BEŞİNCİ BÖLÜM

4760 Kelimeler
Dolunay, iki saat süren uykusundan yavaş yavaş uyanıyordu. Emir Asaf, kızın yanına doğru yaklaşıp gözlerini açmasını beklemeye başladı. Asaf, uyanmasını beklerken Dolunay tekrar sayıklamaya başladı. " Yapma baba ne olur yapma!" diyerek hem ağlıyor hem de sayıklıyordu. Emir Asaf, gözleri kapalı kızın sayıkladığını duyup, koltuğun önündeki sehpaya oturdu. Dolunay, bir anda sıçrayarak gözlerini açtı. Etrafa boş gözlerle bakan kız , "Ne ne oldu bana? Neden buradayım?" dedi. Şaşkın bir şekilde. Sonra sehpanın üzerinde oturan Emir Asaf'ı gördü. "Allah'ım ölmemişim ölmemişim" dedi gözyaşlarına boğularak. "Neden uyandım ki keşke ölüp gitseydim neden hala yaşıyorum?" Kızın bu sözleri üzerine Emir Asaf : "Babanın yaptıklarının bedelini ödemeden sana ölmek bile yok Ekrem'in kızı. Boşuna uğraşma. Sana öyle acılar yaşatacağım ki, her gün o adamın kızı olduğun için bin pişman olacaksın" diyerek kızın yanından ayrıldı. Mutfağa gidip yardımcı kadına, "Karıma yemek götür ve yediğinden emin ol. Sonrada ilaçlarını içir" dedi. Kendisi de mutfaktan çıkıp odasına gitti. Saat gece yarısını çoktan geçmişti. Yatıp dinlenmesi gerekiyordu. Sabah kapının hiç susmadan çalınmasıyla uyanan Emir Asaf, her ne kadar kalkmak istemese de mecburen çıktı yataktan. Aşağıdan gelen seslerle kaçan uykusuna lanet okuyarak odasından çıktı. Ekrem'in kızı hasta olduğu için kapıyı açamazdı zaten. Adamları da içeri giremiyordu. Yardımcı kadın gece burada kalmıştı. O neden açmamıştı kapıya yaşadıkları geldi aklına. Aklına gelir gelmez de sinir kat sayısı artmaya başladı. Daha fazla oyalanmayan Emir Asaf, koşarak aşağıya indi. Kapıyı açıp gelenin kim olduğuna baktı. Serap halası olduğunu görünce hiçbir şey söylemeden salona yöneldi. Serap, ise sinirle içeriye dalmış öfkeyle bağırmaya başlamıştı. Yanında dün akşamki doktor da vardı. Emir Asaf'ın yanından hızla geçip, etrafı aramaya başladı. Ortalıkta kimseyi göremeyen Serap, Asaf'ın karşısına geçip," Dolunay nerde?" dedi öfkeyle. Emir Asaf gözlerini devirip, "Neden sordun hala, ne yapacaksın o kızı?" dedi. "Dolunay'ın hasta olduğunu duydum. Ne yaptın ona, nesi var kızın söylesene?" "Ben bir şey yapmadım. Hem sana ne oluyor hala? Ekrem'in kızı ne zaman bu kadar değerli oldu." "Dolunay onun adı Dolunay anladın mı? Ekrem'in kızı. O adamın kızı deyip durma artık. Hem kızın hiç bir suçu yok oğlum. Lütfen ona zarar vermeyi bırak artık." "Bak hala sana defalarca söyledim. Benim işlerime sakın karışayım deme. Ben o kıza ne istersem onu yaparım. Ekrem'in kızı bu eve acı çekmek için geldi. İnan bana fazlasıyla da acı çekecek. Şimdi beni rahat bırak. Zaten o kız yüzünden gece uyuyamadım. Onun nerede olduğunu da bilmiyorum? Belki aşağıda kendi odasındadır." dedi. "Kendi odası mı dedin sen Atlas? Aşağı da oda var da benim mi haberim yok?" " Bodrum katta hala anladın mı? Bodrum katta olan odasına bak" "Nasıl bodrum kat ya? Orada böceklerle farelerle kalmasına izin mi verdin sen. Orada hiç kimse kalamaz nefes alamaz. Sen nasıl böyle bir insan oldun oğlum?" "Benim böyle bir insan olmamın sebebi onun babası hala. Hem abartmayı bırak. Orada böcek fare falan yok" "Onun babası Emir Asaf, babası anladın mı? Kızın hiç bir suçu yok. Suçlu olan babası." Serap Hanım, başka bir şey söylemeden, doktorun yanına gitti. "Siz beni burada bekleyin hemen geliyorum." diyerek aşağıya bodrum kata indi. Orada odaya bile benzemeyen depo gibi bir yer vardı. Kız orada olmalıydı. Kadın söylenerek odanın kapısına geldi. Serap Hanım, hemen kapıyı açıp içeri girdi. Etrafa şöyle bir göz gezdirdi. "Burası çok havasız, burada insan nasıl yaşar?" dedi. Sonra az ilerde duvar dibinde yatan kızı gördü. Yatağının içine küçücük bir çocuk gibi büzülüp yatmıştı. Serap Hanım, bu duruma o kadar üzüldü ki, gözyaşlarını tutamadı. Hemen kızın yanına koşup, yatağının dibine oturdu. Kıza seslenince Dolunay zorla da olsa gözlerini açtı. "Neyin var kızım, ne oldu sana söylesene?" diye sordu. Dolunay "Bilmiyorum efendim. Başım çok dönüyor midem bulanıyor." dedi. "Bulanır tabi. Böyle bir yerde yaşayan insanın başına her şey gelir. Ayağa kalkabilir misin? Seni yukarı salona götüreceğim." "Şey size rahatsızlık vermek istemem. Hem o adam kızabilir bana." "İnan Emir Asaf'ın kızması şu an hiç umurumda değil. Seni yukarı götüreceğim o kadar. Hem doktor getirdim. Seni tekrar muayene edecek" "Ama akşam muayene oldum ben. İnanın hiç gerek yok. Yakında. toparlanırım. Ne olur beni onun olduğu yere götürmeyin." " Beni zorlama Dolunay. Seni sürüklemem gerekse de buradan çıkacaksın. Bu yüzden hadi yardım edeyim kalk ayağa" Dolunay, yattığı yerinden doğruldu ve yavaşça ayağa kalktı. Allahtan, başı bu sefer dönmemişti. Serap Hanım kızın koluna girip yukarı kata büyük salona doğru yürümeye başladılar. Merdivenleri çıkarken Dolunay'ın saçlarını gören Serap: "Kızım benim, saçlarım ne kadar uzun. Rengi de çok güzel tıpkı yüzün gibi" dedi. "Benim aptal oğlum, yanında bir hazineyle yaşadığının farkında bile değil." Serap Hanım, kızı salona getirip. Oradaki koltuklardan en rahat olanına yatırdı. Salonda bekleyen doktor. Dolunay'ın yanına gelip tekrar muayene etmeye başladı. O sırada Emir Asaf üzerini değiştirip merdivenlerden aşağıya tekrar iniyordu. Merdivenin son basamağına gelmişti ki, doktorun Dolunay' ı muayene ettiğini gördü. O doktora da ayrı bir sinir oluyordu. Sürekli kıza dokunuyor bu da Emir Asaf'ı deli ediyordu. Dolunay' ı muayene eden doktorun kızın saçlarına uzandığını görünce "Dur!!" diye bağırdı. Herkes şok olmuş şekilde Emir Asaf'a baktılar. Emir Asaf, son basamağı uçarak indi adeta. Hızla doktorun yanına gelip, "Sen ne yaptığını sanıyorsun? Bu ne cüret." diye bağırdı. Doktor, "Hastamı muayene ediyorum beyefendi. Başka ne yapıyor gibi duruyorum?" dedi. "Adam gibi muayene etsene. Saçlarına sakın dokunma!!"dedi bağırarak. "Bakın beyefendi, saçları uzun olduğu için zorlanıyorum. Dokunmadan nasıl uzaklaştıracağım saçlarını." "Sen çek ellerini ben toplarım onun saçlarını." diyerek hemen Dolunay'ın saçlarını topladı. Saçlarını arkaya doğru toplayıp yüzünden uzaklaştırdı. Bu sefer de güzel yüzü ve boynu gözler önündeydi. Emir Asaf, doktora öldürecekmiş gibi bakıyor, bir an önce işini bitirmesi için sabırsızlanıyordu. Serap Hanım, ise olanları ağzı açık seyrediyordu. Emir Asaf, yani onun sinirli kabadayı dediğim dedik oğlu. Doktor kızın saçlarına dokundu diye olay çıkaracaktı neredeyse. Hele doktora bakışları... Onun Dolunay' a âşık olmuş halini düşünemiyordu bile. Bu durum Serap'ın gülümsemesine sebep oldu. Doktor muayeneyi bitirip kızdan uzaklaştığında Emir Asaf, derin bir nefes aldı. Sonra da kimseye bir şey söylemeden evden çıkıp gitti. Emir Asaf'ın gitmesiyle hem Dolunay hem Serap Hanım rahatlamıştı, oh çekmişlerdi. Emir Asaf, onu tekrar evden gönderecek diye korkmuştu kadın. Serap Hanım, Dolunay' ı burada yalnız bırakmak istemiyordu artık. Emir Asaf, kıza hiç bir şekilde acımıyordu. Üstelik şu an Dolunay, çok hastaydı. Doktorun da gitmesiyle Serap Hanım ve Dolunay, yalnız kaldılar. Serap Hanım, kızın sessiz ve hüzünlü haline bakarak," Sen biraz dinlen kızım. Ben sana kendi ellerimle çorba yapacağım. Senin bir an önce iyileşmen için de elimden geleni yapacağım. Hem hiç korkma seni burada yalnız bırakmaya niyetim yok artık" dedi sevgi dolu ses tonuyla. Serap Hanım, mutfağa giderken Dolunay' da koltuğa uzanıp gözlerini kapattı. Emir Asaf, şirkete geldiğinden bu yana Dolunay'ın kızıl saçları ve buğulu yeşil gözleri aklından çıkmıyordu. Hele o kokusu yok mu Emir Asaf’ın aklını başından almıştı. Hayatının hiçbir döneminde hiç bir kadının kokusu adamı bu kadar etkilememişti. Aslında Emir Asaf' ın en sevmediği saç rengiydi kızıl. Ama bir kadına bu kadar mı yakışırdı bu renk. Hiç bir kızıl, hiç bir kadında böyle muhteşem durmamıştı. Dolunay, hayatında gördüğü en muhteşem varlıktı. Ve Emir Asaf'ın en büyük düşmanıydı. Emir Asaf, bu düşünceler içine dalıp gitmişken önemli bir haber vermek için Serhat, girdi odaya. Emir Asaf'ın bütün düşünceleri bir anda dağıldı. Serhat'ın gelmesine neredeyse sevinecekti genç adam. Çünkü aklından geçen düşünceler kendisini bile korkutmaya başlamıştı. Serhat, Emir Asaf'ın masasının karşısındaki koltuğa oturdu. "Konu neydi Serhat?" dedi Emir Asaf. Serhat, Büyük patronların bir anlaşmazlık yüzünden birbirlerine düştüklerini söyledi. Bu durum onlar için de hiç de iyi olmayacaktı. Eğer anlaşmazlıklar daha da büyürse Emir Asaf'ın bir taraf seçmesi gerekebilirdi. Emir Asaf, böyle bir durumla karşı karşıya kalmak istemiyordu. Anlaşmazlık yaşayan adamlar ikisi de Emir Asaf'a yakın olan ve saygı duyduğu insanlardı. İplerin kopması halinde Emir Asaf ne yapardı bilmiyordu. Şirkette de birçok sorunla karşılaşan Emir Asaf, çok kötü bir gün geçirmişti. İşlerini bitirip şirketten çıktığında bitmiş haldeydi. Yine de hemen eve gitmek istemiyordu. Arabaya atlayıp Serhat'la beraber gece kulübüne gittiler. Emir Asaf, kulübe geldiğinden bu yana hiç durmadan içiyordu. Serhat'ın onu durdurma çabaları ise hiç bir işe yaramıyordu. ~~~~~~ Bütün gün uyuyan Dolunay, biraz da olsa kendine gelmişti. Serap Hanım, bütün gün kızın yanından ayrılmamış, onunla ilgilenmişti. Malikanenin mutfak işleri için işe alınan kadın akşam yemeğini yapmış masayı da hazırlamıştı. Bütün yemekler de servise hazırdı. Serap Hanım, Emir Asaf'ın bir an önce gelmesini istiyordu. Çok merak ediyordu kadın. Bir kaç saat önce Serhat'ı aradığının, Emir Asaf'ın şirkette sorunlar yaşadığını öğrenmişti. Akşam olduğunda Dolunay'ın içini korku sarmaya başlamıştı. Emir Asaf'ın eve gelmesinden çok korkuyordu. Onun yüzünü bile görmek istemiyordu kız. Ne yapacağı belli olmayan adam Dolunay'ın, bütün sinirlerini alt üst etmişti. Gece geç saatlere kadar bekledikleri halde Emir Asaf gelmemişti. Serap Hanım, telefonla defalarca aramasına rağmen Emir Asaf'tan cevap alamamıştı. Yardımcı kadına sofrayı toplamasını söyleyen Serap Hanım, Dolunay'ın ilaçlarını da içirdi. Sonra üzerini örtüp uyuması için bir süre bekledi. Kızın uykuya daldığını görünce kendisi de yatmak için odasına gitti. Akşam yemeğinde fazla bir şey yemeyen Dolunay gecenin üçünde, karnından gelen seslerle uyandı. Kız o kadar acıkmıştı ki sabaha kadar dayanması zor olacaktı. Emir Asaf'ın onu görmesinden ve kızmasından korksa da açlığa daha fazla dayanamadı. Yavaşça yerinden kalktı. Mutfağa gidip dolabı açtı. Serap Hanım'ın yaptığı çorbadan biraz kalmıştı. Hemen ocağı yakıp çorbayı iyice ısıttı. Kendisine bir tepsi hazırlayıp salona geri döndü. Yattığı koltuğa oturup, tepsiyi kucağına aldı. Yavaş yavaş çorbayı içmeye başladı. Dolunay, o kadar dalmıştı ki, Emir Asaf'ın geldiğinin farkına bile varmadı. Serhat, dut gibi sarhoş olan Emir Asaf'ı, zorla getirip malikâneye bıraktı. Emir Asaf, ışıkların açık olduğunu görüp, sarsak adımlarla salona geldi. Kızın olduğu koltuğa çevirdi bakışlarını. Dolunay'ın dalgın bir şekilde çorba içtiğini gördü ses çıkarmadan onu izlemeye başladı. Işığın altında kızıl saçları parlıyor, göz alıcı bir güzelliğe bürünüyordu. Dolunay, çorba içmek için eğildiğinde saçları yüzüne dökülüyor ve kız sürekli yüzünden çekmeye çalışıyordu. Emir Asaf, kendi düşündüklerine kendisi bile inanamıyordu. Kıza bakmaya daha fazla dayanamayıp, "Çek o saçlarını yüzünden!!" diye bağırdı. Korkudan yerinden sıçrayan Dolunay tepsideki çorbayı üzerine döktü. Bacağı yanan kız çığlık çığlığa bağırdı. Serap Hanım kızın sesini duyup koşarak geldi salona. Serap Hanım, aceleyle kızın eteğini yukarı kaldırdı. Dolunay' ın bacakları, kızarmış ve kötü görünüyordu. Her halinden acı çektiği belli olan Dolunay'ın gözünden yaşlar iniyor, sessizce ağlıyordu. Serap Hanım, Asaf'a kötü bir bakış atıp, hemen mutfağa koştu. Bir kaba su doldurup gelen kadın. Bir bez yardımıyla kızın bacaklarına soğuk uygulama yaptı. Sonra ecza dolabından yanık merhemi bulup kızın bacaklarına sürdü. Serap Hanım, çarşafı ve yastığı çorbaya bulanan kıza, çarşaf ve yastık getirmek için yukarı çıktı. Kadının yukarı çıkmasıyla Dolunay Emir Asaf' ın olduğu tarafa doğru baktı. Emir Asaf' la göz göze gelen kız hemen başını çevirdi. Emir Asaf, yavaş yavaş kıza yaklaşmaya başladı. Dolunay'ın korkusu Asaf yanına yaklaştıkça daha da artmıştı. Emir Asaf' ın gözü kızın açık bacaklarına takılı kalmıştı. Bunun farkına varan Dolunay çıplak bacaklarından utanıp elleriyle kapatmaya çalıştı. Emir Asaf, kızın karşısına dikilip, "Boşuna saklamaya çalışma. Çırılçıplak karşımda soyunsan dönüp senin yüzüne bakmam." dedi öfkeyle. "Sen kendini ne zannediyorsun ha? Senin gibi birine bakacağımı mı sanıyorsun? Sen benim hayatıma giren kadınların tırnağı bile olamazsın. Boşuna kendini bulunmaz hint kumaşı sanma. Sen bu evde işi bitince çöpe atılacak değersiz bir eşyasın benim gözümde." Emir Asaf, bütün zehrini kıza döktükten sonra odasına gitti. Odaya girince duvara yumruğunu geçirdi. "Lanet olsun. Lanet olsun sana kızıl cadı. Benim aklımı karıştırıyorsun. Beni deli ediyorsun Ekrem'in kızı. Beni deli ediyorsun" dedi. Emir Asaf, Dolunay'ın kızıl saçlarından, yeşil gözlerinden, o bembeyaz teninden çok etkilenmişti. Dolunay, kendini Asaf'tan saklamaya çalışınca çok kızmıştı adam. Onun için kıza hakaret etmiş kalbini kırmıştı. Kızın bacağı yanıp çığlık atınca Emir Asaf, onun acısını ta kalbinde hissetmişti sanki. Ama bu bir anlık duygu karmaşası bile Emir Asaf'ı çılgına çevirmişti. O kıza asla acıma hissetmeyecekti oysa. Onun babası Emir Asaf' ın ailesine acımamıştı. O da asla acımayacaktı. Acımayacaktı işte. Dolunay' ın, kalbi Emir Asaf' ın sözleriyle un ufak olmuştu. Bacağının yanığından çok kalbi yanıyordu kızın. Dolunay, şimdi kalbinin acısına ağlıyordu artık. Emir Asaf'ın sözleri daha çok yakmıştı canını. Kıza çok ağır gelmişti. Asaf'ın Dolunay'a söylediklerini dinleyen Serap Hanım. Emir Asaf gidince kızın yanına gelip ona sıkıca sarılmıştı. "Geçecek güzel kızım inan bana. Bu kötü günler geçecek. O deli oğlan durulacak. Kalbinin yangını sönecek merak etme ben senin yanındayım." dedi. Serap Hanım, Emir Asaf'ı birazcık tanıyorsa bu kız onun kurtuluşu olacaktı. Ya da yok oluşu. Asaf'ın Dolunay'a bakışlarını yakalamıştı Serap Hanım. Emir Asaf, henüz farkında bile değildi ama Dolunay'a kapılmak üzereydi. Eğer kıza aşık olursa Emir Asaf'ın bu aşkı evrene bile sığmazdı. Nefretiyle bu kadar can yakan adam. Sevdasıyla cennete çevirirdi kızın dünyasını. 'İnşallah.'dedi içinden. Dolunay, Serap Hanım'ı çok sevmişti. Hatice teyzesinden sonra kendine ikinci bir dost bulmuştu. Tabi Asiye teyzesi vardı bir de. Hiç bir kan bağı olmamasına rağmen Dolunay, için canını hiçe sayan fedakâr kadın. Dolunay' ın annesi yoktu belki ama hayatına giren kadınlar onu bir anne şefkatiyle bağrına basmıştı hep. Serap Hanım, uykuları iyice kaçtığı için mutfağa gidip çay yaptı. Yanına kurabiyeler koyup tekrar salona geldi. Beraber çay içip sohbete etmeye başladılar. Dolunay'ın her defasında Serap Hanım, demesine bozulan kadın. "Bana bundan sonra hala demeni istiyorum kızım. Çünkü artık ben senin de halanım. " dedi. Dolunay ve Serap Hanım oturup sabaha kadar sohbet ettiler. Dolunay bütün hayatını, yaşadıklarını, babasının ona yaptıklarını, çektiği acıları ve ona hep sahip çıkmaya çalışan Hatice teyzesini tek tek anlattı Serap Hanım'a. Serap Hanım, duyduklarına o kadar çok üzülmüştü ki. Kızın yaşadıkları kadını derinden sarsmıştı. Dolunay'ın anlattıklarından sonra onu koruma isteği daha da artmıştı. "Bir baba bunları nasıl yapar? Sen bu kadar acıya nasıl katlandın güzel kızım?" dedi üzgün ses tonuyla. "Baban yetmiyormuş gibi, birde Emir Asaf çıktı sen hiç merak etme güzel kızım. Ben hep senin yanında olacağım. Babanın cezasını sana ödetmeye çalışıyor. Serap ve Dolunay'ın konuşmaları bitince, Serap Hanım, biraz dinlenmek için odasına gitti. Buraya taşınacağım." dedi. Dolunay' da biraz uzanacaktı ama, yukarıdan inen Emir Asaf' ın, sesiyle hemen toparlandı. Su içmek için aşağıya inen Emir Asaf, kızın hala koltukta olduğunu görünce, kalbi hızla çarpmaya başladı. O kızı görünce delice çarpan kalbini, yerinden sökmek isteyen Emir Asaf öfkeyle kızın karşısına geldi. "Seni burada görmek istemiyorum. Seni hiç bir yerde benim karşımda rahat bir şekilde görmek istemiyorum anladın mı? Şimdi git odana orada zıbar." dedi. Hiçbir şey söylemeyen kız, acıyan bacaklarına aldırmadan ayağa kalktı. Başı biraz döndüğü için bir süre gözleri kapalı bekledi. Sonra yavaş yavaş yürümeye başladı. O sırada kapı hızla açıldı. Emir Asaf'ın adamı önemli bir haber vermek için içeriye daldı. Emir Asaf, öfkeyle adama döndü. "Senin burada ne işin var lan!!" diye bağırdı. Adam Serhat'ın telefonla arayıp ulaşamadığını, onu araması gerektiğini söylüyordu ki adamın gözü Emir Asaf' ın arkasında ki kıza takıldı. Odasına gidemeden başı daha çok dönmeye başlayan Dolunay, birkaç adım attıktan sonra yere tam düşüyordu ki, birinin onu yakaladığını fark etti. Adamının arkaya doğru koşmasıyla afallayan Emir Asaf, arkasına baktığında, adamın Dolunay' ı yere düşmeden tuttuğunu ve kalkması için kıza yardım etmeye çalıştığını gördü. Kızın koltuk altlarından tutan adamın suratına hızla gidip bir yumruk indirdi. Neye uğradığını şaşıran adam kendini yerde buldu. Adamın yakasından tekrar tutan Emir Asaf onu kaldırıp duvara yapıştırdı. Hırsla adamın boğazına yapışarak, "Eğer bir daha ona dokunursan senin o parmaklarını tek tek kırarım." dedi. Adam nefes almaya çalışarak, "Kötü bir niyetim yoktu efendim. Sadece yardım etmek istemiştim." dedi korkuyla. "Senden yardım isteyen olmadı. Şimdi defol!" deyip adamı dışarı attı. Sonra da sinirle Dolunay'a döndürdü bakışlarını.Emir Asaf, sinirden çıldırmış bir halde Dolunay'a döndü yüzünü. Sonra da hızla kızın yanına geldi ve kollarından kavradı. Dolunay'ın acıyan bacaklarına aldırmadan, sert bir şekilde yerden kaldırdı. Yüzüne tiksinerek bakıp konuşmaya başladı. "Bakıyorum da başkalarının sana dokunmasından hiç rahatsız olmuyorsun Ekrem'in kızı. Oysa benim bakmamdan bile rahatsız oluyordun. Kendini benden saklamaya korumaya çalışıyordun. Senin nasıl bir kız olduğunu gördük. Bundan sonra bana namuslu kız ayakları yapma. Yemezler anladın mı." dedi. Duyduğu hakaretlere daha fazla dayanamayan kız, "Yeter artık anladın mı yeter?" diye bağırdı. "Ben sana ne yaptım ha, söylesene ne yaptım ben sana? Her ne yaptıysa babam olacak adam yapmadı mı? Bütün bu olanların sebebi o değil mi? Git ondan hesap sor benden uzak dur artık? Onun günahlarının cezasını neden ben çekiyorum ha? Senin intikamın için neden ben kurban oluyorum? Şimdi sana son kez söylüyorum. Beni vur öldür ama namusuma dil uzatma. Ben var ya sen inanmasan da dürüst ve namuslu bir kızım. Sen bana namussuz diyecek en son kişi bile olamazsın. Sayısız ilişki yaşamış. Haram vücutlarda kirlenmiş bir insan bana namus dersi veremez. Namus kavramı yalnızca kadınlar için geçerli değil. Bundan sonra bana namus dersi verirken önce kendine bak" dedi. Dolunay'dan böyle bir tepki beklemeyen Emir Asaf' ın yüzü sinirden o kadar karardı ki, Dolunay'ın çenesinden tutup" Sen yürek mi yedin lan!" dedi bağırarak. "Sen böyle konuşma cesaretini nereden alıyorsun Ekrem'in kızı? Seni öldürürüm kızım anladın mı? Ben seni burada öldürürüm ve gömerim?" Sinirden yüzü kızarmış elleri titriyordu. Girdiği öfke krizi yüzünden gözü hiçbir şeyi görmeyen Emir Asaf, kızın kolundan tekrar tutup aşağıya bodrum kata sürükledi. Kızın yolda defalarca yere düşmesine aldırmadan kaldığı odaya götürüp yere fırlattı. "Bana cevap vermenin cezasını çekeceksin, çok bilmiş tarla faresi. Bugün burada kapalı kalacaksın. Ne su ne yemek hiç bir şey yok sana. Bak bakalım benimle uğraşmak nasıl oluyormuş?" Odada ki Serap Hanım'ın yeni taktırdığı lambayı da parçalayan Emir Asaf, kızı karanlık odada bırakıp gitti. Asaf, odadan çıkar çıkmaz kapıya koşan Dolunay, kapıyı yumruklayıp bağırmaya başladı. "Ne olursun beni burada bırakma yalvarırım. Ben karanlıktan çok korkarım. Ölürüm burada ne olur bırakma. Özür dilerim söylediklerim için. Bırakma beni bu karanlıkta" diyerek dakikalarca ağladı. Emir Asaf, kapının yanındaki duvara yaslanmış kızın ağlamalarını, bağırmalarını duyuyordu. Dolunay, yalvardıkça Asaf kafasını sert bir şekilde duvara vuruyordu. Kız ağladıkça Asaf'ın içinden bir şeyler kopuyor parçalara ayrılıyordu. İntikam hırsı gözünü o kadar kör etmişti ki, yüreği korlar gibi yansa da, kızın çektiği acı onu hiç bilmediği duyguların içine sürüklese de, yine de kıza acı çektirmekten vazgeçmiyordu. Çünkü annesi de çok acı çekmişti. Çünkü babasının da çok canı yanmıştı. Çünkü bu cadının babası ailesini acı çektirerek öldürmüştü. Affetmesi mümkün müydü Emir Asaf'ın. Ailesinin çektiği acıları unutup bu kıza acıması mümkün müydü? "Asla" dedi kahrolurcasına. "Asla kızıl cadı" dedi içinde kıyametler koparcasına. "Asla ne babanı nede seni affetmeyeceğim" Kızın ağlamalarını duydukça ölümden beter bir acı kalbini sıkıyordu. Dolunay'ın gözyaşları Asaf'ın yüreğine akıyordu sanki. Adam dakikalarca kızın hıçkırıklarını dinledi. Sonra da Dolunay'ın ağlamalarına kulak tıkayıp, oradan ayrıldı ve odasına çıktı. Kendini yatağına atan adamı sabaha kadar uyku tutmadı. Dolunay' ın çığlıkları ağlamaları sürekli kulağındaydı. Sabah olunca apar topar şirkete gitti. Yapması gereken çok önemli işleri vardı. Amcaları önemli bir konu konuşmak için onu şirkette bekliyorlardı. Yıllardır sürekli söyledikleri gibi, karanlık işleri bırakmasını istiyorlardı. Sürekli başına bir iş gelecek korkusuyla sürekli tetikteydi adamlar. Ailenin umuduydu Emir Asaf. Tek erkek evlat olarak aileye ve kuzenlerine sahip çıkmalıydı. Emir Asaf'ın da artık bu işler hiç ilgisini çekmiyordu. Son olan olaylardan sonra oda ayrılmayı düşünüyordu zaten. Normal bir hayatı olsa asla dönüp bakmayacağı işlerin içine girmişti yıllar önce. Çok kötü şeyler yapmış. Birçok insana zarar vermişti. Elini kana bulamış çok canlar yakmıştı. Kimseyi öldürmemişti ama çok insanın kanını akıtmıştı. Hiçbir suçu olmayan insanlara zarar vermiş çok beddua almıştı. On sekiz yaşından bu tarafa karanlık dünyanın içindeydi. Çok düşmanı olduğu kadar çok büyük dostluklar da kurmuştu. Ama hiçbir şey sonsuza kadar sürmezdi. Amcalarını da üzmek istemiyordu artık. Onların istediklerini yapmaya karar verdi. Zaman kaybetmeden Serhat' la beraber gidip ayrılmak istediğini söyledi. Başka birinin girdimi çıkamayacağı bu dünyadan Emir Asaf ve Serhat'ın hep arkasında duran, dostları sayesinde bir sorun çıkmadan ayrılmıştı. Karşı çıkanlar da olmuştu. Ancak Emir Asaf'ın can dostu her zaman onu kollayan Asaf'ı öz oğlu gibi seven Ayhan Duman' a kimse karşı çıkamazdı. Ayhan Duman'da Emir Asaf'ın bu işleri bırakmasını çok istiyordu. Çünkü biliyordu ki Emir Asaf bu işlerin adamı değildi. Ayhan Duman, herkese Emir Asaf Gençoğlu'na kefil olduğunu Emir Asaf'ın onları hiç bir zaman satmayacağını söyledi. Sözü senet olan Ayhan Duman, Asaf için herkesi ikna etti. Emir Asaf, oradan ayrılırken Ayhan Beyle vedalaşmak için yanına gitti. Hep yanında durup destek verdiği için teşekkür etti. Ayhan Bey, Emir Asaf'ın yanına yaklaşarak elleriyle omuzlarından tuttu. "Emir Asaf, oğlum. Biliyorum anne ve babanın intikamı için bu dünyanın içine girdin. Güçlü olmak için temiz olan hayatını kirlendirdin. Öfke ve kinin seni kontrol altına almış durumda. Bu intikam hırsın ve öfkenle hem kendine hem çevrendeki insanlara zarar veriyorsun. Bak Asaf, sana ne kadar değer verdiğimi biliyorsun. Bizim dünyamıza girdiğinden bu tarafa sana hep güvendim. Her zaman yanında oldum. Bundan sonra da böyle olmaya devam edecek. Sen buradan ayrılsan da her ihtiyacın olduğunda beni yanında bulacaksın. Yalnız son zamanlarda duyduğum şeyler hiç hoşuma gitmiyor. İntikam işlerine kadınları karıştırmak adamlığa sığmaz. Sen böyle bir adam olamazsın. Ben bu durumu kabul edemem. Bir an önce bu davranışından vazgeç" "Ayhan abi, Ekrem Kara yani o kızın babası annemi intikamına karıştırdı. Benim hayatta ki tek sevdiğim kadını, canımı, annemi hiç acımadan öldürdü. Bu savaşı onlar başlattı" dedi. "Biliyorum oğlum. Ekrem'den intikam alma demiyorum sana. Desem bile benim sözüm seni yolundan döndüremez. O kızı babasına acı çektirmek için kullanıyorsun onu da biliyorum. Yalnız senin bilmediğin bir şey de Ekrem Kara, gibi adamlar. Kendilerini kurtarmak için evlatlarına bile acımazlar. Senin sonradan çok pişman olacağın bir hata yapmanı istemiyorum. Onun için çok ileri gitme. O kıza da kendine de yazık etme. Ekrem Kara, gibi bir adamın kızı olmak onun için çok büyük şanssızlık. Herkes ailesini kendi seçmiyor oğlum. Herkes senin gibi sevgi dolu bir aileye de sahip olamıyor. Dediğim gibi çok geç olmadan o kıza zarar vermekten vazgeç. Yoksa beni de yanında değil karşında bulursun." Ayhan Beyle biraz daha konuşan Emir Asaf, Serhat'la beraber oradan ayrıldı. Emir Asaf, Ayhan Beyin söylediklerinde haklı olduğunu biliyordu. Bu yaptıklarından ilerde belki de çok pişman olacaktı. Ama bir yola çıkmıştı. Asla geri adım atmayı düşünmüyordu. Amcalarıyla da konuşup istediklerini yaptığını, içlerinin rahat olabileceğini söyledi. Emir Asaf, artık yalnızca intikamına odaklanacaktı. Hayattan kendisi için ne bir isteği nede bir beklentisi vardı. Sadece intikam için yaşıyordu genç adam. Ekrem Kara'nın işi bitsin mahvolsun istiyor başka bir şey istemiyordu. Kendi hayatı hiç umurunda değildi. Şu saatten sonra normal bir yaşantısı olmayacağını biliyordu. İntikamını tam anlamıyla aldıktan sonra ortalıkta ne Ekrem Kara kalacaktı ne de kızı. "Ne de kızı" dedi tekrarlayarak. Akşam saatlerinde Serhat Emir Asaf'ı malikâneye bıraktı. Kendisi de dinlenmek için evine gitti. Serhat, bazen malikanenin bahçesindeki müştemilatta kalıyordu. Bazen de malikâne de ona ait olan oda da. Şu sıralar burada kalmıyordu. Emir Asaf'ın kıza yaptıklarını görmek ya da duymak istemiyordu. Emir Asaf, hemen kapıyı açıp içeri girdi. Çok yorgun olduğu için üzerini bile değiştirmeden salondaki koltuğa uzandı. Evde ses seda yoktu. Ne halası nede o kızdan. Dolunay, aklına gelince onun aşağıdaki oda da kilitli olduğunu hatırladı. Nasılda unutmuştu Emir Asaf. Halası da evde yoktu. Bütün gün yemek su veren olmamıştı kıza. Emir Asaf'ın o an kalbi sızladı. Ellerini yumruk yaparak koltuğun önünde ki sehpaya geçirdi. Cam sehpa Asaf'ın attığı yumrukla param parça oldu. Elindeki kesiğe aldırmadan hemen koşarak aşağıdaki odaya indi. Odaya gelip hızla kapıyı açtı. İçeriye girip etrafa bakmaya çalıştı. Oda çok karanlık olduğu için hiç bir şey görünmüyordu. Telefonun ışığını yakıp. Dolunay' ı bulmaya çalıştı. Kızı az ilerde duvarın dibinde oturmuş bir şekilde gördü. Dizlerini kendine doğru çekmiş. Başını da dizlerinin üzerine koymuştu. Kızıl saçları omuzlarından yerlere kadar dökülmüş, kızın yüzünü kapatmıştı. Emir Asaf, yavaşça kızın yanına yaklaştı. Ayaklarıyla dürtüp uyanmasını bekledi. Kızdan hiç bir ses çıkmamıştı. Bir kere daha dürtüp "Haydi kalk cezan bitti Ekrem'in kızı." dedi. "Gidip karnını doyurabilirsin." Dolunay, başını kaldırıp, Emir Asaf'a baktı boş gözlerle. Ağlamaktan gözleri kıpkırmızı olmuş ve şişmişti. Yeşil gözleri buğulanmış boş ve anlamsız bakıyordu. Emir Asaf, bir an ne diyeceğini şaşırdı. Sonra kendini toparlayıp , "Cezan bitti yukarı çık ve yemek ye" dedi. Dolunay, hiç bir tepki vermedi. Olduğu yerden de kımıldamadı. Bu hareketi Emir Asaf'ın sinirlerini bozmaya başlamıştı. "Bana bak! Her an kararımdan vazgeçebilirim. Beni daha fazla kızdırmadan defol git yemeğini ye." Dolunay, kafasını duvara yaslayıp, "Cezamın bittiğine emin misiniz Emir Asaf Bey? Yani emin değilseniz. Beni boşuna buradan çıkarmayın. Nasıl olsa tekrar gelmem gerekecek." "Emir Asaf kıza bakıp, "Bu günlük acıdım diyelim" dedi. Dolunay, gözlerini sinirle Emir Asaf'a dikip. "Sen kimsin ki bana acıyorsun. Asıl ben sana acıyorum. Sen insanlığını kaybetmiş bir canavarsın. Senden korkmuyorum anladın mı? Ben yıllardır zaten bir cehennemin içinde yaşadım. Senden mi korkacağım. Benim babamın nasıl bir canavar olduğunu bana yaptıklarını tahmin bile edemezsin sen. Onun için bana acıma. Ben sizin gibi kan emici yaratıklarla yaşamaya alıştım." Emir Asaf, kızın söylediklerini duyunca delirmişti adeta. Öfkeyle eğilip hızla oturduğu yerden kaldırdı. "Sen bana canavar mı dedin lan!! Sen canına mı susadın kızım. Söyle bana canına mı susadın? ^^ dedi kızı hırpalayarak. Dolunay'ın geçirdiği kâbus gibi geceden sonra bütün sinirleri alt üst olmuştu. "Ne olacaksa olsun" dedi içinden. "Evet, canıma susadım ne yapacaksın öldürecek misin? Korkmuyorum senden hadi öldür. Öldürsene " diye bağırdı. Kızın söyledikleriyle aklı başından giden Emir Asaf, kızı tutup hızla karşı duvara fırlattı. Sert bir şekilde duvara çarpan kız çığlık atarak yere yığıldı. Düştüğü yerde acıdan kıvranan kızın inlemeleri tüm odada yankılandı. Bütün vücudu acıdan sızlayan Dolunay, gözyaşlarına boğulmuştu. Kızı ittirdiği an pişman olan Emir Asaf. Kızın inlemelerine daha fazla dayanamayıp hemen yanına gitti. Yerde yatan kızın yanın eğilerek, "Neyin var' neren acıyor" dedi. Dolunay'dan cevap gelmeyince omuzlarından tutup kaldırmak istedi. Kızın çığlığıyla hemen bıraktı. "Kolum, kolum çok kötü" dedi. Emir Asaf' ın kalbi sızladı işte o an. "Gel hadi seni yukarı götüreyim. Sonra da doktor çağıracağım" diyerek kızı kucağına almak için uzandı. Dolunay, "Bırak beni dokunma" diye bağırdı. Boğazını yırtıp çıkan tarazlı sesiyle. Senden de babam olacak o adamdan da nefret ediyorum. Benim hayatımı mahvettiniz yaşamak bile istemiyorum artık, bıktım sizden" dedi. Emir Asaf, Dolunay'ı orada bırakıp hemen yukarı koştu. Evde halası da yoktu. Ne yapacağını şaşıran Emir Asaf tekrar koşup aşağıya indi. Dolunay'ın itirazlarına aldırmadan. Onu kucağına alıp yukarı çıkardı. Dışarıda ki adamını arayıp arabayı hazırlamasını söyledi. Dolunay' a bakıp, "Seni hastaneye götüreceğim." dedi. Dolunay, "Hiç bir yere gitmek istemiyorum. Senden gelecek hiçbir yardımı istemiyorum. Benden uzak dur anladın mı? Sadece benden uzak dur" dedi. Dolunay'ın canı çok yanıyordu. Vücudunun her yerinde yaralar vardı. Kalbindeki yaralarsa daha büyüktü. O sırada büyük kapı açıldı. Elinde bir sürü poşetlerle Serap Hanım girdi içeriye. Serap Hanım, koltukta oturmuş ağlayan Dolunay' ı görünce hemen yanına geldi. ardına sormaya başladı. Dolunay, bir koluyla kadına sarılıp, "Kolum çok acıyor hala kımıldatamıyorum. " dedi. "Koluna ne oldu kızım düştün mü bir yere mi çarptın? "Emir Asaf cevap verecekken, "Düştüm hala. Lavabodan çıkarken düştüm" "Ah güzel kızım benim. Sabah çıkarken seni koltukta göremedim. İşim acele olduğu için ilgilenemedim. Banyodadır diye düşünerek hemen çıktım. Kusura bakma kızım seni yalnız bıraktığım için" dedi. "Ne kusuru hala? Sen beni sürekli koruyamazsın." "Hadi hemen hastaneye gidelim. Bu kol böyle olmaz röntgen falan çektirelim" "Gerek yok hala acısı ilk zaman göre biraz azaldı zaten yorulma sen" "Olmaz kızım bacaklarına da bakılması gerekiyor zaten. Enfeksiyon falan kapar" Emir Asaf, "Araba hazır hemen gidelim" dedi sadece halasına bakarak. Dolunay, ne kadar istemese de Serap hanımı kırmamak için sesini çıkarmadı. Emir Asaf' ın adamları arabayı çoktan hazırlamışlar kapıya getirmişlerdi. Emir Asaf "Kendim kullanacağım" diyerek anahtarı alıp adamı gönderdi. Serap hanım, kızın koluna girip arabanın yanına götürdü. Dolunay'ın ön koltuğa oturması için ön tarafa yönlendirdi. Dolunay, ise öne binmeyerek hemen arka koltuğa oturdu. Bunu fark eden Emir Asaf, sinirden arabanın lastiğine tekmeyi geçirip şoför koltuğuna oturdu. Sonra da arabayı çalıştırıp gaza bastı. Kısa bir yolculuktan sonra, hep beraber özel hastaneye geldiler. Bir kaç tane doktorun muayenesinden sonra kızın kolunda kırık veya çıkık olmadığı anlaşıldı. Bacaklarında ki yanıklara da bakılan kızı Serap Hanım, hiç yalnız bırakmadı. Hastane de işleri bittikten sonra, doktorların yazdığı ilaçları alıp sessiz bir şekilde malikâneye geri döndüler. Yol boyunca hiç kimse konuşmamıştı. Sadece Serap Hanım arada sırada Dolunay'a nasıl olduğunu sormuştu. Malikaneden içeri girince Dolunay, kendi odasına gitmek için yürümeye başladı. Serap Hanım, "Nereye gidiyorsun kızım?" dedi telaşla. "Kendi odama gidiyorum hala çok yorgunum" dedi. "Artık orada kalmayacaksın kızım. Yukarıda misafir odasında kalacaksın" "Ama hala ben" "Âmâsı yok Dolunay. Ben ne dersem o itiraz istemiyorum. Gel şimdi seni odana götüreyim" dedi Asaf'ın yüzüne bile bakmadan. Sonra da kızı alıp Emir Asaf' ın odasının yanındaki odaya götürdü. "Geç oldu kızım sen yat dinlen ben sana yemek getireceğim" "Halacığım, sana çok zahmet veriyorum. Lütfen kendini yorma. Çok üzülüyorum bak" "Sen bana bir şey yapmıyorsun kızım. Ben istediğim için yapıyorum her şeyi. Hiç de zahmet olmuyor inan. Ben hemen geliyorum" diyerek mutfağa gitmek için aşağıya indi. Emir Asaf'ı salonda otururken buldu. Emir Asaf halasına bakıp, "O nasıl?" dedi. "O değil oğlum Dolunay nasıl diye soracaksın?" "Tamam, hala uzatma. Nasıl onu söyle bana?" "İyi olmaya çalışıyor Asaf. Senin bütün yaptıklarına rağmen iyi olmaya çalışıyor" "Ne demek istiyorsun hala açık konuş?" "Açık konuşayım öylemi? Tamam, açık konuşayım o halde. Ben Dolunay'ın düştüğüne inanmıyorum. Bunu ona sen yaptın değil mi? Yazıklar olsun sana. Başkada bir şey demiyorum" diyerek mutfağa doğru yürümeye başladı. Emir Asaf, halasına bir şey diyemedi. Sinirle ellerini saçlarından geçirip kendi odasına çıktı. Çok zorlu bir gün geçirmişti zaten. Üzerini değiştirip hemen yattı. Serap Hanım, Dolunay'ın karnını doyurduktan sonra onu yatırıp üzerini örttü. Bir süre onun uyuması için başucunda oturdu. Dolunay yorgunluğa ve üzüntüye daha fazla dayanamayarak gözlerini kapattı. Kızın uyuduğunu gören Serap eğilip kızın kızıl buklelerine bir öpücük kondurdu. Sonra da sessiz bir şekilde kendi odasına gitti.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE