Gurur'un konuşmalarımızı duyduğunu anladığım anda ne yapacağımı, ne diyeceğimi şaşırmıştım. Cidden bitmiştim ben. Yolun sonuna gelmiştim. Ona bir gün bileğimdeki izlerin sebebini anlatmam gerektiğini biliyordum. Elbet bir gün izlerime rastlayacaktı ancak o günün bu kadar yakın olmasını hiç beklemiyordum.
Kapının girişinde duran Gurur, ben cevap vermeyince hızlı adımlarla odaya girdi. Sehpadaki kahveyi sert bir şekilde itti ve sehpaya oturup bileklerimden kollarımın ikisini de yakalayıp parmaklarının arasına sıkıştırdı. Hiç vakit kaybetmeden geceliğim kollarını yukarıya sıyırarak intihar girişimimin izlerini gördüğünde kollarımı kurtarmaya çalıştım ancak canımı acıtacak kadar sıkı tuttuğundan boşa çaba harcamış oldum.
"Ne bunlar?" diye kükredi, sorunun cevabını çok iyi bildiği halde. Bakışlarımı izlerime çevirdim. Çünkü Gurur'un yüzüne bakamayacak kadar utanıyor ve korkuyordum. "Ne bunlar?" diyetekrar bağırdığında dudaklarımdan bir hıçkırık firar etti.
Ne diyebilirdim ki? Her şey ortadaydı zaten. İntihara kalkışmıştım. Bu hayattan, nefes almaktan vazgeçmiştim ancak onu bile başaramamıştım. Gerçi artık başaramadığıma seviniyordum ancak o zamanlar bu başarısızlık için bile kendime çok kızmıştım. Ama şimdi bunları bir çırpıda Gurur'a anlatmak kolay değildi. Hele ki böyle sert bir tepki karşısında anlatmam çok daha zordu.
"Gurur." diye fısıldadım. Biranda bileklerim elini yakmış gibi ellerini çekti. Hatta buna çekmek denemezdi. Resmen ellerimi fırlatarak onlardan kurtuldu. Gurur'un tiksinmesini ya da korkmasını bekliyordum ancak onun bu kadar sinirlenmesi benim için kesinlikle bir sürprizdi.
Burcu odadan çıkarken Gurur odanın içinde volta atmaya devam etti. Bense hala ona bakamıyordum sadece adımlarını takip ediyordum. Sessizliğinin altından bir şey geleceğini biliyordum ama yine de kulağıma dolan sözcükleri algılamakta zorlanıyordum.
"Ben bunu yapamam." En sonunda başımı kaldırıp ona baktım. Parmaklarını öfkeyle saçlarının arasına daldırmışken lafını tekrarladı. "Yapamam. Devam edemem."
Gurur salonumdan, evimden, hayatımdan bir kez daha çıkıpgiderken ben yine arkasından bakakalmıştım. Gurur'a bileklerimdeki izleri göstermeyi düşünmüş ve tiksinmesinden korkmuştum. Defalarca bunu nasıl anlatacağımı düşünmüştüm. Yıllar sonra birine neden canıma kıymak istediğimi anlatmak çok zor olacaktı. Görünen o ki buna gerek kalmamıştı. Gurur nedenini bile öğrenmeden beni terk etmişti. Beni bırakmayacağını, bırakamayacağını söylemesine rağmen bırakmıştı.
❖ Tam bir hafta geçmişti. Gurur'un yüzünü görmeden, sesini duymadan, kokusunu doya doya içime çekemeden tam bir haftam geçmişti ve kelimenin tam anlamıyla bu bir hafta cehennem gibiydi. Son iki gündür fena halde midemi üşütmüştüm. Kusmaktan boğazım tahriş olmuş ve sesim kısılmıştı.
Sahneye çıkmaya hazırlanırken ıhlamur içerek boğazımı yumuşatmaya çalışıyordum son yirmi dört saattir yaptığım gibi. Ancak bu ters tepki yapıyordu çünkü ıhlamur midemi bulandırıyor, beni iyice kusturuyor ve bu da boğazımı daha fena hale getiriyordu.
Allah'a şükür Burcu bir haftadır yanımda kalıyordu da Gurur'un ardından bir enkaz olarak da olsa ayakta kalmayı başarıyordum. Tamam. Aslında bildiğin sürünüyordum ama bu bile bir şeydi benim için.
"Sen hala kendine gelemedin mi?" diye panikli sesi duyunca yerimden kalktım. Patronum Halil Bey telaştan yerinde duramıyordu çünkü bu gece Onur Temiz'in sahne alacağı geceydi ve sesim tam zamanında beni yarı yolda bırakmıştı.
Aynanın karşısına geçip Burcu'nun seçtiği kıyafetime baktım. Turkuaz rengi elbisemin göğüs kısmından boynuma doğru çıkan askıları vardı. Burcu bu elbisenin gözlerimin rengini ortaya çıkaracağını söylemişti. Boynumdaki geniş askılar da omuzlarımı olduğundan daha geniş gösteriyordu. Ayağıma seçtiğimiz bakır rengi ayakkabılarım ve takılarım Burcu'nun bu işten anladığının kanıtıydı. Beni resmen baştan yaratmıştı bu özel gece için. Başka zaman olsa bu halime hayran kalırdım. İnsanların bu halime bayılacağını düşünüp özgüven patlaması yaşardım. Ancak bu gece beni bu halimle görmesini isteyeceğim gözler burada olmayacaktı. Belki de o âşık olduğum gözleri bir daha hiç göremeyecektim. Bu düşünce ile midemde ani bir kasılma oluştu ve iki büklüm oldum birden.
"Tatlım, neyin var?" dedi birden yanımda beliren Burcu.
"Midem." diyerek acıyla öğürdüm Halil Bey’den utanmama rağmen ve hemen tuvalete koştum.
Sadece safra çıkardım çünkü midem bomboştu. Bu canımı daha da yakıyordu. Çünkü Gurur gittiği günden beri boğazımdan lokma geçmedi desem abartmış olmazdım. Midemdeki boşluk da bana Gurur'u anımsattığından canımı daha da yakıyordu.
"Kardelen?" diye seslenen ve kapıya vuran Halil Bey'in sesiyle Gurur'a içimden sayıp sövdüm. Beni kendine böylesine bağlayıp böylesine kolay bir şekilde arkasında bıraktığı için.
"Geliyorum." diye cevapladım ve aceleyle elimi yüzümü yıkayıp sahneye doğru yollandım.
Her zamanki gibi sahnenin ışıkları benim şarkıya başlamam ile aydınlandığında her zamanki kendinden emin Kardelen'i çağırdım ama ortalarda gözükmüyordu. O yüzden söylediğim şarkıya yoğunlaşmayı denedim.
“Eğer bir masal perisi, girerse rüyalarına, öldü dersin papatyam, tılsımını kaybetti...”
Nasıl böyle harabeye dönmüştüm Gurur'un arkasından bilmiyordum ama bildiğim tek şey vardı. O da onsuz nefes bile alamadığımdı. Gurur'un gidişi yıllar önceki buhranlı hallerime geri dönmeme sebep oluyordu.
Ailemin bana ve ideallerime inanmayışları, benim yerime sırf statüsü yüzünden başka birine inanmayı tercih etmeleri... Tüm bunlar hafızama doluşurken dengemi kaybettim.
Bu kez bayılmayacaktım. Şekerimin düştüğünü fark edip sahneyi terk ettim.
Sahnenin çıkışında bana avazı çıktığı kadar bağıran Halil Bey'i elimi kaldırarak susturdum. "Bağırmayın. Kendimi iyi hissetmiyorum. Daha fazla devam edemem." Söylediğim kelimelerle boğazıma bir yumru geldi oturdu. Bunlar Gurur'un bana son kez sarf ettiği sözlerdi.
♥ Sabahın ilk saatlerinde telefonum çalmaya başladığında içimi tarifi mümkün olmayan bir korku kapladı. Aklıma ilk gelen Derin'di. Günlerdir yanına gitmemek için deli gibi çaba gösterdiğim benim papatyam... Papatyamdı o benim, çünkü hem bir papatya kadar güzel, hem de bir papatya kadar narindi.
Uyuyamadığım ve de Derin’in yanına gitmek ile korkularıma sığınmak arasında gidip geldiğim yatağımda doğrulup telefonu elime aldım. "Efendim." diyerek yanıtladım yabancı numarayı.
"Gurur Bey ile mi görüşüyorum?" diye sordu karşıdaki bayan.
"Evet." dedim sabırsızlıkla. "Siz kimsiniz?"
"Ben Burcu. Derin'in arkadaşıyım."
"Sakın ona bir şey olduğunu söylemeyin bana." diyebağırdığımda kalbim yerinden çıkacakmış gibi atmaya başlamıştı.
"Maalesef barda rahatsızlandı. Hastaneye kaldırdık." dedi Burcu. Sesinin titremesinden ağladığını anlamıştım ve bu beni daha beter korkutmuştu.
"Neyi var?" diyerek aklıma ilk gelen soruyu sorduğumda çoktan evin kapısından çıkmıştım bile.
"Gelseniz iyi olur."
"Geliyorum hemen." dedikten sonra hangi hastanede olduklarını öğrendim ve yola koyuldum.
Derin kollarımda bayıldığında bile bu kadar korkmamıştım. Direksiyonu tutan ellerim tir tir titriyorlardı. Çünkü Derin'e bir şey olmasından korkuyordum. Onu da kaybetmekten korkuyordum. Onun yara izlerini gördüğümden beri ondan uzak durmaya çabalasam da hayatımda olmamasına rağmen bir yerlerde nefes aldığını bilmek rahatlatıcıydı. Ama şimdi onun yokluğu... Başımı iki yana salladım. Düşüncesi bile berbattı.
❖ Hastaneye girdiğim sırada güneş henüz doğmuştu. Ancak benim güneşim Derin’i görmeden doğmayacaktı. Onun iyi olduğunu bilmeden rahat bir nefes geçmeyecekti ciğerlerime.Sonunda onun odasını bulup içeriye daldığımda her bir yanıma bıçaklar saplanıyor gibi hissettim. Çünkü benim papatyam üzerinde yattığı çarşaf gibi bembeyaz olmuştu. Onu en son gördüğümden beri küçücük kalmıştı.
Yatağın yanına yaklaşıp titreyen elimle yüzünü okşadım usulca. Dayanamadım yüzüne doğru eğildim. "Bebeğim. Benim papatyam, güzeller güzelim." diye seslendim ancak hiçbir tepki alamadım.
"Uyanmıyor." Sesi duyduğumda Burcu'nun da odada olduğunu fark ettim. O ana kadar gözüm Kardelen'den başkasını görmemişti. "Mide kanaması geçirdi. Tedavi gördü ama bu kez de şekeri yüzünden uyanmıyor." Burcu burnunu çekince gözlerimi zorla Derin’den ayırdım ve arkadaşı için gerçekten üzülen genç kıza baktım.
"Gurur Bey, ben sizi aradım çünkü daha önce defalarca hastalandığını gördüm. Defalarca hastane odalarında sabahladık beraber. Ama ilk defa bu kadar uzun süre kendine gelmediğini görüyorum ve korkuyorum. O yüzden siziaradım."
"Çok iyi yaptın, Burcu. Ama korkma. Ona bir şey olamayacak. Buna izin vermeyeceğim." diyerek dikkatimi yeniden Derin’e yönelttim. "Neden mide kanaması geçirdi?"
Bir cevap alamayınca tekrar Burcu'ya baktım ve benden bakışlarını kaçırdığını gördüm. "Neden, Burcu?"
"Off…" diyerek başını kaldırıp bana baktı. "Bir haftadır çok kötüydü. Hiçbir şey yiyip içmiyordu. Son iki gündür de zorla yediği her şeyi kusuyordu. O kadar çok kustu ki sesi kısıldı. Sahnede bir iki şarkıyı zorla söyledi. Birden devam edemeyeceğini söyleyip sahneden inince Halil Bey ile tartışması tuz biber oldu. Ama Gurur Bey bu işin sorumlusu sizsiniz." diyerek gerçekleri suratıma çarpıp derin bir nefes aldı. "Oh, be! Söyledim işte!"
Yüzünün aldığı endişeli ifadeyi gördüğümde acı bir şekilde gülümsedim ve yatağın kenarına oturup Derin’in elini avuçlarımın içine sıkıştırdım.
"Benimle sizli bizli konuşmana gerek yok. Sen benim hayatımdaki en önemli kadının en yakın arkadaşısın. Ayrıca benden korkmana da gerek yok. Çünkü haklısın. Benim yüzümden bu hale geldi. Ama onun canını yakmak istemedim. Hiçbir zaman bunu istemem zaten."
"Öyleyse neden yaktın? Zaten yeteri kadar yara almıştı.Bir de senin onu yaralamana ihtiyacı yoktu. İlk defa birini hayatına soktuğunu gördüm, ilk defa birine güvenmek istediğini gördüm."
"Bilmiyorsun. İntihara tahammülüm yok. Her anımı acaba kendine bir şey mi yapacak diye geçiremem diyedüşündüm ama hesaba katmadığım bir şey varmış." dedim. Kendim de yeni fark ediyordum. "Öyle ya da böyle artık onsuz yaşamam mümkün değilmiş."
"Öyleyse kendini affettir ve bunu sakın arkadaşıma bir daha yapma. Sakın!" Beni tehdit etmeyi de unutmayan Burcu odadan çıkıp beni güzel sevgilimle yalnız bıraktı.
Eğilip saçlarını ve yüzünü okşadım. Yüzünün her bir santimini beynime ve yüreğime kazıdım. Ona yaptığım eziyeti düşünüp kendime sövdüğüm sırada inleyince kalbim sıkıştı.
"Uyan, güzelim. Hadi uyan da göster bana güzel yüzünü. Bağır, çağır. Ama beni bırakma." diye yalvardım. Aynı zaman da onu öpücüklere boğuyordum.
Gözlerini açmayı başardığı anda dünyanın yeniden dönmeye başladığını hissettim. Derin resmen benim dünyam olmayı başarmıştı ve o olmadığında dünyam dönmeyi bırakmıştı. Ama şimdi yeniden benimleydi ve ben yeni bir şans için gerekirse dilenmeye hazırdım. Özür dilemeye bile razıyım, bebeğim...
♥ Ağırlaşmışlar gibi hissettiğim göz kapaklarımı araladığımda nerede olduğumu idrak etmeye çalıştım ilk önce. Ardından gözlerim tanıdık hayran olunası kusursuzluğa sahip yüze deyince kafam iyice karıştı.
Birden içime düşen ince sızı ile onu nasıl özlediğimi, ardından da ona neden hasret kaldığımı anımsadım. Tabi ya, beni sebebini bile öğrenmeye tenezzül etmediği intihar girişimimin izlerinden tiksindiği için terk etmişti. Hem de bunu yapmayacağına dair defalarca söz vermesine rağmen.
"Yapma, bebeğim. Ağlama, lütfen." Âşık olduğum adamın sesini duyana kadar ağladığımı fark etmemiştim.
"Burada ne işin var?"
"Senin için geldim. Hayatımın manası için geldim."
"Ben miyim hayatının manası?" diye sordum sinirle.
"Sensin tabi." diyerek elini başıma doğru götürdüğünde dokunuşlarına hasret olmama rağmen yüzümü çevirdim. Elini geri çekerken acı çekiyor gibi olan yüz ifadesi yüreğimi dağladı ve daha çok ağlamaya başladım. "Sitem etmekte haklısın. Hem de sonuna kadar ama seni kaybedeceğimi sandığım dakikalarda çektiğim acıdansa sana dokunmanın acısını tercih ederim." Açık sözlülüğü karşısında yine ağzım açık kalmıştı. Madem beni kaybedecek diye bu kadar korktuysa niye beni çok önceden yaptığım bir hata için yargılayıp hükmümü vermişti?
"Sırf hasta olduğum için buradasın. Bana acımana ihtiyacım yok."
"Sana acımıyorum, papatyam. Kendime acıyorum. Böylesine güçlü ve bozulmayacak bir aşkın içine düştüğüm için." Ağzımdan çıkan bir hıçkırığa engel olamadım. Uzanıp parmaklarıyla nazikçe yanaklarımı sildi. Bu kez ona engel olacak gücü kendimde bulamadım. "Senin kendine zarar verme ihtimalinle yaşayamam diye düşündüm. Aslında asıl yokluğunda yaşayamayacağım sendin ve bunu çok kötü bir şekilde öğrendim."
"Gurur." İsmi bir fısıltı gibi döküldü dudaklarımdan. Şaşkındım ama ismini söylemek bile iyi hissettirmişti. Eğilip dudaklarıma ufacık bir öpücük bıraktı.
"Durdurma beni. Bırak konuşayım." diyerek bir kez daha gözlerimi sildi. "Senin bir yerlerde iyi olduğunu ve nefes aldığını bilirsem yaşayabilirim. Gitmemi istersen giderim. Tüm bunları bir hafta önce sorsalar söylerdim. Şimdi ikimizin de birbirimiz olmadan iyi olmayacağını, nefes bile alamayacağını biliyorum. O yüzden seni bırakmam, bırakamam. Sen istesen bile yapamam."
Gözyaşlarım sel olurken bütün kalbimle Gurur'a inanmayı istedim. Ama beni yine bırakacağından öyle çok korkuyordum ki bana âşık olduğunu söylemesine bile sevinemiyordum.
"Ben..." Lafımı tamamlayamadım. Söylemeye dilim varmıyordu ama Gurur ile bu ilişkiye devam etmekten korkuyordum.
"Söyle, güzeller güzelim." Yumuşak çıkan sesi ve sahiplenici sıfatları ona kanmamı öyle kolaylaştırıyordu ki.
"Ben yapamam, Gurur." dedim bakışlarımı kucağımda birleştirdiğim ellerime çevirerek. Bir anda mideme giren kramplainledim.
"Ne oldu, bebeğim?" diyen Gurur ayaklandı. "Neyin var? Doktoru çağırayım mı?"
Aniden gelen öğürme ihtiyacımı elimi ağzıma bastırarak engellemeye çalıştım ve hemen ayağa kalkıp odanın içinde gördüğüm tuvalet olduğunu tahmin ettiğim kapıya doğru yöneldim ancak kolumda hissettiğim acıyla durmak zorunda kaldım.
"Dur, güzelim. Serumunu alayım." Gurur serumumu benimle birlikte tuvalete taşırken sırtıma vuran serinlikle üzerimdeki hastane önlüğünün sırtının açık olduğunu anlayıp hemen arkamdan gelen Gurur yüzünden çok utandım. Ama yapacak bir şey yoktu çünkü acilen kusmam gerekiyordu.
Kuru kuru öğürürken Gurur da benimle birlikte klozetin üzerine çökmüş uzun saçlarımı sırtıma doğru okşayarak itiyordu. Şefkatine, ilgisine ve tabi ki sevgisine öyle muhtaçtım ki.
"Sakin ol, bebeğim." diyerek bir elini hemen midemin üstüne koyarak usul usul hareket ettirdi. "Söz veriyorum bir daha seni asla bu hale düşürecek bir şey yapmayacağım. Affet beni, papatyam. Affet."
Derin bir nefes alarak kendime gelmeye, kuru öğürtülerimi durdurmaya çalıştım. Beynimin içinde tek bir şey yankılanıyordu. Özür dilememekte ve diletmemekte kararlı olan Gurur, benden özür diliyordu.
Ağlamamı durduramasam da kusmamı durdurabildim ve kendime hemen arkamda yere diz çökmüş, bana âşık olan adamın kucağına bıraktım. Ne ondan daha fazla ayrı durmaya ne de ona daha fazla direnmeye takatim kalmıştı.
"Ah, bebeğim, ah!" dedi ve hiç vakit kaybetmeden kollarını etrafıma sardı. Yüzümü boynuna gömerek kokusunu doya doyaiçime çektim. Kokusunu bile öyle özlemiştim ki bu adamın sırf kokusu için bile her şeyi ama her şeyi yapmaya hazır hissettim kendimi.
"Seni çok seviyorum." dediğimde sesim boğuk çıkmıştı.
"Ben de seni." Başını yana doğru eğdiğinde yüzüme bakamaya çalıştığını anlayıp başımı hafif kaldırdım ve onun âşık olduğum bakışlarına karşılık verdim. “Ben de seni çok seviyorum, bebeğim.” dediğinde dişlerimi gösterecek şekilde gülümsedim. Nasıl gülmezdim ki? Beni sevdiğini söylemişti az önce?
"Ufacık bir tebessümün bile beni ihya ediyor. Beni dünyanın en mutlu adamı yapabilirsin hem de sadece gülerek, güzel kız."
Hafifçe kıkırdadığımda beni tekrar göğsüne bastırdı. "Sana yaşattığım tüm sıkıntıları telafi edeceğim söz veriyorum."
Birden aklıma gelen yara izlerimi hastane önlüğünün gizlemediğini fark ettim. Yıllardır ilk kez birinin yanındayken bileklerim açıktaydı. Birden Gurur'un izleri gördüğünde verdiği tepki aklıma gelince bileklerimi nereye saklayacağımı şaşırdım. Bu telaşımdan Gurur ne yapmaya çalıştığımı anlamış olacak ki beni kucağına alıp hiç zorlanmadan ayağa kalktı. Lavabonun yanına gelince yere bırakıp yüzümü yıkadı. Ellerimi yıkamaya çalıştığında zorla kurtardım ellerimi ve çabucak kendim yıkadım.
"Benden hiç bir şey için utanmana gerek yok." dediğinde utandığım için odaya doğru kaçtım ve kendimi birden aşırı yorgun hissederek yatağa çıkıp uzandım.
Hemen ardımdan gelen Gurur da yatakta yanıma oturdu. Gözlerimin içine uzun uzun baktıktan sonra ansızın iki elimi birden yakalayarak iki izimi birden öptü. O an kalbim duracak sandım. Çünkü o izlerin daha büyüğünü kalbimde taşıyordum ve Gurur'un öpücüklerini tam orada hissetmiştim. Bu, bu hafifletici bir etki yaratmıştı ta derinlerimde.
"Yaptığım şeyin yanlış olduğunu biliyorum ancak o zamanlar tek çare bu gibi gözükmüştü. Ama şimdi ne kadar hatalı olduğumu biliyorum."
"Tamam, bebeğim. Tüm bunları daha sonra konuşacağız. Ben de sana izlerini gördüğümde neden bu kadar büyük tepki gösterdiğimi anlatacağım. Ama daha sonra. Hele sen bir iyileş. Eve geçelim. Her şeyi konuşacağız."
Bu konuşmaları ben de şimdi yapmak istemiyordum. Bunun için gücüm yoktu, şuan sadece Gurur'un kucağına bir kedi gibi kıvrılıp uyumak istiyordum.
"Eve gitmek istiyorum."
"Bilmiyorum. Doktorunu çağırıp seni bir kontrol etmesini isteyeceğim. Eğer izin vermezse buradayız bugün. Evde hastalanmanı istemiyorum."
"Artık daha iyiyim." dediysem de bu onu durdurmaya yetmedi. Bana inanmışa benzemiyordu. Sonuçta az önce kusan bendim. Bana inanmasını beklemek bile saçmaydı.
Gurur yataktan kalkıp "Hemen dönerim." dedikten sonra odadan çıktı. Kapı daha arkasından kapanmadan Burcu içeri girdiğinde onun da perişan halde olduğunu gördüm.
"Merhaba." diye mırıldandım.
"Merhaba." diye karşılık verip yanıma geldi ve eğilip yanağımı usulca öptü. "Yine beni çok korkuttun. Mide kanaması geçirdiğini duyunca ödüm koptu. Halil Bey'i üzerine geldiği için öldürebilirdim."
"Boş ver." dedim. "Artık daha iyiyim."
"Bari bana yalan söyleme. Yine kusmuşsun." dedi kaşlarını çatarak. "Gurur söyledi çıkarken."
"Şimdi daha iyiyim. Gerçekten." diyerek onu ikna etmeye çalıştım.
"Valla derdini bana değil, Gurur'a anlat. Hastanelerden nefret ettiğini ve biran evvel buradan kurtulmaya çalıştığını biliyorum ancak iyi olduğundan emin olmadan Gurur'un seni buradan çıkaracağını sanmıyorum." dedi gülümseyerek. "Senden etkilendiğini zaten anlamıştım. Ama onu aradığımda çok çabuk gelişi, geldiğinde ve seni gördüğünde nasıl perişan olduğunu gördüğümde sana âşık olduğunu anladım."
Gurur'un bana âşık olduğunu Burcu'nun ağzından bile duymak kalbimi hoplatırken, onu korkuttuğumu duymak içimi sızlatmıştı.
"Burcu, onu gerçekten seviyorum. Ama duyduklarından sonra hala bana âşık olacak mı diye düşünmeden edemiyorum."
"Elbette olacak. Bunun için endişelenme. Sen kötü bir şey yapmadın ki."
Tam Burcu'ya itiraz edeceğim sırada doktor ve kaybetmekten deli gibi korktuğum adam içeri girince sustum. Doktor benimle konuşurken bile gözlerimi Gurur'dan alamadım. Bütün ömrüm boyunca ona bıkmadan usanmadan bakabilirdim. Ne olursa olsun onunla birlikte olacaktık. Dediği gibi şu dakikadan sonra ayrı olmamıza imkân yoktu.
♥ Derin'i hastaneden alıp kendi evime doğru götürürken arabayı şoför kullandığı için arkada oturuyorduk. Aslında ben arabanın arkasında Derin ise benim kucağımda oturuyordu. Arabaya biner binmez resmen arabayı şoförün kullanmasına sevinmişti. İlk önce nedenini anlamamıştım ancak kucağıma çıkıp bir kedi gibi kıvrıldığında nedeni gayet iyi anlamıştım. Derin ufacık şeylerle mutlu olurken beni de mutlu etmeyi çok iyi beceriyordu.
Evime vardığımızda Derin'i usulca uyandırmayı denedim. İsmiyle seslendiğimde sıçrayarak uyandı ve onu hiç uyandırmadan eve taşımadığıma pişman oldum.
"Gurur?" diye soldu soru edasıyla.
"Eve geldik, papatyam. Korkma."
"Hangi eve?" diyerek çevresine bakındı. "Beni bırakıp gitmeyeceksin, değil mi?"
"Saçmalama, güzelim. Nasıl bırakırım seni?" Bu ürkek tavrı yüzünden içim burkuldu. "Bir daha olmayacağına dair söz verdim. Hatırlıyorsun, değil mi?"
Başını yukarı aşağı belli belirsiz salladığında öyle sevimli ve tatlı gözüküyordu ki. "Hadi sana evimi göstereyim."
Birlikte evime girerken gergin olduğunu hissettim ve onu sakinleştirmek istedim. "Evde hizmetçilerden başka kimse yok."
"Babaannen ve amcan neredeler?" diye sordu. Hala çekingen adımlarla ilerliyordu evin içerisinde.
"Şehir dışındalar." diyerek Derin'i evin üst katındaki yatak odama yönlendirdim. "Bugün düşünmeye ara ver, olur mu? Sadece dinlen ve iyileş."
"Tamam, ama keşke benim evime gitseydik." dediğinde odamın kapısından girmiştik bile. Dilediği şey karşısında kaşlarım çatılmıştı ister istemez.
“Neden?”
"Bilmiyorum, sevgilim ama bu ev bana biraz ürkütücü geldi." diyerek kollarımın arasına girdi. "Buraya ev demek bile haksızlık aslında. Bu köşk çok büyük ve çok karanlık."
"Haklısın. Ben de bu eve ilk geldiğimde korkmuştum. Ama ben cesur olmak zorundaydım. Çünkü korktuğumda sarılacak, beni sakinleştirecek kimsem yoktu." Çoktan eskilere dalıp gitmiştim ama yine de ağzımdan çıkanlar beni şaşırttı. Çünkü daha önce kimseyle paylaşmadığım şeylerdenbahsediyordum. Birden toparlanmak istedim. Derin’e karşı olan duygularım beni korkutuyordu. "Sen şanslısın ama." dedim gülümseyerek. "Çünkü ben yanındayım ve korkmana gerek yok."
"Yatmak istemiyorum, sevgilim. Geceden beri yatıyorum zaten." diye itiraz etti ben onu kendi yatağıma yönlendirirken. Oysa benim aklımdan birçok yaramaz düşünce geçiyordu. Bunların arasında da yatmak son sırada bile yer almıyordu. Ancak toparlanmak zorundaydım. Yine!
Derin ile çözmek zorunda olduğumuz problemler vardı. Her şeyden önce oturup konuşmak zorundaydık. "Tamam. Sadece uzan ve konuşalım, bebeğim."
Konuşalım dediğim an yüzünün rengi attı sanki. Ama uysal bir şekilde yatakta örtünün altına yerleştiğinde uyum sağladığını düşündüm.
"Sana neden intihar ettiğimi anlatmamı istiyorsun." dedibir tutam saçı ile oynarken. Bunu sıkıntıya girdiği zaman yaptığını daha önceden fark etmiştim.
"Evet. Bilmek istiyorum. Seni bu çaresizliğe sürükleyenin ne olduğunu bilmem lazım. Daha önemlisi bunu bir daha yapmayacağından emin olmam lazım." diyerek elini tuttum. "Ben de sana neden izlerini gördüğümde bu kadar korktuğumu anlatacağım."
Odanın kapısı çalınca konuşmamız bölündü. İçeriye giren hizmetçiye kızmadım çünkü yukarıya çıkmadan bize yiyecek bir şeyler getirmesini ben söylemiştim.
Hizmetçi hızlı adımlarla gelip elindeki tepsiyi yatağın kenarına çektiği masaya bıraktıktan sonra hemen odadan çıktı. Derin'e zorlu konuşmamızın öncesinde zorla sandviçlerimizden yedirdikten sonra başlaması için bekledim. Bir süre sonra yatakta yanına oturduğumda konuşmaya başladı.
♥ Gurur'a geçmişimden bahsetmek zordu ama aynı zamanda ilk kez birine her şeyi anlatıp kurtulmak istiyordum sırtımdaki yüklerden. Benimle birlikte birinin bu yükü omuzlamasına ihtiyacım vardı. Her şey ile tek başıma mücadele etmekten çok yorulmuştum.
"İstanbul'a gelmeden önce Ankara'da yaşıyordum. Ailemle birlikte. Ankara Üniversitesinde Hukuk Bölümünde okuyordum." Devam edebilmek için sertçe yutkundum. "Ailemin isteği üzerine o bölümde okuyordum. Babam çok katı, hatta despot denebilecek kadar kuralları seven bir adamdı. Bense onun aksine kural tanımayan bir ergendim. İngiltere'de liseyi okudum ve o yıllarda babamı arkadaş çevrem ile delirtiyordum. Oysa istediğim sadece biraz ilgisi ve şefkatiydi. Ama onun sadece işi, kariyeri ve şanı önemliydi. Babam Türkiye İngiltere Başkonsolosu'ydu, Gurur."
Eğilip başıma devam etmem için destek verici bir öpücük bıraktı. Babamdan bahsettikçe geriliyordum ama biran evvel bu mevzunun kapanması için hızla anlatmaya devam ettim. "En sonunda babam tayinini Ankara'ya aldırdı. Beni Hukuk Bölümünde okumam için zorladı. Oysa beni hayalim konservatuarda okumaktı. Ama babam "Koskoca başkonsolos Necmettin Çelik'in kızı şarkıcı oldu dedirtmem." diyerek olaya noktayı koydu ve kaydımı Ankara Üniversitesi'ne yaptırdı. Zorla okula gidiyordum ancak yine de babama içten içe yaranmak istediğimden derslerime asılmıştım. Bir öğretmenimizden özel ders almamı istedi babam. Bana zerre güveni olmadığı için öğretmeni de kendi ayarlamıştı. Adamın kendi odasında ders almaya başladığım gün tiksinmiştim ondan. Ama bir türlü adını koyamıyordum. Fazlasıyla sırnâşıktı ama bana öyle geliyor sanıyordum. Sonuçta koskoca profesördü, sapık olamazdı."
"Bebeğim, ağlama." Gurur beni kendine sıkı sıkı bastırdı. Canımı acıtıyor olmasına rağmen bu iyi gelmişti çünkü yanımda olduğunu hissettirmişti.
"O koskoca profesör bana tecavüz etmeye kalkıştı. Elinden şansım yaver gittiği için kurtulduğumda ise beni bu olayı bir başkasına anlatırsam kimsenin bana inanmayacağını aksine kendisine inanacaklarını söyledi. Ben yine de yılmadım ve olanları babama anlattım. Ama..." devamını getiremedim çünkü geçmişi hatırlamak aynı o günkü gibi acıyı, hayal kırıklığını hissettirdi.
"Yanındayım, bebeğim. Ben senin yanındayım ve ben varken sana kimse zarar veremez. Buna asla izin vermem. Asla."
İçime derin bir nefes çekerek sakinleşmeye çalıştım. "Babama anlattığımda bana inanmadı. Buna inanabiliyor musun? Öz babam öz kızının sırf o okuldan kurtulmak için böyle bir yalana başvurduğuna inandı. O profesöre de benim böyle bir yalan söylediğimi anlattı ve adam peşime düştü.
Babam bana inanmamıştı ancak başkasına da anlatırım diyepeşime düştü. Sonunda ben de kaçmayı denedim ama babam engel oldu. Benim akıllanmayacağımı söyleyip beni kendi gibi bir konsolosla zorla evlendirmeye kalktığında ölmek istedim. Tek çarenin bu olduğunu düşündüm. Tacize uğramıştım ve öz babam tarafından profesör gibi önemli bir kişiliğe iftira atmakla suçlanmıştım. Annem desen umurunda bile değildim. Onun görevi babamın ağzına bakmak ve sosyetedeki yerini korumaktı.
Özetle sevilmiyordum ve yaşamak için en ufak bir sebebim yoktu.
Ben de bu yüzden ölmeyi tercih ettim. Başka yolu yok gibi gelmişti. Ölseydim hepsinden kurtulacaktım. Ancak başaramadım, babam buna bile izin vermedi. Bu yüzden ona daha da kızdım ama şimdi ona beni kurtardığı için, sadece bunun için minnettarım."
Boktan hayatımın boktan özeti işte buydu!
♥ Ben daha anlatılanların tek bir kelimesini sindirememişken, Derin birden başını göğsümden çekti ve "Bana inanıyorsun, değil mi?" diye sordu. Sorusu kafamı karıştırırken bakışlarındaki şüphe ile allak bullak oldum. Nasıl ona inanmadığımı düşünebilirdi?
"Tabi ki sana inanıyorum. O nasıl soru öyle?" diyesordum ve başını tutup sertçe göğsüme bastırdım. Gözyaşları canımı yakıyor olması bir yana ona inanmamdan şüphe etmesi beni deli ediyordu. Tabi anlattıklarının yanında tüm bunlar bir hiçti.
"Gurur, kendi ailem bana inanmadı. Sen de yalan söylediğimi düşünebilirsin."
Sinirimden öyle kasılmıştım ki Derin’e zarar vermemek için onu kendimden uzaklaştırmak zorunda kaldım. Omuzlarından tutup ittiğim sırada yüzünün aldığı hal içler acısıydı.
"Söylediğim şey belki zoruna gidecek ama ailen kafayı yemiş. Sana tüm kalbimle inanıyorum. Anlattıkların öyle can sıkıcı ve yakıcı ki o babanı kendi ellerimle öldürmek istiyorum şuan." Derin bir soluk alıp sakinleşmeye çalıştım. "Benden şüphe etmene kızamıyorum bile çünkü hepsi onların suçu. Ama sana olan sevgimden de inancımdan da şüphe etmeni istemiyorum."
Masumca başını salladığında o kadar sevimli gözüküyordu ki birden sakinleşiverdim. Yüzünü ellerimin arasına alıp akan yaşları dudaklarımla sildim. Ancak birden aklıma gelen düşünceyle kasılarak geri çekildim. "Keşke bana en başından başına gelenleri anlatsaydın. Dokunuşlarımla seni nasıl korkuttum. Belki de tiksindin."
"Hayır, sevgilim. Senden tiksinmem mümkün bile değil. Bana hiç tatmadığım duyguları tattırdığın gibi hiç bilmediğim hisleri de yaşatıyorsun. Dokunuşlarını arzuluyorum. Dudakların bana değdiğinde aklımı kaybedecek gibi oluyorum ancak ne kadar istesem de korkuyorum." Cümlesinin sonunda sesinin titrediğini duyunca içimden binlerce küfür savurdum onu bu hale sokan profesörbozuntusuna.
"Aramızda istemediğin hiçbir şey geçmeyecek, bebeğim. Söz veriyorum. İstemezsen sana dokunmam bile." Parmaklarını dudaklarımın üstüne bastırdı ve beni susturdu.
"Sus, lütfen. Bana dokunmazsan ölecekmişim gibi hissediyorum." Yüzüme yayılan gülümsemeye engel olamadım çünkü ben de ona dokunmazsam ölebilirmişim gibi hissediyordum.
"Tamam, sakin ol. Ben sadece bana güvenmeni istiyorum. Benden korkarsan ya da tiksinecek olursan kafayı yerim. Anlıyor musun?"
Başını salladı ve bu kez kucağıma onu çekmemi beklemeden gelip kendi yerleşti göğsüme. "Anladım."
"Ve bir daha asla ama asla kendine zarar vermeyeceksin. Kendini ne kadar çaresiz hissedersen hisset bana geleceksin, tamam mı?" diye sordum ama cevap beklemeden devam ettim. Çünkü benim için düşüncesi bile korkunçtu. "Ben senin çaresizliğinin çaresi olurum. Gerekirse yoktan var ederim. Varı yok ederim. Senin için her şeyi yaparım."
"Teşekkür ederim." dedi ve titrek bir şekilde içini çekti. "Seninle karşılaşana kadar dünyanın en şanssız insanı olduğunu düşünürdüm ancak şimdi görüyorum ki en şanslı insan benim. Senin gibi bir adama âşık olmak benim şansım."
"Asıl şanslı olan benim. Sana verdiğim zarara rağmen hala yanımda olman büyük şans." diyerek saçlarına sayısız öpücükler bıraktım. "Bunu için de kendimi affettireceğim, bebeğim."
"Neden intihara kalkıştığım için beni bırakıp gittiğini söyleyecek misin?"
Of! Ben bunu söylemem gerektiğini tamamen unutmuştum. Bir açıklama borçlu olduğumu biliyordum ancak bazı şeyleri dile getirmek benim için cehennem azabı gibiydi ve ben bunu daha önce hiç yapmamıştım. Birkaç gün önce Derin’e amcam ve babaannem ile aynı evde yaşadığımı anlatmak bile bana zor gelmişti. Saçmaydı belki ama zordu işte!
"Babam da kardeşim de öyle öldüler, Derin. İkisi de intihar etti. İntihara meyilli olduğunu düşünüp korktum ve seni kaybetmekten korktum. Bu düşünceyle yaşamaktan korktum. Bu kadarını bil yeter."
"Gurur, ben..." hıçkırığı lafını böldü ama ısrarla konuşmaya çalıştı. "Ben çok üzüldüm. Zamanında intihara kalkıştığım için pişman olmuştum zaten ama şimdi seni böyle korkuttuğum için daha çok pişmanım, sevgilim." Doğrulup bacaklarımın arasına yerleşti ve yüzümün neredeyse her santimine öpücükler kondurdu. Bu kız beni en kötü halimde bile kendimden geçirmeyi başarabiliyordu...