda kalıyordu. Bu gecenin bir an önce geçip gitmesini her şeyden çok istediği bir gerçekti. Bir iki adım atıp ayna karşısında bir kez daha kendisine baktı. Dağınık topuzundan kurtulan bir kaç tutam omuzlarına değiyordu. Gecenin en koyu tonuna sahip lacivert renkli elbisesinin fazla gösterişli dekoltesini çekiştirirken kendisini sıkan korseden güçlükle derin bir nefes aldı. Bayan Là Verne zevkli bir kadındı fakat zevkli olduğu kadar elbiselerinde derin dekolteler bırakmayı sevdiği de giydiği kıyafetlerden belliydi yine de aynı şeyi kendi elbisesi üzerinde denememesi gerektiğini bir kez daha hatırlatmalıydı. Tanrım ! O bir anneydi. Böyle kıyafetler ile balolara gitmesi doğru değildi. Baloya katılmayı kabul etmesinin ne denli hata olduğunu şimdi daha iyi anlıyordu . Fakat kendisini asıl zorlayan ve bulunduğu duruma alışmasına mani olan en önemli durum aynadaki kadına yabancı oluşuydu. Sabah saatlerinde kendisini hazırlamak için odasına giren çalışanların yorulmalarına değdiğini düşünse de gördüğü bu yabancı kadına henüz alışması mümkün değildi. Küçük bir kız çocuğu iken prenses olmayı istediğini hatırlarken hüzünlü bir gülümseme takındı. O prensesin gözleri mutlulukla parlardı. Kendi gözleri ise gözyaşlarıyla sulanıyordu. Mutlu bir prenses olmayı isterken ömür boyu sürecek bir mutsuzluğa mahkum edilişinin resmine bakıyordu şu an. Gözlerinden bir damla kayıp giderken hayatının beş yılının da bu şekilde kayıp gittiğini ve geriye sadece silik acılar bıraktığını en iyi Grace bilirdi. En çok da kızacak kendinden başka kimsesi olmayışı, hüzünle aralanan kalbine bir çivi misali saplanıyordu. Hatayı hep kendinde aradığını inkar edemezdi. Pişman olmadığını yahut. Yine de can yakanın canı yansın diyemiyordu. Çünkü o gece sadece bir ten bir tene değmemişti. O gece bir yürek bir yüreği küle çevirmişti. Bir öpüş bin yıllık hasretleri dize getirmişti. Ve şefkatle bakan gözler bir ağdı bozdurmuştu. Iste bu yüzden Grace asla Leonard'a bir diken batıramıyordu. Çünkü o gece ne yaşandıysa önce tereddüt ettirmiş sonra ise hiçbir tereddüde yer bırakmaksızın beraberinde isteği getirmişti. Düşünceleri duyduğu sesle bölünürken arkasını döndü. Karşısında toprak kahvesi takımıyla bekleyen Johnson'u görmeyi beklemiyordu. "Johnson! " Çabucak gözlerini sildi. Elbisesinin eteklerini tutarak hızlı adımlarla Johnson'a yaklaşan Grace cesaret alır gibi Johnson'un ellerini tuttu. "Nerdelerdeydin,?" sesindeki sitem Johnson'u güldürmeye yetmişti. "Bunu daha sonra konuşabiliriz. Asıl sen, ben yokken neler yapıyorsun böyle ? Bir haftalığına yalnız bırakıyorum ve seni bu halde buluyorum . Inanılmaz görünüyorsun," "Kendimden hariç her şeye benziyorum," Grace memnuniyetsizlikle dudaklarını büktüğünde Johnson bir kez daha gülümsedi. "Leon seni çok kötü etkiliyor olmalı ," "Kes şunu ," gülümseyerek Johnson'un omzuna vuran Grace Johnson'u daha önce takım elbise ile görmediği için baştan sona süzdü. "Senin halin de benimkinden farklı değil. Bir