Başka İş Teklifi

1965 Kelimeler
Eda, dün gecenin sinir stresinden sabaha arınmış bir şekilde güne gözlerini açtığında kendisi de şaşırdı buna. En son hatırladığı şey Aziz Nesin'in "Şimdiki Çocuklar Harika" hikayesini okumaya hazırlandığıydı. Sonrasını hatırlamıyordu. Uyuyup kalmıştı demek! Erken uyandığını düşündüğü için hemen başucundaki saatine baktı: 06.06'yı gösteriyordu. Bir hamlede kalktı yatağından, doğru banyoya gitti. Elini yüzünü yıkadıktan sonra istikamet doğal olarak mutfak oldu haliyle. Kahvaltısını etmeden evden çıkmazdı. İş yerinde personele hizmet ettiği için kahvaltı etmeye fırsat bulamıyordu orada. Sabahları siyah çay demlemezdi. Ya yeşil çayla ya da Türk Kahvesinin üzerine koyduğu kaynar suyla yaptığı kahvesi ile kahvaltı ederdi. Siyah çayı iş yerinde içerdi. Dengeli bir kahvaltı tabağı hazırlamaya özen gösterdi. Kıvırcık, maydanoz, turp, peynir, zeytin ve yumurta. Bir de mandalina ve yeşil çay eşlik ediyordu bütün bunlara. Tost makinesinde kızarttığı iki küçük dilim buğday ekmeği ve balını da masasına özenle yerleştirdikten sonra kendisi de oturdu. Başka bir kadın olsa Eda gibi davranabilir miydi acaba? Yaşadığı her şeyden bir ders çıkarmış olan bu kadın, başına gelen her olay ile bir kat daha güçlenip kuvvetlenmiş, ayaklarını yere daha sağlam basmaya mecbur olmuştu. Harun meselesinde biraz korkak ve çekingen hareket ettiği düşünülebilir ancak bunda da can korkusu etkeni vardı. Harun'a çok fazla sert önlemler alıp, kendisine karşı daha fazla kışkırtmak istemiyordu. Zamanla adamın sakinleşeceğini umuyordu. Defalarca ev değiştirmesinin nedenlerinden birisi de kendince aldığı ama kısa bir süre faydasını görebildiği önlemlerdendi... Her defasında yeni taşındığı yeri bulup burnunun dibinde bitiyordu adam. Boşanmalarının üzerinden bir yıldan biraz fazla zaman geçmişti. Her geçen günle birlikte Harun'un da kendisinden uzaklaşacağını ve artık onun karısı olmadığı gerçeğini kabulleneceğini umuyordu. Kahvaltılığı buzdolabına yerleştirdikten ve kahvaltı tabaklarını da masada olduğu gibi bıraktıktan sonra çabucak hazırlanmak üzere odasına koşturdu. Giyinip, hazırlandı, çantasını da eline aldı. Dışarı çıkmak için ayakkabısını giydi. İşe giderken aklına yine Müdür Bey gelmişti ve canı sıkılmıştı birden bire. İçini rahatlatmak için adam sendeci bir tavır takınmaya çalıştıysa da olmadı, yapamadı. Hassas kişiliği böyle bir tutum takınmasına izin vermiyordu maalesef. Her ihtimale karşı hazırlıklı olmaya karar vermişti evden çıkarken. Hatta kendini savunmak için bile bir şey almayı düşünmüştü yanına ama almadan çıkmıştı nedense. Her şeyden huylanır hale gelmişti. Koskoca müdür kendine niçin farklı duygularla yaklaşsındı ki... Bugün ve gelecek günlerde müdürü anlamaya çalışacaktı. Çayları hazırladı, çalışanlar içtiler, poğaçalarını yediler ve gittiler. Müdür Bey, lacivert takımları içinde geldi, çay ocağına teşrif etti. Eda, çok heyecanlandı birden, elleri titremeye başladı. Belli etmemeye çalışıyordu olabildiğince ama bilemiyordu ne derece başarılı olduğunu. Müdür, çay istedi Eda'dan ve dünkü yerine geçip oturdu. Eda, elinin titremesini göstermemeye çalışarak çayı verdi. Müdür, cam kenarında bahçeyi seyrederek çayını içti ve tek kelime etmeden çay ocağından çıkıp, gitti. Eda, büyük bir şaşkınlık içinde kalakalmıştı. O, kendisine Müdürün asılacağından o kadar eminken bu şekilde görmemezlikten gelinmesine şaşırmıştı. Şaşkınlığı geçip gittikten sonra yerini bir sevinç aldı. "İyi oldu bu, demek ki yanılmışım, derdin birisinden hiç bana bulaşmadan kurtuldum," diye düşündü. Akşam eve keyifli geldi, sırtından büyük bir yük inmiş gibi kendini hafif ve rahatlamış hissediyordu. Keyfi, evin içinde de devam etti. Yatıncaya kadar sevinçten ağzı kulaklarındaydı. Yatağına çekildiğinde başucunda duran kitabını aldı ve uykuya dalmadan önce on beş dakika kadar okudu. Kitap ona uyku ilacı gibi tesir etti ve uykusu gelince hemen okumayı bıraktı. Kalkıp ışığı kapattı ve aylardan sonra derin bir uykuya kendini teslim etti. Beklediğinin aksine rüya filan görmedi. Sabahleyin dün akşamdan kalma mutluluğun etkisi altında uyandı. Kahvaltısını eksiksiz yaptı, güzelce hazırlandı ve hatta hafif bir makyaj dahi yaptı. Kendine olan güveni ona bu cesareti vermişti. İşe her zamankinden daha erken geldi bu sabah. Çay ocağını açtı, içeriye girdi, ilk işi pencereleri açmak oldu. Sabahın temiz, kirlenmemiş havasının odayı ve de ciğerlerini doldurmasına müsaade etmiş oldu böylece. Çok titiz bir kadın olduğundan her şeyi tekrardan gözden geçirdi; malzemeleri servise hazır etti. Çayları demledi. Eda'nın haberi yoktu ama Eda'nın demlediği çayların methi personel arasında yayılıyordu. Bu şirkette uzun yıllardır çalışan Nuriye Hanım ve Hikmet Bey şimdiye kadar böyle güzel çay yapan bir çaycının daha gelip burada çalışmamış olduğunu söylüyordu. Diğer personel de onlarla aynı görüşü paylaşıyordu. Çay ocağından içeriye ilk Fatoş girdi elinde fincanı ile. Fatoş ince uzun boylu, dalgalı sarı saçları ile hoş bir kadındı. Yaşını göstermeyen bir yüzü vardı. Bazen çok aklı başında lafları olur, bazen de kırıcı, tutarsız bir karakter sergilerdi. Biraz sonra da Hülya geldi. Eda'ya göre Hülya ile Fatoş'un karakterleri tuhaf bir şekilde benzerlik gösteriyordu. Yaşlarına göre olgun olmadıklarını düşünüyordu her ikisinin de. Derken erkek personel de içeriye doluşmaya başladı. Kimisi bahçe tarafından çay ocağının önündeki, pencere dibindeki sandalyelere oturuyor, çaylarını pencereden isteyerek alıyorlardı Eda'dan. Genç kadın, hem ocak içindekiler hem bahçedekiler hem de odalarına çay isteyen personele hızlı bir şekilde çaylarını yetiştirebilmek için gayret içindeydi. Hafiften terlemeye başlamıştı. Ama buna aldırdığı yoktu. Artık personel birer ikişer çay ocağından işlerinin başına gitmek üzere ayrılmaya başlamışlardı. İçeriyi yavaş yavaş bir sessizlik kaplamaya başlamıştı. Yalnız bahçede oturanlar halen kalkmamışlardı. Sabah serinliğinin aksine burada sohbet sıcak bir ortamda devam etmekteydi daha. Eda, duyduğu bir sesle irkilip arkasına bakınca karşısında kendisine soru dolu bakışlarla bakan Müdürü gördü. Birden heyecanına hakim olamayarak telaşlı bir sesle Müdüre "Efendim?" diye cevap verdi. Müdür gayet kendinden emin ve rahat bir o kadar da otoriter bir sesle: "Çayımı bahçeye getirirsiniz demiştim," dedi. Eda, çay bardaklarına yönelerek bir tanesine çayı doldurdu ve cam kenarına bıraktı. Müdür, rahat bir kol uzatışı ile çay bardağını eline alarak bacak bacak üstüne attı ve henüz odasına gitmemiş bir iki erkek çalışanla konuşmaya başladı. Çalışanlar saygılı bir şekilde Müdürleri ile konuşuyorlardı. Ama her an gitmek üzere de tetikteydiler. Amirlerinin karşısında rahatsızlık duyuyorlardı ne de olsa. Hiçbir çalışan nezaketen Müdürü orada bırakıp kalkmadı. Müdür Bey çayını içince çalışanlar izin isteyerek kalktılar. Müdür, boş bardağı aldığı yere bıraktı ve oturmaya devam ederken bir tane sigara yaktı. Eda'nın tahammülü yoktu sigara dumanına ama neyse ki bahçede içiyor diye geçirdi içinden. Sigarayı tam bitirmeden ayağının dibine atıp ayakkabısı ile üstüne basarak söndürdü ve Eda'ya hiçbir şey söylemeden kalkıp gitti. Ancak Eda, Müdür Bey'in odasına gitmiş olduğuna sevinirken Müdür'ün çay ocağından içeriye girdiğini görünce bu sevinci kursağında kaldı ne yazık ki! Müdür Bey, ocakta bulunan küçük taburelerden birine oturarak, manalı bakışlarla Eda'ya bakmaya başlamış, ve konuşmaya hazırlanan bir insan tavrı ile bir takım mimikler yüzünde belirip kaybolduktan sonra söze başlamıştı. "Eda Hanım, işinize alıştınız mı?" oldu ilk cümlesi. Eda, sakinliğini korumaya çalışarak: "Evet efendim. Alıştım," diyerek cevapladı Müdürün sorusunu. "Eda Hanım, burada yaptığınız iş sizin tahsil ve tecrübenizle doğru orantılı değil, ancak ben sizden, buradaki çalışmanızdan çok memnunum. İmran Bey de benimle aynı düşünceyi paylaşıyor. Sizin iş hayatınızdaki tecrübelerinizden kurum olarak yararlanmayı düşünüyorum. Bu konuda araştırma içindeyim. Bununla ilgili net ve kesin bir karara vardığım zaman şirketimizin başka bir bölümünde çalışmayı düşünür müsünüz?" Eda, duyduğu övgü dolu sözlerden o kadar şaşkına dönmüştü ki kafasını bir taraftan toparlamaya çalışıyor diğer taraftan da vereceği cevabı düşünüyordu. Önce teşekkür etti Müdüre sonra da başka bir bölümde de çalışabileceğini söyledi. Müdür, aldığı cevaptan tatmin olmuş bir şekilde kadına baktı. "Çok iyi, bunları duyduğuma sevindim, her şey netleştiğinde size haber veririm," dedi ve çıktı. Eda, elinin titremesi geçtikten sonra çay bardaklarını yıkamaya başladı. Öyle bir heyecan sarmıştı ki kendisini bunun sözle tarifi mümkün değildi. Bütün vücudu, her hücresi titriyordu adeta. Öğle yemeğinden sonra da çay ocağında her zamanki hareketlilik yaşandı yine. Kahve isteyenler, çay isteyenler, soda isteyenlerle doldu taştı ocak adeta. Hiç çay ocağına gelmeyen personel dahi Eda işe başladıktan ve methini duyduktan sonra gelir olmuşlardı. Kimisi Eda'yı tetkik ediyor kimisi de ortamdaki sohbetle ilgileniyordu. İkindi vaktine doğru yaşanan hareketlilik yerini durgunluğa bıraktı. Bu ölü zamandı Eda için. Tek bir çaydanlıkta çay demliyordu bu vakitten sonrası için. Daha çok kahve içilir, fal bakılırdı memur odalarında. Kahve pişirmeyi sevmediği halde işi gereği hiç gocunmadan kahveleri yapıp odalara taşıyordu. Nihayet, saat mesai bitimini gösterdiğinde Eda, çay ocağını ertesi sabaha hazır etmek için düzenleyerek bıraktı. Kapıyı kapatıp çıktığında koridorda müdür ve müdür yardımcıları ile karşılaştı. Koridor kenarına yaklaşarak onların geçmesi için saygılı bir şekilde yol açtı ve "iyi akşamlar" dedi. Erkekler belli belirsiz bir cevap verişle Eda'nın yanından geçip gittiler. Eda, eve gitmek üzer işten çıktığında yürümüyor adeta uçuyordu sanki. İçinde bir hafiflik, tarif edemediği bir sevinç duymaktaydı ki bu duyguların etkisi altında kilometrelerce yürüse hiç yorulmaz sanıyordu kendisini. Eve geldiğinde her zamankinden çok başka bir Eda vardı artık. Nedenini niçinini bilmediği hafiflik hissi halen devam etmekte olduğundan genç kadın, neşe içinde mutfakta yemeğini hazırlamaya başladı. Bu akşam bir değişiklik yapıp minik balkonunun bir köşesine koyduğu sehpa üzerinde yedi yemeğini. Oh, Ne güzeldi yaşamak! Çektiği sıkıntı ve üzüntüleri sanki hiç çekmemiş gibi kendisini bir sevince kaptırmış , güzel duyguların eşliğinde salatasını yerken bir yandan da dışarıdan gelen seslere kulak kabartıyor, arada boynunu uzatıp balkondan dışarıya bakıyordu. Yaşama sevinci denilen şey, anlaşılan Eda ile birlikte yemekteydi bu akşam. Zilin çalması ile Eda, içinde bulunduğu sevinç halinden irkilerek çıktı, kapıya kulak kabarttı. Zil ikinci kez çalınca gidip mercekten dışarıya baktığında karşı komşusunun kapıda dikilmekte olduğunu gördü. Kapıyı açtı, komşusu Ayşe kendi yaşlarında var yok birisi idi. Üç çocuğu ile karşı dairede oturuyordu. Eşinin yurt dışında çalıştığını söylüyordu. Görünüşe göre de bu doğru idi galiba. Başlarda "acaba hapiste mi" diye Eda düşünmüştü ama komşusunun içinde olduğu refah durumunu görünce bu düşüncesinin yersiz olduğuna karar verdi. Ayşe: "Eda canım, seni gördüm de geldim, bir çay içeriz birlikte," diye konuştu. Genç kadın, kenara çekilip komşusunu içeriye aldı. Ayağına bir terlik verdi ve balkona komşusu için bir sandalye çıkardı hemen. Ayşe sokağı güzel göreceği şekilde yerleşti sandalyesine. Eda da tabakları kaldırıp ocağa çaydanlığı koydu ve gelip Ayşe'nin yanına oturdu. Komşusu, hemen herkesin beğeneceği kadar güzel ve sevimli bir kadındı. Kumral, dalgalı ve alın diplerindeki kısa sarı saçları, yeşil gözleri ve uzun kirpiklerle çevreli yüzü, güzelliğini gösteriyordu. Birlikte, çay demlenene kadar güzel bir sohbete daldılar. Eda, çay servisinin yanında Ayşe için bir tabakta bisküvi ve kuru yemiş de getirdi. Komşusu, eşinden gelen mektup ve onlara göndermiş olduğu koliden çıkan hediyelerden söz ediyordu ama müdürün ona nasıl bir iş teklif edeceğini düşünen Eda'nın zihni dağılmış, Ayşe'yi dinlemiyordu. Ayşe'nin: "Değil mi Eda?" diye soru sorduğunu duyunca ne cevap vereceğini bilemedi. Dinlemediği anlaşılmasın diye çaresiz ve mahcup bir gülümseyişle Ayşe'nin yüzüne baktı. Zaman kazanmaya çalışarak çayları tazelemek için mutfağa gidip geldi. Allahtan Ayşe, sorusunun cevabını beklemeden başka bir konuya geçti de Eda rahatladı. Ayşe, biraz daha oturduktan sonra sokaktan ağlayarak apartmana doğru gelmekte olan ortanca oğlu Ali'yi görünce telaşla oturmakta olduğu yerden kalkarak balkondan Ali'ye seslendi. Ağlayan çocuk, annesinin sesini duyunca daha yüksek sesle ağlayıp annesinin ilgisini üzerine çekmeye çalıştı. Salya sümük apartmana girmek üzere idi. Ayşe de Eda'dan çıktı, oğlunun derdini öğrenmek için kendi dairesinin tarafına doğru yöneldi. Komşusunu uğurladıktan sonra koca evde yine yapayalnız kalan Eda bunu bir kabulleniş ile tekrardan balkona çıktı, tabak ve bardakları içeriye taşıdı. Akşamın serinliği hissediliyordu artık. Sandalyeleri alıp içeriye girdi. Kapıyı her zaman olduğu gibi defalarca kontrol ederek kilitledi, perdeyi kapattı. Sessiz, sakin bir gece geçirmeyi dileyerek oturma odasına geçti, eline ne zamandır almadığı örgüsünü alıp, neyi ördüğünü anlamaya çalışarak on beş yirmi dakika kadar örgüyle oyalandı. Kendisini şişlerin ritmik olarak çıkardığı seslere kaptırmış, örmeye devam ediyordu. Yavaş yavaş kulağına başka sesler de karışmaya başlıyor gibi geldi kadına. Örmeyi durdurup iyice kulak verdi dışarıdan gelen seslere. "Galiba rüzgâr çıkmış, yağmur yağabilir bu gece," diye geçirdi içinden. Giderek uğultu şiddetini artırmaya başladı. Sokaktaki ağaçların dallarının hışırtısı rüzgarın ıslık sesine karışmış, korkunç bir sese dönüşerek evin duvarlarında yankılanıyordu adeta. Oldum olası rüzgar sesinden korkardı, şimşek ve gök gürültüsünden kaçacak yer arardı. Korkuyla elindeki işini kenara bıraktı, televizyonu kapattı. Hüzünle karışık bir korku gelip yerleşti yüreğine. Rüzgârın uğultusu ona hüzünlü bir şarkı etkisi yapıyordu. Koynunda uyuyup, kokusuna doyamadığı annesinin, tadamadığı kardeş sevgisinin, olmayan yavrularının yerine geçen hüzünlü bir şarkıydı o... Uğultu şiddetini artırınca içindeki korkusu tavan yaptı, evde sığınacak bir yer, korkusunu azaltacak bir şey aramaya başladı. O, korkusu içinde kıvranırken aniden patlayan şimşek ve gök gürültüsü ile yerinden sıçradı. Elektrikler kesildi ve her taraf koyu bir karanlığa büründü. İnsanın aklını başından alan korkunç gök gürültüsü ve çakan şimşeklerin bir anlığına uzun bir kılıç gibi aydınlattığı karanlık gecede Eda, bu seslerin esiri olmuştu. *****
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE