Bölüm 4.2

4367 Kelimeler
Gurur'u ne kadar öpsem doyamıyordum. Ona dayanamıyordum artık. İçim sızlamıştı söylediklerinden sonra. Kendi başıma gelenler bile böyle yakmamıştı canımı. Sevmek böyle bir şey miydi? Âşık olunca insan, sevdiğini daha çok mu düşünürdü? Onun canı yanınca seninki bin misli mi yanardı? "Söz veriyorum, bir tanem. Asla ama asla canıma kıymaya kalkmayacağım. Asla! Ne olursa olsun sana geleceğim. Yeter ki beni bırakma, sevgilim. Bu saatten sonra sensiz nefes bile alamam." diyerek düşüncelerimi daha doğrusu hissettiklerimi ve korkularımı paylaştım. "Bırakmam." diyerek dudaklarını dudaklarıma bastırdı. Beni sanki bırakırsa bir daha öpemeyecekmiş gibi tutkuyla öptü. Aklımı başımdan almıştı öpücüğüyle. "Asla bırakmam." diyefısıldadığında sesinin tınısı yüzünden kafatasımda kalan son beyin kırıntısı da uçup gitmişti. Bu kez onun dudaklarına tutkuyla yapışan bendim. Dudaklarımı araladığımda ağzımı talan eden dili sayesinde bütün bedenim arzuyla sarsıldı. Ona sıkı sıkı tutunmaya çalışırken birden dudaklarını geri çekmesiyle uçurumdan yuvarlanıyormuşum gibi hissettim. "Özür dilerim. Seni korkuttum yine." dediğinde gözlerimi kısarak ona baktım çünkü neden bahsettiği hakkında en ufak bir fikrim yoktu. "Titredin." diyerek aptal bakışlarıma karşılık verdi. "Korktuğum için değildi." dediysem de çatılan kaşlarının düzelmemesinden bana inanmadığını anlamıştım. "Korkmak aklıma bile gelmemişti, yemin ederim." "Tamam, sevgilim." diyerek beni kucağına çekip burnunu saçlarıma dayayıp derin bir nefes çekti içine. "Ama yavaşlasak iyi olacak." İtiraz etmeme fırsat vermeden yataktan kalktığında iyice korkmaya başladım. Kalbim deli gibi atarken ve Gurur yatak odasının içindeki bir kapıdan geçip gözden kaybolurken arkasından bakakaldım. Tam gözyaşlarım akmaya hazır hale gelmişken odaya geri döndü Gurur. Üzerinde sadece siyah bir spor kesim atleti ve aynı renk boxerı vardı. Ben tam bu haliyle bile ne kadar karizmatik gözüktüğünü düşünürken elinde tuttuğu bir şeyi hava da sallayarak bana gösterdi. "Uyku vakti." Şaşkın bakışlarıma aldırmadan siyah bluzumu etek uçlarından tutup havaya kaldırdığında uslu bir kız olup kollarımı havaya kaldırıp ona bluzu çıkarması için yardımcı oldum. Bir an için utansam da içimde var olan atlet ve gösterdiği ilgiye duyduğum hayranlık yüzünden utanmaktan vazgeçmiştim. Ancak bana getirdiği büyük tişörtün üzerime giydirdikten sonra sıranın pantolonuma geldiğini bildiğimden kıpkırmızı oluverdim biranda. Gurur geri çekilmeden saçlarımı düzeltti. "Sen yatağa yerleş, ben hemen dönerim." Ona minnet dolu bakışlarımı sundum ve o tuvalet olduğunu tahmin ettiğim ikinci kapıdan geçer geçmez aceleyle kalkıp pantolonumu çıkardım ve yatağa dönüp yorganın altına saklandım. Gurur odaya döndüğünde ve yatağa girip beni müptelası olduğum kucağına çektiğinde hala kalbim hızla atıyordu. Çıplak bacaklarımızın birbirine değmemesi için gösterdiği özen fark edilmeyecek gibi değildi buna bozulmamaya çalıştım. Ama bu çok zordu. "Benden uzak durma. Lütfen." diye yakındım dayanamayarak. "Sadece seni rahat ettirmeye çalışıyorum." Gözlerini görmesem de içindeki sıkıntıyı hissedebiliyordum. "Seninleyken hiç olmadığım kadar rahatım." dedim ve itiraz etmesine fırsat vermeden bacağımı üstüne atarak iki bacağının arasına soktum. "Ben böyle rahatım işte." Buna inanması bu kadar zor mu? Gerçekten de böyle çok ama çok rahatım.. ♥  Sabah sabah bu ne gürültü? diye söylenerek uyandım ve hala yanımda mışıl mışıl uyuyan güzel meleğe baktım. Uyanmamasına şaşırmamıştım. Zorlu geçen bir haftanın sonunda huzurlu bir uykuya ihtiyacı olması kadar doğal olsa gerekti.  Onun bu uykusunu ısrarla bozmak isteyen gürültücülere hesap sormak için kalkıp odadan çıktığımda sabah sabahgörmek istemeyeceğim iki yüzle karşılaştım. "Günaydın. Ne bu patırtı?" diye sordum sert bir tonda, karşıma çıkan amcama ve babaanneme.  "Seni uyandırmaya gönderdiğim kız bana bunu yapamayacağını çünkü yanında misafirin olduğunu söyledi." dedi amcam. Yüzünde en ufak bir belirti taşımasa bile sinirinden köpürdüğünü biliyordum. "Ne zamandan beri şırfıntıları benim evime getiriyorsun?" Babaannemin Derin’e ettiği hakarete mi delireyim? Yoksa bana yaptığı ergen muamelesine mi?  Yoksa laf arasında yıllardır bu evde yaşamama rağmen hala misafir olduğumu söylemesine mi? Bilemedim doğrusu. "Babaanne." diye gürledim. "Burası benim de evim ve buraya istediğim kızı getiririm." Maksadım her ikisinin de damarına basmaktı. İkisi de bu evin bana da ait olduğu gerçeğini kabul etmek istemese de dedem ve babam sayesinde bu Allah'ın belası koca evde benim de hakkım vardı. "Ben yaşadığım sürece evime metreslerini getiremezsin. Sana o kadar söylüyorum." dedikten sonra arkasını dönüp giderken yalakası amcam da ona eşlik etti. Sinirimden titreyerek odaya girdiğimde boş yatakla karşılaşınca afalladım. Giyinme odasından çıkan Derin’igörünce rahatlayacağım sırada dün kendi ellerimle çıkardığım kıyafetlerini giydiğini gördüğümde iyice canım sıkıldı. Umduğumun aksine konuşmalarımızı duymuş olmalıydı. Aceleyle telefonunu çantasına tıkmasını izlerken bileğinden yakalayarak onu durdurduğumda zangır zangırtitrediğini fark ettim. "Sorun yok, bebeğim. Sakin ol." diyerek kollarımın arasına aldım onu. "Duydun, değil mi?" Başını kollarımın arasındayken aşağı yukarı salladı. "Bırak gideyim." "Onların ne düşündüklerinin de ne söylediklerinin de bir önemi yok." diyerek onu sakinleştirmeye çalıştım. "Nasıl olmaz? O senin babaannen ve benim bir orospuolduğumu düşünüyor." Bir hışımla geri çekilip Derin’inyüzünü tek elimle tutup sıktım. "Sen dahil, kimse benim sevgilim hakkında böyle konuşamaz." "Ama onların konuşmasına izin verdin." diye sitem ettiğinde gözlerindeki şok ifadesi yerini hayal kırıklığına bırakırken kendime sövmekle meşguldüm.  "Bu yüzden mi üzüldün sen? Bebeğim benim." diyerek yüzünü serbest bıraktım. "Aramızdaki ilişkiyi zamanla göreceksin. Ben sadece damarlarına basmak için karşılık vermedim. Bunun seni böyle üzeceğini akıl etseydim açardım ağzımı yumardım gözümü." Yanaklarını şişirerek dışarıya verdiği nefesten sonra kollarını boynuma doladığında ben de rahat bir nefes aldım. Çünkü bana küsmesinden korkmuştum. "Bir daha buna izin vermeyeceğim. Endişelenme." "Buradan gitmek istiyorum." "Tamam, papatyam." Ellerimle sırtında daireler çizdim. "Bekle, ben de giyineyim." diyerek onu bırakıp aceleyle giyinme odasına girip üzerime eşofman takımımı geçirip odaya geri döndüm. Derin’i örtüsünü düzelttiği yatağın bir köşesinde omuzları çökmüş bir halde otururken görünce bir an için duraksadım. Bu kızı hiç neşeli görebilecek miydim acaba? İki dakikada yatağı bile düzeltmişti. Sanki aileme karşı dün gecenin izlerini örtmeye çalışıyor gibiydi. "Hadi gidelim." Uzattığım elimi sımsıkı tuttuğunda kendi kendime söz verdim. Sana yaşadığın bütün sıkıntıları unutturacağım ve seni neşeli görmek için elimden gelen gelmeyen her şeyi yapacağım, papatyam. ♥  Gurur'un ürpertici evinden babaannesi veya amcasıyla yüzyüze gelmeden çıkmayı başarıp Gurur'un arabasına yerleşince rahat bir nefes aldım. Birlikte pastaneden kahvaltılık bir şeyler aldıktan sonra benim evime gittik. Soğuk havaya rağmen güneş alan sevimli küçük bahçeme geçip keyifle kahvaltımızı ettik. Bu evi sırf bu bahçesi yüzünden bu kadar çok istemiştim zaten. Ben taşındığımda harabe gibi olan bahçenin bugün her yerinde çiçekler vardı. Her birini kendi ellerimle dikmiştim. Yeni hayatımın temellerini bu çiçeklerle kurmaya başlamıştım. O yüzden de benim için bu küçük bahçenin değeri; paha biçilmezdi. Gurur bir yandan gazetesini okurken bir yandan da benimle ilgileniyordu. Benim düşen çeneme karşılık verirken yüzünden benimkinin yansıması olan gülümsemesi eksik olmuyordu. Hiçbir şey söylemediğinde ise ya uzanıp beni öpüyordu ya da saçlarımıokşuyordu. Ben ne mi yapıyordum? İlgisi karşısında mest oluyordum tabi ki! Çalan telefona kadar gayet keyifli bir sabah geçiyorduk. Masada olduğu için telefonumun ekranını görmüştü Gurur. Özcanım... Kendimi Gurur'un bakışları yüzünden suçlu hissetmiştim, çünkü yeşil gözleri ateş saçıyorlardı. Oysa hiçbir suçum yoktu. Özcan benim deyim yerindeyse can ciğer arkadaşımdı. "Efendim." diyerek cevapladığım telefonu, gözlerimi Gurur’un üzerinden almadan. "Bebeğim, hastalanmışsın yine." "Evet. Ama şimdi iyiyim. Merak etme." diye yanıtladım. Soğuk bir şekilde konuştuğumun farkındaydım ve bunun için Gurur'a kızıyordum. Beni böyle etkilemesinden hiç hoşlanmamıştım. "Nasıl merak etmem? Duyar duymaz yanına gelmek istedim. Ama Burcu, o Gurur denen adam ile birlikte olduğunu söyledi." "Merak edeceğini ve beni görmeden rahat etmeyeceğini biliyorum, canım. Ama gerçekten iyiyim. Gurur bana iyi baktı." diyerek hem Gurur'u hem de Özcan'ı rahatlatmaya çalıştım. Özcan'ın sesinden rahatladığını anlamıştım ancak Gurur kafasını önündeki bilgisayara gömdüğü için onun tepkisini ölçememiştim. "Gelsene." Özcan'ı davet ettiğimde bile Gurur'dan hiçbir tepki alamadım, o beni umursamayı bırakmıştı, bu sefer ben onun o bilgisayarda ne ile uğraştığını merak eder olmuştum. "Bana ihtiyacın varsa hemen gelirim. Ama yoksa öğleden sonra geleyim. Biraz işlerim var. Bugün pazartesi. Okula uğramam lazım." Günümü bile şaşırmıştım Gurur ve hastalıkla uğraşırken. Özcan bir özel okulda müzik öğretmeniydi ve küçücük öğrencilerine bile müzik aşkını aşılamayı başarıyordu. "Acelesi yok. Ben bugün evdeyim zaten. Ne zaman istersen gelebilirsin." "Tamam, yavrum." "Burcu sende mi?" diye sordum. Hastaneden ayrıldığımızdan beri onu görmemiştim ve benim evime gelmediyse mutlaka Özcan'da olmalıydı. "Bendeydi. Ama sabah erkenden çıktı. Halletmesi gereken işler varmış, Ankara'ya dönmeden önce. "Kız benim için buraya geldi ama ilgilenemedim onunla doğru düzgün." "Saçmalıyorsun şuan." dedi Özcan. Göz ucuyla Gurur'a baktığımda hala konuşmam ile ilgilenmediğini gördüm. Aksine dikkatini tamamen yaptığı işe vermişti; kaşlarını çatarak bilgisayarına bakıyordu ve parmakları hızla klavyenin üzerinde geziniyordu. "Bizim aramızda böyle şeylerin lafı olmaz. Yani olmazdı, değişen bir şey yoksa tabi?" diyen Özcan'ın sesini duyunca dikkatimi zorla da olsa arkadaşıma verdim. "Tabi ki değişen bir şey yok. Ben sadece o gittiğinde onu çok özlüyorum ve onun arkasından onunla yeterince vakit geçiremediğim için pişman olmak istemiyorum" Gurur başını kaldırmadan yan gözle bana baktığında kalbim sanki o gözlerle ilk defa karşılaşıyormuşum gibi heyecanla atmaya başladı. Ben de yarattığı bu etkiden korksam bile hoşuma gitmediğini söyleyemezdim. "Bu akşam birlikte bir şeyler yapalım o zaman." dedi Özcan. "Gurur da bize katılsın. Hem biz de onu tanıyalım biraz." "Olabilir ama ona da sormam lazım." "Tamam. Ben şimdi çıkıyorum. Sonra konuşuruz." "Tamam. Görüşürüz." diyerek kapattım telefonu ve arkama yaslanıp üzerimdeki şala sıkı sıkı sarındım üşüdüğüm için. Yalnız beni üşüten soğuk hava değil Gurur'un soğuk bakışlarıydı. Sevgilimin dengesiz olduğundan emindim artık. Çünkü dünden beri benimle sabırla ve şefkatle ilgilenen adam gitmiş yerine sanki benden hiç mi hiç hoşlanmayan bir adam gelmişti. Ve bu adam, daha doğrusu benden hoşlanmıyor oluşu beni acayip korkutuyordu. "Bir sorun mu var?" Daha fazla fırtınalı bakışlarına dayanamayıp sormuştum işte! "Hayır. Biraz daha iyiysen artık benim çıkmam lazım." Sanki gidecek ve bir daha gelmeyecekmiş gibi hissettim ve korkum tavan yaptı. "Neden?" diye sordum fısıltı gibi çıkan sesimle. "Şirkete gitmem lazım." dedi önündeki bilgisayarı kapatıp ayağa kalkarken. "Geri gelecek misin?" Sonlara doğru sesim çatallaşıncakendime kızdım gayri ihtiyari. Çünkü niyetim kendimi acındırmak değildi. Aksine bunu hiç istemiyordum. "Tabi ki geleceğim." Belime bastırdığı avucuyla beni yavaşça kendine çektiğinde gözlerim gözlerine kilitlenmişti. Gözleri dudaklarıma indiğinde kalbim atmaktan vazgeçti ve sabırsızlıkla dudaklarının dokunuşunu bekledim. "Ben her zaman sana gelirim. Çünkü artık tek yönüm sensin." O an hüngür hüngür ağlamak istedim çünkü aşığım Gurur geri dönmüştü. "Hiç gitme." Dudaklarımız nihayet birleştiğinde dünyalar benim oldu. Ben ki filmlerdeki öpüşme sahnelerini bile abartılı bulurdum, ben ki öpüşen insanları yüzümü buruşturarak izlerdim. Ama şimdi aşkın ve seksin neden dillere destan olduğunu çok net anlıyordum. Gurur'un sadece tek bir bakışını değil, dudaklarını ve ellerini de istiyordum. Her şeyimle onun olayım istiyordum. Araladığım dudaklarımın arasından geçen dilinin darbeleri de, belimden kazağımı sıyırıp içeri sızan eli de beni korkutmuyor aksine daha fazlası için inlememe sebep oluyordu. Geri çekilmeyi başardığında göz bebekleri büyümüş, rengi koyulaşmıştı. Benimkilerin de ondan farklı olduğunu sanmıyordum. Bahçenin orta yerinde olduğumuz halden biraz utandığımı gizlemek için akşam arkadaşlarımla yakından tanışmasını teklif ettim. “İşlerim var.” Demesi beklemediğim bir cevap olsa da bozulduğumu belli etmemek adına başımı yukarı aşağı salladım. “İşlerimi erken bitirebilirsem size katılırım.” “Tamam.” Diye mırıldandım yeniden değişen ruh haline karşılık. “Yalnız dışarı çıkmanı istemiyorum. Daha yeni toparlanıyorsun.” “Yok, evde oluruz zaten. Dışarı çıkacak halim mi var baksana.” Diyerek onu teselli ettim ve ardından onu geçirmek için bahçe kapısına kadar ona eşlik ettim. O kapıdan çıkıp gittiğinde bile arkasından bakmaya devam ettim ve onun bu değişken ruh haliyle ne yapacağımı düşündüm. ❖  Arkadaşlarıma yeteri kadar ilgi ve vakit ayırmadığımı fark ettiğimden ilgimi de vaktimi de onlara vermeye karar verdim. Sonuçta Gurur benimle birlikte olmak istemiyorsa bu onun bileceği işti. Belki fazla abartıyordum, adamın sonuçta sadece kendine ait koca bir şirketi vardı, belki gerçekten işleri vardı ilgilenmesi gereken ama dengesiz tavırları istenmediğimi düşünmemi sağlıyordu ve bu canımı fazlasıyla yakmaya yetiyordu. Arkadaşlarımla vakit geçirmek bana da iyi gelecekti. Biliyordum çünkü daha önce de defalarca aynı yöntem işe yaramıştı; arkadaşlarım bilmeden de olsa yaralarımı sarmıştı.Burcu'yla ve Özcan ile konuşup benim evime gelmelerini söyledim. Akşama kadar onlara yemek yapmakla uğraştım. Evimi temizledim, bahçedeki çiçeklerimle ilgilendim. Onları sevgiyle ve şefkatle besledim. Kafamı dağıtmakta yıllardır işe yaramışlardı ama şimdi yaramıyorlardı. Gurur'u kafamdan da gözümün önünden de atamıyordum. Akşama kadar deli gibi yorulmuştum ama beni asıl yoran kalbimdi. Çok yorgundu kalbim çünkü onsuz geçirdiğim bütün saatlerde Gurur'u deli gibi özlemişti zavallım. İlk arayan ben olmamak için bütün gün direnmiştim. Tam bu direncim kırılmak üzereyken kapı çaldı. Kapıyı açtığımda karşımda en sevdiğim iki arkadaşımı buldum ve sevinçle ikisini birden kucakladım. Arkadaşlarım geldikten sonra güzel vakit geçirdim. Yıllardır olduğu gibi bana tüm dertlerimi, acılarımı unutturdu arkadaşlarım. Ama aklımdan biran olsun çıkmadı Gurur. O da yanımda olsun istedim, arkadaşlarımı tanısın, ailem gibi olan arkadaşlarım sevdiğim adamı tanısın istedim. Onu nasıl sevdiğimi görsünler, neden sevdiğimi anlasınlar istedim. Aklımı dağıtan arkadaşlarım değil Gurur olsun istedim ama saatler geçmesine rağmen istediklerim yerine gelmedi. ♥  Derin’in kapısında bekliyordum. Elim bir türlü zili çalmaya varmıyordu. Çünkü sebebini anlayamadığım bir öfke selinin için savrulup duruyordum. Öğlen vakitlerinde bu kapıdan çıkıp gitmiş olsam da aklımı burada unutmuştum. Tüm gün kendimi işe verememem öfkemin başlangıcını atmıştı. Akşam olup, şirket boşaldığında soluğu Derin’in yanında almak istediysem de yapamamak öfkemi katlamıştı. Buraya gelememiştim istememe rağmen, çünkü Derin’in arkadaşlarıyla birlikte olmak isteyeceğini düşünmüştüm. Benimle değil de arkadaşları ile birlikte olmak istemesi beni kızdırmamış, kırmıştı. Bu da daha da çok öfkemi körüklemişti. Kapının diğer tarafında değil de bu tarafında olmak. Özgüvenimin sıfırda olduğunu fark etmek. Şu an öfkeme sebep çoktu, herhangi bir şey daha aramama gerek yoktu. Ama Derin’i görme arzum öfkemden bile ağır bastığında zili çaldım. Çok geçmeden kapı açıldı ve papatyam ile göz göze geldim. Saniye sürmedi gözlerimizin sarılışı. Çünkü Derin kendini açtığım kollarımın arasına bıraktı. Sımsıkı sardım hemen onu. Kokusunu içine kana kana çektiğimde içimdeki özlemi kendi kendime de olsa itiraf ettim.  Onsuz geçirdiğim saatlerde kendimi işime bile verememiştim. Oysa bu işte ustaydım. Sıkıntılardan kendimi işe vererek kurtulmuştum yıllardır. Hatta bugün bu kadar başarılı bir kariyere ve şirkete sahip olmamın sebebi de buydu; kendimi işime adamam ve içimdeki başarma hırsı.Oysa şimdi bu güzel kız bana bildiğim inandığım her şeyi unutturuyordu. Otuz iki yaşında olmama rağmen yirmi yaşındaki bir delikanlının duygularını taşımaya başlamıştım bu güzel kızla beraber. Derin kollarımdan ayrılmadan önce boynuma dayadığı burnuyla koca bir nefes çekti içine, ben de o sırada aynı işlemi onun saçlarında gerçekleştiriyordum. Onun o enfes ve başdöndürücü kokusuna daha ilk günden vurulmuştum zaten ama her defasında beni mest etmeyi başarıyordu. Derin beni elimden tutup içeri soktu. Küçük evinin küçük salonuna beş adımlık yolculuğumuzun sonunda vardığımızda buraya gelmeden önceki gergin halime anında geri döndüm. Çünkü umduğum gibi olmamış, arkadaşları henüz hiçbir yere gitmemişlerdi. Ne yazık ki. Beni görünce Burcu hemen ayağa kalktı ama ona bakmamama rağmen Özcan'ın ayağa falan kalkmadığını görebiliyordum. Aksine oturduğu koltuğa iyice yayılmıştı. Bana bu evin ve Derin'in yanının kendi bölgesi olduğu mesajını vermeye çalışıyordu. Ama şebekede problem çıkacaktı farkında değildi.  "Hoş geldin." deyince Burcu, hafifçe gülümseyerek başımı eğdim. "Henüz resmen tanışmış sayılmayız." dedi ve elini uzattı. "Ben Burcu. Derin'in en yakın arkadaşıyım." "Ben de Gurur." diyerek uzatılan eli tutup sıktım. "Memnun oldum."  "Özcan ile zaten tanışmıştın." dedi Derin, bayıldığı geceyi kastediyordu. Başımı hafifçe eğerek Özcan denen o iti de selamladım ve hep birlikte koltuğa oturduğumuz da Özcan'ın yarım ağız "Hoş geldin." dediğini duydum.  Derin kendi içtikleri çayları gösterirken içmek isteyip istemediğimi sordu ve ben istediğimi söyledikten sonra mutfağa doğru gitti. Aslında gidip kendim alacaktım çayımı ama Özcan’ı gözümün önünden ayırmak istemediğim için bu işi Derin’e bıraktım ve koltuğa oturdum. "Derin’den tanışma hikâyenizi dinledim. Oldukça etkileyiciydi." Burcu'nun direk mevzuya girmesinden pek hoşlanmasam da ona çarpık gülümsememi sunmak zorunda kaldım.  "O kadar da değil." "Hayır. Derin ilk kez birinden etkilendiğine göre etkileyici olmalı." Şimdi sohbet güzelleşiyordu işte! Derin’in ilk kez birinden hoşlandığını duymak güzeldi. Ben gülerek Burcu'ya bakarken salona dönen Derin ve onun Burcu'ya sunduğu tehditkâr bakışlarını görünce bu konuşmanın burada sonlandığını anladım ve biraz kenara kayarak Derin’e oturduğum geniş tekli koltukta yer açtım. Derin’in başka bir yere oturması işten bile değildi. Benim uysal sevgilim isteğimi ikiletmeden hemen yanıma bacağını altına alarak oturdu, ben de kolumu omzuna atarak onu iyice kendime yaklaştırdım. Bunu yaparken de gözümü kırpmadan bana bakan Özcan'a bakıyordum. Derin artık tamamen benim, bunu öğrensen iyi olur bakışlarımı sundum ona.  Çaylarımız bitene kadar havadan sudan sohbet ettik. Daha doğrusu Burcu ile Derin ortamdaki gerginliği hafifletebilmek adına bol bol gevezelik etmişlerdi. Ben zaten çok konuşkan bir tip olmadığımdan onlara pek eşlik edememiştim. Özcan ise her ikisine de sadece sataşabileceği pozisyonları yakaladığında lafa katılmıştı.  "Bebeğim, bana bir çay daha getirir misin?" dedi birden Özcan Kardelen'e doğru ve bu sırada Burcu yeni yudumladığı çayını her tarafa püskürttü. Bebeğim dediği kız benim sevgilim olduğu için kanım beynime sıçramıştı ancak Burcu'nun verdiği aşırı tepkiyi anlayamamıştım.  "Sen de ister misin, sevgilim?" Ateş saçan bakışlarımı Özcan'dan ayırıp Derin’e baktığımda bakışlarımı yumuşatmayı başaramamıştım. Çünkü Derin’e de ona bu kadar yüz verdiği için kızgındım. Aklımın gitmesini istemediğim o ücra köşelere Derin zorla göndermeye çalıştığı için ona kızıyordum. Ona uzun bir süre boş gözlerle boş bakmış olmalıyım ki sorusunu tekrarladı. "Bir çay daha içmek ister misin, sevgilim?" "Hayır." dedim sertçe. Hemen ardından titreşen kirpiklerini görünce sesimi biraz daha yumuşamaya zorladım. "İstemem, teşekkür ederim." "Tamam." diyerek fısıldayıp yanımdan kalktığı sırada elini tutup öptüm ve bıraktım.  Derin içeriye gitmeden önce renginin attığını görmüştüm, dönüp Burcu baktığımda gecenin başından beri ilk defa bu kadar suskun olduğunu görüyordum. Tekrar o lanet herife baktığımda ise yüzünde pis bir sırıtış yakaladım. Burada dönen bir şeyler vardı ve bu gece ben bunu öğrenmeden bitmeyecekti. ♥  Mutfakta Özcan'ın çayını doldurduktan sonra içeri dönerken Özcan'ın daha fazla çenesinin düşmemesini ve yeni yeni rayına oturmaya çalışan ilişkime zarar vermemesini diledim.  Özcan ile Gurur'u aynı ortama koymak belki hata değildi ancak Özcan’a Gurur’un benim için ne kadar değerli olduğunu anlatmamam koca bir hataydı. Gurur'un kendisinden hoşlanmadığını anlamış olmalıydı ve beni kaybetme korkusuyla saçmalıyordu. Gurur'a kendine ait olduğumu ispatlamaya falan çalışıyordu.  Özcan'dan da Burcu'dan da vazgeçemezdim. Her ikisi de canımdı benim. Ancak Gurur, onu tanıdığım şu kısa sürede nefesim olmuştu. Ömrüm olmuştu sanki. Geçmişimi öğrenmiş ve bana inanmıştı. Ben yarımı falan değil, tamamımı ona bahşetmiştim. O yüzden artık ona aittim. Arkadaşlarım da bunu anlamak zorundaydılar. Aşk her türlü dengesizliğine rağmen aitlikti ve ben Gurur'a aittim. Özcan'a sert ve tehdit dolu bir bakış atarak çayını verdiğim sırada elimi yakalayıp beni kendi yanına çekti. Bu hareketini beklemediğim için hazırlıksız yakalandım ve bedenimin yarısı Özcan'ın kucağına gelecek şekilde koltuğa oturdum. Kafamdan ayağıma kadar bütün bedenim korkuyla sarsıldı. Bu tarz ani hareketlerden korkardım hep, üstelik şimdi bir de Gurur'un yerinde aniden kalkışını da görünce ödümün kopması gayet doğaldı. "Derin, hadi bize şarkı söyle." diye bağırıp ayağa kalktı Burcuda. Bu da nerden çıktı şimdi? diye düşünürken Burcu elimden tutup beni ayağa kaldırdığında beni kurtarmaya çalıştığını anlayınca ona milyonuncu kez minnettar kaldım. Bu sırada ayağa kalkan Gurur da yumruklarını sıkarak geri yerine oturmuştu. "Gitarımı getireyim ben."  Burcu'nun arkasından aval aval baktığımı fark edince başımı iki yana sallayarak kendime geldim ve çekinerek Gurur'un yanına doğru yürüdüm. Tekrar yanına kıvrılmak istiyordum ama beni reddetmesinden de korkuyordum. Oysa ki boşuna korkmuştum. Ben yanına gidince hemen bana eski yerimi açtı ve ben oturunca beni biraz canımı acıtsa da kollarıyla sıkarak kucağına çekti. Yine de ucuz atlattığımı düşünüp tuttuğum nefesimi bıraktım. Burcu bir elinde gitar, diğerinde benim kemanımla odaya daldığında yüzümü buruşturdum. Bugün iki arkadaşımda bana kazık atıp duruyorlardı. Şarkı söylerken utanmazdım ancak kemanımı çalarken nedenini bilmiyordum ama utanırdım işte! Şimdi Gurur'un önünde çalmak işkence olacaktı benim için. Elim ayağıma dolaşacaktı ve hata yapmam kaçınılmaz olacaktı. "Of, Burcu. Sen çal ben söyleyeyim, lütfen." diye yalvardım. "Saçmalama, Derin." diyerek kemanı elime tutuşturdu. "Gurur, sesini dinledi. Kemanını da dinlemeli."  "Keman mı çalıyorsun?" diye soran Gurur'un yüzünde gördüğüm ifadeyi yorumlayamamıştım ve bu beni daha da heyecanlandırmıştı. "Biraz." diyerek omuz silktim. "Konservatuarda herkes bir enstrüman çalmak zorundaydı. Ben de kemanı seçmiştim." "Sen ona bakma, Gurur." diyerek lafa karıştı Burcu."Mütevazilik ediyor. Kemanına âşıktır ve aralarındaki ilişkinin ifşa olmasından hep çekinmiştir. Aslında muhteşem çalar."  "Burcu." diyerek inledim. Beni daha fazla utandırmak zorunda mıydı acaba?  "Sadece benim için çalardı eskiden." diyen Özcan'a içimden sayısız küfür savurdum. Yanımda gerilen Gurur'u sakinleştirmenin ve Özcan'ın yaptığı gafları toparlanmanın tek yolunun kemanımı konuşturmak olduğunu düşününce ayağa kalkıp şarkıya giriş yaptım. Ne yaptığımı anlayan Burcu, daha önce birlikte defalarca çaldığımız şarkının hangisi olduğunu anlayıp yerine geçip bana yavaşça gitarıyla eşlik etmeye başladı. Ne yapmaya çalıştığının farkındaydım, gitarını arka planda tutarak kemanımı ön plana çıkarıyordu.  Göz ucuyla Gurur'a baktığımda müziğime ve bana hayranlıkla baktığını görünce gülümsedim. Sonunda müziğime hayran olan, dahası bana hayran olan bir erkek vardı karşımda.  Şarkı söylediğim ve kemanımı canlandırdığım süre boyunca bana aşkla bakan adam kemanımı indirip şarkıyı sonlandırdığım sırada gözleriyle duvarlarını ördü Gurur. Gurur'un bir yakın bir uzak tavırlarını anlamak hem çok zor hem de çok yorucuydu. Bir benimdi, bir ellerin.  "Harikaydın, bebeğim. Her zamanki gibi." dedi Özcan ve dikkatimi alkışlamasıyla çekmeyi başardı. Gurur da benim gibi ona kafasını çevirdi. Koltukta kalkmadan biraz doğrulup öne doğru eğildi ve Özcan'a bakarak "Derin’e bir daha bebeğim dediğini duyarsam o dilini koparır eline veririm." diye tısladı adeta.  Bir anda elim ayağım boşaldı korkudan. Ne yapacağımı bilemez bir halde kalakaldım. Özcan'ın otuz iki dişini birden gösteren sırıtışını gördüğümde yüreğim ağzıma geldi, çünkü bununla Gurur'u daha da beter çileden çıkaracağını biliyordum. Aklı sıra onu sınıyordu ama bunun haddine olmadığının farkında değildi. "Senden önce biz vardık, Gurur Bey. Derin'e istediğim gibi hitap ederim. Yıllardır nasılsam senden sonra da öyle olacağım." "Öyle değil, işte!" diyerek Gurur ayağa kalkınca ben de onunla birlikte ayağa fırladım hemen. "Derin eskisi gibi bir başına değil. Eskiden olduğu gibi hareket edemezsin. Edersen bedelini ödersin." "Sen bana da, aramızdaki ilişkiye de karışamazsın."  "Gurur, sakin ol. Lütfen." dedim ama o keskin bakışlarını Özcan'dan ayırmadı. Beni duymuşa benzemiyordu.  “Derin.” Diye bağırdı uyarıcı ses tonuyla. Gözleri bir anlığına benim üzerime düştüğünde sen karışma diyorlardı bana. "Sen kim oluyorsun da Derin’e bağırıyorsun?" Özcan yine araya girince Gurur'dan önce ben dövmek istedim onu. Gurur Özcan'ın yakasına yapışınca Burcu devreye girdi çünkü benim korkudan elim ayağım tutmaz olmuşlardı. "Tamam, beyler. Sakin olun." dedi Burcu ve Gurur'un ellerinden Özcan'ın yakasını kurtardı. Ben de bunu fırsat bilerek Gurur'un önüne geçerek olası bir hareketini engelleyebileceğimi umdum.  "Yalvarırım sakinleş biraz. Ne dediğini bilmiyor, görmüyor musun?" dedim bir cesaretle ama gözlerinde gördüğüm yabancılık yüzünden kırılan cesaretimle sustum. "Derin için ben ilktim, tektim ve son olacağım." İşte şimdi bittim ben! "Biz gidiyoruz." dedi Burcu hemen ve Özcan'ı kolundan tutup çekiştirerek götürdü. Onlar evimden alelacele çıktıktan sonra hissettiğim hayal kırıklığıyla kendimi yorgun hissedip koltuğa çöktüm. Gurur hala tepemde dikiliyordu. Onun gerginliğini görünce kendimi daha da beter hissettim. Başımı ellerimin arasına aldım ve dirseklerimi de dizlerime dayayarak halımdaki desenlere bakmaya başladım. "Hepsi senin suçun." Gurur'un evimi inleten gür sesi karşısında sıçramamak için kendimi kasmam gerekti. "Ona haddini benim değil, senin bildirmen gerekirdi. Kaldı ki benim bildirmeme de izin vermedin." "Gurur, o benim arkadaşım. En yakın arkadaşım." "Senin için durum öyle olsa bile,  belli ki onun için öyle değil. Hem ben de senin erkek arkadaşınım. Eskiden nasıl bir ilişkiniz vardı bilmiyorum ama artık onu devam ettiremeyeceğinizi biliyorum." "Onunla görüşmememi yasaklayamazsın." diye çıkıştım. Başımı kaldırıp ben de ona öfkeyle bakmaya başladım.  "Bana kalsa yasaklarım. Öyle bir adamın hayatında işi yok. Ama illa kalsın diyorsan da sana karşı yılışık tavırlarına bir son vermek zorunda." "Gurur, son kez söylüyorum. Arkadaşlığın anlamını bilip bilmediğinden emin değilim. Ancak o benim altı senelik arkadaşım. En zor günlerimizde birbirimize destek olduk biz. Ve şimdi birden bire hayatıma giren bir adam yüzünden onunla bütün geçmişimi silecek değilim." "Hayatına dalan adam mı oldum şimdi?" Birden beni yanlış anlamasıyla gözlerimi iri iri açarak ona baktım. Bu sıfattan hiç hoşlanmamıştım ve kastettiğim de kesinlikle bu değildi. Çünkü Gurur benim için kesinlikle bu değildi. "Hem senin için ilk olması da ne demek?" "Hayır. Elbette hayır. Ben öyle demek istemedim." diyepanikle ve hızla ardı ardına sıraladım. "Benim için yerin apayrı oldu bu kısacık zamanda. Hayatımda onlar olmadan yaşayabilirim ama sen olmadan yaşayamam. Sana bu kadar kısa sürede nasıl bağlandığımı biliyorsun. Ama beni de anlamaya çalış. Özcan da Burcu da benim ailem gibiler. Sen benim canımsın, yüreğimsin. Senden vazgeçmem imkânsız. Ama onlardan ayrılmak da canımı çok yakar. Anlıyor musun? Özcan ile altı sene önce kısa süreli bir birlikteliğimiz olmuştu. Ama inan bana, sana hissettiğimduyguların yarısını değil, çeyreğini bile ona karşı hissetmedim. Bu yüzden de sadece arkadaş olmaya karar vermiştik." Gurur birden gözle görülür bir şekilde gevşedi ve homurdanarak beni kendine çekti. Birden bire dudaklarıma yapışan dudaklarına karşılık veremedim. O kadar şaşırmıştım yani. Ama kısa sürede o tanıdık tadı alabilmek için ağzımı araladım ve dilinin amansız darbelerine kendimi teslim ettim. Gurur'un bu seferki öpüşünde her zamanki gibi tutku ve aşk vardı ama bir de hırs vardı. Dişlerimiz birbirine çarpacak kadar hırslı öpüyordu beni. Ona ait olduğumu kanıtlamak ister gibiydi alt dudağımı dişlerken.  Yaramaz elleri altımdaki elbiseyi sıyırdığında kalbim heyecandan duracak gibi oldu. Bacağıma dolanan elleriyle beni kucağına aldığında şaşırmayı bile beceremedim. Yine de düşmemek için geniş omuzlarının üstünden boynuna sardım kollarımı. "Sen benimsin." dedi ağzımın üstüne. "Seninim." dedim titreyen sesimle yatak odama doğru ilerlerken.  Yatak odama girdiğimiz de Gurur beni fırlatır gibi yatağa bıraktı ve kendisi de hiç vakit kaybetmeden üzerime uzandığında kalbim daha da hızlı atmaya başladı. Kalbimi bu kez bu kadar hızlı attıran şey korkuydu. Gurur'un gözlerinde gördüğüm karanlık yüzünden korkmuştum. Bilinçaltımda bana zarar vermeyeceğini bilen birkaç hücre varsa bile hepsi yok oluvermişti birden. Ellinin göğsüme inmesiyle bariz bir şekilde titredim ve "Lütfen, dur." diyerek fısıltıyla yalvardım. Beni anlamasını umarak tekrar fısıldadım. "Korkuyorum." "Korkma." dedi ve hemen geri çekilip yanıma uzandı. Boğazıma oturan yumruyla savaş verdim ağlamamak için ancak şefkatle beni kucağına çekip saçlarıma kondurduğu öpücüklerle çözüldüm ve hıçkırıklarla ağlamaya başladım. Çünkü onu bir kez daha reddettiğim için kendimi suçlu hissetmiştim. Oysa birkaç dakika öncesine kadar onu deli gibi arzulamıştım. ♥  Derin en sonunda zorla da olsa kollarımın arasında uykuya dalmayı başarmıştı. Bense hala kendime kızmaktanuyuyamamıştım. Yumuşacık saçlarını yüzünden çekerken güzelliğine ve gevşemiş yüz hatlarını dikkatle inceledim. Sanki uyanık olduğu zamandan daha da fazla masum gözüküyordu. Ki bu hali de kendimi parçalamak istememe sebep oluyordu. Çünkü bana güvenip başına gelen taciz olayını anlatmıştı ama ben buna rağmen onu korkutacak şekilde sert davranmıştım. Sonunda ne olacağını biliyordum. Derin benim dengesiz tavırlarımdan ve sert mizacımdan bıkıp beni bırakacaktı. Ve bu da beni öldürecekti. Bu kızı ilk gördüğüm gün ölümümün ellerinden olacağını anlamıştım zaten ama yine de kendime engel olamamıştım. Özcan'la aralarında olan ilişkiye bir çekidüzen vermek zorunda kalacaktı. Yoksa o herifi öldürecektim. Benim sevgilime âşık olmakla büyük bir hata yaptığı için de en ufak bir pişmanlık duymayacaktım. Derin’e de çok öfkeliydim, benden o pislikle olan geçmişini gizlemeye kalkmıştı. Kendisine kızgınlığımı göstermek istediğim anda bana olan duygularını söyledi ya, işte o an kaybettim kendimi zaten. Onu deli gibi arzuluyordum. Bunu saklamak gibi niyetim yoktu; olsa dahi saklayamazdım. Çünkü arzu içimden bir volkan gibi çağlıyordu. Ancak tamda burada; arzumun dışa vuruşumda hata yapmıştım. Derin ile diğer kadınlarla yaptığım seksi yapmayacaktım. Onunla aşkla ve tutkuyla sevişmek istiyordum. Onun o güzelim bedeninin her santimetresine tapmak istiyordum.Onun da bana tapar hale gelmesini sağlayıp bana bağlı kılacaktım onu. Onu benim yapacaktım. Ancak Derin bunların hiçbirini bilmiyordu. Daha yaşı küçükken başından geçenler yüzünden korkuyordu. Korkmakta haklıydı belki ama ben onu kullanmak isteyen adam değildim, ben onu seven ve onun sevdiği adamdım. Ve seks bizim için aşkımızı gösteriş biçimimiz olacaktı. Tüm bunları Derin’e gösterecektim. Onun için harika planları bu geceden kafamda organize etmeye başlamıştım bile.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE