ALTINCI BÖLÜM

3237 Kelimeler
Gece geç saatlerde duyduğu çığlıkla Emir Asaf yataktan fırlamıştı. Hemen odasından çıkıp kendini koridora attı. Sesin nereden geldiğini anlamaya çalıştı bir süre. Bir kaç saniye geçmeden duyduğu çığlığın kendi odasının yanında ki odadan geldiğini anladı. Ağlama sesi hala da devam ediyordu. Halasının Dolunayı bu odaya getirdiği aklına gelen Emir Asaf hemen kapıyı açarak odaya girdi. Yatağa yaklaşıp baktığında kızın gözleri kapalı sayıklıyor ve ağlıyor olduğunu gördü. Kızıl saçları terden sırılsıklam olmuş alnına ve yüzüne yapışmıştı. "Anne nerdesin? Beni bırakma ne olur" diyerek sayıklayan kız sonra da babasına ona vurmaması için yalvarıyordu. "Baba vurma. Canım çok yanıyor. Yapma lütfen" diyerek çığlık çığlığa bağırmaya başladı Kız rüyasında ölüp ölüp diriliyordu ve ona yardım edecek kimse yoktu. Emir Asaf, hemen yatağa yaklaştı iyice. Elini uzatıp kızın alnına koydu. Kızın ateşi yoktu ama sırılsıklam terlemişti. Elbisesi bile terden üzerine yapışmıştı. Emir Asaf, elini kızın alnından çekmek üzereyken Dolunay'ın ona sarılmasıyla şaşkına döndü. Kızıl saçları Emir Asaf' ın yüzünü kaplamıştı. Kız hem titriyor, hem de sıkıca sarılıyordu adama Emir Asaf, önce derin bir nefes aldı. Sonra da onu deli eden kızın eşsiz kokusunu içine çekti. Böyle bir koku var mıydı? Bu kız şu an gerçek miydi? Gerçekten genç adamın kollarında mıydı? Dünyadan soyutlanmıştı Emir Asaf. Sanki cennetin kapısına gelmişti ve içeri girmek için izin istiyordu kızdan. Sonra farkına vardığı şey cennetten alıp tekrar karanlığa itti adamı. Anladı ki kız hala uyuyordu. Eğer uyumamış olsaydı Dolunay, onun yüzüne bile bakmazdı. Ekrem Kara'nın kızı da onun umurunda değildi zaten. Yakında onunla işi bitecek ve onu buradan gönderecekti. İntikamını hem babasından hem kızından en acı şekilde alacaktı. Bu düşünceleri bir kenara bırakıp. Şu an kollarının arasında hala ona sarılan kıza döndü tekrar. Terden sırılsıklamdı kız. Kıyafetinden dışına kadar çıkmıştı ıslaklık. Eğer üzeri değişmezse hastalığı ilerleyip başına dert olacaktı yine. Kızı kendinden biraz uzaklaştırmaya çalıştı ama kız sıkı sıkı sarılmış bırakmıyordu. Bu kadar dalgın uyuyan birini görmemişti hayatında. Yavaş bir şekilde kızla beraber yatağa uzandı. İkisi de birbirlerine sarılmış halde kaldı bir süre. Emir Asaf, kızın acıyan koluna dikkat ederek zorda olsa kendinden ayırdı. Yataktan ayağa kalkarak ne yapacağını düşünmeye başladı. Halasını çağırmayı düşündü önce ama onu rahatsız etmek istemiyordu. Sonra kızın üzerini kendisi değiştirmeye karar verdi. Odadaki dolaba baktı ama Dolunay'ın hiç kıyafeti yoktu. Hızla kendi odasına gitti. Oradan kendi tişörtlerinden bir tane alıp tekrar kızın odasına geldi. Kızıl, biraz sakinleşmiş derin bir uykuya dalmıştı. Üzerini değiştirecekti ama Dolunay'ın uyanma ihtimalinden çekiniyordu. Ya uyanırsa ya Emir Asaf'a bağırır çağırır yine hakaret ederse. Emir Asaf, sinirlerine hakim olamam. Kıza zarar veririm diye çok korkuyordu. "Neden korkuyorum ki neden?" dedi kendi kendine. Zaten olması gereken bu değil miydi? Kızın acı çekmesi gerekmiyor muydu zaten? Emir Asaf'ın intikamı için gelmemiş miydi bu eve? Bu kararsızlık da nereden çıkmıştı şimdi? Emir Asaf'ı düşüncelerinden kızın mırıldanması çıkardı. Hemen Dolunay' ın yanına gitti. Yatağın üzerine oturup kızı ensesinden tutarak yavaşça kaldırdı. Dolunay, o kadar dalgın uyuyordu ki, Hiçbir şeyden haberi yoktu. Hatta bir kolunu Emir Asaf'ın boynuna dolamıştı bile. Emir Asaf, kızın saçlarının muhteşem kokusuyla kendinden geçmişti yine. Kızılın nefesi Emir Asaf'ın çıplak göğsüne geliyordu. Bu da genç adam için hiç iyi bir durum değildi. Emir Asaf, kendini toparlayıp kızın bluzunu üzerinden çıkardı. Dolunay'ın sadece yüzüne odaklanmıştı. Elinin altındaki muhteşem güzellikteki teni düşünmemeye çalışıyordu. Bu kız akıllara zarardı. Görülmemiş bir güzeldi. Bluz çıkınca kızın kafası tekrar Emir Asaf' ın omzuna düştü. Asaf, yavaş bir şekilde getirdiği tişörtü kızın kafasından geçirdi. Kazağın kollarını giydireceği sırada Emir Asaf'ın eli kızın sırtına değdi. Asaf, ateşe değmiş gibi elini hızla geri çekti. Teni o kadar yumuşaktı ki Asaf'ı deli ediyordu. Emir Asaf, tekrar elini kızın omzuna uzattı. Kıyafeti yavaş yavaş aşağı indirirken eli pürüzlü bir alana takıldı. Elini biraz daha aşağıya doğru kaydırdı. Kızın sırtının her tarafı öyleydi. Emir Asaf, kızın sırtı neden pürüzlü çok merak etti. Dolunay'ın yavaş bir şekilde arkasını döndürdü. Gördüğü izlerle Emir Asaf, beyninden vurulmuşa döndü. Bu da neydi böyle kızın sırtı neden bu haldeydi? Bu kızı bu hale kim getirmişti? Kim yapmıştı bu alçaklığı kim? Emir Asaf, delirmişti. Öfkeden ne yapacağını şaşırmıştı. Sonra Dolunay'ın sayıkladıkları geldi aklına. Az önce "baba yapma, vurma" diye sayıklamıştı. Babası olacak şerefsiz yapmıştı tabi ki. Başka kim yapabilirdi. Ekrem Kara'nın bir kızı olduğunu kimse bilmiyordu ki. Emir Asaf, kızın üzerini giydirip yatırdı. Yorganı örtüp odadan çıktı. Kapıya yaslanıp yumruklarını sıktı. "Allah senin de benim de belamı versin Ekrem Kara." dedi. "Sen nasıl bir babasın, bunu kızına nasıl yapabildin? Bizim gibi insanlar bu dünyada yaşamamalı, asla yaşamamalı." Emir Asaf, hızla kendi odasına gitti tekrar. Kendi özel merhemini aldı. Kavga ettiği zamanlarda vücudunda iz kalmasın diye özel olarak yapılmıştı. Kıza faydası olur mu bilmiyordu. Ama yine de sürecekti. Dolunay'ın odasına tekrar geldi. Kız yastığa sarılmış hala derin bir şekilde uyuyordu. Alnında boncuk boncuk terler vardı. Emir Asaf, kendine lanet etti. Onu ittirip canını yaktığı için. Babasına lanet etti onu bu hale getirdiği için. Bu hayata lanet etti. İntikam için getirdiği hayattaki en nefret ettiği adamın kızına duymaya başladığı merhamete. Ya da... Duyguları dalgalı deniz gibiydi adamın. Önce biraz sakin huzur dolu. Sonra fırtına çıkıyordu ruhunda. Önüne ne çıkarsa yok eden bir fırtına. O zaman allak bullak oluyordu genç adam. Artık kendisiyle bile çelişkiye düşüyordu. Ne yapıp ne yapmaması gerektiğini bilmiyordu artık. Dolunay'ın yaralarına merhem sürerken onun hissettiği acıyı tüm kalbiyle hissetti. İşini bitirdikten sonra hemen odadan çıktı. Halasının uyuduğunu tahmin ediyordu, ama sabahı bekleyemezdi. Hemen onunla konuşması gerekiyordu. Serap Hanım'ın kapısına gidip kapıyı çaldı. Halasından ses gelmeyince tekrar güçlü bir şekilde vurdu kapıya. Bir süre sonra Serap