yere mi gidiyorsun? " kaşları soru sorar biçimde havalandığında Johnson ciddi bir havaya büründü. Grace'in önünde hafifçe eğilerek sağ elini dudaklarına götürdü fakat öpmedi. "Leydim bana bu gece size eşlik etme şerefini bahşederseniz onur duyarım, " "Tanrım ! Benimle mi geleceksin? " Grace'in şaşkınlığı yüzünden okunurken Johnson devam etti ,"Teklifimi henüz kabul etmiş sayılmazsın," Grace Johnson'un bu gece kendisine eşlik edeceğini duyduğuna oldukca sevinmişti. Zira hayatında hiç alışık olmadığı bir ortama tek başına ayak uyduramazdı. Bu yüzden gülümseyerek "Johnson buna çok sevinirim, " dedi. Johnson Grace'in bir çocuk gibi mutlu oluşuna gözlerini devirmemek için zor tutuyordu kendisini. Fakat ne kadar tedirgin olduğunu ilk geldiğinde anlamıştı. Korkuyordu. Korktuğu şeyler yanyana sıralansa burdan Castle Combe'a kadar bir yol oluşurdu şüphesiz. Tam zamanında gelmiş olduğunu şimdi daha iyi görebiliyordu. Londra'ya geldiğinde eski bir dostunu ziyaret etmesi gerekmişti. Clayton malikanesine geri döndüğünde ise bu kadar geciktiği için kendisine oldukça sitemli olan Leydi Clayton bunu belli etmekte çekinmemişti. Çalışma odasında kendisine anlattıklarıyla bir hayli şaşırmış ve Leydi Clayton'u hafife aldığını fark etmişti. Zeki ve kurnaz bir bayandı. Kendisinden yardım istediğini söylediğinde önce tereddüt etmiş sonra ise Grace ve Leon için bir şeyler yapabilmeyi umarak kabul etmişti. Çabucak hazırlanıp ayaklarının kendisini Grace'in odasına götürmesine izin vermişti. Kapıyı bir kaç kere çalmasına rağmen ses gelmemesi üzerine gözlerini kapatarak içeri girmiş, yavaştan araladığı bakışları ayna karşındaki Grace'i gördüğünde şaşkınlıkla beraber daha da açılmış, kelimeler ağzından istemsiz dökülmüştü. "Aynada baktığım yüzdür asıl sahtelik, güzelliğini gölgeleyen giysiler içindeki masum bakışlarına vuruldum dedi adam " Grace bir su gibi duru ve güzel görünüyordu. Öyle ki derin bir iç çekmek zorunda kalmıştı. Koyu amber rengi saçları dağınık bir topuzla bağlanmış, üzerine geçirdiği lacivert elbisesi vücut hatlarını belli edecek şekilde bedenini sarmıştı. Mavinin bu tonunun daha önce bir kadında bu denli göz kamaştırıcı durduğunu görmediğine emindi. Bulunması zor bir inci tanesi gibiydi. Grace'in güzel olduğunu biliyordu fakat giydigi elbise ve yapılı saçıyla asil bir soydan gelmişcesine etkileyiciydi. Düşes olmak için doğmuş gibiydi. Şüphesiz hiçbir kadına bu denli yakışmazdı bu unvan. Gülümsedi. Grace hakkettiği yeri alacaktı. Bunun olması için elinden geleni yapmaya hazırdı. "O halde Leydim, büyülü güzelliğiniz başımı döndürmeden önce yetişmemiz gereken bir balo olduğunu hatırlatmam gerek ," Grace Johnson'un leydim diyişine gülümserken onun kendisine uzattığı koluna girerek "Hatırlatmanızı dikkate aldığımı belirtmek isterim Lordum" dedi fakat her adım atışında yüzündeki gülümseme yavaş yavaş soluyordu. .... "Eğleniyor musun ?" Taylor geldiğinden beri somurtan arkadaşına gülümserken bir yandan da içkisinden bir yudum alıp misafirlerle ilgilenen karısını izliyordu. Maggie bugün hiç olmadığı kadar güzeldi ve her gün daha da güzel görünüyordu gözüne. Karısının eteklerine yapışan kızını fark ederek gülümsemesini genişletti. Dört yaşında olan kızı Aleisha güzelliğini annesinden aldığını belli edercesine ışıltı saçıyordu. Ve şimdiden misafirlerin erkek çocuklarıyla kurduğu samimiyet kaşlarını çatmasına neden olmuştu. "Henüz dört yaşında Taylor, onu rahat bırak ," Leonard arkadaşının çatılı kaşlarını gördüğünde gözlerini devirdi. Kıskanç bir kocadan kıskanç bir babaya dönüşen Taylor bazen kendisini bile şaşırtıyordu. "Hayatta karımdan sonra paylaşamayacağım tek şey kızlarım Leon. " "Kimse kızlarını senden almıyor . Onlar çocuk ve yanlızca oyun oynuyorlar, " Leonard 'da arkadaşlarıyla bir masanın altına girmeye çalışan Aleisha'nın olduğu tarafa bakıp gülümsedi. Oldukça sevimli olduğunu itiraf etmeliydi. Kendisine olan düşkünlügü ise Taylor'ın sitem ettiği bir diğer konuydu. "Ancak bir çocuğun olduğunda beni anlayabilirsin dostum ," diyen Taylor Leonard'a dikti bakışlarını. Leydi Clayton'a verdiği söz olmasaydı eğer şu an söylemek istediği bir çok şey vardı. Arayıp sormadığın bir çocuğun varken beni anlayamazsın demek istediyse de susacaktı. Gerçekleri ebediyete kadar saklayamazlardı fakat yine de Grace ve Leon için susacaktı. "Hayatım ," Maggie Leonard ile sohbete dalan Taylor'ın koluna girerken "Konu nedir ?" diye devam etti. "Kocan kızlarını eve hapsetmeye kararlı," "Gerekirse neden olmasın." Taylor içkisinden bir yudum daha alırken Maggie kaşlarını çatarak tiz sesiyle "Taylor !" diyerek sitem etti. " Onlar daha çocuk ," Fakat gözlerindeki muzırlık ciddi olmadığını belli ediyordu . "Tamam . Pekala . Sanırım biraz daha büyümeleriini bekleyebilirim," Taylor Leonard ile gülümserken Maggie bir kez daha "Tanrım , Taylor !" diyerek kızar gibi yaptı. . Masadaki gülümsemeler artarken Maggie Taylor'a doğru eğilip Leonard'ın duyamayacağı bir sesle "Grace'in geleceğinden emin misin ?" diye sordu. Taylor Leydi Clayton'un evinden gelir gelmez her şeyi anlatmış ve Maggie seve seve yardım edeceğini dile getirmişti. Leonard onun çocukluk arkadaşı olsada bu yaptıklarını onaylayacağı anlamına gelmiyordu. Leonard'ın acımasız bir adama dönüştüğünü biliyor olsa da bu kadar vicdansız olabileceğine akıl erdirememişti. Üstelik ortada bir çocuk vardı. Kendi kızlarına bakarak olayın ciddiyetini kavrayabiliyordu. Iste bu yüzden Grace'e yardım edecekti. "Leydi Clayton geldiğine göre o da birazdan gelecektir," diyen Taylor merdivenlerden inen yaşlı kadına gözlerini dikti. "Birlikte gelmeyecek kadar zeki bir kadın " "Aksini beklemiyorduk" diyerek kıkırdadı Maggy. "Ne karıştırıyorsunuz?" Leonard kendi aralarında sessizce konuşan çifte ters bir bakış attığında Taylor hiç dercesine omuzlarını silkerek karşılık verdi. Bir yandanda gözleri merdivenlerdeydi. "Keyfine bak ,daha sonra yanına uğrarız," diyerek yanından ayrıldıklarında Leonard balodan sıkıldığını belli edecek şekilde gözlerini devirerek yanından geçen çalışandan bir brendi daha aldı. Bir süre daha oyalanıp gitme fikrini cazip bulmuş olacak ki kendilerini dansa kaldırması için bekleyen kızlarla ve dul kadınlarla ilgilenmiyordu. Şu an tek istediği sıcak bir banyoydu. Barones Felcon'un kendisine yakın bir masa seçmiş olduğunu görerek gözlerinine ulaşmayan bir gülümseme takındı. O geceden sonra bir daha Barones Felcon ile görüşmemişti. Güzel olsa da aptal bir kadındı ve Leonard en çok aptal insanlara tahammül edemiyordu Yanlız olmamasına rağmen kendisine attığı cüretkar bakışları midesini bulandırmış olacak ki bakışlarını elinde tuttuğu kadehe çevirdi. Etrafında böyle ucuz kadınlar varken kendisinden evlenmesini beklediklerine inanamıyordu. Kafasını olumsuz şekilde sallarken masasına yaklaşan Bayan Eleonor Lowson 'u fark ederek yerinden doğruldu. "Keyifsiz görünüyorsunuz Lord Harrinton," "Ve de sıkılmış, " Leonard Bayan Lowson'a yaklaşarak belli belirsiz bir reverans yaptı. "Baloların adamı değilsiniz," "Aslında samimiyetten yoksun yerlerin adamı sayılmam," "O halde neden beni dansa kaldırıp biraz vakit geçirmiyorsunuz?" Bayan Lowson kendinden emin bir şekilde elini uzattığında Leonard buna sadece gülümsemeyle karşılık verdi. Eli havada kalan Bayan Lowson bozulmuş bir ifadeyle elini geri çekerken etrafa kaçamak bakışlar attığında kendilerini gören bir kaç grubun şaşkın ve de alaylı bakışlarını fark etmişti. "Bu yaptığınızın ne kadar kaba bir davranış olduğunu anlatmama gerek yok sanırım ," Daha önce hiçbir erkek tarafından reddedilmediği gerçeği ile yüzleşirken özellikle Leonard'ın kendisini geri çevirmesi gururunu zedelemişti. "Ne yapmamı önerirdiniz?" Leonard çarpık bir şekilde gülümserken kendisini vazgeçilmez sanan Bayan Lowson'a haddini bildirmek istiyordu. Zira masasına kadar gelip kendisini dansa kaldırmasını istemesi cesaretinden değil kendini beğenmişliğinden kaynaklanıyordu. "En azından bir centilmen gibi davranmanızı," Leydi Lowson başka bir şey demeden masadan ayrıldığında Leonard sanki Bayan Lowson masasına hiç gelmemiş gibi içkisini içmeye devam etti. ... "Buna hazır olduğumu sanmıyorum" Grace Johnson'un koluna bir kurtarıcı gibi sarılırken geri dönmeyi kafasına koymuştu. Fakat kendisine onaylamaz bir şekilde bakan Johnson buna asla izin vermeyeceğim der gibi bakıyordu. "Sadece bir balo Grace , bu kadar abartmamalısın," Johnson Grace'in yalvaran yüz ifadesine bakarak iç geçirdi. Çoğu konuda yeterince inatçı ve dediğim dedik olan Grace şimdi cesaret kırıntısı arayacak duruma gelmişti. Kolunu tutmasa eğer kaçacak gibi bir hali vardı. "Daha önce bir baloya katılmadığımı söylememe gerek var mı? Rezil olmak üzereyim, " "Sen rezil olmazsın Grace ." Johnson cesaret vermek ister gibi uzunca bir süre Grace'in gözlerine baktı ," Tanıdığım en becerikli kadınsın. Bu işin altından da başarıyla çıkacaksın ." söylediklerinin Grace 'de bir değişikliğe neden olmadığını görünce kafasını salladı. Son kez olarak " Ayrıca acele etmezsek Kont ve Kontese büyük ayıp olacak ," dedi. Bu işe yaramış olacak ki Grace 'in " Tanrım lütfen yardım et" diyen sesini işiterek gür bir kahkaha attı. *** Valsin ilk tınıları duyulduğunda bir yandan genç beyefendiler güzel Leydilerin dans listelerine girebilmek adına sözcüleri allayıp pullarken diğer yandan dedikodu arayışına giren gruplar bir araya toplanmıştı. Müziğin ritmine ayak uyduran çiftler uyumlu bir şekilde dans ededursun balo salonun kapıları iki yana aralandığında balo salonundaki sesler bir anda rüzgara kapılmışcasına kesildi. Tüm bakışlar merdivenlerin başında köyü lacivert elbisesi içindeki kadına odaklanmış gibiydi. Valsin derin notaları her duyulduğunda merdivenlerden inen çift oldukça vakur bir duruş sergiliyordu.. Tüm dikkatler daha önce hiçbir yerde görmedikleri bu çifte yönelirken tüm bunlardan haberi olmayan ve salon kapısına bakmayan Leonard umursamaz tavrıyla içkisinden küçük yudumlar almaya devam ediyordu. Taylor un kendisini dürtmesiyle kaşlarını ne var dercesine kaldırdı. Yeterince sıkıldığını belli etmekten çekinmiyor oluşu onun hiçbir nezaket kuralını dikkate almadığını gösteriyordu. Etrafındaki kalabalığın sessiz hali dikkatini çekerken neden sonra bakışlarını Taylor 'un işaret ettiği yöne çevirdi. Merdivenlerden inen çifti gördüğünde Leonard hayatında belki de hiç yapmadığı bir şekilde tek kaşını kaldırarak içeri bir asilzade gibi giren kadını duygusuz gözlerle süzdü. Gözlerinin değdiği kadının bir yas havasındaymışcasına giydiği koyu lacivert elbisesinin cenazede giyilemeyecek kadar cüretkar oluşu her ne kadar günümüz İngiltere'sinin moda anlayışından uzak olsa da genç kadın bunu oldukça iyi taşıyordu. Vücudunu sarmalayan elbisenin yırtmaçlı kısmı hayale yer bırakmayacak kadar açık bir şekilde biçimli bacaklarını sergiliyordu. Bu dönemde kadınların bu kadar gösterişli elbiselerle balolara katıldığı pek görülür şey değildi fakat kadının naif ve dik duruşu buna aldırış etmediğini gösteriyordu. Geniş kare yakasından belirgin bir şekilde görünen dolgunluklar her erkeğin aklını başından alacak cinstendi. Ama daha önemlisi kadınının güzelliği bu mesafeden bile belli oluyordu. Daha önce balolara katılmamış olsa gerek herkesin gözlerinde meraklı bir parıltılar belirivermişti. Yeni dedikodular peşinde olan dul yaşlı bayanlar ,gözleri kıskançlıkla bezenmiş genç kızlar ve aç bakışlı yaşlı, genç erkekler ... En azından Leonard'ın gördüğü bu kadardı. Alaycı, gözlerine ulaşmayan bir gülüşle tekrar içkisine yöneldi. Her zamanki gibi ilgisizliğini belli etmeden geçmedi. Fakat Taylor un yüzündeki sinir bozucu sırıtış kaşlarını çatmasına neden oldu. "Onur konuğum da teşrif etti ," diyerek göz kırptığında Leonard soru dolu bakışlarını yöneltmekten çekinmedi. "Onur konuğunun ben olduğumu sanıyordum, " "Ah...sana söylemeyi unuttum. Sen ikinci onur konuğumsun" Taylor Leonard'ın cevap vermesine fırsat vermeden yanından ayrıldığında,Leonard ağzında bir kaç küfrü bastırmak zorunda kalmıştı. Taylor Maggie ile birlikte gizemli bayanın -en azından şimdilik herkes böyle düşünüyordu- yanına giderek elindeki kadehine bir metal yardımıyla vurup herkesin dikkatini üzerine toplamayı başardı. "Bayanlar ve Baylar " Taylor un sesi tüm salonda yankı bulurken bir tek Leonard o tarafa bakmıyordu. "Gecemin onur konuğunu sizlerle tanıştırmama izin verin. "Bayan Grace Catelin." Taylor Grace'in eline uzanarak selam verdiğinde gözlerini Johnson'un üzerinde gezdirdi. Leydi Clayton'un Grace'i yalnız göndermeyeceğini tahmin etmeliydi. Fakat kendisine haber vermiş olmasını dilerdi. Bunu sonra düşünmek daha cazip gelmiş olacak ki konuşmasına devam etti ,"Kendileri Amerika'dan gelen bir aile dostumuz. " dediğinde Grace'in şaşkın bakışlarının odağı olmuştu. Taylor Grace'e gülümserken bakışlarını etraftaki meraklı kalabalıkta dolandırdı. Hala kendilerinden tarafa bakmayan Leonard'ı fark ederek iç geçirdi. Çok zor olacaktı. "Lütfen eğlencenize devam edin," Müzik tekrar başlayıp kalabalıktan hafif sesler yükseldiğinde kontun kendilerine eşlik ettiği masaya doğru ilerlediler. ... Grace salonun kapıları açıldığında sessizleşen kalabalığın odak noktası olduğunu fark ediyor fakat gözlerini kaçırmaktan çekinerek sadece ileriye bakıyordu. Bacaklarının kendisini taşıdığına şükrederken Johnson'un kendisine güven verici bir gülümseme attığını gördü. Aynı şekilde karşılık verirken oldukça ciddi olmaya özen gösteriyordu. Merdivenleri inerken elbiseninin açılan yırtmacı kendisini rahatsız etse de belli etmekten çekinerek umursamayan bir ifade takındı. Kendilerine yaklaşan Kontun yanındaki kadının Kontes olduğunu anlaması uzun sürmedi. Oldukça güzel bir kadındı. Duruşunda bir asalet vardı ve gülüşünde gerçek bir samimiyet. Kont elindeki kadehe vurup herkesin dikkatini çektiğinde-ki zaten herkes bulundukları yere bakıyordu -kendisini tanıttı. Amerikadan gelen aile dostu olduğunu söylemesi gözlerini şaşkınlıkla açmasına neden olurken itiraza yer bırakmayan bir gülümseme takınmıştı. Neden böyle bir şey yaptığına anlam verememiş olması bir yana Johnson'un da itiraz etmemiş olması şaşkınlığını arttırıyordu. Grace'in böyle bir şey olmasını beklemediği belliydi. Fakat tek kelime edememiş ve Kont ve Kontesin kendilerini götürdüğü masaya doğru çekingenlikle yürüyordu. Masada arkasını dönük duran adamı fark ederek durakladı. Aniden nedensiz çarpan kalbinin sesini duyuyor ve buna engel olamıyordu. Yürümesi için kendisini uyaran Johnson'a tedirgin bir bakış attı. Nefesinin sıklaştığını ve aldığı havanın kendisine yetersiz geldiğini fark edebiliyordu. Anlamlandıramadığı bu duygu karmaşası içinde sıkışıyor ve her adım atışında topladığı cesaret yavaş yavaş kırılıyordu. Masaya yaklaşıp adamın kendilerine dönen gece karası gözlerini gördüğünde ise geriye kalan tüm cesareti de yerle bir olmuş ,kelimeler kalbini parçalarcasına bir keskinliğe bürünmüştü çünkü karşısında geçmişinin gölgesini görüyordu. Şaşkınlıkla açılan dudakları bir şey söylemeden tekrar kapanırken ellerini koyacak bir yer aradı. Hep hayalini kurduğu bir karşılaşma düşünürdü fakat hiçbiri bu şekilde değildi. Leonard pişman olup gelecek ve Grace ona geçen zamanın ne denli zor geçtiğini anlatacaktı. Bağıracak ve biraz olsun içinde kendisini tüketen kelimeleri savuracaktı. Böyle susmayacaktı. Gerginliği artarken yutkundu. Öyle doluydu ki ne söylerse söylesin rahat etmeyecekti. Gitmeliyim diye düşündü. Fakat kendisini taşıyan bacaklarını hissetmiyordu. Kaçmalıyım diye düşündü. Buraya ait değilim . Masada oluşan sessizlikten rahatsız olan Taylor bir kaç öksürükten sonra devam etti ," Leonard seni Bayan Catelin ve arkadaşı Johnson Gerald ile tanıştırmama izin ver. " Bu sözcükler havada vuku bulurken Leonard bakışlarını rüyalarına bir zehir gibi damlayan okyanus mavisi gözlerden ayıramıyordu. Hala bir rüyada olduğunu düşünmesi hata olmazdı. Zira uykusuz geçen gecelerde gördüğü gözlerin sabinini karşında görmek beklediği en son şeydi. Merdivenlerden inen kadının güzel olduğunu fark etmişti fakat gözlerinin büyülü etkisinden kaynaklandığını düşündüren baş döndürücü bir güzelliği olduğunun ayrımına yeni varıyordu. Daha önce böyle bir güzellik gördüğüne yemin edebilirdi fakat ikisinin arasında uçurumlar vardı. Yine de bu rahatsız edici benzerlik boğazında bir düğüm oluşturmuştu. Taylor'ın sesini gerilerden duyarken kadının gözlerinden zorlukla ayırdığı bakışları tekrar o gözlere bakmak için neredeyse yalvarıyordu. Kendisini toparlayarak kadının eline uzandı. Dudaklarına değdirdiği pürüzsüz ten titremesine neden olurken kadının da kendisinden bir farkı olmadığını fark etti sonra. Çarpık bir şekilde gülümsedi. "Leonard Harrington, " Grace söyleyecek bir söz aradı. Fakat ağzından çıkacak kelimeler duygularının yanında küçük bir kıvılcım bile etmezdi. Geçmişi karşısında dururken hala ayakta olduğuna şaşırıyordu. Ellerine değen dudaklar tenini ürpertirken derin bir nefes aldı. Bunun bir rüya ya da kâbus olduğuna daha sonra karar verecekti. Zira şu an aklı ve mantığının koşarak uzaklaşmasını seyrediyordu. Bakışlarını Johnson'a çevirdiğinde onun gayet sakin olduğunu görerek kaşlarını çattı. Ne tür bir oyunun içine düşmüştü ? "Hayalet görmüş gibisiniz" Leonard kadının, git gide solan rengini fark ederken , kadının kendi sözlerini anladığından şüpheliydi. Bu sözler ile kendisine gelen Grace hüzünle diktiği bakışlarını sahte bir gülümseme ile taçlandırdı. "Bunun için beni yargılayabilir misiniz ?" "Kastettiğiniz yüzümdeki yaraysa eğer..." "Aksine gözlerinizin karanlığının sesinize yansıttığı soğukluktan bahsediyorum. Bir ölü kadar soğuk ve duygusuz ..." Grace ağzından dökülen kelimelerin sahibi değilmiş gibi konuşurken masadaki herkesin şaşkınlık içinde kendisine baktığını fark ediyordu. Bu şaşkın bakışlara Leonard'ın da ekli oluşu biraz olsun içini rahatlatırken kendisini tanımamış oluşu bir hançer olsa ancak bu kadar kan akıtabilirdi. "Bu sözleri kendi bakışlarının soğukluğundan haberi olmayan bir kadın mı söylüyor? " Leonard kendisi ile bu denli cesurca konuşan kadına dikkatle bakıyordu. Ilk anda gördüğü şaşkın bakışlar daha sonra hüzünle gölgelenmiş ardından düşmanca bir soğukluğa bürünmüştü. Nedenini anlayamasa da kadının küstah ama kendinden emin duruşu ilgisini çekmişti. Pek az kadın kendisine bu denli açık sözlülükle yaklaşırdı. Fakat bu kadın hepsinden daha farklı olduğunu her haliyle vurguluyordu. Grace Leonard'ın kinayeli sorusuna verecek bir cevap ararken Johnson yardım edercesine araya girdi "V. York Dükü Leonard Harington mu ?" "Kesinlikle, fakat sürekli ünvanımla anılmanın pek hoşuma gittiği söylenemez," Leonard yeni fark ettiği adama bakışlarını çevirerek kaşlarını çatmıştı. Bayan Catelin ile konuşmasının bölünmesinden duyduğu rahatsızlığı belli etmekten çekinmezken adamın dikkat çekici bir yakışıklılığı olduğunu fark etmesi uzun sürmedi. Uzun boylu sarışın bir adam olması ve genç kızların ilgisini çekecek nitelikteki gülümsemesi nedense Leonard'ı rahatsız etti. "Ya siz Bay Gerald..." diyerek durakladı ve bakışlarını Grace'e çevirdi. Aralarında olan samimiyet oldukça belli olsa da yine de sorma gereği hissetti "Bayan Catelin ile birlikte misiniz ?" Bu sorudan bir çok anlam çıkarılabilirdi fakat Leonard öyle bir şekilde sormuştu ki hiçbir art niyete yer bırakmıyordu. "Grace ile uzun süredir arkadaşız . Londra'ya gelmek istediğini ve kendisine eşlik etmemi teklif ettiğinde ...." Küçük çaplı bir gülümseme takınan Johnson Grace'e bakarak devam etti. " Böyle bir kadını reddetmek Tanrı'ya hakaret olurdu," Grace , Johnson'un kendisini üstü kapalı bir şekilde Leonard'a karşı övmesine minnetle baktı. . Aynı şekilde gülümserken -ki bu gerçek bir gülümsemeydi- "Teşekkür ederim Johnson, beni utandırıyorsun," dedi. Onlar kendi aralarında konuşurken Leonard'ın tek dikkat ettiği şey Grace'in gözlerine ulaşan gülümsemesiydi. Bir kadına yakışan en güzel süsün gülümsemek olduğunu kanıtlar nitelikte oluşu rahatsız edici bir şekilde etkilemişti kendisini. Taylor masaya geldiğinden beri her hareketini izlediği Leonard'ın Grace'e olan bakışlarını fark ederek karısına bir bakış attı. Onun da fark etmiş olması ikisini gülümsetirken "Leonard dostum ,sıkıldığını söylememiş miydin? Neden Bayan Catelin'i dansa kaldırmıyorsun?" diyerek araya girdi. Bunun üzerine Grace ve Leonard uzun bir zaman dilimi kadar birbirlerinin gözlerine baktılar. Koyu karanlık gözler okyanus mavisi gözler ile buluşurken hiçbir duygu kırıntısına yer bırakmıyordu. Fakat okyanus mavisi gözlerin barındırdığı duyguları bir araya getiren bir kelime henüz yazılmamıştı. Leonard Leydi Lowson'u geri çevirdiğini anımsadı. Fakat neden şimdi dans etmek için istekli olduğuna anlam veremedi. Bayan Catelin'i özel kılan her ne ise bundan hiç memnun değildi. Yinede elleri kendisinden bağımsız bir şekilde uzandı "Onur duyarım ," ....
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE