Uçağın merdivenlerinden çıkarken bir yandan gülümsüyor bir yandan da bu yaptığımıza inanamıyordum. Gurur ile birlikte onsuz geçen dört koca günün sonunda Kıbrıs'a beş günlük tatil yapmak için gidiyorduk. Elinde biletlerle çıkıp geldiğinde de ona inanamayan ve algılayamayan gözlerle bakmıştım zaten.
Özcan'ın mahvettiği geceden sonraki güne Gurur'un kollarında uyanmıştım. Bana gece uyumadan önce gösterdiği şefkat sayesinde kendimi çok da kötü hissetmiyordum. Ancak ona yalan söylediğim için ve Özcan'ın hala bana âşık olduğunu düşündüğü için Gurur hala kızgındı. Yine de bana bir şey belli etmemeye çalışıyordu. Bana kıyamayan bu halleri kendimi iyi hissetmemi sağlıyordu.
Kahvaltıda da düşündüm ve Gurur olmadan yaşayamayacağımı kafamda netleştirdikten sonra kendime de Gurur'a da söz verdim. Özcan ile konuşup hareketlerine çekidüzen vermesini söyleyecektim. Ayrıca hala bana artık âşık falan değildi. Kaldı ki eskiden de bana âşık değildi. Ayrılıp arkadaş olarak devam etmek ikimizin de fikriydi. Bunları da Gurur ile paylaştığımda tekrar gerildi ve kesin bir dille Özcan'ın bana âşık olduğunu ama benim kendisine ait olduğumu ve Özcan'ın da bunu bilmesini sağlayacağını söyledi.
Neyse ki mevzu o gün beraber yaptığımız kahvaltıda son buldu. O gün Gurur işe gitmeyip evden çalıştı ve tüm gün birlikte vakit geçirdik. O günün ertesinde ki günler ise benim için hayal kırıklığıydı. Gurur beni her gece bara bırakıp sahnem bittiğinde beni almasına rağmen sabahın köründe kalkıp işe gidiyordu ve onunla sadece birkaç saat beraber oluyordum. Onda da uyuyor oluyorduk zaten. Bu da beni aramızın kötü olduğu düşüncesine sevk ederken cumartesi akşamı beni işe götürmek için geldiğinde elinde Kıbrıs'a iki bilet tutuyordu.
"Seni sırf bu yüzden ihmal ettim, bebeğim. Seninle beş günlük bir tatil yapabilmek için üzerinde çalıştığımız projeyi hızlandırdık ve teslim ettik." demişti. Gerçekten de bu hiç beklemediğim bir jestti. Nereye gideceğimiz o an umurumda bile olmamıştı. Benim asıl ilgilendiğim ve sevindiğim birbirimize doyacağımız beş gün geçireceğimizdi.
"Güzel kız." diyen Gurur'un sesiyle gülümseyerek uyandım. Uçak havalanır havalanmaz business sınıfı koltuğumda kemerimi açmış Gurur'un göğsüne başımı dayayarak kollarının arasına girip huzurlu bir uykuya dalmıştım. "İnişe geçiyoruz. Kemerini takman lazım."
"Tamam, sevgilim." diyerek geri çekildim ve hemen kemerimi takıp başımı tekrar Gurur'un omzuna dayadım, çünkü hala uykum vardı. Gecenin geç saatlerine kadar sahne alıp evdeki birkaç saatlik uykunun ardından kendimi uçak da bulmuştum. Dolayısıyla uykum vardı, ne yapabilirim?
"Uykucu kız." diyerek başımı öptükten sonra Gurur başını başıma yasladı ve birlikte uçağın tekerleklerinin yere değeceği anı bekledik.
Otelin kapısına gelince limuzinimizin kapılarını açmak için koşarak gelen görevlileri görünce şaşırmadım. Çünkü havaalanının kapısından çıkarken bir görevlinin yanımıza gelip valizlerimizi Gurur'un elinden alması ve bizi son model siyah bir limuzine doğru yönlendirmesinde bütün şaşkınlığımı kaybetmiştim. Bir rüyada gibiydim.
Limuzinden indikten sonra gemi şeklinde inşa edilmiş iştihamı ile göz doyuran ve kapısında kocaman harflerle Noah'sArk yani Nuh'un Gemisi yazan otele hayranlıkla baktım. Asıl hayranlığım otelin süitine girdiğimde çıktı ortaya.
Oda inanılmazdı. Tabi buna oda denirse. Burası benim evimden bile büyüktü! Kapıdan girer girmez Gurur'u bizimle birlikte odaya kadar çıkan görevliyle birlikte arkamda bırakıp süiti keşfe koyuldum. Salonun camları Karpaz körfezinin eşsiz manzarasına ve sahiline bakıyordu. Camları demişken odada duvar yerine cam vardı sadece zaten.
Yatak odasına süzüldüğümde dört kişinin rahat rahatyatabileceği yatağı gördüm ve üzerine oturma isteğime engel olmayı denemedim bile. Yatağa oturur oturmaz odanın yarısını kaplayan kapısı olmayan kocaman banyoyu gördüm ve anında yanaklarım yanmaya başladı. Yanlış görmüyordum kesinlikle, tamamı siyah mermerlerle kaplı banyonun içerisinde kocaman bir jakuzi, şık bir duşakabin bulunuyordu ancak bu koca banyonun kapısı yoktu. Kapısını bırakın onu odadan ayıran bir duvarı bile yoktu. Ne yapacaktım beş gün boyunca?
♥ Odaya girdiğimde Derin’in banyoya bakarak kızardığını gördüğümde içimden gelen kahkahayı bastırmak zorunda kaldım. Niyetimi anlayıp anlamadığından emin değildim ama ona bu banyoda ve bu yatakta düşündükçe utanacağı şeyler yapacaktım, orası kesindi. Derin'in tamamen bana ait olması için daha fazla bekleyecek halde değildim.
"Bebeğim, beğendin mi?" diye sorarak geldiğimi fark etmesini sağladım.
"E-evet." diye kekeleyerek cevapladı sorumu. Tekrar banyoya bakmaktan kaçınır gibiydi ve hemen yataktan kalkıp yanıma geldi. "Ailemle birlikte birçok ülke ve şehir gezdim. Birçok otelde kaldım ama böylesi güzelliğe sahip bir otel daha görmedim."
"Beğenmene sevindim. Buranın reklam projesi bizim şirketteydi. Bize teklifi de kendileri getirmişti ama ben de senin gibi ilk gördüğümde projeye bayılarak zevkle kabul etmiştim reklam projesini devralmayı ve bu yüzden de senin de bu güzelliği görmeni istedim."
Terasa doğru çıkan Derin'i takip ettim. Terastaki jakuziyeardından da manzaraya çevirdi bakışlarını. Yüzündeki hayranlık sayesinde seçimimden dolayı kendimi tebrik ettim.
"Yine de buna gerek yoktu. Ben seninle 20 metrekarelik bir odaya sahip olan bir pansiyonda bile kalırdım. Çok büyük bir zevkle de tatilimi geçirirdim. Seninle olduktan sonra nerede olduğumuzun hiçbir önemi olmazdı." deyince arkasına yaklaşıp kollarımı karnının üzerinde birleştirdim ve onu kendi bedenime yasladım.
"Biliyorum, bebeğim."
"Benim için önemli olan onca işinin gücünün arasında bana vakit ayırman."
"Onu da biliyorum. Sırf bu yüzden de dünyanın bütün güzelliklerini ayağının altına sermek istiyorum. Bütün güzelliklerin tadını seninle birlikte çıkarmak istiyorum."
Gülümseyerek bana döndü ve dudaklarını dudaklarıma bastırıp hızla geri çekildi. "Çok teşekkür ederim. Her şey için."
O güzel yeşil gözlerin içine baktım. Yakından daha da güzellerdi ve bana gerçek aşk ile bakıyorlardı. Sanki bir parça da hayranlık vardı içlerinde. Beni vuran da oydu zaten. Ancak kendimi tutmak zorundaydım. Kendimi tutup akşama kadar sabretmeliydim.
"Şimdi ne yapmak istersin? Biraz dinlenmek mi? Yoksa aşağıya inip denize girmek mi?"
"Tek bir saniyemi bile uyuyarak harcayamam. Sen de çok yorgun değilsen sahile inelim mi?" diye sordu hevesle.
"Yorgunum ama deniz kenarında da dinlenebiliriz." dedim ve belindeki kollarımı çözdüm. "Hadi! Şu üzerindeki kışlıklardan kurtulup bikinini giy."
"Ne yapabilirim?" dedi üzerindekilere bakarken. "İstanbul da donarken burada denize gireceğimize inanamıyorum."
"Evet." dedim ve o içeri girerken rahat rahat üzerini değiştirebilmesi için terasta kalmayı tercih ettim. Bu geceden sonra her şey değişecekti nasılsa...
♥ Deniz kenarına indiğimizde havlularımızı şezlonglara bıraktık ve denize girmek için üstümüzdeki ince elbiselerden de kurtulduğumuzda utanmak aklıma bile gelmedi çünkü Gurur'un üstü çıplak kaslı bedenini hayranlıkla seyre koyulmuştum.
Sonra birden sadece kahverengi bikinimle Gurur'un karşısında durduğum aklıma geldi ve birden yanaklarımdan ayak parmak uçlarıma kadar kızardığımı hissettim. Neredeyse çıplak sayılırdım. Deniz kenarındaki diğer kızların aksine fazlalıklarım vardı. Boyum çoğundan kısaydı. Yüzüm makyajsız olduğu için bembeyaz tenimle oldukça sönük görünüyor olmalıydım. Neyseki bileklerimdeki izlerimi saran tül bilekliklerimi takmıştım.
Ama diğer kızlarla ortak bir yönümüz vardı; o da gözlerimizi Gurur'dan alamamamızdı. Neyse ki Gurur gözlerini bir kez bile onlara çevirmeyerek zaten kırık dökük bir halde olan özgüvenimi zor da olsa ayakta tutmayı başarmıştı.
"Hadi, papatyam. Seni biraz ıslatalım." diyerek beni denize girmeye teşvik ettiğinde ona uydum. Hızlı adımlarla denize doğru yürüyüp kendimi serin suların içine bıraktım. Çünkü biran evvel utancımdan kurtulmak istiyordum.
Dakikalarca hiç durmadan Gurur ile yan yana yüzdük. Hatta bir ara yarış bile yaptık. “Geri dönelim artık.” deyince Gurur kulaç atmayı bırakıp ona döndüm.
“Korktunuz mu Gurur Bey?”
“Hayır, ama çok fazla açıldık.” Yüzündeki ciddi ifadeyi gördüğümde sözünü dinlemem gerektiğini anladım ve ona uyarak sahile yönlendirdim kulaçlarımı. Yine hızlanarak onu geçtim ve o sırada aklıma bir yaramazlık yapmak geldi. Gurur'dan yeterince uzaklaştığıma emin olduktan sonra bağırmaya ve çırpınmaya başladım birden.
Yalandan suyun altına girip çıktığım sırada Gurur'un bana epey yaklaştığını ve numarama kandığını gördüm. Tabi kendimi daha fazla tutamayarak gülmeye başladım ve ayağım artık yere değdiğinden yere basıp ayağa kalktım.
Yere basabildiğimi ve güldüğümü gören Gurur'un yüzündeki ifadeyi görünce sertçe yutkundum. Şimdi hapı yuttum diyedüşünürken hızla bana yaklaştı.
“Sakın ama sakın beni bu şekilde bir daha asla kandırma. Beni canınla sınama!” diye gürledi. Yaşaran gözlerimi Gurur'dan ayırmasam da sahildeki herkesin bize baktığından emindim. Ancak beni endişelendiren bu değildi. Yaptığım eşek şakasından sonra beni affetmemesinden endişeleniyordum. Aynı zamanda da benim için bu kadar endişeleniyor olması göğsümü kabartıyordu.
“Özür dilerim.” diye mırıldandım ama hemen pişman oldum. Daha önce özür dilememi söylemişti.
"Dileme." dedi ve resmen hırlayarak beni sertçe kendine çekip öpmeye başladığında gözlerim kocaman açıldı. Sertliğinden bu kez korkmamıştım. Ancak şaşkınlığım geçtiğinde ona karşılık vermeye başlayıp kollarımı omzuna doladım. O da beni belimden tutup kaldırarak kucağına aldı ve Akdeniz'in serin sularında kendimi onun kollarında kaybettim.
Sahile döndüğümüzde güneş dönmeye başladığı için ve Gurur'un sıcak bedeninden ayrıldığım için üşümüştüm. Ancak sudan çıktığımızdan beri bana bir şey demeden güneşin altındaki şezlongunda uzandığı için ve bana hala kızgın olduğunu düşündüğüm için yanına da yaklaşamıyordum. Oysa beni kollarının arasına alsa anında ısınırdım.
Ben bu hayalleri kurarken biranda bana dönüp tek parmağıyla güneş gözlüğünü aşağı indirerek baktı. Ben de havluma sıkı sıkısarılmış ona bakıyordum.
"Gel buraya." dedi. Sesi o kadar tekdüze çıkmıştı ki hangi ruh halinde olduğunu anlayamamıştım. "Senin şezlongun gölgede kalmış. Benim yanıma gel, üşüyorsun."
Teklif bekliyormuşum gibi - ki bekliyordum - hemen kalkıp bacaklarının arasında bana açtığı yere oturdum ve kolları beni sarıp kendine çekince sırtımı göğsüne yaslayıp kucağında olmanın verdiği eşsiz duyguların tadını çıkardım. Sık sık beni kucaklamasına rağmen her defasında heyecanlanıyordum. Gurur hayatta isteyebileceğim her şeydi. Bu zamana kadar hiç bir sevgilim ya da kocam olmasını falan hayal etmemiştim. Ailem, özellikle de babam benim için tam bir hayal kırıklığı olduğundan insanlara inancım kalmamıştı. Ama kader karşıma Gurur'u çıkartmıştı ve onunla yeniden birçok şeye inanmaya başlamıştım. Bana hissettirdiği her şeyi, hiçbir şeyle değiştirmezdim. Onun için yapamayacak bir şeyim yokmuş gibi hissediyordum. Aşkını içime sığdıramıyordum, taşıyordu adeta.
“Seni çok seviyorum.” diyerek beni saran kollarını sardım. Biranda nefes almayı bıraktığını hissettim. Sanırım bunu söylememi beklemiyordu. Bu yüzden üstüne basa basa söyledim tekrar. “Hem de çok ama çok seviyorum.”
Yüzünü saçlarımın arasına gömerek derin bir soluk aldı. Kokumu içine çekmesine bayılıyordum, çünkü onun kokusu da beni mest ediyordu. "Ben de seni seviyorum, papatyam."
Görmeyeceğini bilsem de kucağında gülümsedim ve önümde duran güneşten gelen ısı ile arkamda duran sevgilimden gelen ısının etkisiyle, tabi büyük ölçekte Gurur'un aşkının verdiği huzurla mayıştım. Güneş batana kadar da kollarının arasında kestirdim.
Akşam olup odamıza çıktıktan sonra sırayla duş aldık. Bornozumla salona geçtiğimde Gurur üzerine siyah spor kesim bir gömlek ve aynı renk bir pantolon giymiş beni bekliyordu.
“Senin için bir hediyem var.” diyerek sehpanın üzerinde duran büyük kutuyu gösterdi. "Gerçi daha çok benim için ama olsun.”
“Bu ne?” diyerek sehpaya doğru gittim ve kutuyu açtım. Kutunun içinden çağla yeşili, ince askılı elbiseyi çıkarıp hayranlıkla baktım.
“Akşam giymen için.” Bunu çekinerek söylemesi ile dikkatimi çekmeyi başarmıştı. Beğenip beğenmememden mi endişelenmişti? Kesinlikle anlayamamıştım.
“Gurur, bu elbise bir harika.” diyerek onu rahatlatmayı umdum.
“Öyleyse giyin de daha fazla beni bekletme.”
Gülümseyerek elbiseyi aldım, tam odaya girecekken kolumdan tutup beni durdurdu ve elime bir kutu daha tutuşturdu. “Bunları unuttun.” dedi.
İçinde ayakkabı olduğunu tahmin ettiğim kutuyu da alıp odaya girdim ve kapıyı arkamdan kapattıktan sonra vakit kaybetmeden giyindim ve hemen banyoda saçlarımı fön makinesiyle kurutup elbisemin belime kadar inen sırt dekoltesinigöz önüne çıkarmak için - daha doğrusu Gurur'un gözüne sokmak için - saçlarımı tepemden dağınık bir topuz yaptım.
Ardından çok hafif olmak kaydıyla bir makyaj yapıp bana aldığı harika topuklu ve elbisemle aynı renk ayakkabılarımı ayağıma geçirdiğimde aynanın karşısına geçip kendimi süzdüm.Bu ben miydim? Bir elbise bir insanı bu kadar mı değiştirirdi?Gurur'un elbise seçimini, özellikle de renk seçimini takdir etmek lazımdı. Çünkü güneş sayesinde hafifçe kızaran tenim ile bu elbise birleşince gözlerimin rengi yemyeşil olmuş ve ben buradayım dercesine ortaya çıkmışlardı.
Odadan çıktığımda Gurur, cam duvarın önünde durmuş batan güneşe rağmen sahili izliyordu ve arkadan dahi harika gözüküyordu. Ona arkasından bakarak bile insanın âşık olası gelebilirdi. Birden geldiğimi fark etmiş olacak ki bana doğru döndü ve donup kaldı. O hareket etmedikçe şüphelenmeye başlamıştım. Beğenmemiş miydi yoksa diye düşünürken bana doğru yaklaşıp elimi tutup ağzına götürdüğümde kalbim hızla atmaya başlamıştı.
“Kusursuz gözüküyorsun!” dedi. “İnanılmazsın. Bir elbiseyi ancak bu kadar güzel canlandırabilirdin.”
“Teşekkür ederim.” dedim benim düşündüğümün aksini söylediğinde.
“Asıl ben teşekkür ederim, papatyam. Hayatımı bu kadar güzelleştirdiğin ve değiştirdiğin için.” Yine gülen ve yaşarangözlerle kendisine baktım. Böyle güzel konuştuğunda, bana karşı beslediği duyguları dile getirdiğinde bir mucizeymiş gibi geliyordu kulağıma. Ve ben bu mucize başıma geldiği için her defasında mutluluktan ağlamak istiyordum. Sulu gözün teki olmuştum resmen.
El ele tutuşarak birlikte odadan çıkıp otelin sahiline geri döndük ve iskelenin ucuna kadar yürürken ellerimizi birbirinden hiç ayırmadık. İskelenin sonuna vardığımızda mumlarla aydınlatılmış, rengarenk papatyalar serpiştirilerek süslenmiş masayı gördüğümde kıyaya vuran dalgaların eşliğinde romantik bir gece geçireceğimizden emin olup iyice heyecanlanıp sevindim. İçimden havalara zıplamak geldiyse de yapmadım tabiki. Ama içimden gelen Gurur'u öpme isteğimi bastırmayı denemedim bile. Parmak uçlarımda yükselip dudağını öpüp geri çekildim.
"Gecenin sonunda sana bu güzel gece için teşekkür etmeyi unutursam diye." diyerek öpücüğümün sebebini açıkladım.
Çarpık gülümsemesi ile başını yana eğerek bana baktı ve "Gecenin sonunda bana başka türlü teşekkür etmeni istiyorum." dedi boğuk sesiyle.
Başta ne demek istediğini anlayamasam da saniyeler geçtikçe ne demek istediğine dair birkaç fikir üretmeye başladım ve en sonunda karar kıldığım fikir sayesinde kıpkırmızı kesildim. Bu fikrin bana da cazip gelmesi ile daha da beter kızararak kendimi rezil ettim.
Bu gece birlikte olmak istiyordu Gurur benimle. Ve ben de bunu istiyordum. İstiyordum yani değil mi?
♥ Derin bizim için özel olarak hazırlanan masanın bir ucunda ben diğer ucunda otururken çok güzel bir akşam geçirdik. En azından ben öyle hissediyordum. Gerçi yüzünden eksilmeyen gülümsemesinden onunda durumumuzdan, olduğumuz yerden ve en önemlisi de birlikte olmamızdan mutlu olduğunu anlıyordum.
Zaten bu tatilin amacı onu mutlu etmekti. Ona hak ettiği değeri vermek adına bu kadar uğraşıyordum ve bunu zevkle yapıyordum. Hiçbir kadın için böyle sürprizlerhazırlamamıştım çünkü daha önce kimseyi mutlu etmek gibi bir derdim olmamıştı. Aksine kadınların beni mutlu etmek için uğraşmasına alışkındım ki kimse beni mutlu etmeyi başaramamıştı. Mutlu etmenin yakınından bile geçememişler, ancak bana zevk vermekle yetinmişlerdi.
Oysa Derin bambaşkaydı. Beni bir gülüşü ile dünyanın en mutlu insanı yapabiliyordu. Bir bakışıyla, tek bir dokunuşu ile etkileyebiliyor, dudaklarının tek bir dokunuşu ile aklımı başımdan alıveriyordu. Sadece yanımda olması bile benim için yeterliydi zaten.
Sırf bu yüzden, sırf zenginliğin, şanın veya şöhretin peşinde olmadığını hissettiğim için bile dünyaları önüne seresim geliyordu. Benden dilemesi yeterliydi, olmayacakları bile oldururdum onun için. Kalbimi böylesine heyecanla attırabildiği için, bana umudun ve çıkarsız sevginin varlığını öğrettiği için bile onun önünde diz çökebilirdim.
“Bana neden öyle bakıyorsun?” Gözlerimi kırpıştırarak daldığım düşüncelerden sıyrıldım.
“Güzelliğine bakıyorum, bebeğim.” diyerek uzanıp elini tuttum ve yumuşacık tenini hissedebilmek için dudaklarıma sürttüm elinin üstünü. "Her defasında beni kendine daha da hayran ediyorsun."
“Ben bir şey yapmıyorum ki.” Başını önüne eğse de bu hareketi kızaran yanaklarını benden saklaması için yeterli olmamıştı.
“Varlığın yeterli, papatyam. Sadece yanımda ol. Bu bana yeter.” diyerek gerçek hislerimi bir kez daha ortaya koydum. Onun için hissettiklerim benim için de yeniydi ancak onun utangaç tavırlarını çözebilmek için ona karşı kartlarımı açık oynamam gerektiğini hissediyordum. Yoksa mahcubiyetiyüzünden benimle duygularını bile paylaşabileceğini sanmıyordum.
“Yanındayım. Bir yere gitmeye niyetim yok.” dedi bütün ciddiyetiyle. “Sen istediğin sürece hep yanında olacağım. Çünkü benim yolum sensin. Sanki hep varmışsın gibi. Senden öncem yokmuş gibi. Sensiz geçmişimi hatırlayamadığım gibi sensiz bir geleceği de düşünemiyorum. Düşünmek de istemiyorum.”
“Düşünme zaten.” Sesim artık boğuk çıkıyordu çünkü bana karşı hissettiği aşkı dile getirdikçe içim karşı konulmaz bir arzuyla doluyordu. Mantığımı bile siliyorsun, papatyam.
Gecenin geç saatlerine kadar özel olarak yurt dışından getirttiğimiz şampanyamızı bitirdik. Keyifli bir sohbet ettik. Hiç geçmişteki kötü şeylerden bahsetmedik. Derin bana gittiği ülkeleri anlattı, ben de ona benimkileri. Ben ondan yaşça epey büyük olmama rağmen ondan daha az ülke görmüştüm. O babasının mesleği sayesinde birçok ülkede bulunsa da anladığım kadarıyla istekli olmasına rağmen yine babası yüzünden hiçbir ülkede doğru düzgün gezme fırsatı bulamamıştı. Sadece mühürlerle dolu bir pasaportu vardı anladığım kadarıyla. Anladığım kadarıyla diyorum, çünkü her şeyin ucu ailesine dokunacağı için üstün körü anlatıp geçiştiriyordu. Daha çok beni konuşturmanın peşindeydi.
Daha önce kimseye bahsetmediğim hayatımın genel özetini vermiştim Derin’e. Babam daha önce de söylediğim gibi ölmüştü. Annem yaşıyordu ama görüşmüyorduk. Kız kardeşimi ve beni babaannemle amcam büyütmüştü. Kız kardeşim de daha önce belirttiğim gibi kendi isteğiyle ölümü seçtiğinden tek başıma kalmıştım. Babaannemle ve amcamla aram çocukluğumdan beri pek iyi değildi. Buna benim evimde kaldığı ilk gece şahit olmuştu zaten Derin.
"Sen hayatıma girene kadar işim her şeyimdi benim. Dostum, ailem, arkadaşım işimdi. Her şeyden önce işim; şirketim, kariyerim ve başarılarım gelirdi. Ancak hepsini altüst ettin, bebeğim. Bu hafta başarıyı bir kenara bırakıp çalışanların hazırladığı projeyi fazla kontrol etmeden teslim ettim. Çünkü aklımda sadece seninle birlikte olmak vardı." diyerek durumumu özetledim.
"Benim için verdiğin bunca uğraş..." diyerek başını iki yana salladı. Kaşlarımı çatmama sebep olmuştu bu hareketi.
"Hepsine değersin."
"Bilmiyorum, Gurur. Her şey çok güzel, ancak hepsi çok abartılı. Hiçbir zaman binemeyeceğim bir limuzin, hiçbir zaman tek başıma kapısından giremeyeceğim bir otel ve oda, hiçbir zaman parasını denkleştiremeyeceğim bir elbise. Ben sana bunların hiçbirinin karşılığını veremem." İnleyerek lafını bölmeye çalıştım ancak durmadı. "Ben bunlara layık mıyım? Ondan bile emin değilim. Benim yüzünden işlerinin aksamasını istediğimden bile emin değilim."
Tuttuğum elinden nazikçe çekerek onu ayağa kalkıp kucağıma gelmesi için teşvik ettim. Bu üzgün ve kafası karışık halinden hiç hoşlanmamıştım. Asıl ben kendisi kadar masum birine layık değildim, çünkü onun masumiyetinden bile zaman zaman şüphe ediyordum. Kucağıma oturduğunda eğdiği başını çenesinden tutarak kaldırdım ve bana bakması için birkaç saniye bekledim. O güzel bakışlarını bana bahşettiğinde konuşmaya başladım.
"Bebeğim, sen her şeyin en iyisine layıksın. Tüm bunlar sana yapacaklarımın yarısı bile değil henüz. Kaderimiz el verirse sana daha nice sürprizler yapacağım. Daha bu ne ki?" Tam ağzını açıp itiraz edecekti ki parmaklarımı tam zamanında dudaklarına bastırarak onu susturdum. Sıra bendeydi. "Hem tüm bunları hatalarımın telafisi olarak gör. Tanıştığımızdan beri seni fazlasıyla yordum ve üzdüm. Ve seni buraya tüm bunları unutturmak için getirdim. Dengesizliklerimden yorulduysan dinlen ki beni bırakmaya kalkışma diye getirdim."
Yüzünü kaplayan gülümse içimi kaynatırken elimin birini ensesine koyarak başını sabitledim. "Bunların hiçbirine gerek yoktu. Hani benim önüme dünyaları sermek istiyorsun ya; bana beni sevdiğini söylediğinde dünyalar benim oluyor zaten. Bu kadar uğraşmana gerek yok."
"Senin bu yönünü de çok seviyorum."
"Ben senin her yönünü seviyorum." dedi yüzümü avuçlarının arasına aldıktan sonra. Daha fazla direnemeyeceğim kadar tahrik etmişti beni sırf sözleriyle. Tuttuğum ensesinden kendime iyice yaklaştırdığımda titrediğini gördüm, gözlerini gözlerimi ayırmadığım için korkmadığından emindim. O da benim gibi arzu dolu bakışlara sahipti.
Bunu gördükten sonra kendimi tutmayı bırakıp usulca dudaklarımı dudaklarına dokundurdum. Sonra geri çekilip gözlerine bir kez daha bakmak istedim ancak gözlerini kapatıp dokunuşlarımı bekleyen pozisyona bürünmüştü. Birkez daha dudaklarımı bastırdım, bu kez dudaklarını aralanmış beni beklerlerken buldum. Dilim diline değdiğinde içimde çağlayan arzuyla patlayacağımı sandım. Aynı zamanda beni böylesine etkileyebiliyor olmasına da şaşmıştım.
Dilim ağzının içinde amansız darbelerle gezinirken kollarını boynuma doladı ve bir eli saçlarımın arasına daldı. Dokunuşları kıymetliydi çünkü saçlarımda gezen eli bile kendimi çok değerli hissetmeme sebep oluyordu.
Kalbim yerinden çıkacak gibi atarken Derin’i kucağımdan indirip ayağa kalktım ve elinden tutarak sürüklemeye başladım. Arkamdan uslu bir kız gibi gelmesiyle odamıza giden yol benim için daha da uzun bir hale gelmişti. Bitmiyordu resmen birkaç metrelik yol...
♥ Gurur ile odamıza doğru yol alırken, hem sabırsızlandığım hem de bir o kadar korktuğum anın yaklaştığının farkındaydım. Az sonra yaşayacaklarımıza hem hazır olup olmadığımı düşündüğümde yıllardır beni yönlendiren korkularım “Hayır!” diye haykırırken, benim için tazeliğini hala sürdüren hislerim “Evet!” diyordu. “Evet, Gurur ile yaşayacağın her şeye hazırsın! Çünkü sen zaten onunsun.”
Düşüncelerimin içinde öylesine boğulmuştum ki odaya vardığımızı bile fark etmemiştim. Gurur bahçeden tuttuğu andan beri bırakmadığı elimle beni L şeklindeki koltuğa yönlendirirken dudaklarından halimin farkındalığını sunan kelimeler döküldü. “Çok fazla düşünüyorsun, papatyam. İstemediğin hiçbir şey olmayacak. Sana istemediğin hiçbir şeyi yapmayacağımı biliyorsun.”
Evet, biliyordum. Her zamanki gibi haklı ve de anlayışlıydı. Beni kucağına çekerken de insanın içini burkacak kadar şefkatliydi. Başımı göğsüne dayadığımda yine bulduğum huzur bütün korkularımı ve endişelerimi süpürdü, sözleriyle verdiği güvencenin etkisini de yadsıyacak değildim elbette.
“Endişelendiğini biliyorum, endişelenmesen şaşırırdım zaten. Ama benimleyken hiçbir şey için tereddüt etmeni istemiyorum. Sen emin olmadan sana dokunmayacağım.” dediğinde sesinde en ufak bir hayal kırıklığı duyamadım. Yani ona bu gece de hayır desem buna ne şaşıracaktı ne de rahatsız olacaktı. Bu bana tahmin etmediğim bir cesaret verdi.
Başımı kaldırıp gözlerimizi buluşturduğumda yeşil gözleriyle beni bir kez daha esir aldı, ben de zevkle teslim oldum. “Ben eminim, kendimden de istediklerimden de eminim. Seni istiyorum, senin olmayı istiyorum.”
Sözlerim henüz bitmişti ki homurdanarak beni kucağına çekip öpmeye başladı, sanki bu sözleri duymayı bekliyormuş gibi aniden harekete geçmişti. Anın büyüsüne kendimi teslim ederken kollarım boynuna dolandı ve aynı anda Gurur ben kucağında olduğum halde kalkıp yatak odasına doğru yürümeye başladı.
Yatağın kenarına geldiğimizi ancak dudaklarımız ayrıldığında ve usulca yere bırakıldığımda fark edebilmiştim. Aklımı başımdan aldığı yetmiyormuş gibi bastığım yeri bile hissettirmiyordu. Ayakta durduğum yerde titriyordum ama bunun korkuyla uzaktan yakından alakası yoktu.
Dokunuşuna hayran kaldığım elleri elbisemin ince askılarına değdiğinde titreyişimin şiddeti arttı. Askılar omuzlarımdan kaydığında ve üzerimdeki elbise yeri boyladığında Gurur’un koyulaşan bakışları ile kalbim dörtnala koşusunu bir tık daha hızlandırdı.
Üzerime doğru attığı adımlarına geriye giderek karşılık verdiğimde kendimi arkamdaki yatağa düşerken buldum. Sırtımın soğuk çarşafa değmesiyle Gurur’un seri hareketler soyunmaya başlaması neredeyse aynı anda oldu. Hemen sonrasında üzerinde benimki gibi tek bir parça kaldığında usulca üzerime uzandı.
“Gurur…” diye fısıldayışıma “Çarpıcı bir güzelliğin var, papatyam.” diyerek karşılık verdiğinde sesindeki arzu ile kanım kaynadı ve bu kez onun dudaklarına ben yapıştım. O da sanki bunu bekliyormuş gibi öpüşmemizi canlandırarak dudaklarımda bir süre oyalandıktan sonra aşağılara doğru kaymaya başladı ve kafatasımın içinde kalan son akıl kırıntıları ile korkuları alıp götürdü.
"Bebeğim." diyerek tekrar dudaklarıma doğru hareket ettiğinde kalbim duracak sandım. Ağırlığının çoğunu başımın etrafına koyduğu dirseklerine vermesine rağmen bedenimin üzerinde o koca bedenin ağırlığı, varlığını hissediyordum. Tenim tenime değiyor ve beni hiç bilmediğim karanlık kuyulara atıyordu.
Yüzünü yüzüme yaklaştırdığında nefesi yüzümü yalarkendudakları tekrar dudaklarımla buluşmadan önce ismimi söylediğinde kalbim resmen takla attı olduğu yerde. Çünkü ismim ağzından bir yakarış gibi çıkmıştı ve ben de o an aynısını yapıp ismini söyleyerek ne için yalvardığımı bilmeden yalvarmıştım.
"Korkma." diyerek dudaklarımı öptü. Ardından çenemi hafifçe dişleyerek aşağılara doğru inmeye başladı. "Sakın korkma." Nefesi tenime değdikçe çıldıracak gibi olan bedenimi ona doğru yükselttim farkında olmadan. Ne istediğimi bilmiyordum tam olarak ama ona daha fazla yakın olmaya çalışıyordum. "Seni incitmeyeceğim, aksine bu gece seni seveceğim. Bedeninin her noktasına ayrı ayrı özen gösterip seveceğim, bebeğim."
Hissettiklerimin fazlalığıyla kalbim altında kaldığı ağırlıkla ezilirken gözlerimin yaşarmasına engel olamadım. O ise sevgisini ve hayranlığını dillendirmeye devam etti. "Bedeninin her noktası tapılacak kadar güzel. İnanılmazsın. Kusursuzsun." Elleri üzerimde kalan tek parçayı sıyırmaya çalışırken kalçamı kaldırarak ona yardım ettim, ne yaptığım hakkında hiçbir fikrim yoktu üstelik. "Değiştirmek isteyeceğim tek bir noktan bile yok. Mükemmelsin ve benimsin."
"Bırak seninle gerektiği gibi, hak ettiğin gibi ilgileneyim. Bırak her noktanı ayrı ayrı fethedeyim." Dokunuşlarının beni deli etmesi yetmiyormuş gibi, sözcükleriyle beni büyülüyordu.
"Beni çoktan fethettin zaten." diyerek karşılık verdim. Aşkımı dile getirmek istiyordum ben de. Ancak onun gibi başarılı olamıyordum. İçime sığmayan bir sevgiye sahiptim ve bu resmen canımı yakıyordu. Aşkı dolup taşıyordu bedenimde, kalbimde, ruhumda. Gurur resmen her yerdeydi.
Artık sadede gelmek için bedenim sızlanmaya başlayacağı sırada Gurur da üzerinde kalan parçadan kurtulup üzerimdeki yerini aldı. Artık kalbim durmuştu gerçekten de, yeniden atmak için beklediği şey belliydi.
Gözlerimizi aynı hizaya getirirken bacaklarımı usulca beline sardım. Korkuyordum hala. Hatta ödüm patlıyordu. Kollarımı boynuna dolayarak ondan güç almaya çalıştım çünkü içimdeki ona ait olma isteği korkumdan daha büyüktü. Korkumu bastırmak ve ondan kurtulmak istiyordum.
"Senden başka hiçbir şey kalmasın." dedim tüm cesaretimi toplayarak. "Sadece sen ol. Zihnimde, yüreğimde, bedenimde, geçmişimde, geleceğimde senin olayım."
Gözlerini gözlerinden bir saniye bile ayırmadan beni benden alacak kelimeleri sıraladı. "Benimsin. Her şeyinle. Geçmişinle geleceğinle." Sertliğini bedenimde hissettiğimde nefesimi tuttum ve kendimi söylediklerine odaklamaya çalıştım. "Zihnin, yüreğin, bedenin hepsi benim. Çünkü benimkilerin de hepsi senin."
Bir kez daha bedenimin kapılarını zorladığında hem irkildim hem de bacaklarımı bedenine daha sıkı sarıp acele etmesi için kıvrandım. Bedenimin neyi istediğinin farkında olmasam da buram buram burnuma dolan Gurur'un kokusu onu daha çok istememe sebep oluyordu, aslında ne istediğimi çok iyi biliyordum. "Bu gece benim için de bir ilk." diye fısıldadı. "O yüzden korkma sakın bebeğim. Seni hiçbir zaman bile isteye incitmem. Sana hiçbir zaman hak ettiğinden daha azını vermem, aksine her şeyin fazlasını vermeye çalışacağım söz veriyorum."
Birden keskin bir acı hissederek ağzımdan çığlığımı salıverdim ve hissettiğim doluluk hissiyle Gurur'a daha sıkı sarıldım. Canım yansa da Gurur'u içimde, derinliklerimde hissetmek muhteşem bir histi. "Özür dilerim, bebeğim." dedi ve gözlerimden kulaklarıma aktığının farkında olmadığım yaşları eliyle sildi. Özür dilemeyi sevmediği için özrünün kıymeti ben de çok büyüktü. Bu yüzden ona sıcacık gülümsememle baktım. Ama aynı zamanda da gözlerim tekrar yaşlarla doldu, yaşadığım duygu fazlalığının etkisiyle.
"Daha fazla yakmayacağım canını, söz veriyorum. Hepsi bu kadardı." dedi. Hala içimde olmasına rağmen milim kıpırdamıyordu bile.
"Canım yanmıyor." dediğimde sesim titriyordu.
"Ama ağlıyorsun." dedi endişeli ifadesiyle.
Dişlerimi göstererek gülümsediğimde çatık olan kaşları yavaşça düzelmeye başladı. "Mutluyum. Canım yandığı için değil duygusallaştığım için ağlıyorum. Şuan her şey çok fazla geldiği için ağlıyorum. Sevgin, aşkın ve sana olan hayranlığım kalbimden taşıp gözyaşlarımla akıyor sevgilim."
"Ah, benim bebeğim." diyerek gözyaşlarımı dudaklarıyla kuruladı. "Ah, benim papatyam." İçimdeyken hareket etmeye başladı. "Seni seviyorum. Çok seviyorum hem de. Ve beni her defasında mest ediyorsun. Tekrar tekrar çarpıyorsun."
Sesindeki boğukluk, hareketleri ile verdiği zevk, bana karşı hissettikleri, benim ona karşı hissettiklerim, benim gibi onun da zevkle inlemesi, onun beni etkilediği kadar benim de onu etkileyebildiğimi anlamam... Hepsi bir araya geldiğinde beni bilmediğim bir yoluculuğa çıkartıp en tepeye taşıdı ve sonunda tam en zirveye birlikte çıktığımız sırada birbirine karışan nefeslerimiz ve kalp atışlarımız ile en zirveden en dibe kadar büyük bir hızla ve hazla birlikte indik.
Artık tam istediğim gibi her şeyimle tamamen Gurur' undum. Gurur'u bilemem ama bu gece bedenimde ve ruhumda hissettiklerim beklediğimin çok ama çok üstündeydi. Hayatımda bu geceyi kıyaslayabileceğim kadar güzel bir anım olmamıştı, olmayacaktı bundan emindim. Artık tamamen sevdiğim adama aittim ve onunda bana ait olmasının duacısıydım. Sadece ve sadece bana ait…