Hanım uykulu gözlerle kapıyı açtı. "Hayırdır oğlum gece gece ne oldu." "Seninle konuşmak istiyorum hala" diyerek içeri girdi. "Ne konuşmak istiyorsun oğlum? Sabahı beklemeyecek kadar önemli ne olabilir." “Ben bir kaç ay burada yokum hala”· ”Yok musun? Nereye gideceksin Asaf?" "Bir yere değil hala. Bir kaç yere gitmem gerekiyor. İşlerle ilgili sorunlar var. Onları çözmem lâzım" "Neden sen gidiyorsun oğlum? Bir sürü adamın var, onları gönder" "Benim gitmem gerekiyor hala" "İyi o zaman, sen gelinceye kadar Dolunay, ailesinin yanına gitsin oğlum. Onun içinde bir değişiklik olur. Hatice teyzesini çok özlüyordu yavrucak. Gidip biraz yanında kalsın "Bu söylediğin asla olmaz hala. O kız burada kalacak. Onun hiç bir yere gitmesini istemiyorum. Hem yalnız değil. Canı falan da sıkılmaz. Eniştem var sen varsın. Ben dönünceye kadar sizinle kalacak. Sonrasında ne yapacağıma bakarız." "Bu öfken kinin ne zaman bitecek oğlum? Ne zaman nefret etmekten yorulacaksın. Ya da ne zamana kadar nefretle yaşayacaksın? Bak kaç yaşına geldin. Bırak artık kini nefreti. Kendine yeni bir hayat kur. Dolunay ‘a da acı çektirmekten vazgeç Ailesinin yanına gönder onu. Kız daha çok genç kendisine yeni bir hayat kursun. İntikamında onu kullanmaktan vazgeç. Boşan ondan. Başkasıyla evlensin mutlu olsun. Kızın o kadar muhteşem bir güzelliği var ki. Kimse onun daha önce evlendiğini umursamaz" Halasının konuşması Emir Asaf'ı çıldırtmıştı. Dolunay'ın başka biriyle evlendiğini düşünmek, damarlarındaki kanın çekilmesine neden oldu. "Sen ne diyorsun hala!!?diye bağırdı. Asla onu bırakmam. Onun başka biriyle evlenmesine asla izin vermem. Henüz intikamımı alamadım ben. Onun cezası daha bitmedi. Ben dönene kadar burada kalacak o kadar." "Tamam, oğlum tamam kızma. Ben buradayım zaten, sorun yok. Sen ne dersen onu yapacağım. Hem neden kızdın anlamadım? Dolunay senin intikam hırsın bitince hayatına başlar madem. Ondan sonra evlenip bir yuva kurar." "Sen neden o kızı evlendirmeye bu kadar meraklısın hala?" "Dolunay'ın sen onu bıraktıktan sonra mutlu olmasını istiyorum. Mutlu ve huzurlu bir yuvası olsun istiyorum. Hem sen neden karşısın buna. Nasıl olsa bırakmayacak mısın onu? Dur bir dakika. Yoksa onunla sen mi evleneceksin Asaf?" "Saçmalama hala. Ben onunla yalnızca intikam için evlendim. Bu durum yakında bitecek." "Tamam, o zaman sorun yok. Senden ayrıldıktan sonra, istediğini yapabilir." "Hala uzatma istersen. Hadi hoşçakal" dedi Asaf. Sonra da halasının odasından çıkmak için kapıya yöneldi. "Güle güle git oğlum. Kendine dikkat et" Emir Asaf, Serap Hanım'ın odasından çıkınca arkasında ona gülümseyerek bakan bir kadın bıraktı. "Ah benim güzel oğlum, sen bu kıza alışmaya başladın değil mi? Buradan ayrılman da sırf bu yüzden. Onu unutmak istiyorsun. Kalbine söz geçiremiyorsun çünkü. Unutulmuyor ki oğlum. Ne yaparsan yap kalbine giren aşkı unutamazsın." Emir Asaf, hızla odasına gidip Serhat'ı aradı. Yirmi dakika sonra gelen Serhatla beraber malikaneden ayrıldı.Emir Asaf, Dolunay' ı daha fazla görmeye dayanamadığı için malikaneden gitmişti. O kızılın kokusu güzelliği öldürecekti adamı. Daha fazla burada kalırsa, ya kızı öldürecekti. Ya da kendini. Çünkü yüreğinde öyle bir volkan büyüyordu ki. Bu volkanın ateşi önüne kim gelirse yakacaktı. Emir Asaf, gittikten sonra Serap Hanım ve Dolunay koskoca malikane de yalnız kalmışlardı. Serap Hanım, Emir Asaf'ın kıza daha fazla bağlanmamak ve ona yakın olmamak için gittiğini biliyordu. Ne kadar inkâr etse de kabul etmese de onun Dolunay' dan kaçtığını biliyordu. Emir Asaf, basbayağı Dolunay' ı sevmeye başlamıştı. Ya da çoktan aşık olmuştu bile. Bunu kendine bile itiraf edemiyor, kabullenemiyordu ama halası emindi. Emir Asaf'ın gözlerinde görmüştü kıza olan aşkını. Emir Asaf, için çok zor ve kabul edilemez bir durumdu bu. Çünkü kızın babası ailesinin katiliydi. Bu herkes gibi Emir Asaf'ın da kabul edebileceği bir şey değildi. Genç adam şimdilik kızdan kaçıyordu. Bu kaçışın ne kadar süreceğini halası da merak ediyordu doğrusu. Ama bir şeyden daha emindi Serap Hanım, Emir Asaf, Kızıl'ın hasretine uzun süre dayanamayıp mutlaka dönecekti. Çünkü aşk böyle bir şeydi. Kaçmakla bu duygudan kurtulmak imkansızdı. Tecrübeyle sabitti bu durum. Serap Hanım, Cihan Beye olan aşkından yıllarca vazgeçememişti. Yıllar sonra dönüşü yine ona olmuştu. Bazı insanlar bir çok aşk yaşayabiliyorlardı hayatlar boyunca. Bazı insanlar ise ömürlerinde tek bir aşka adıyorlardı. Emir Asaf, tek bir aşk yaşayacak, tek bir aşka bağlanacak adamlardandı. Serap Hanım, Emir Asaf'ın seviyesiz tek günlük ilişkilerden kurtulup, gerçek aşkı bulmasını ve evlenip mutlu olmasını istiyordu. Serap Hanım, sabah olduğunda hemen kalkıp Dolunay'ın odasına gitti. Dolunay, uyanmamıştı. Hala derin bir şekilde uyuyordu. Serap Hanım, önce perdeyi açtı. Dolunay, yüzüne gelen güneş ışığıyla uykusundan uyandı. Gözlerini zorlanarak açtığında karşısında Serap Hanım' ı gördü. Sonra da hemen yataktan doğruldu. "Günaydın halacığım" dedi Serap Hanım'a gülümseyerek. Serap Hanım, "Günaydın canım. Nasılsın bakalım ?" "Çok iyiyim hala gece biraz korktum. Ama şimdi iyiyim." "Neden korktun kızım, bir şey mi oldu?" "Önemli bir şey değil hala. Kâbus gördüm galiba. Bu ara da gece üzerimi değiştirmişsin halacığım. Çok teşekkür ederim. O kadar yorgundum ki. Hiç haberim olmamış. Çok düşüncelisin hala. Bu iyiliğini unutmayacağım. "Üzerini mi değiştir mişim kızım?" "Evet hala işte bu üzerimdekileri. Sen giydirmedin mi yoksa?" "Şey evet tabi ki ben giydirdim kızım. Başka kim olabilir kızım. Öyle değil mi? Haydi kalk bakalım. Güzel bir kahvaltı yapalım beraber. "Ama o adam bana kızabilir biliyorsun hala." "Sen merak etme Emir Asaf bir süre evde yok. İşle ilgili sorunları varmış. Onun için uzun bir süre şehir dışında olacak. Benim eşimde iş seyahatinde biliyorsun. Yani sen ve ben bu evde baş başayız kızım. Önce kahvaltı yapacağız. Sonra sen ilaçlarını içeceksin. Ondan sonra ikimizin beraber yapacak çok işimiz var." Serap Hanım ve Dolunay bütün gün beraber vakit geçirdiler. Beraber yemek yaptılar. Beraber ortalığı topladılar. Beraber sofra kurup, beraber topladılar. Emir Asaf, olmayınca Dolunay çok daha rahattı. Serap Hanım, bu durumdan gayet memnundu. Dolunay'ın mutlu olması onu da mutlu ediyordu. Emir Asaf'ı merak etmiyor değildi tabi. Emir Asaf 'ın Dolunay'dan uzak kalmak için gittiğini biliyordu. Onun yakında döneceğini de biliyordu. Serap Hanım'ın eşi Cihan Bey, Serap'ı arayıp işlerinin uzadığını, yurt dışında bir hafta daha kalacağını söyledi. Her ne kadar Serap kocasını çok özlese de, bu iyi olmuştu. Serap Hanım'ın çok planları vardı. Evde Dolunay' la yalnız olmaları iyi olacaktı. Emir Asaf' ın gitmesi de bu yüzden çok iyi bir fırsat olmuştu. O günün akşamı yemeklerini yedikten sonra beraber çaylarını içiyorlardı. Serap Hanım, çayından bir yudum alıp Dolunay'a, baktı. "Kızım sen okula gittin mi?" diye sordu. "Hayır hala gitmedim" dedi kız. "O zaman okuma yazma da bilmiyorsun." "Okuma yazma hatta çok daha fazlasını biliyorum hala." "Nasıl olur kızım, okula gitmedim dedin az önce" "Sana Hatice Teyzem ve Ahmet amcamdan söz etmiştim hatırlıyorsan" " Evet kızım tabi ki hatırlıyorum." "İşte onlar bana okumayı yazmayı ve diğer her şeyi öğrettiler. Onlar çiftliğe geldiğinde ben on yaşındaydım hala. Daha önce bana kim olduğunu bilmediğim yaşlı bir kadın baktı. Sonra babam onun öldüğünü söyledi. İki gün sonra da Hatice teyzem ve Ahmet amcam, geldi çiftliğe. Onların çocukları yoktu. Beni kendi çocukları gibi sevdiler. Babamın beni okula göndermediğini öğrenince, gizli gizli okuma yazma öğretmeye başladılar. Babamın çiftlikte olmadığı zamanlarda sürekli ders çalıştık. Ahmet amcam çiftlikte Kahya olarak çalışır. Babamla İstanbul'a gittiği zamanlarda Bana sayısız kitaplar, testler, yani bir öğrenciye lazım olabilecek her şeyi alırdı. Onları saklamak çok zor oluyordu tabi. Ahmet amcam ın güvendiği bir kaç adam vardı. Onlar da bize yardım ederlerdi. Çok zor oldu ama şu an bir lise öğrencisi düzeyindeyim." "Ah be Dolunay, ne kadar sevindim bilemezsin kızım. Şimdi işimiz daha kolay. Seni hemen açık öğretime kayıt yaptırırız. Yavaş yavaş diplomalarını da alırsın. Bu arada biz de seni baştan aşağı değiştireceğiz. Seni muhteşem bir kadın haline getireceğim göreceksin. Yanlış anlama sen zaten mükemmelsin. Seni sadece biraz daha mükemmel yapacağız. Saçların-" "Hayır, hala saçlarımı kestirmem ben lütfen" "Merak etme kızım sen istesen ben kestirmem o saçları. O kadar güzeller ki onlara kıyamam. Sadece kırıklarını aldıracağız. Bakım yaptıracağız. Sana harika kıyafetler alacağız." "İstemem hala o adamın parasıyla alınan hiç bir şeyi istemem." "Yapma kızım, o senin kocan." "O benim hiç bir şeyim değil hala." "Bak Dolunay biliyorum. Emir Asaf sana çok acı çektirdi. Daha da öfkesi geçmedi belki. İçindeki fırtına bir süre ikinizi oradan oraya savuracak. Sana nefretini kusacak. Seni çok çok üzecek. Ama bir şekilde bu fırtına dinecek. Benim oğlum durulacak emin ol bundan. Bir süre sonra Asaf, çok değişecek. Biz de onu senden nefret eden değil sana âşık bir adam yapacağız." "Sen ne diyorsun hala? Ben ondan sadece kurtulmak istiyorum. Bir an önce bu evden beni göndermesini istiyorum. Babam sadece fiziksel işkence yapardı. Ama bu adam kalbimi parçalıyor. Benim ruhumu öldürüyor. Onun aldığı nefesten bile korkuyorum." "Haklısın kızım. Sen bunları hak etmedin. Sen öyle iyi bir kızsın ki. Ama kaderin karşına hep kötü insanlar çıkarmış. En kötüsü de baban inan bana. Bak kızım aslında bunu Emir Asaf'ın anlatması daha iyi olurdu. Ama bu biraz zor gibi duruyor şimdilik. Emir Asaf'ın senin babandan neden bu kadar nefret ettiğini biliyor musun? Sana niye bu kadar kötü davrandığını. Aslında kalbi parça parça olurken hala sana neden işkence çektirdiğini." "Hayır hala hiç bir şey bilmiyorum. Kimse bana bir şey söylemedi ki. O adamın babamdan nefret ettiğini biliyorum. Babamın kumar masasında kaybettiği bir eşyayım ben. Bunu o adam söylemişti bana. Birbirlerinden neden nefret ettiklerini bilmiyorum? İkisi de birbirlerine değil sadece bana zarar veriyorlar. Birbirlerine bir şey yaptıkları yok. Ben ikisinin elinde bir oyuncak oldum hala. Herkes kendi yaptığının bedelini kendi ödemiyor. En güçsüz olana ödetiyor. Ben hem babam için hem onun için daha kolay bir hedefim. Biri kumar borcunu benimle ödedi. Biri bir kadını kumar masasına malzeme yaptı. Çok alçakça bu kabul edilemez bir şey. Çok onur kırıcı, hiç bir kadının başına gelmemeli bu hala. Hiç bir kadın bu onursuzluğu yaşamamalı." "Kızım benim, çok haklısın ama bir dinle. Emir Asaf' ın, babası ve annesi gözlerinin önünde öldüler kızım. Emir Asaf, o zaman yıkıldı, çok acı çekti. Çocuk yaşında görmediği yaşamadığı acı kalmadı. Akıl hastanesinde yattı aylarca. Daha sonra ülkesinden koptu. Yıllarca yabancı bir ülkede yaşadı. Ben sadece sana özet geçiyorum. Emir Asaf, hiç olmak istemediği bir insan haline dönüştü. Karanlık dünyaya bulaştı. Masum insanlara zarar verdi. Bunların tek suçlusu baban." "Babam mı dedin? Neden babam hala, o ne yaptı ki?" "Şey kızım. Bu nasıl söylenir bilmiyorum. Aslında seni de üzmek istemiyorum ama söylemek zorunda hissediyorum kendimi. Emir Asaf'ın, anne ve babasını senin baban öldürdü kızım." "Ne!!? Ne diyorsun sen hala? Ne demek senin baban öldürdü. Bu nasıl olabilir hala? Nasıl olur da babam onun ailesini öldürebilir?" " Evet kızım tam da duyduğun gibi. Onun babana nefreti bu yüzden. Senin baban yıllar önce, Emir Asaf daha bir çocukken, onun gözlerinin önünde ailesini öldürdü." Dolunay duyduklarıyla beyninden vurulmuşa döndü. Eli ayağı buz kesti. Boğazı düğümlendi, nefes alamadı. "Nasıl olabilir böyle bir şey? Benim babam bir katil, bir katil, Allah'ım nasıl olur bu?" Ben babamın çok kötü bir insan olduğunu biliyordum. Ama bir katil olacağına hayatta inanmazdım. O bir katil ha, hem de o adamın ailesinin katili. Bunu bana başka birisi söylese asla inanamazdım hala." " Evet kızım anlattığım gibi her şey. Senin baban onları suçsuz yere öldürdü. Benim kardeşimi yardıma ihtiyacı olan bir kadına yardım ettiği için öldürdüler. Karısını da kocasını kurtarmaya çalıştığı için, ya da görgü tanığı bırakmamak için bilmiyorum. Onların son nefeslerini verdiklerin de, Emir Asaf, yanlarındaydı. Hiç kimsenin başına gelmesini istemem böyle bir durumun. Ben kardeşimin üzüntüsünü bile yaşayamadım kızım. Çünkü Emir Asaf, vardı. Sinir krizleri geçirmiş hastaneye yatmıştı Asaf. İnan bana kızım. Emir Asaf böyle biri olacak çocuk değildi. O mükemmel bir çocuktu. Annesine babasına çok düşkündü. Şimdi dersin her çocuk annesini babasını çok sever. Evet çok sever ama Asaf gibi çocukların sevgileri de farklı ve ölümüne oluyor. "Ben her çocuk ailesini çok sever diye düşünmüyorum hala. Ben sevmiyorum babamı, onu hiç sevemedim. Hiç babammış gibi hissetmedim. Oda beni sevmiyor sevmeyecek de. Biz hiç bir zaman baba kız olmadık. Bu saatten sonra da imkansız. O adam babama ve bana ne yapsa haklı. Babamın yüzünden hayatı mahvolmuş. Hayatta en sevdiği insanları kaybetmiş. Şimdi anlıyorum nefretinin nedenini. Bana bakarken gözlerinde gördüğüm kini. Artık ona kızamıyorum diyemem. Yine de ona çok kızıyorum. Onurlu bir adam gibi davranıp beni bu işlere karıştırmayacaktı. Ben babamın yaptıklarının sorumlusu değilim. Ben kötü bir insan değilim hala. Ben asla kimseye zarar vermem. Çok çok üzüldüm onun ailesi ve onun için. Sen güzel düşünen iyi bir insansın halacığım. Bana hiç kötü davranmadın. Babamın yaptıkları yüzünden beni suçlamadın. Bana yardım etmek için elinden geleni yaptın. Her şey için sana minnettarım. Bundan sonra bana iyi davranma hala. Ben bunu hak etmiyorum. Babam sana ve ona çok acılar yaşatmış. Beni bu iyiliklerinle ezme hala. Çünkü ben karşılığını ödeyemem. " "Ben senden karşılık beklemiyorum kızım. Hem sen babanın yaptıklarından sorumlu da değilsin. Evet, ortada çok büyük bir suç var. Ama sorumlusu sen değilsin. Bunu Emir Asaf' ta anlayacak yakında. Siz birbirinize şifa olacaksınız kızım. Acılarınızı beraber unutacaksınız. Emir Asaf' ın sığındığı soluklandığı limanı olacaksın." "Bu asla olmaz hala, biz onunla asla olamayız. Bizim aramızda iki tane ölü var. O bunu asla unutmayacak. Bana baktıkça beni gördükçe hep acı çekecek. Beni her gördüğünde ailesini tekrar tekrar kaybedecek. Yanan yüreği soğuyacaksa eğer. İntikamını alsın benden. Annesine babasına yapılanların acısını çıkarsın. Ama biliyor musun hala? Babama acı çektirmek için bana bunları yapıyorsa yanlış yolda. Çünkü babam benim acı çekmemden zerre etkilenmez, üzülmezde." " Biliyorum kızım. Ben bunu anladım. Ama merak etme, sen suçsuzsun. Bunu bir gün Emir Asaf' ta anlayacak. Ben bu nefretten bir sevda çıkaracağım ortaya inşallah." dedi. Tabi son cümleyi içinden söyledi. "Yaşanan acıları konuşmayı bir kenara bırakalım kızım. Geçmişi geri döndüremeyiz. Önceliğimiz senin iyileşmen. Sonra ne yapacağımıza bakarız." "Ama hala" "Yapma böyle kızım bundan sonra ben ne dersem onu yapacaksın. Hem senin bir kaybın olmayacak kızım. Nasıl olsa bir işimiz yok. Zamanımız da çok. Zamanımızı boşa harcamayalım değil mi?" "Tamam, kabul ediyorum hala. Sen ne dersen onu yapacağım." ~~~~~~~~ Bir hafta sonra Dolunay tamamen iyileşti. Sonra Serap Hanım' la beraber çalışmalara başladılar. Serap Hanım, Dolunay' ı her haliyle tam bir hanımefendi yapmaya kararlıydı. Bazen bulduğu eğitmenler bazen kendisi Dolunay' ı çalıştırıyordu. Zaten kız öyle zekiydi ki her şeyi anında kavrıyordu. Hatice teyzesi ona her şeyi zaten öğretmişti. Ama Dolunay, Emir Asaf gibi bir adamın eşi olarak yetiştiriyordu Serap. Emir Asaf, gibi bir adama sahip olmak her kadının harcı değil diyordu Serap halası. Evet, Dolunay' ı çok üzüyordu. Çok kırıyordu. Aynı zaman da kendisi de çok üzülüyor çok acı çekiyordu. Emir Asaf' ta çok şanslıydı. Dolunay, gibi bir güzele sahip olmakta her kula nasip olmazdı. Onları birleştiren kötü kader olsa da. Sonlarının iyi olması için Serap Hanım, elinden geleni yapacaktı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE