11. Bölüm

2599 Kelimeler
Ve bakışların en kederli hüznün yasını tutarcasına gölgeliydi. Grace kendisine uzatılan eli tutup tutmamak arasında bocalarken geri çevirmenin saygısızlık olacağına karar vermiş olacak ki kendi ellerini tereddütle Leonard'ın ellerinin üstüne koydu. Kapana kısılan bir av gibi savunmasızdı. Koşarak uzaklaşmamak için kendisini bir hayli zorluyor ve daha önemlisi elini tutan güçlü elleri bırakamıyordu. Bakışları belli belirsiz birbirine değen ellerine kaydı. Leonard'ın kaba elleri bir kuş tüyünü tutarcasına nazikti. Tıpkı o gece gibi... Bunu düşünmemesi gerektiğini kendi kendi kendine mırıldanırken bile ikna olmamıştı. Leonard ellerini böyle sahiplenircesine tutarken ikna olunamazdı. Nasıl olsundu, o gece hayatına bir mıh gibi çakılan adam şu an ellerini tutuyordu ve daha çok kalbini . Nasıl olsundu , o gece hissettiği şefkatin sahibesi hükmedici bir tavırla karşısında duruyordu. Ayaklarının uyuştuğunu hissetti. Leonard kendisine eşlik ediyor olmasaydı yürüyemeyeceğine emindi. Derin bir nefes alırken dans edenlerin bulunduğu alana doğru adımlarını yönlendirdi. Tüm gözlerin üzerlerine çevrildiğinin fazlasıyla farkındaydı. Yine de sadece önüne bakıyordu. Etrafındaki meraklı kalabalığı gördüğü ise şüpheliydi zira şu an düşünebildiği tek şey kalbini bir sinek kuşunun kanadında unutmuş olduğuydu . Bu denli hızla çarpmasının başka bir nedeni olamazdı. Dans alanına geldiklerinde kafasını kaldırdı. Fakat pişman olması uzun sürmemişti. Koyu karanlık gözler öyle bir bakıyordu ki Grace adamın karşısında çıplak kaldığını hissetti. Sanki tüm düşüncelerini okuyabiliyor ve umursamaz bir ifadeyle alay ediyordu. Derin bir nefes daha aldı ve hafifçe eğilerek selam verdi. Bunu yaparken onun da oldukça çevik bir hareketle selam verişini izliyordu. Asilliğini her hareketiyle belli eden Leonard Harrington ürkütücülüğünün yanında dikkat çekici bir adamdı. Ve geçen onca zamana rağmen hayranlıkla bu adama baktığı için kendisinden nefret ediyordu. Ona kızgın olması gerekirken her hareketini ağzı açık bir şekilde izliyor oluşu mantığına ihanetti. Fakat kalbine asla. Kalbi ilk ihanetini ona o gece yapmıştı. Şimdi kalbinin bu serzenişi onu korkutuyordu. Sanki müzik dursa kalbinin sesi salonda yakılanacak ve herkes bu sesi duyacaktı. Duyacak ve kendisiyle alay edeceklerdi. V. York Dükü Leonard Harrington ile dans eden taşralı bir köylünün heyecanı... Leydi Clayton'un dün akşamki uyarı dolu sesi kulaklarındaydı. Hareketlerine dikkat etmelisin Grace demişti. Burası Castle Combe'a benzemeyen bambaşka bir dünya . Insanlar birbirlerini nasıl zor duruma sokabilirim düşüncesiyle hareket ediyorlar. Etrafındaki meraklı bakışların sebebi bu cümleleri açıklıyorken her hareketini büyük bir dikkatle atmaya çabalıyordu fakat koyu karanlık gözler üzerindeyken ne kadar başarılı olduğu şüpheliydi. Leonard'ı gördüğünden bu yana aynı soru kafasına kızınırcasına yer ediniyordu. Nasıl bir oyundu bu? Buraya geliş nedeni ve şimdiki olanlar arasında derin bir uçurum vardı. Ve Grace o uçurumdan düşmeye çok ... ama çok yakındı. Her ne olursa olsun Leydi Clayton'un bu işle bir alakası olmamasını diliyordu. Bunun koca bir tesadüf olmasını her şeyden çok istediği bir gerçekti. Güvendiği insanların kendi arkasından oyunlar çevirmesi yaralardı onu . Oysa uzun süredir kanıyordu. Sağ elini Leonard'ın omzuna koyarken titrek bir çekingenliği olan Grace yavaş adımlarla dansa ayak uydurmaya çalışarak sadece belli aralıklarla göz göze gelmeye gayret ediyordu. Fakat Leonard bir kez bile gözlerini kaçırmamış aksine inatla kendi gözlerine bakmaya devam ediyordu. Grace ,bana böyle bakmamalısın demek istese de yapmadı. Her ne kadar cesaretli olmaya çalışsa da hala bir biblo gibi kırılgandı. Yeterince darbe almış ve bunlardan yaralı da olsa kurtulabilmişti. Fakat şimdi karşısındaki adam - ki ona geçmişimin gölgesi demeyi tercih ederdi - kendisine bu denli ,içine işlercesine bakarken yavaş yavaş ufalıyor ve ufaldıkça Leonard hariç kimseyi göremiyordu. Çünkü o, Grace ufaldıkça büyüyor ve karanlık gözler daha da kararabilirmiş gibi kararıyordu. Leonard dansa başladıklarından beri yüzüne bakmamaya çalışan kadının her hareketini göz hapsine almış gibi inceliyordu. Çekingen duruşu tereddütlü adım atışları ve kızarmaya başlayan yüzüyle birlikte hızlanan nefesi ... Hiçbirini kaçırmadan izliyordu. Çarpık bir şekilde gülümserken neden gülümsedigini bile bilmiyordu. Sadece daha önce bu denli kırılgan ve naif duruşlu bir kadınla tanışmamıştı . Her hareketinde mum alevi gibi titrediğini hissedebiliyordu. Bu durum kendisinden korktuğunu düşündürdü. Yüzündeki yaradan iğrendiği için yüzüne bakmadığını fakat bunun ne denli yanlış bir izlenim olduğunu sonra fark edecekti. Zira Bayan Catelin sadece gözlerine bakmıyor onun dışında her yere göz atıyordu. Her ne kadar okyanus mavisi gözlere bakmak için rahatsız edici bir istek duysa da bu durum işine geliyor ve karşısındaki kadını baştan sona rahatlıkla incelemesine olanak veriyordu. Onu daha önce gördüğüne emindi. Bir yerlerde hayatlarının kesiştiğine yahut. Bu tanıdıklığın tek taraflı olmadığı belliydi üstelik. Onun da kendisini tanıdığına emindi. Ne kadar zorlarsa zorlasın hatırlamıyor oluşu büyük bir baş ağrısına ve bununla beraber kaşlarının çatılmasına neden oluyordu. Hayatına giren kadınların sadece bir tanesini unutamadığını düşünürken ikinci bir kadının kendisinde iz bıraktığı ortadaydı. Müziğin sesini dinlerken Grace'i biraz daha kendisine yaklaştırdığında göz göze geldiler. Şimdiye kadar ikisi de tek kelime etmemişti. Sadece bu dansa ayak uyduran bedenleri konuşuyor gibiydi. Bu yakınlaşmayı fırsat bilerek kulağına doğru yaklaştı. "Sizi tanıyorum" dedi ve duraklayarak tepkisini inceledi. Onun şaşkınca açılan dolgun dudaklarına kaydırdığı bakışlarını tekrar gözlerine çevirerek kedisinden uzaklaştırdı. Fakat hala gözlerini birbirlerinden ayırmaya ikisi de cüret etmiyordu. Tekrar yakınlaştıklarında devam etti Leonard " Ayrıca bakışlarınızı kaçırmanızdan sizin de beni tanıdığınız kanısına varıyorum . Lütfen yanıldığımı söyleyin" Grace Leonard'ın kendisine bu kadar yakın oluşundan rahatsızlık duyarak bir adım geriledi fakat Leonard olmasa başka bir çifte çarpma üzere oluşu mahçup bir şekilde bakmasına neden olmuştu . "Daha dikkatli olmalısınız, " Leonard'ın dudakları alaycı bir şekilde kıvrılırken Grace kaşlarını çatarak baktı ve "Siz de duracağınız yeri bilmelisiniz," dedi kendisine bu kadar yakın oluşundan şikayet ettiğini söylemekten çekinmeyerek. "Vals yaptığımızı sanıyordum, " Leonard'ın alaycı gülüşü genişlerken ne kadar eğlendiği belliydi. "Ayrıca hala bana cevap vermediniz ?" Grace adamın bu denli kendisine güvenen tavrı karşısında çenesini hafifçe kaldırdı. Tek kaşı sorgular biçimde havalandığında " Hiç düşündünüz mü?"diye sordu adamın özlediğini bile yeni fark ettiği gözlerine bakarken" Belkide sizi hiç tanımamış olmayı dilediğim için bakışlarımı kaçırıyorumdur," Bu cevap hiç olmadığı kadar Leonard'ı şaşırtmıştı. "Ne denli korkulası bir adam olduğumu vurgulamaya çalışıyorsanız. .." "Aksine korkulası duvarlarınızın arkasındaki adamı görmekten dolayı rahatsızım ," Kaşları çatılan Leonard "O duvaların arkasindaki adamın sizi incittiğini mi söylemeye çalışıyorsunuz ?" diye sorduğunda Grace'in kısık ama sitemli ses tonu ikisi arasında yankı buldu. "Hayır" dedi tereddüde yer bırakmayan bir ifadeyle "Aksine o duvarların arkasındaki adamın şevkatinin birini incitebileceği aklımın ucundan bile geçmez fakat siz Lordum sadece yatak odasında gösterdiğiniz şefkati keşke gerçekte de gösterebilseydiniz" Grace dolu dolu olan gözleriyle ağlamamak için çaba sarf ediyordu. Yıllardır biriktirdiği hınç şimdi bir kasırga gibi balo salonunu ele geçirebilir ve sağlam tek bir eşya bırakmayabilirdi. Leonard'ın şaşkınlığından yararlanarak sakince adamın kollarından ayrıldı. "Dans için teşekkür ederim "diyerek masasına yönelirken ruhen ne kadar incindigini hissedebiliyordu. "Iyi misin?" diye sordu Johnson . Uzaktan göz hapsine aldığı Leonard ve Grace arasındaki gerilime şahit olmuştu fakat Grace'in herkesin içinde Leonard'ı dans alanında yalnız bırakacağını tahmin etmemiş olacak herkes gibi şaşkınlığını gizleyememişti. Uzun süredir balo salonlarından uzak olsa da cemiyetin böyle bir davranışı hoş karşılamayacağını biliyordu. Yine de Grace'in kızaran gözleri ve titreyen ellerine bakarak hoş bir konuşma yapmadıklarını anlamıştı. "Sorun ne ?" "Gitmek istiyorum " Grace'in ağlamaklı bir sesle kurduğu cümleye cevap veremeden Kontes araya girerek "Tatlım , iyi misin ?" dedi. Grace ve Leonard'ın dansını yüzünde mutlu bir gülümseme ile izlemişti. Fakat sonra işlerin iyi gitmediğini anlamıştı zaten ardından Grace şimdiye kadar kimsenin cüret edemeyeceği bir şekilde Leonard'ı dans alanında tek başına bırakmıştı. Bunun yanlış olduğunu söylemek istediyse de Grace'in gözü yaşlı ifadesi söyleyecek bir söz bırakmamıştı. "Lütfen Leydim, gitmeme izin verin... Ben...ben nefes alamıyorum ," "Ah... Tamam lütfen sakin ol . Neden biraz balkona çıkmıyorsun?" Maggie Johnson 'a uyarı dolu bir bakış attığında Johnson mesajı alarak Grace'in koluna girdi. Bu sırada kendilerine doğru yaklaşan Leonard'ın yüz ifadesi hiç hoşuna gitmemiş olacak ki Grace'i çekiştirerek arka tarafta bulunan balkona yönlendirdi. Tanrım ! Bu iş çok zor olacaktı. Leonard kollarından ayrılan kadına şaşkınca bakarken etraftaki kalabalıktan da şaşkınlıkla karışık onaylamayan nidaların çıktığını duyabiliyordu. Fakat yavaş yavaş kararan ifadesi hiç de hoş kabul edilmeyecek olayların bir işaretiydi. Şimdiye kadar hiçbir kadın kendisini bu denli küçük düşürecek harekette bulunmamıştı. Küçük hanımın görgü kurallarından bir haber oluşu belli olsa da Leonard cesaretine hayran kaldığını itiraf etmeliydi. Bir de onun kırılgan olduğunu düşündüğüne inanamıyordu. Dış görünüşün her zaman aldatıcı olduğu bir gerçekti. Yine de küçük hanım bu yaptığının bir bedeli olacağını düşünmeliydi. Boş kalan kollarını indirirken bu yakınlığın sıcaklığından yoksun oluşu kendisini ürpetmişti . Oysaki kollarında bir alev topu taşıdığını fark edememişti. Gözlerini ilerideki masaya yönelttiğinde kaşlarını çattı. Bay Gerald'ın bir eli Bayan Catelin'in beline dokunuyordu. Bu dokunuş aralarında bir şeyler olma ihtimalini doğururken umrunda olmaması gerektiğini kendine hatırlatarak adımlarını o yöne doğrulttu. Bayan Catelin'in, cesaretle ifade ettiği sözlerini açıklaması gerekiyordu. Aksine, korkulası duvarlarınızın arkasındaki adamı görmekten dolayı rahatsızım. Sadece yatak odasında gösterdiğiniz şevkati keşke gerçekte de gösterebilseydiniz. Tüm bu sözler ne demekti? Bayan Catelin kendisiyle birlikte olduğunu mu ima etmeye çalışıyordu? Leonard yaşlı bir bunak değilse böyle bir şey mümkün değildi. Kafası karışırken bu sözlerin ciddi anlamlar içermesini umdu. Zira Leonard'ın boş sözlere ayıracak vakti yoktu. Masaya yaklaştığı sırada Bay Gerald'ın kendisinden yana bakıp Bayan Grace 'i uzaklaştırdığını gördüğünde gözlerini kıstı. Demek kaçıyorsunuz, fakat nereye kadar ? "Tanrım ! Leonard ! Ona ne söyledin? " Maggie sitemle Leonard'a yaklaştığında,Leonard soğuk bir ifadeyle bakışlarını balkona çevirmişti. "Yanlış soru Kontes ... Asıl onun bana neler söylediğini sormalısınız." Maggie bu cevap karısında afallarken Leonard'ın soru dolu bakışlarının odağı olmuştu. "Ne demek istiyorsun?" "Açıkça ifade ettiğimi sanıyorum. Şimdi Bana Bayan Catelin'in gerçekte kim olduğunu söylemelisin," "Ta-tabiki Amerika'dan arkadaşım Leo . " Maggie bu kadar kolay yalan söylemeye alışık olmadığı için gözleri Taylor'ı arıyordu. Hangi cehenneme kaybolduysa hemen gelmesini umdu. Zira Leonard'ın öfkesinin kurbanı olmaya niyetli değildi. "Demek arkadaşın, " Leonard hiç de inandırıcı olmayan bu cümlelere daha sonra kafa yormayı düşünse de Bayan Catelin gelene kadar biraz bilgi edinebilirdi. "Peki Londra'da nerde kalıyor ?" "Oh... Tabiki yanımda kalıyor. Londra'da tanıdığı bir kimsesi yok ." "Anlıyorum , o halde haftasonu çay içmemizde bir sakınca yok ?" Bu aslında bir sorudan çok zorunluluk olarak dile getirilmişti. Bayan Catelin ile daha rahat konuşabileceği bir mekan daha hayal edemiyordu. "Tabiki yok Leo." Maggie işlerin zorlaşacağından emindi fakat Leonard'ın öfkesi onu korkutuyordu. Gerçekleri öğrenirse bir felaket olabilirdi. "Karımla olan bu denli koyu bir sohbetin konusunu merak ediyorum dostum, aksi halde seni düelloya davet edebilirim." Taylor gülümseyerek ikilinin yanlarına geldiğinde ortamdaki ufak çaplı gerilimi fark ederek gülümsemesini yarıda kesti. "Canına susamış olmalısın Taylor ya da hayatından memnun değilsin ," Leonard hala ara ara balkon kapısına yönelttiği bakışlarını ayırdığında çarpık bir şekilde gülümseyerek masada bıraktığı yarım kalan içkisini yudumladı. "Karım için gerekirse ölebilirim," Taylor Maggie'ye gülümserken onun hiç de keyif alır gibi bir yanı olmadığını fark etti. Grace ve Johnson'un da ortalıkta görünmemesi dikkatini çektiğinde Leonard'ın "Evet... evet bunu biliyorum fakat bu gecelik erken ayrılmak zorundayım. Haftasonu görüşürüz," diyen sesini işitti. Leonard gider gitmez ise soru dolu bakışlarını Maggie 'ye yöneltmişti . "Hafta sonu mu ?" *** "Neden gitmemi istediniz? "Grace balodan döndükten sonra bütün sitemini Leydi Clayton'a yöneltmişti ve dakikalardır aynı soruyu soruyordu. "Tanrım , size anlatmıştım. Beni neden kabusumla yüzleştirdiniz?" "Ne yapmalıydım? Castle Combe'da oğluna yalanlar söylemekten başka hiçbir şey yapmamana göz mü yummalıydım," "Kesinlikle öyle yapmalıydınız!" Grace'in sesi salonda yankılandığında Johnson araya girme ihtiyacı hissederek ayaklandı. "Lütfen Grace otur ve sakinleş," "Sen de biliyordun!" Grace soru sormamış olsa da Johnson başını sallayarak onayladı "Evet ," "Sana güvenmiştim!" Bakışlarını Leydi Clayton ve Johnson arasında gezdirerek devam etti "Size güvenmiştim" "Sürekli kaçarak kazanamadığını göremeyecek kadar kin dolusun Grace " Leydi Clayton da aynı şekilde ayaklanıp Grace'e doğru yürüdü . "Öfken geleceğini karartıyor. Savaşmadan hiçbir zafer kazanılmaz," "Süslü laflarınız bu yaptığınızı onaylamamı sağlamıyor " Grace öyle öfkeliydi ki karşısında bir Leydi olduğunu çoktan unutmuştu. Asıl mesele Leonard'ı görmüş olması değildi. Bile bile kendisini aslanın kafesine atmışlar fakat kendisini savunması için eline bir silah dahi vermemiş olmalarıydı. "Senden saklamak bizim de hoşumuza gitmiyordu Grace . Fakat bilmen gereken daha çok şey olduğunu vurgulamak isterim ," Leydi Clayton sıkıntıyla derin bir nefes verirken kendisine soru dolu bakışlarını yönelten Grace'e baktı bir süre. Ardından bakışlarını kaçırmadan "Johnson lütfen bizi yanlız bırak " dedi. Mesajı alan Johnson "Elbette ," diyerek ayaklandığında Leydi Clayton da Johnson gidene kadar tek kelime etmedi. Nasıl başlayacağını bilmediği gibi Grace'i ikna edip etmeyeceğini de bilmiyordu. Yalan söyleyerek ya da gizleyerek bir yere varamayacakları da ortadaydı. "Johnson'u gönderdiğinize göre bana geçerli bir açıklama yapacağınızı umuyorum," diyen Grace'e gülümsedi. "Sabırlı olmalısın kızım ve sana anlatacağım şeylere hazırlıklı olmalısın " Grace Leydi Clayton'un ciddi bir şekilde kurduğu cümleye mahçup bir tavırla karşılık verirken Leydi Clayton cümlelerine devam etti " Sadece kalbi kırık ve yaralı olan sen değilsin Grace . Leonard... " Bir süre duraklayarak nefesini toparladı. "Leonard da en az senin kadar yaralı ve bu yara sadece yüzündeki yarayla sınırlı değil, " "Açık konuşun Leydim .Ne söylemeye çalışıyorsunuz? " "Uzun zaman önce Leonard henüz çok genç ve hareketli bir çocuktu. Balonlara katılır , genç kızlarla dans ederdi. Oldukça güler yüzlü, eğlenceli , çevresindeki herkese çok kibar ve de nazikti. Onun bir canlıyı incitebilecegini düşünmek bile imkânsızdı. " "Leonard Harrington'dan mı bahsediyorsunuz? " Grace inanamamış olacak ki aklındaki soruyu dile getirmekte çekinmedi. Leydi Clayton Grace'in inanmayan ifadesine bir kez daha gülümserken " İnanması çok güç biliyorum . Şimdiki adamla o zamanki genç delikanlı arasında bir benzerlik kurmak imkansız gibi duruyor. Yine de sivrilmek için yontulmak gerekir Grace. Leonard ilk aşkı Cassandra ile tanıştığında hiçbir şeyi görmeyecek kadar toz pembe yaşıyordu hayatı. " Leydi Clayton bir süre Grace'in duyduklarını değerlendirmesini bekledi. "Cassandra henüz on sekiz yaşında olmasına rağmen çok genç ve her erkeğin aklını başından alacak kadar güzeldi. O zamanlar Leonard dük ünvanını yeni almıştı tabi. Birliktelikleri tüm sosyetenin ve cemiyetin dilindeydi. Aşkları da öyle. " "Peki ya sonra ?" Grace madem bu kadar aşık bir çifttiler neden ayrıldıklarını merak ediyordu. Bilmediği ne vardı ? "Nişanlandılar ve bir süre sonra Cassandra hamile kaldı. Nişanlı oldukları için kimse bunu yadırgamamıştı o zamanlar . Tabi Leonard'ın unvanı da bu konuda insanların konuşmasına engel olmuştu . Leonard'ın sevincini düşünüyorum da onu daha önce bu denli mutlu görmemiştim. " Leydi Clayton anılara daldığında Grace hikayenin devamını merak ederek "Evet Leydim sonra ne oldu ?" diyerek atıldı. Leydi Clayton ise ara vermeyerek "Fakat sonraları Leonard'ın yüzü daha az güler oldu. Cassandra ile sorunları olduğunu anlasak da birbirini bu kadar seven bir çift eninde sonunda bir yolunu bulurlar diye düşünmüştük. Ayrıca Leonard dükalıktan kalan servetini yönetmekte oldukça zorluk çekiyordu. Önceleri Cassandra'nın bu konuda şikayetleri olduğunu söylese de Leonard'ın sürekli ölümle tehdit edildiğini bilmiyorduk. En son Cassandra'nın kaçırılma haberiyle Leonard yıkıldı. Tüm iİngiltere'yi birbirine kattı. Çocuğu ve nişanlısı için deyim yerindeyse her deliğe bakmıştı. Düğün günleri gelip çattığında Cassandra hala ortalıkta yoktu fakat onun bulunduğu yeri haber veren bir mektup almıştı. Apar topar mektuptaki adrese gittiğinde ise ..." Leydi Clayton hatırladıkça bir öfke seline kapılıp gittiği anılara lanet etti. Hiç yaşanmaması gerekirdi. Her şey kendi hatasıydı. " Cassandra'dan kimse böyle bir ihanet beklemiyordu. Leonard'ın uzaktan kuzeni Alex Braidon ile olan ilişkisi tam bir fiyaskoydu ki hala çoğu kimsenin bunu bildiğini sanmıyorum. Alex dükalığı alabilmek için Leonard'ı öldürmeyi planlamıştı. Leonard Alex'in planından sadece ufak bir yarayla kurtulsa da Alex için aynı şeyi söyleyemem. Alex ile Cassandra arasındaki ilişkiyi öğrenen Leonard o gün yıkılmıştı. Cassandra aslında çocuğunun da kendi çocuğu olmadığını söylediğinde Leonard'ın nasıl hayal kırıklığına uğradığını görmesem de hayal etmek çok zor değil," "Aman Tanrım ! " Grace duyduklarıyla şaşkına uğrarken Leonard'ın neden şimdiki yaşamı seçtiğini anlaması çok zor olmamıştı. Bu ... Bu inanılmaz derecede korkunç bir hikayeydi . Soğuk duvarlarının arkasına saklanan Leonard yaralıydı ve bu yara hala kanıyordu. Her gün aynaya bakıp anıların yüzüne çarptığı adamdı o. Sevdiklerinin ihanet ettiği adam. Leonard'ın ne kadar güçlü olduğunu şimdi daha iyi görebiliyor ve ona daha çok hayran oluyordu. Fakat anlamadığı şey Leydi Clayton'un bunca şeyi nasıl biliyor olduğuydu. "Peki ya siz Leydim... sizin bu olaydaki yeriniz nedir ?" Beklenen bir soru olsa da Leydi Clayton nasıl cevap vereceğini bilmiyordu. Yıllar belki de onu daha çok yıpratmıştı. Her şeyin kendi hatası oluşu önü alınmayan hatalar doğurmuştu. Yapabileceği tek şey tekrar Leonard'ı mutlu etmekti . Bu yüzden elinden ne gelirse yapacak hatasını telafi edecekti. "Cassandra benim kızımdı ..."
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE