12. Bölüm

2652 Kelimeler
"Sizi anlayamıyorum Leydim " Grace kafasında soru işaretlerinden bir Malikâne inşa edercesine ayaklandı. Leonard bir zamanlar aşık olmuştu. Sonra ise aşık olduğu kadın tarafından ihanet çukuruna atılmıştı. Bu olanlar belki de Leonard'ın şimdiki zalim ve acımasız oluşunu açıklıyordu fakat şüphesiz en çok şaşırdığı konu Cassandra denen kadının Leydi Clayton'un kızı oluşuydu. Böylesine iyi kalpli bir kadının nasıl olur da Cassandra gibi bir kızı olurdu? Aklı bütün sorunları bir araya getirmiş fakat cevapsız bekliyordu. Bu olanlar Leydi Clayton'u oldukça yıpratmış gibi görünse de hala kendisini neden Londra'ya getirip Leonard ile karşılaştırdığını açıklamıyordu. Bir insan neden kızının eski nişanlısı için böyle şeyler yapardı. "Tüm bunların beni Londra'ya getirmeniz ile ilgisi nedir ? Aklım almıyor " "Şüphelerin olduğunu görebiliyorum. Neden Leonard için uğraştığımı merak ediyorsun yanılıyor muyum ?" Grace onaylar şekilde başını salladığında "Kraliyet bağı çok karmaşık bir şekilde ortaya çıkabilir. Leonard V. Yok Dükü ve kızımın nişanlısı olmasının yanında benim yeğenim. Onları bir araya getirmek ise benim hatamdı. " Leydi Clayton sanki büyük bir yük taşırcasına omuzlarını düşürdü ve ayağa kalkarak Grace'in elini tuttu. "Cassandra çok büyük hatalar yaptı... Elbetteki ikisinin mutlu olmasını her şeyden çok isterdim fakat öz kızımın bu denli küçük düşürücü bir harekette bulunmasını bir anne olarak beklemediğimi ifade etmeliyim ... Bu yüzden onu asla affedemem fakat Leonard iyi bir insan. Görünenin aksine ,karanlık duvarlarının içinde sevgi dolu bir ruhu barındırıyor. Onu bu duygusuz duvarlarının arkasından çıkaracak biri yahut hayatta kendisinden başka tutunacak bir dalı yok. " Leydi Clayton karşısında kaşları çatılı bir şekilde kendisine bakan kıza gülümsedi. "Fakat sen..." "Ben ...Ben bu konuda size yardımcı olamam " Grace Leydi Clayton'un ne demek istediğini anladığında onun sözlerini yarıda keserek ellerini çekti. Kendisinden Leonard'a tutunacak bir dal olmasını bekliyordu fakat Grace rüzgarın ordan oraya savurduğu bir yapraktı. Kendi kendine ayakta zor dururken başka birini saklandığı duvarların arkasından çıkaramazdı. Üstelik bu sıradan biri değildi. Leonard bir düktü. Para ve soyluluğun getirdiği güce sahipti. Kendisinin bir taşı bile yokken Leonard İngiltere'nin çoğu yerine sahipti. Nasıl yardımcı olurdu ? Buna gücünün yetemeyeceğine emin bir şekilde "Benden ne istediğinizin farkında değilsiniz " dedi "Yapma Grace... Leonard ve kendin için bir şans olduğunu görmüyor musun ? " "Şans bana güldüğünde çoktan dişleri dökülmüştü Leydim," Grace'in gözleri hüzünle perdelenirken Leydi Clayton'un yüzüne bakamıyordu . Zira kendisini anlamadığı ortadaydı. Gözleri salonun boydan boya camla kaplı penceresine kaydı. Leon bahçedeki heykellerin etrafında sekerek gülümsüyor Johnson da peşinden koşuyordu. Her şeyden habersiz çocuk ruhunu eğlenceye teslim ediyordu. Kendisine attığı öpücüğe karşılık Grace de gülümseyerek el salladı. Hala ayakta durabiliyorsa bunun tek nedeni oğluydu. Hala bir şekilde gülebiliyorsa ya da... Derin bir nefes alırken Londra'da durmanın artık gerekli olmadığına karar verdi. Geldiğinden beri eski anıların bir çığ gibi üzerine düşmesinden yorulmuştu. Buraya ait değilim . Bu kelimeler kafasına bir balyoz gibi vuruyordu. Buraya ve buranın insanlarına ait deģildi. O taşralı bir köylü kızıydı. Leonard ile arasındaki farklar bir dağ gibi her dakika daha da büyüyordu. İkisi için bir şans varsa da ancak birbirinden ayrıyken gerçekleşebilirdi Farklı hayatların ortak şansı olmazdı. "Leon'u babasından uzakta zor bir hayatın içine bırakamazsın. O bir dük varisi. Şu an yaşıtları gibi eğitim alması gerekirken onu Castle Combe gibi bir yerde kendi çizdiğin kadere mahkum edemezsin," Leydi Clayton da bir süre bahçede oynayan Leon'u seyretti. Daha sonra ortamdaki sessizliği bir bıçak gibi kesen cümleleri kurduğunda her kelimesini Grace'in aklına kazır gibi tane tane söylemişti. Şu sıralar yaşlı bir kadının yaşamaması gereken olaylarla iç içe olmak kendisini yeterince yormuştu. Tekrar kalktığı koltuğa otururken Grace'in bir cevap vermesini bekliyordu. "Leonard'ın oğlumu kabul edeceğini sanmıyorum " "Oğlunuzu Grace . Oğlunuzu. Leon'a bakıp da Leonard'ın oğlu olmadığını söyleyecek pek kimse yoktur. Oğlunun asil bir kan taşımadığını yahut. Bunu ilk gördüğümde anlamıştım," "Leonard'ın bana aşık olabilme ihtimali yok" Grace bütün imkansızlıkları sıralamaya and içmiş gibi konuşurken Leydi Clayton hangisinin daha zor olduğunu bilemedi. Leonard'ı mı yoksa Grace'i ikna etmek mi ? "Bunu yalnızca Tanrı bilir Grace fakat zaferler istikrarlı mücadeleler ile elde edilir. Leonard'ı kazanabilirsin. " "Daha fazla acı çekmek istemiyorum Leydim ,yeterince yıprandım" Grace bütün umudunu yitirmişçesine koltuğa oturduğunda elleriyle yüzünü kapattı. Gitmek ve uzaklaşmak istiyordu. Her şeyden ...Herkesten. "Bunu göremediğimi mi sanıyorsun ? Fakat tek acı çeken sen değilsin Grace , bencil olmayı bırak " "Leonard'ın çektiği acıların sebebi ben değilim fakat benim çektiğim acıların sebebi kesinlikle Leonard iken benim onun için savaşmamı beklemeniz hiç de mantıklı değil Leydim" Grace sesini yükselttiğinde Leydi Clayton onaylamaz bir bakış takınarak yan tarafına bulunan masadan yelpazesini aldı. Bu zamanın gençlerinin neden her işi yokuşa sürmeye hevesli oluşuna anlam veremedi. Kendi zamanında işler ellerinde olmadan zorlaşırdı. Aileler kendi aralarında bir anlaşma yaparak evlilikleri onaylardı. Fakat şimdi kendi elleriyle mutluluklarını engelliyorlardı. Bir süre Grace'in inatçı ifadesini süzdü. Korkuyordu. Söz konusu Leonard iken korkmamak hata olurdu. Yine de gözlerinde bir tereddütün yer edinişi pes etmemesi gerektiğini açıkça gösteriyordu. Bu tereddüt sadece korkusundan değildi. Grace Leonard'ı seviyordu. Bunu daha önce fark edememiş oluşuna şaşırırdı. Grace hem korkuyor hemde Leonard'ı seviyordu. Anlaşılan henüz bunu fark eden tek kişiydi. Fakat kendisinin bunu bilmesi yeterli değildi. Grace'in de bilmesi gerekiyordu. "Aslına bakarsak..." Sözlerinin nasıl şaşkınlık yaratacağını bilerek devam etti "Odukça mantıklı . Zira Leonard'ı sevdiğini görebiliyorum" "Ne ?" Grace bir an afallarken Leydi Clayton'un iması karşısında bir süre duraklamanın ardından kendini toparlayarak itiraz edecek cümleleri kurmaya hazırlandı fakat Leydi Clayton konuşmasına fırsat vermeyerek " Gerçeği inkar etmen ,onun gerçek olduğunu değiştirmez kızım . Önünde iki seçenek var. Ya kalır sevgine sahip çıkar ve arkasında durursun ya da gider ve yalanlarla dolu bir hayat sürersin. Ve hiçbir yalan... uzun ömürlü değildir. " dedi. *** " Leonard'a Grace'in bizimle kaldığını söyledim de ne demek ? " Taylor yatağında ayaklanırken "Tanrım ! Maggie aklını mı kaçırdın?" diyerek devam etti. "Üzgünüm hayatım Leonard bir şeyler sakladığımızı anlamış gibiydi. Grace'in gerçekte kim olduğu ve nerde kaldığıyla ilgili sorular yönelttiğinde ne yapmam gerektiğini bilemedim, " "Yalan söylemeyi beceremiyor oluşun bazen çok iyi bir şey Maggie ... Fakat yalnızca bazen ," Taylor Maggie'yi öperek ayaklandı. "O halde Leydi Clayton'a haber vermeliyiz. Yine de çok ümitli olamam .Grace'in kabul edeceğinden emin değilim " Çalışma masasına yöneldiğinde ufak bir parşomene konuyla ilgili bir kaç bilgilendirme yazarken Leonard'ın neden Grace 'i bu kadar merak ettiğini düşünüyordu. Acaba tanımış olabilir miydi? Yoksa Grace 'e ilgi duymaya mı başlamıştı ? *** Rüyalarıma zehir gibi damlayan bir çift büyülü göz müdür beni böylesine süründüren? Leonard yine kabus gibi bir rüya görmenin etkisiyle yataktan kalktı. Oldukça zor bir gece oluşunu kanıtlayan terli saçlarının arasından geçirdi ellerini. Ve her rüyasının baş ağrısına sebep oluşuna bir kaç küfür savurdu. Bir eliyle ensesine dökülen saçlarını geriye iterken perdeyi araladı. Gökyüzü alacakaranlığa bürünmüştü fakat şehrin aydınlatmaları yüzünden yıldızları görmek pek mümkün değildi. Adımlarını içki dolabına yönlendirerek bir brendi doldurdu ve ara vermeden hepsini yudumladı. Brendinin acımsı tadıyla yüzünü buruştururken rüyalarına ve ardından gelen baş ağrısına bir çözüm bulmayı umuyordu. Tekrar yatağına yönlerek kendini sırt üstü yatağa attı. Ellerini başının altına koyarken aklında akşamki balonun anıları kol geziyordu. Grace Catelin.. "Grace ..." Leonard bir kaç kere bu ismi tekrarlarken kendinde uyandırdığı hislere hayret etti. Hayatı boyunca sayamayacağı kadar çok kadınla beraber olmuştu fakat Bayan Catelin'in bu denli aklına kazılışı kaşlarını çatmasına neden oluyordu. Onu bu denli özel kılan okyanus mavisi gözleri miydi yoksa övgüye değer cesareti miydi emin olamadı. Fakat emin olduğu tek şey Bayan Catelin'de bir şeyler olduğuydu. Bir anda ortaya çıkmış ve Maggie 'nin arkadaşı oluvermişti. Oysa Maggie Amerikada'daki çoğu arkaşından bahsetmesine rağmen Bayan Catelin'in ismi bir kere bile geçmemişti. Üstelik kendisine söylediği üstü kapalı imalı sözleri daha önce karşılaştıkları düşüncesine yol açıyorduve bu karşılaşmanın ayak üstü olmadığı belliydi. "Kimsin sen Grace Catelin ?" Sesi odadaki boşlukta kaybolurken devam etti "Neden bir kabus olup gecelerimi mahvediyorsun?" Uzun süredir rüyalarında gördüğü okyanus mavisi gözlerin sahibi oluşuna gönderme yaparak. . Leonard bunu ilk gördüğünde anlamıştı. Fakat daha önemlisi Bayan Catelin'in hüzünle buğulanmış bakışları vardı ki bunun sebebi kendisi miydi merak ediyordu. Buna benzer bir çok soru aklını kurcalarken hafta sonunu iple çeker hale gelişine şaşırdı. Daha ilk karşılaşmalarında kendisini etkileyen bir kadına daha önce rastlamamışsa da bayan Catelin bunu hakkıyla yerine getirmişti. Leonard , Bayan Catelin'in güzel olduğu kadar zeki olduğunu da itiraf edecekti. Sözleri ve bakışlarındaki parıltılar salonda hiçbir genç kadında rastlayamayacağı kadar etkileyiciydi. Üstelik dans alanında kollarından ayrılacak kadar kural tanımaz ve cesurdu. Fakat bir yandan da oldukça kırılgan duruyordu . Bu zıtlık belki onu daha çekici hale getiriyordu. Belki de Leonard son zamanlarda düşünme yetisini kaybediyordu zira uzun zamandır yastığa başını koyup bir kadını düşünmemişti. Bundan sonra da düşünmeye niyetli değildi. Bayan Catelin'i düşünüyor oluşu güzelliğinden çok aralarında geçen konuşmadan kaynaklanıyordu. Buna emindi. Kafasını sallayarak gözlerini kapatmak istedi . Bayan Catelin ile ilgili tek bir ayrıntı daha düşünmek istemiyordu. Açık bıraktığı pencereden Malikane'nin bahcesinden duyulan cırcır böceklerinin sesini dinleyerek düşüncelerinin sesini bastırmak istedi. Fakat bunun bir işe yaramadığını fark ederek tekrar ayaklandı. Aklından çıkmaya niyetli olmadığı belli olan okyanus mavisi gözler sanki baktığı her yerdeydi. Derin bir nefes verirken atla bir arazi gezisi yapsa ve çevre köyleri yoklasa iyi olacağı geldi aklına. . Gemi vakasına benzer bir olay daha yaşamak istediği en son şey bile değildi. Bayan Catelin ile ilgili gerçekleri haftasonu öğrenecek ve tüm bu zırvalıklar son bulacaktı. En azından bunu umuyordu. Acele bir şekilde üzerini giyinip odayı terk ettiğinde de kendisini inandırmak ister gibi aynı şeyleri tekrar ediyordu. *** Lancashire Malikanesi "Çok güzel görünüyorsun tatlım," Maggie kapı girişinde kollarını birbirine dolamış , yatağında dalgın biçimde elleriyle oynayan Grace'i izliyordu. Oldukça tedirgin . olduğu her halinden belliydi. Gülümsemesini gizlemeyerek yanına yaklaştı ,"Nedir seni bu denli tedirgin eden ?" "Korkuyorum ve korkularım omuzlarımda koca bir yük gibi duruyor ," Grace çaresizce omuzlarını düşürdüğünde Maggie cesaret vermek ister gibi gülümsemesini genişletti. "Sen hayatımda gördüğüm en güçlü kadınsın Grace . Düşünüyorum da senin yerinde ben olsaydım. ..." başını olumsuz şekilde salladı. "Sanırım bununla baş edemezdim," Maggie her ne kadar sözlerinde samimi olsada Grace inanmış gibi durmuyordu. Çünkü güçlü olabilseydi şu an Leonard'ı beklemek yerine kaçıp uzaklaşır kendine yeni bir hayat kurabilirdi. Başka birini sevebilirdi belki yahut oğluyla beraber daha sakin , Londra'nın şaşalı hayatından uzak bir yaşam sürebilirdi. Fakat şimdi geçmişinin peşinden gitmek için hiç de uygun olmayan bir yola giriyordu . Leonard'ın, gerçekte kim olduğunu anlaması ve kendisinin ne kadar ucuz bir kadın olduğunu söyleme ihtimalleri varken başka biri gibi onu kendisine aşık etmeyi becerememesinden korkuyordu . Isterdi ki Leonard onu Amerika'dan gelen Grace olarak değil de taşralı Grace olarak sevsindi. Isterdi ki oğlu Leon'u kabul etsin ve onun baba özlemini giderebilsindi. Gözyaşları gözlerine doluştuğunda kafasını aşağı doğru indirdi. Kendisine sarılan Kontes'e aynı şekilde sarıldı. Bu sarılma saklanan gözyaşlarını açığa çıkarmış gibi ağladı Grace. Yaşamına ve yaşayacaklarına ... Bir süre sessizce sarılan ikili kapının çalması ile ayrıldılar. Kapıyı açan hizmetli ağlayan iki çift göz gördüğünde yanlış zamanda geldiğini düşünerek mahçup olmuştu fakat Kont Ralf ve Dük Harrington'un aşağıda kendilerini beklediklerini hatırlayarak "Dük Harrington geldiler efendim " dedi. "Oh... Öyle mi ? " Maggie ayaklanarak Grace'i de beraberinde ayağa kaldırdı. "Hadi gözyaşlarını sil , Leonard'ı tanıyorsam bir şeyler olduğunu anlaması yakındır. Seni ağlamış görmesini istemeyiz" Grace onaylar şekilde başını sallayıp elbisesinin eteklerini düzeltti. Iki genç kadın kol kola kapıdan çıktıklarında oldukça heyecanlılardı. Uzun bir gün olacaktı. ... "Ne zamandır haftasonları bizim eve geliyorsun Leo ?" Taylor imalı bir şekilde Leonard'a takıldığında Leonard onu duymamayı tercih etmiş olacak ki cevap vermek yerine bakışlarını sık sık üst kata çıkan merdivenlere dikiyordu. "Nedense bunun Grace ile bir ilgisi olduğunu düşünüyorum " Ve anlaşılan Taylor'un susmaya niyeti yoktu. "Ben de nedense çenenden rahatsız olduğunu düşünüyorum Taylor . Kırmamı istiyorsan açıkça söylemelisin," "Hadi ama dostum sen ki V. York Dükü Leonard Harrington'sun," Abartarak kurduğu cümleye devam ederek "Ev ziyaretlerine vaktin olmadığını sanıyordum " diye ekledi. "Belki de yaşamımdan sıkılmışımdır ve değişiklik yapmak istiyorumdur," Leonard Taylor'a bu konuyla ilgili daha fazla konuşmaması gerektiğini belirten bir bakış attığında "Beyler , bakıyorum da birbirinizi bakışlarınızla öldürebilecek durumdasınız," diyen Maggie'nin sesi duyuldu. "Kocan evlendiğinden beri çok değişti. Bayan Bovary'yi aratmıyor," Leonard bakışlarını Maggie'ye çevirdiğinde suskunluğunu koruyan Bayan Catelin'i görerek ayaklandı. Gözleri istemsiz incelemeye almıştı bile fakat istemsiz oluşundan emin olamadı. Bayan Catelin giydiği omuz dekolteli koyu kırmızı elbisesiyle oldukça güzeldi. Elbisenin belden aşağısı abartılı olmayacak şekilde kabarsada üst kısmı ince belini sarmalıyordu. Saçlarını düz bir topuzla tutturmuştu ve bir kaç tutam omuzlarına değiyordu fakat Leonard nedense o saçları açık görebilmeyi diledi. Okyanus mavisi gözlere odaklandığında onun bir portre gibi hareketsiz duruşu dikkatini çekmiş olacak ki yanına doğru bir kaç adım attı. Elini uzattığında bile hala hareketsiz oluşu çarpık bir şekilde gülümsemesine neden olurken "Bayan Catelin elini uzatma yüce gönüllülügüne sahip değil sanırım " dedi. Grace bu sözler ile kendine geldiğinde kaşlarını çattı. Bu adamın bu kadar ukala oluşu öfkelenmesine sebep oluyordu. "Sadece sizi dans alanında yanlız bıraktığımda bana oldukça bozulmuş olmanızı bekliyordum. Yüzsüz oluşunuz benim yüce gönüllülüğümü de etkilemiş olmalı, " Leonard beklemediği bu çıkış karşısında oldukça şaşkındı. Hala elini uzatmaya tenezzül etmeyen Bayan Grace'e uzunca gelebilecek bir süre baktı ve elini geri çekmek zorunda kaldı. "Buraya sizin için gelmiş olduğum izlenimine nasıl kapıldığınızı gerçekten merak ediyorum Bayan Catelin?" diye sordu. "Maggie işlerinizin hep yoğun olduğunu ve cok sık ziyaret etmediğinizden bahsetmişti. Daha farklı düşünemezdim," "Anlıyorum, fakat egonuzu böyle asılsız düşünceler ile beslememenizi öneririm. " Leonard daha fazla şey söylemek isterdi . Bayan Catelin'in aksine nezaket kurallarına önem veren bir insandı. Birinin ona da aynı şeyi öğretmesi gerekliydi. Zira her kelimesinde kendisini şaşırtmayı başarıyordu. Fakat tek şaşıran kendisi değildi. Taylor ve Maggie de ağzı açık bir şekilde Grace'e bakıyorlardı. Ortamda oluşan gerginlige karşılık Maggie "Neden oturmuyoruz?"diyerek herkesin yerine oturmasına vesile oldu. Maggie ufak tefek sarışın çalışandan iki brendi ve iki ingiliz çayı istediğinde odaya aniden giren büyük kızı Aleisha bütün dikkatleri üzerine çekmişti. Dadısı ile birlikte ufak bir gezintiye çıkmış ve çabuk sıkılmış olacak ki erken dönmüştü. Misafirlerin olabileceği aklına gelmediği için ilk başta şaşırsa da Leonard'ı gördüğünde koşarak kucağına oturmuştu. "Leo amca neden geleceğini söylemedin? " "Süprizimden hoşlanmadın mı yoksa?" Leonard küçük kızın eline bir öpücük kondurdugunda kendisini izleyen Grace'in farkında değildi. Grace Leonard'ın başka bir çocuğa bu kadar babacan davranıp kendi çocuğunun peşinden gitmediği için ona öfkelenirken sakin olması gerektiğini kendisine hatırlattı. "Tabi ki hoşlandım," Aleisha el çırparak tekrar Leonard'a sarıldığında Maggie ince sesiyle "Aleisha !" dedi. "Üzgünüm Grace henüz toplum kurallarına alışabilmiş değil " diye ekledi Aleisha'nın davranışını beğenmedigini açıkça belli ediyordu. "Sorun değil ..." Grace dudaklarına hafif bir tebessüm kondururken devam etti "Henüz çok küçük . Oğlumla tanışmasını çok isterim ," "Evli olduğunuzu söylememiştiniz." Leonard bayan Catelin'in bir oğlu oluşuna ortamda şaşıran tek kişiydi. Bu nedense hoşuna gitmemiş olacak ki kucağındaki Aleisha'yı yanına oturtarak yerinden doğruldu. "Kesinlikle evli olduğumu söylemedim ," Grace de meydan okurcasına Leonard'ın gözlerine baktı. "Eşiniz hayatta değil mi yoksa ..." "Bu sizi neden ilgilendiriyor bilmiyorum ama bilmek istiyorsanız eğer oğlumun bir babası yok. En azından böyle olmasını tercih ederim zira kendi oğlunu kabul etmeyen bir babaya ihtiyacı olduğunu sanmıyorum " dedi Grace. Her kelimesi iğneleyici tonda olsa da Leonard bunu fark etmiyordu. "Her çocuğun babaya ihtiyacı vardır." Leonard böyle bir şeyi kabul etmediğini belli ederken Bayan Catelin'in de oldukça sert olduğunu fark etmişti. "Bunu neden gidip oğlumun babasıyla konuşmuyorsunuz? Kendisine bir çocuğu olduğunu haber verdiğimiz halde arkasına düşme gereği duymamış olacak ki beş senedir tek bir haber dahi almadım. " Grace kendisini her seferinde öfkelendiren adamı nasıl kendisine aşık edeceğini gerçekten merak ediyordu. Yalan söylüyor olsa da oğlunu asla inkar etmeyecekti. Sarışın çalışan ellerinde içecekler ile geldiğinde konuşma yarıda kesilmişti fakat Leonard bu konuyu burda kapatmayı düşünmüyordu. Ortada babası tarafından reddedilen bir çocuğun hayatı vardı. Babası öldüğünden beri bu yaşına rağmen onun yokluğunu hep hissetmişti. Söz konusu ise henüz küçük olduğunu tahmin ettiği bir çocuktu. Bir süre Taylor ve Leonard iş hakkında konuşmuş en son bu durumdan sıkılan Grace hava almak için izin isteyerek yerinden kalmıştı. Taylor ve Maggie bunun iyi bir fırsat olduğunu düşünerek ikisi birden "Leonard neden Grace'e eşlik etmiyorsun? " diye sormuştu Bir süre bakışan Leonard ve Grace ortamda bir sessizlik daha yaratırken "Elbette!" diyen Leonard tereddüt ederek elini uzattığında -ki yine geri çevrilmeyi bekliyordu - elinin üzerine konan tüy gibi hafif parmaklarla şaşkına uğradı. "Memnun olurum ," diyen Grace üslübunu biraz daha yumuşatabildiği için memnundu . ikisi birlikte balkona doğru giderken Taylor ve Maggie de birbirlerine sarılarak onları izliyordu ve ikisinin yüzünde de bir gülümseme vardı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE