bc

Aykırı Hayatlar 2 | Aydınlık

book_age4+
784
TAKİP ET
2.3K
OKU
revenge
dark
drama
tragedy
comedy
sweet
serious
school
spiritual
like
intro-logo
Tanıtım Yazısı

Hayat bağlarını örmüştü. Onların düşmanları tehlikeli, zamanları azdı.

Aniden gelen tehlikeli notlar...

Çıkar için birleşmiş aykırı hayatlar...

Kaan Barlas ve Vera Akalay'ın hikayesi. Macera daha yeni başlıyor.

chap-preview
Ücretsiz ön okuma
1
Ben planlar kurarken hepsini elinin tersiyle iten hayat, bu sefer en büyük kozunu üstüme salmıştı: Geçmişteki acılarımı... ~ Bengü son sözü bir bıçak gibi ortamdaki sesi keserken bana doğru yürümeye başladı. Başımı dikleştirip ona baktım. Seninle daha işim bitmedi dercesine... O ise beni geçip Mert'in tek başına oturduğu sıranın yanında durdu. "Yanıma oturamazsın Bengül Bade. Git başka yer bul. Hadi yallah!" Mert... Sen nasıl bir kralsın Mert!? Teneffüste sana on tane çikolata almazsam şerefsizim. Bengü, Mert'e çok sert bir bakış atıp yan sıradaki kafasında kapüşon olan çocuğun yanına oturdu. Sanki onu daha önceden tanıyormuş gibi kulağına bir şeyler fısıldarken çocuk başını olumlu anlamda salladı. "Lan! O çocuğun ne işi var bu sınıfta?" Kaan kısık sesle önünde oturan Kutay ve Anıl'a sorduğu soruyla Anıl olumsuz anlamda başını salladı. Kutay ise hâlâ şüpheleniyor gibi nefret dolu bakışlar atıyordu bana. "Evet, yeni geldi sınıfa. İsmi Ayaz..." "Biliyorum ismini. Niye geldi, ayrı sınıfta değil miydi?" Kutay bilmiyorum dercesine omuz silktiğinde Kaan yeni gelen çocuğa ölümcül bakışlar atıyordu. Kaşlarını çatıp eliyle sırada ritim tutarken hoşnutsuz bir şekilde söze tekrar girdi. "Ulan üç gün okula gelmedim, olmayan olay kalmamış. Lavin de gel..." Lavin... Kaan'a durmadan mesaj atan kişi... Duyduğum isimle anında bakışlarım Kaan'ı bulurken Kutay sertçe sözünü kesti. "Bunları yanlızken konuşuruz. Şimdi değil dostum, sonra." Kutay... Benden şüpheleniyordu. Ajan olmamdan ya da... Kaan'ın gizlice hayatına sızan düşmanı... Ciddi ciddi bunları düşünmüyorsundur umarım Kutay. Kaan bir şey demeden başını olumlu anlamda sallarken hoca ders anlatmaya başlamıştı. Ve Kaan dersi o kadar dikkatli dinliyordu ki ve hocanın sorduğu soruları hızlı hızlı çözüyor ama sesli olarak asla cevaplamıyordu. Derste sorulan bütün soruları çözmüştü ama ağzından tek kelime çıkmamıştı. Dehşet içinde onu izledim. Matematiği yapabilenler bana, bu dünyadan değilmiş gibi geliyordu. Anlaşılan can sıkıntımı Kaan'la gideremeyecektim. Göz ucuyla arkamı dönüp Mert'e baktığımda benim gibi dersle zerre alakası olmadığını gördüm. Kitaba çöp adam çiziyordu. Gülmemek için dudağımı ısırdığımda Mert'le bakışlarımız kesişti. Piçlik olsun diye kitabına bir çizik atıp hızla önüme döndüm. Bengü'yü yanından kovmasıyla Mert benim için artık çok değerli olmuştu. Sanki yıllardır Bengü'de görmek istediğim yüz ifadesini Mert'in kurduğu bir cümleyle görmüştüm. Harika bir duyguydu bu. Bundan sonra kesinlikle Mert'e kötü davranmayacaktım. Önüme düşen uçakla kaşlarımı çatıp arkama baktım. Mert'ten yeni bir not gelmişti. Sırıtarak kağıdı açtım. 'Seni gebertirim kızım. Niye karalıyorsun kitabımı lan? Sanat eserimi bozdun!' Elime kalemi alıp ona cevap yazdım. 'Sanat eseri dediğin çöp adam mı? Güldürme beni lütfen.' Kalemi elimle çevirip kara kalemle elimden geldiği kadar Mert'in yüzünü çizdim ve saçının üst kısmına iki tane boynuz ekledim. Bu beni biraz uğraştırmıştı çünkü çöp adamdan bir şeyler daha doğrusu güzel bir çizim çıkarmak zordu. Birkaç karalama ve son rütuşların ardından resim bir şeye benzemişti nihayet. Ve bence idare eder bir çizimdi. Kağıdı katlayıp tekrar Mert'e uzattım. Ona uzattığın kağıdı hiç bekletmeden anında açmıştı ve ağzından şaşkınlık nidası döküldü. "Oha harika çizmişsin lan!" Fısıltıyla kurduğu cümle üzerine kıkırdadım. "Boynuzlu Mert çizimimi beğendin demek." "Şımarma hemen." Kaşları çatılmıs mahzun bir tavırla bana bakıp ardından hemen geri çekmişti bakışlarını. Söyledikleri üzerine daha fazla kıkırdayınca o da güldü. Demek aramızdaki buzları biraz olsun eritmiştik. Neden bilmiyorum ama buna çok sevinmiştim. Ama sevincim Kaan'ın bakışlarını gördüğümde anında kursağımda kaldı. "Dersi dinle." Sanki çok mantıksız bir şey söylemiş gibi ters ters baktım yüzüne. "Anlamıyorum ki hiçbir şey." "Nesini anlamadın?" Sorusunu hiç düşünmeden yanıtladım. "Komple matematiği anlamadım." Göz ucuyla hocaya baktı. Sınıf defterini dolduruyordu. Kaan önümdeki boş sayfaya birkaç anlamadığım formül ve altına da soruları yazdı. Ardından büyük bir özenle anlatmaya başladı. "Bak şimdi A ve B boş olmayan iki kümeyse A'nın her elemanının, B'nin yanlız bir elemanını eşlemesine fonksiyon deniyor." Şaşkınlıkla ona bakarken elimden geldiğince onu dinlemeye başladım. Kaan'ın yazısı bir erkekten beklenmeyecek kadar güzeldi ve kusursuz bir diksiyonla hiç takılmadan anlatıyordu. Beş dakika anlatmasına rağmen ciddi ciddi anlamıştım hepsini. Altına yazdığı birkaç soruyu da kendi başıma çözdüğümde sırıtarak bana baktı. "Anladın işte. Bu kadar basit." "Teşekkür ederim." Başını olumlu anlamda salladı ve hiçbir şey demedi. Birkaç dakika sonra zil çalınca Mert yerinden kalkıp "Kantine gidiyorum, geliyor musunuz?" dediğinde üçünden de cevap gelmemişti. Mert gittikten sonra ben de ayağa kalktım. "Sen nereye?" Kaan'ın sorusuyla göz devirip "İşim var biraz." dedim ve bir soru daha sonrasında izin vermeden sınıftan çıkıp lavoboyu aradım. İşim falan yoktu sadece okulun koridorunda biraz gezecektim o kadar. Lavabo koridorun sonundaydı. Hızlıca kapıdan içeri girdiğimde aynadaki yansımama baktım ve elimi biraz ıslatıp hafifçe kabaran saçlarımı düzelttim. Aslında aynadaki yansımam sabahkinden gayet iyiydi. Ta ki aynanın diğer ucunda Bengü'yü görene kadar... "Yine mi sen?" dedim memnuniyetsizce ona bakarken. Bengü yeşil gözlerini kırpıştırıp müstehzen bir tebessümle bana baktı. "Patronun sana gönderdiği notu okudun mu?" İstemsizce gerildim. Havuza attığım, sonra pişman olup almak için az kalsın öleceğim ama sonra Kaan'ın beni kurtardığı o lanetli gün geldi aklıma. O not hâlâ Kaan'daydı ve daha okumamıştım. "Hayır çöpe attım." Yalanım batsın yalancıydım. Çöpte değildi ama okumadığım doğruydu. Bengü yalanımı ciddiye alıp kaşlarını çattı. "Okuman lazımdı." "Sana ne kardeşim? İster okurum, ister okumam? Sana mı soracağım?" Yüzü değişti bir anda. "Okusan iyi edersin." Arkasını dönüp kapıdan çıkacakken kolunu sertçe kavradım. "Patron kim? Sanki bu soruyu sormamı bekliyormuş gibi anında "Bilmiyorum." dedi. "Bana o notu o vermedi, patronun adamlarından biri verdi ve sana vermemi söyledi." Hızlıca etrafına baktı. Sanki az sonra söyleyeceklerini kimsenin duymasını istemiyormuş gibi bir tavırla kulağıma eğildi. "Batu'yu öldürdüğünü de o söyledi." Yüzüm aniden beyazlarken ellerimle duvara tutundum. Birkaç kişi şüpheli gözlerle bize bakıyordu ama onlardan uzakta olduğumuz için yanımıza yaklaşmamışlardı. "Öldürmedim değil mi? Batu yaşıyor değil mi?" Yutkundum. "Bunları neden ajanlığını yaptığın adama sormuyorsun?" "Korkuyorum." dedi açık sözlülükle. Açıkçası Bengü'nün bana kötü davranmasını bekliyordum ama beklediğini aksine bana karşı hiçbir hamlede bulunmamıştı. Ve şimdi sanki hiçbir şey bilmiyormuş gibi bana soruyordu her şeyi. "Batu'dan sana ne? Ölsün ya da yaşasın... Bu seni ilgilendirir mi?" Sorum üzerine Bengü'nün yüzü değişti. Neden bilmiyorum ama yanakları kıpkırmızı olmuştu. "İlgilendiriyor. Onu seviyorum. Hatta... Aşığım." Sanki bütün bu yaşadıklarım yetmezmiş gibi birden gelen bu itiraf düzenimi altüst etti. Batu ve Bengü... Alakası yoktu, olamazdı. "Ne ara, ne zaman, nasıl?" Sorularım üzerine kaşlarını çattı. "Bu seni ilgilendirmez. Onunla benim aramda." Yüzümde müstehzen bir tebessüm belirdi. "İkinizin tek ortak noktası benim. Bir araya gelip benim canımı acıtmak üzerine planlar yapıyordunuz değil mi? İki sadist birleşince de aralarında aşk yaşanmış? Öyle mi?" Başını olumsuz anlamda salladı. "Hayır öyle değil. İnanmayacaksın belki ama Batu'yla hiçbir zaman oturup seni konuşmadık. Batu seni... Seni kardeşi olarak görüyordu. Benim aksime senden nefret etmiyordu." Şok üstüne şok yaşıyordum. Elimi kalbime götürdüğümde sanki atmıyordu. Yutkunup etrafa baktım ve birilerinin bizi dinlemediğine emin olduğumda devam ettim konuşmaya. "Batu az kalsın beni öldürecekti Bengü, Hapise de bu yüzden girdi. Ama şahit yoktu, kimse yanımda durmadı ve cinayete teşebbüs ettiği kamera kayıtlarını eski okulum müdürüyle iş birliği yaparak sildirdi." Ona neden bunları anlatıyordum bilmiyorum ama... Tuhaf bir şekilde bana güven vermişti. Ya da tüm bunları ağzımdan laf almak için yapıyordu. Eğer öyleyse o başarmıştı ve ben tam bir salaktım. "Hiçbir şey bilmiyorsun Vera. Batu seni öldürecek olsa alelade bir günde heleki okulu mu seçerdi? Bu işin içinde başka bir şey var ve senin gözün öylesine kör ki hiçbir şey göremiyorsun." Ateş saçan gözlerimle ona baktım. Sözleri çok farklı yerlere çıkıyordu ve eğer kastettiği şeyi doğru anlamışsam... Bu işin sonu kötü bitecekti. "Şantaj ya da tehdit... Batu'yu vazgeçmekten korktuğu bir şey için tehdit edip senin üzerine hamle yapmasını istediler." Artık daha fazla şey duymaya katlanamamıyordum. Bana bunca yıldır kötü davranan Batu... Masum olabilir miydi? Peki ben masum birini mi öldürmüştüm? Ya gerçekten ölmesiyse ve bu bir oyunsa? Eğer öyleyse bunun vicdan azabıyla yaşayamazdım. "Gerçekten hiçbir şey bilmediğin yalanıyla beni kandırabileceğini mi sanıyorsun? Benden daha çok şey biliyorsun Bengü. Batu gibi seni de peşime ajan olarak tutmuşlar. Ben kimseye hiçbir şey yapmadım. Kim, neden bana düşman olsun ki?" Yutkundu. Adım gibi emindim, bir şeyler biliyordu. Tehlikeli ve ölüm kokan... "Sana değil de geçmişine düşmanlardır belki." Sözleri üzerine lanet olası geçmişi düşündüm. Aklım istemsizce yıllar önceki o geceye kaydı... Silahların havada uçuştuğu, ölüm kokan o gece. Kan kokusu doldu burnuma. Başımı iki yana sallayarak kurtulmak istedim bu düşünceden ama imkansızdı. Titreyen ellerimi zorlukla zaptetip yutkundum. Bengü de aklımdan geçenleri tahmin etmiş gibi kısık sesle konuşmaya başladı. "O lanetli gece... Olmaması gereken şeyler oldu ve... Ve sen... Sen çok büyük yanlış yaptın Vera. O odaya hiç gitmemeliydin. Bilmeni istemedikleri, ölümcül bir sırrı biliyorsun. Ve bu..." Yutkundu. Öyle bir yutkundu ki beni bile korkuttu. "Ve bu ölümcül olacak." Ellerimi öfkeyle saçlarımdan geçirdim. Başım zonkluyordu. Yıllarca kesip atmak istediğim o gecenin her saniyesi zihnimde kanlı bir hançer gibi dolanırken ve de gözümün önünden savaş meydanları geçerken sakin kalmam imkansızdı. "Ben neyi bilip bilmediğimi bilmiyorum. O gece bir şeyler oldu ama... Hatırlamıyorum. Çok kötü dayak yedim. Uyandığımda ağzımdan kan geliyordu." Bengü titreyen elleriyle önüne düşen saç tutamlarını geriye itti. Korkuyordu. Açık vermekten korkuyordu ve... O da Batu gibi ajan olarak peşimdeydi. Ama Bengü farklıydı. Bana bir şeyler anlatmaya çalışıyordu. Gözümü açmaya çalışıyordu. Ben anlardım. Her ne kadar üvey de olsa... Aramızda kan bağı vardı. İnkar etmek istesem de, hatta bunu deli gibi istesem de yapamazdım. Peki ama... Benden ölümüne nefret ederken neden şimdi bana yardım ediyordu? Amacı neydi ki? Demek ki bir şeyler hatırlamam onun da işini gelecekti. Çünkü o gece, o odada yanlızca ben vardım. Ve yaptıklarını sadece ben görmüştüm. Sonra öldüresiye dayak yemiştim. Hayal meyal bir elin beni kendine çektiğini ve beni o odadan uzaklaştırarak hayatımı kurtardığını hatırlıyordum. Ama bunlar yetersizdi. Beni etkisiz hâle getirmek isteyecekleri kadar ne görmüş olabilirdim? "Eğer hatırlamazsan hepimizin sonu gelecek. Bak, Batu hâlâ hayatta olabilir. Ve onlar bizim sonumuzu getirmeden, biz onların sonunu getirebiliriz. Sana bağlı. Yalvarıyorum hatırlamaya çalış. Batu için." İyi değildim. Bu gerçekler bana fazla gelmişti. Kusacak gibi olduğumda duvardan destek alarak tutunmaya çalıştım. "Eğer hâlâ hayattaysan Batu sayesinde Vera. O adamların istediğini yapıp seni öldürmedi aksine seni onlardan korudu." Geçmişin nefretiyle harmanlanmış bakışlarımı Bengü'ye çevirdim. Aklıma gelen şeyler beni bitiriyordu. "Ya yalan söyleyen sensen Bengü? Ya Batu ile tuzak kurup bütün bunları planladıysanız?" Bengü gözlerini dehşetle açtı. Böyle bir cevabı kesinlikle beklemiyordu benden. "Saçmalama! Neden böyle bir şey yapalım, manyak mıyız biz? O gece olanları gören sendin. Sence bunu senin yanına bırakacaklar mıydı?" Kulağıma doğru eğildi. "Söylesene Vera, küçük bir çocuğu öldüresiye dövenler, senin büyümüş hâline ne yapmazlar?" Ardından geri çekilip yutkundu ve sözlerine devam etti. "O gece Kaan seni kurtarmasaydı belki de ölmüştün." Tüylerim ürperdi. Ve içim amansız bir acıyla yoğruldu. Ne hissedeceğimi bilmiyordum. Acı? Mutluluk? Hüzün? Hisler koyu zihnimin karanlığına gömülmüş, benimle birlikte kendini de gömmüştü. Boğazıma dizilen soluklar, yaralı benliğimden akıyordu. Kaan... O gece... Lanet olsun! Demek Kaan, bu yüzden bana tanıdık geliyordu! O gece kanlar içinde kaldığımda beni o kurtarmıştı... Yapboz parçaları birer birer yerine otururken kalbim yerinden çıkacakmış gibi atmaya başladı. Nefesim boğazıma dizildi, gözlerim önümü görmemi engelleyecek kadar karardı. İyi değildim, her şey çok karışıktı ve gözümün önüne gelen tek şey ölüm kokan anılardı, anılarımdı. Ve tam da o an, yüzleşmem gereken asıl olay gözlerimin önüne düştü. Gerçek, acı bir şekilde aklıma isabet ederken dengemi kaybedip yere düşecek gibiydim. Ya söylememi istemedikleri şey öldürdükleri kişinin adıysa? Peki ya bütün bildiklerim aslında koca bir yalansa?

editor-pick
Dreame-Editörün seçtikleri

bc

AŞKLA BERDEL

read
87.2K
bc

MARDİN KIZILI [+18]

read
538.6K
bc

CEO'NUN FİRST LADY'SI (+21)

read
52.6K
bc

HÜKÜM

read
228.0K
bc

Ağanın Sözde Karısı

read
79.1K
bc

Bal dudaklım (Ağır bedeller)+18

read
33.1K
bc

Ne Olacak Halim (Türkçe)

read
14.4K

Uygulamayı indirmek için tara

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook