bölüm 6.2

2676 Kelimeler
©                   "Uyan, sevgilim." Zorla gözlerimi araladım ve arabanın içinde iki büklüm olan kemiklerimi rahatlatmak için gerindim. Gurur'un yarın sabah erken saatte toplantısı olduğu için gece uçağıyla İstanbul'a dönmüştük ve uykusuzluktan ölmek üzereyken arabaya biner binmez Gurur beni kollarının arasına çekince orada uyuyakalmıştım. "Geldik mi?" diye sordum. Sorunun cevabını duymak istemiyordum çünkü beş günlük tatilimizin sonuna gelmiş olmaktan rahatsızdım. Beş gün boyunca birbirimizden biran olsun hiç ayrılmamıştık. Şimdi ondan nasıl ayrılacağımı bilmiyordum. Neyse ki sabaha kadar birlikte geçireceğimiz birkaç saatimiz daha vardı. "Geldik, güzelim." Arabadan indiğimizde Gurur şoförden sadece benim valizimi isteyince kafam karıştı. "Sen gelmiyor musun?" diye sordum Kaşlarımı kaldırarak. "Gelemiyorum maalesef." "Ama neden?" diye sordum ağlamaklı bir sesle. Henüz kendimi ondan ayrılmaya hazır hissetmiyordum. "Yarın sabahki toplantı için hazırlanmam lazım. Hem üzerime giyeceğim takım elbisem de evde." Yaşadığım hayal kırıklığıyla yüzüm düştü. Benim evimde kıyafeti olmadığı için kalamaması bir yana beni kendisiyle götürmemesi de dokunmuştu. Gurur beni evin içine sokarken sıkıca sarılmış, öptükten sonra da gidivermişti. Bu kadar kolaydı işte; onun için bırakıp gitmek. Bense onun arkasından bir bebek gibi ağlamamak için kendimi zor tutuyordum. Sefil bir halde salondaki kanepeye kıvrıldım. İlişkimizin bu boyutundan rahatsız olduğumu fark ettim bu gece. O bana gelmezse ben ona gidemiyordum, böylece bir araya gelmiyorduk. Sanki yasaklı bir ilişki yaşar gibiydik. Ailesiyle arasındaki ilişkiyi tam olarak bilmiyordum bile. Varlığımdan neden rahatsız olduklarını da bilmiyordum. Beni ilk gördüklerinde neden bana bir fahişe muamelesi yaptıklarını da. Tüm bu bilinmezliklerine ve Gurur ayrılalı bir saat olmasına rağmen, onu özlemem de durumumun ne kadar içler acısı olduğunu gösteriyordu. Hatta neredeyse onu arayıp gelmesi için yalvarabilirdim. Bu yüzden kalkıp üzerimdekilerden kurtulup eskimiş penye geceliğimi üzerime geçirip yatağıma kıvrıldım. Biran evvel uyumalıydım yoksa Gurur'u aramam an meselesiydi. Uyku ile uyanıklık arasında gidip gelirken burnuma Gurur'un erkeksi kokusu doldu ilk önce. Daha sonra arkamda yatağın çöktüğünü hissettim hemen ardından da güçlü kollarında beni sardığını. Bu muhteşem bir histi. Hayal bile olsa Gurur'un kollarında olmak huzur vericiydi. "Gurur?" "Buradayım, papatyam. Uyumana devam et." dedi fısıltıyla. Sırtımı sert göğsüne yaslayarak uykuya geçtiğimde rüyamda dâhil ondan ayrılmayacağımı biliyordum. ©                   Derin’i eve bıraktıktan sonra köşke gitmiştim vakit kaybetmeden. Biran evvel babaannemin derdi neydi öğrenmeliydim! Tatilimizin son sabahında daha karga bir şeyini yemeden beni arayan amcam babaannemin benimle acil olarak konuşmak istediğini söylemişti, neyse ki bu lüzumsuz telefon konuşması yanımda mışıl mışıl uyuyan güzel kızı uyandırmamıştı. Lakin tatilimi birden çıkan toplantı yüzünden erken sonlandırmam yetmiyormuş gibi bir de son gecemi de Kardelen'den ayrı geçirmek zorunda kalacaktım. Hem de ne için yıllardır yaptığım gibi duyduğum minnet yüzünden babaannemin dırdırını hiç karşı çıkmadan dinlemek için. Sonunda eve vardığımda kapıdan girer girmez babaannemin tiz sesiyle karşılandım. "Neredesin sen?" "Şehir dışında olduğumu söylemiştim amcama." "Onu biliyorum da, ne işin olduğunu soruyorum şehir dışında?" "Babaanne, çok yorgunum. Direk sadede gelebilir miyiz lütfen?" diye söylendim. Aklımı hiçbir şeye verecek durumda değildim çünkü aklım Kardelen'in kırgın bakışlarındaydı. Onunla kalmadığım için üzülmüştü. Ve ben de şuanda onun yerine babaannemin yanında olduğum için üzgündüm. Aynı zamanda bir kadına böyle körü körüne bağlı olmakta sonumun hayra alamet olmayacağını düşündürüyordu. "Pekâlâ, öyleyse hemen sadede gelelim. Yarın çok önemli misafirlerimiz var. Akşama büyük bir davet veriyoruz. Ve sen de bu davete ev sahipliği edeceksin." "Ben mi?" Ne zamandan beri nefret ettiğim davetlere ev sahipliği yapıyordum? "Evet. İtiraz kabul etmiyorum!" deyip arkasını döndü ve merdivenlerden dik duruşunu bozmadan çıkmaya başladı. "Akşam saat tam yedide burada ol." O kadar sinirlenmiştim ki tarifi bile imkânsızdı. Yıllardır hep aynı şeyi yapıyorlardı. Bana baktıkları, bana ve kardeşime sahip çıktıkları için duyduğum minnet duygusunu kullanıyorlardı. Şimdi resmen sömürüyorlardı. Benim de boyun eğmekten başka şansım yoktu ne yazık ki! Allah kahretsin! Sinirimden kudurarak lanet olası köşkten çıktım ve kendi arabama binip Derin’in evinin yolunu tuttum. Her an onun yanımda olmasını istemek çılgıncaydı. Ona bu kadar bağlı olmak ve güvenmek benim gibi biri için sinir bozucuydu. Beni annem gibi bırakıp giderse bir daha toparlanamazdım ama o bir delikti ve ben ona doğru akan suda çekiliyordum. Elimde değildi. Onun eviyle benimkinin arasındaki mesafe on dakika kadardı, bilemedin on beş. Ama bana bu gece bu yol bitmek bilmiyormuş gibi gelmişti ki bu da komikti. Bir ergenden ziyade bir genç kız gibi düşünmeye başlamıştım resmen. Rezil durumdaydım. Belki de aşk böyle bir şeydi. Rezil gibi hissetmene rağmen devam etmekti. Bilemiyordum çünkü daha önce hiç âşık olmamıştım. En sonunda Derin’in küçük evine vardığımda hızla demir kapıyı açıp bahçeye, bu gece kapıyı açtıktan sonra fark etmeden cebime attığım anahtarı kullandıktan sonra da evin içine daldım. Tam tahmin ettiğim gibi sevgilim derin bir uykunun içindeydi. Öyle masum gözüküyordu ki onu içime sokmak, sarıp sarmalamak istedim. Öyle de yaptım zaten. Hiç vakit kaybetmeden üzerimdeki kıyafetlerden kurtuldum. Yatağa girmeden şirketin müdür yardımcısı ve aynı zamanda arkadaşım olan Murat'a yarın sabahki toplantıya katılamayacağımı bildiren bir mesaj attım. Tek başına idare etmesi gerektiğini söyledim ve üzerimde sadece çamaşırımla yatağa girdim yavaşça. Benden korkar diye endişe ettiğimden çok yavaş hareket ettim ama onu sardığım anda kendini bana bırakınca rahat bir nefes aldım. Şimdi her şey tam olması gerektiği gibiydi. Derin de benim gibi hissediyordu, buna emindim. Onun yeri benim yanımdı. Benim yerim de onun yanı. İkimiz de birbirimize kavuştuğumuzda işte tam bu yüzden rahatlayıveriyorduk. Çok fazla düşünüyordum belki de. Belki de sorun buydu. Daha az düşünüp kendimi hissettiklerimin etkisine bırakmalıydım. Tabi bir de güzel kızımın hissettiklerine. ©                    Akşam perdeyi kapatmayı unuttuğum için gözüme giren güneş ışığı ile uyandım. Gerineceğim sırada üzerimdeki ağırlık yüzünden ödüm koptu birden. Benim kıpırdanmam ile kıpırdanmaya başlayan Gurur'un koluydu üzerimdeki ağırlık. Oysa gece beni saran kolların hayal ya da rüya olduğundan neredeyse emindim. "Gurur?" diyerek hayran olduğum yüzüne dokundum. "Hım..." diye mırıldandığında öyle sevimliydi ki. "Beni korkuttun." "Gece korkmadın ama." diye yanıtladı sitemimi. Hala gözleri kapalıydı. "Rüyadayım sanıyordum." dedim. Parmaklarımı kısacık saçlarından bile açık renkte olan sarı sakallarında gezdirdim. "Ne zaman geldin?" "Bilmiyorum. Saate bakmadım."  Sesi çok keyifsiz çıkıyordu. Oysa ben yanımda olduğu için mutluluktan havalara uçacak haldeydim. "Bir sorun mu var?" diye sordum alacağım cevaptan korksam da. "Hayır." Nihayet göz kapakları aralanmış o gökyüzünü andıran gözleri ortaya çıkmıştı. "Hiçbir sorun yok." Yalan söylediğini biliyordum ama bunu neden yaptığını bilmiyordum. Hangisini daha çok merak ettiğimden de emin değildim. Beni kalbinin en derinine sokarken hayatının sadece bir köşesine sığdırmasına içerleniyordum. Gerçi ben de ona hala tamamen açılmamıştım ancak buna sebep olan da oydu. Ona sonuna kadar açıldıktan sonra giderse ne yapardım? Gerçi şimdi bile gidişi yıkıcı olurdu... Of… Gidişini düşünmek bile kalbimi bir mengene gibi sıkıştırıyordu. "Bu kadar çok düşünme. Ben öyle yapıyorum." Uykulu sesinin çekiciliği ile kendime geldim. "Saat kaç?" dedim panikle. Birden aklıma gelmişti; Gurur'un sabahın erken saatlerinde toplantısı olduğu. Gurur başucunda duran kol saatini alıp baktı ve cevapladı: "9.15" "Eyvah!" diye cıyakladım. "Toplantına geç kaldın!" "Hayır. Gitmeyeceğim." "Nasıl? Hani çok önemliydi?" Önemli değildi madem neden aceleyle geri gelmiştik diye sormak istediysem de sormamıştım. "Önemliydi, yani önemli." Doğrulup gözlerini gözlerime dikti. "Ama seninle birlikte olmaya ihtiyacım vardı." Bacaklarımın arasına gelecek şekilde üzerime yerleşti. Kalbim anında temposunu değiştirmişti. "Seni hissetmeye ihtiyacım var. Seninle olmak kadar hiçbir şey iyi gelmiyor." "Gurur." diye inleyiverdim, kendi bedenini bana bastırdığı sırada. Benim de onu hissetmeye ihtiyacım olduğunu şuanda anlıyordum. "Buradayım, bebeğim." Dirseğinin birini başımın hemen yanına koyup yüzünü iyice eğdi. Dudaklarımız tam kavuşacağı sırada soran gözleriyle bana bakarken durdu. "Seni hissetmeme izin ver. Seni sevmeme izin ver." "Bana istediğini yapabilirsin." "Sana ihtiyacım var." "Benim de sana ihtiyacım var. Ama bana neyin olduğunu söylesen?" diye sordum. Onun canını sıkan şeyi gerçekten bilmek istiyordum. Bana ihtiyacı olması çok hoştu. Ama benim de onun hayatının bir parçası olduğumu bilmeye ihtiyacım vardı. "Sadece seni hissetmeme izin versen, olmaz mı? İlla sebebini öğrenmek zorunda mısın?" diye tısladığında kendimi hayatının içine dâhil etmek isterken tamamen dışında buluvermiştim bir kez daha! "Zorunda değilsin." Titremeye başlayan sesimi düzeltebilmek umuduyla sertçe yutkundum. "Ama bana baktığında bir sıkıntın olduğunu görebiliyorum ve benimle hiçbir şey paylaşmıyorsun. Sen üzgün olduğunda ben de üzülüyorum, göremiyor musun?" "Üzülme. İyiyim ben. Sadece evdekiler canımı sıktı. Ben de senin yanına geldim. Çünkü senden uzak duramadım. Çünkü sen olmayınca kendimi iyi hissetmemin imkânı yok." "Ben de senden ayrı duramadım. Seni arayıp çağırmamak için erkenden yatıp uyudum." "Beni ne zaman istersen arayabilirsin, bebeğim. İki elim kanda olsa yine gelirim sana ben." "Bu beni korkutuyor. Hissettiklerim o kadar büyük ki korkuyorum." "Korkacak bir şey yok, bebeğim. Sen ne hissediyorsan hepsi karşılıklı." "Ama gidersen..." Boğazıma düğümlenen hıçkırık yüzünden devam edemedim. Gurur da bunu anlamış gibi dudaklarıyla beni susturdu. Nefes almak için geri çekildiğinde dudaklarımızın arasında sadece milimler bırakmıştı. "Gitmem. Gidemem. Sen benim için her hangi biri değilsin. Sen benim bir parçamsın. Öyle elim kolum gibi değil. Kalbim gibi, ciğerim gibi. Elim kolum olmadan yaşarım ama atan kalbim olmadan, nefes almadan yaşayamam." "Seni seviyorum." dedim ağzının içine ve ona sevgimi gösterebileceğim en iyi yolla gösterip hoyratça dudaklarına asılıp beni hissetmesine ve sevmesine izin verdim. ©                   Güneş batıp akşamın geldiğini haber verirken artık eve dönmem gerektiğine karar verdim ve Derin’e çıkmak zorunda olduğumu söyledim. Yüzü anında düştü. "Gece sen uyumadan dönmüş olurum." dedim ve ilave ettim. "Tabi gelmemi sen de istiyorsan." "Tabi ki isterim." Yüzündeki gülümseme bunu ne kadar içten söylediğinin kanıtıydı. Onunla böyle birbirinden ayrılamayan bir çift olmamız komikti aslında. Çünkü bu benim için beklenen bir durum değildi. Ancak olan buydu. Neyse ki ben ondan ne kadar ayrı durmak istemiyorsam o da bunu en az benim kadar istemiyordu. Bu da içimi biraz olsun rahatlatmaya yetiyordu. Kollarımdan ayrılıp odasına gidip bir dakika içinde geri döndüğünde bana uzattığı elinde bir anahtar tutuyordu. "Bunu almanı istiyorum. Bu anahtar sen de kalsın." Bir anahtara bir de papatyama baktım. Uzattığı anahtarın anlamı onun için çok büyüktü. Bundan emindim. Daha emin olduğum bir şey varsa o da bunun benim için daha çok anlamlı olmasıydı. Varlıklarımın haddi hesabı yoktu, istediğim istemediğim her şeye sahiptim. Ancak bugüne kadar hiç böyle kıymetli bir şeye sahip olmamıştım. Çünkü bu anahtar basit bir ev anahtarı değildi sadece. Bu bizim aşk yuvamız haline gelen evin anahtarıydı. Ve bana sevdiğim kadın tarafından teslim ediliyordu. "Teşekkür ederim, papatyam."  "Bir şey değil." diyerek mahcup gülümsemesini sundu bana. Hala benden utanıyor olması mıydı bu kızı gözümde bu kadar kıymetli kılan? Evden Derin’i uzun uzun öptükten ve kokusunu doyasıya içime çektikten sonra çıktım. Arabama bindiğimde beni bahçe kapısında uğurlayan sevgilime son bir kez daha baktım. Cevabını vermeyeceğimi düşündüğünden nereye gittiğimi bile sormamıştı ama merak ettiğinden emindim. Neden ona söylemiyordum ki? Hatta neden onu da yanımda götürmüyordum? En başından beri Derin'i babaannemin gazabından koruyabilmek adına onu evimden uzak tutuyordum. Malum kız evime adımını attığı anda hakaretlerine maruz kalmıştı. Derin bir dönem babaannemi sinir etmek için eve getirdiğim kızlardan açık arayla farklıydı ve bu hakaretlerden incinmesi kaçınılmazdı. Ancak sevdiğim kızı yanımda göğsümü gererek sırf bu yüzden, herkesten farklı olduğu için taşıyabilirdim. Amcama rağmen. Babaanneme rağmen. Derin bunu ve daha fazlasını hak ediyordu. Belki bana evinin anahtarının vermesinin karşılığında bunu yapabilirdim. Bugünkü sosyetik partimize onu koluma takarak gidebilirdim, üstelik onun gibi bir güzellik beni seçtiği için göğsüm kabaracaktı. Evet! Evet! Neden bunu daha önce akıl etmedim ki sanki? Arabamın kapısını hızla açıp aynı hızla inip Derin’in yanına gittim. "Sen de benimle geliyorsun." dedim itiraz etmesine fırsat vermeyeceğimde sormaya gerek duymamıştım. "Nereye?" dedi kalkan kaşlarıyla. "Bugün köşkte verilecek ve ev sahipliğini benim yapacağım davete." diye açıkladım. En azından bunu yapabilirdim. Ancak verdiğim cevapla kaşları daha da yukarı kalkınca "İtiraz istemiyorum. Hemen hazırlanıyorsun." diye ekleme ihtiyacı duydum. "Gurur, bu şimdi mi söylenir? Davet kaçta başlıyor? Ne giymem gerekiyor? Yıllardır böyle bir davete katılmadım." Heyecan ve panik sesine yansıyınca bu beni güldürmüştü. "Parti sekizde başlayacak. Daha önce söylemeliydim sana aptallığım işte! Ayrıca ne giymek istiyorsan onu giy. Her şekilde güzel olacağını ikimiz de biliyoruz." "Saçma!" diye çıkıştı. "Öyle bir parti için uygun elbisem olduğunu hiç sanmıyorum." "Bir şey uyduracağından eminim. Bir saatimiz var daha. Ama benim önden gitmem lazım." dedim. Yüzünü ellerimin arasına alıp daha fazla itiraz etmesine fırsat vermeden dudaklarına ıslak bir öpücük bırakıp onu havada asılı bir şekilde bıraktım ve arabama bindim. Camımı açtım. "Seni tam bir saat sonra ya alırım ya da aldırırım." "Gerek yok." dedi şaşkın bakışlarıyla. "Kendi arabamla gelebilirim." Bir süre düşündüm bu fikri. Kendi gelebilirdi. Pek içime sinmese de bunu onayladım ve yola koyulmadan önce şaşkınlığına bulaşmış kırgınlığını fark ettiğimde ona sımsıkı sarıldım. “Sırf incinmeyesin diye seni uzak tutuyordum seni. Lütfen, aklına başka bir şey getirme. Seni sevdiğimi de sakın aklından çıkarma.” Az önce gitmek istemediğim parti şimdi benim için daha gidilesi bir parti haline gelmişti. Kardelen ile hayat böyle olacaktı sanırım. Bana bütün kurallarımı yıktırdığı yetmiyormuş gibi sevmediğim şeyleri de işin içine dâhil olarak sevdirecek, en azından çekilir hale getirecekti.  ©     Gurur'un bana yaptığı emri vâkiye delirerek eve girdim. Son ana kadar beni çağırmamasına bozulmuştum. Biranda ne değişmişti de beni çağırmaya karar vermişti, onu da çok merak etmiştim. Her şeyden kötüsü bir saatte nasıl hazırlanacaktım? Hemen odama geçip dolabımın önünde durdum. Ailemle birlikte yaşarken bu tarz davetlere katılmıştım. Gerçi benim katıldığım davetler genelde samimiyetsiz insanların katıldığı, herkesin birbirinin yüzüne gülüp arkasından dedikodular yaptığı ve tabi işleri gereği herkesin birbirine boş övgüler yaptığı davetlerdi. Gurur'un vereceği partide de durum böyle mi olacaktı bilemiyordum. Lakin nasıl giyinmem gerektiğini biliyordum. Çok güzel ama bir o kadar da sade olmalıydım. Ne olursa olsun oradakilerle yarışamazdım. Çünkü onların aldığı marka veya tasarım elbiselere ailemden ayrıldığımdan beri sahip değildim, olamazdım da. Bu şuana kadar umurumda olmamıştı da. İlk kez bu durumdan rahatsız oluyordum çünkü Gurur’a ne kadar kızgın olursam olayım yanına yakışır bir şekilde giyinmek istiyordum. En sonunda simsiyah ve upuzun bir elbisede karar kıldım. İnce askılarıyla sade bir elbiseydi ancak derin göğüs dekoltesi küçük göğüslerimle gösterişli ama dozunda bir görünüm sağlıyordu. Ayağıma giydiğim yüksek topuklu ayakkabılarım ve siyah rugan çantam ve göğüs dekoltemi hafifletecek uzun zincir kolyem ile hazırlığımı tamamladım. Saçlarımı dalgalı ve omuzlarımın üzerine salık haliyle bıraktım ve geceye uygun makyajımı da yapıp evden çıkmak üzere çıktım.  Zorla aldığım küçük arabam eminim bu gece gelecek olan arabaların yanında sönükten de sönük kalacaktı. Belki de Gurur'un beni aldırmasına izin vermeliydim. Ne zamandan beri sahip olduklarından veya olamadıklarından utanıyorsun diyerek kendimi azarladıktan sonra motoru çalıştırıp yola koyuldum. İçeri girdiğimde hizmetlinin yönlendirmesi ile büyük salona girdiğim anda davetlilerle sert duruşu ile ilgilenen Gurur'u görmem bir oldu. Bu kalabalık salonda bile göze çarpıyordu. O anda sanki geldiğimi fark etmiş gibi bana döndü. Bütün duruşu birden değişti; misafirleriyle soğuk bir şekilde konuşan duruşu bana özgü samimiyetiyle yer değiştirdi ve vakit kaybetmeden bana doğru yürümeye başladığında kalbim çoktan ona doğru kanatlanmaya başlamıştı bile. "Hoş geldin, papatyam." diye fısıldadı güçlü kollarıyla beni belimden tutup kendi bedenine yaslarken. "Çok güzelsin, yine." Boğuk çıkan sesi bana yatak odamızdaki özel anlarımızı anımsatırken rengim değişti ve yanaklarım yanmaya başladı. Şakağıma bir öpücük kondurup geri çekildiğinde hayranlığımı gizlemeye gerek duymadan gözlerinin içine baktım. "Sen de harika gözüküyorsun. Seni daha önce smokinle görme şerefine nail olmamıştım." dedim abartılı bir neşeyle. "O şeref bana ait, hanımefendi." diyerek hafifçe geri çekilip tuttuğu elimi dudaklarını götürüp öptü. "Sizi böyle ışıl ışıl görmenin beni nerelere götürdüğünü bilseniz yanaklarınız şu ankinden bile daha kırmızı olurlardı."  "Amacına ulaştığınızdan eminim." diyerek boştaki elimi yanağıma götürdüm. "Hiç bir beyefendi gibi davranmıyorsunuz." "Güzelliğiniz ve masumluğunuzla her defasında aklımı başımdan almayı başardığınız için olabilir mi acaba?" diye sorduğunda kıkırdama gibi bir ses kaçtı ağzımdan. O an etrafa göz gezdirdim ve herkesin gözünün bizim üzerimizde olduğunu fark ederek gerildim. Gurur tuttuğu elimi hafifçe sıktığında gerginliğimi onun da fark ettiğini anladım. "Gel hadi! Seni kuzenim Cem ile tanıştırayım." dedi ve beni bir grup gencin yanına götürdü. "Millet bu güzelliği tanıdığınızdan eminim ama sizi yine de resmi olarak tanıştırmak isterim." deyip başını bana çevirdi "Bu güzel kız Derin." dedi ve sonra kendi gibi sarışın diğer gence dönüp "Bu da kuzenim Cem." dedi.  "Merhaba." diyerek elini uzattı Cem ve verdiğim elimi nazikçe öptü. "Senin ve sesinin hayranı biri duruyor karşında." O an hatırladım. Gurur'un beni izlemeye ve dinlemeye geldiği gece yanında duranlardan biriydi Cem. "Bu hoş bayan da benim kız arkadaşım Nil. Babaannelerimiz ikiz kardeşler." dedi yanındaki güzel ve genç kızı göstererek. Nil hafızası güçlü bir kızdı. İsmimin Kardelen olduğunu sandığını söylediğinde ona durumu açıkladığımda beni anlayışlı ifadesi ile dinledi. Ardından da tek tek yanında duran arkadaşlarıyla tanıştıktan sonra biraz gevşemeye başladım. Çünkü onlarda benim gibi bu ortama ait insanlar değildi.  Tanışma faslımız bittiği sırada tozpembe abartılı bir tuvalet giyen bir kız yanımıza yaklaştı ve direk gelip Gurur'un yanağına - açık konuşmak gerekirse tam dudağının bitimine - bir öpücük kondurup geri çekildiğinde onun da kim olduğunu hemen hatırladım.  Bu kız Gurur'un Rüya Kahvesi'nde dudaklarını meşgul ettiği kızdan başkası değildi.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE