"Anlamadım Sinem, o gelemem dedi ve sende bir şey söylemeden tıpış tıpış tek başına gittin ha?"
Seda arkadaşının bu kadar çabuk pes etmesine şaşkın bir halde onu izliyordu.
Sinem, pes etmek nedir bilmez, istediği her şey için savaşan birisiyken, Aşkta mı yenilecekti ki?
Bunu çocuk duysa, inanmazdı.
Odasının içinde sağ sola dönerek arkadaşına kızarken, Sinem'in bu kadar sakin olmasına sinirlenmişti.
Aklında başka bir fikir olmadığını öne sürüyordu birde Sinem.
"Sinem, kalk git evine! Yarın için hazırlan. Bu düğün senin son şansın, güzel değerlendir."
Sinem, arkadaşının bu tepkilerini normal buluyordu. Çünkü Sinem gerçek bir savaşçıydı. Ve pes ettiğine inanmak, en büyük saflık olurdu.
Arkadaşının yanından ayrılmadan, içini ferahlatacak bir kaç kelime söyledi.
"Bundan sonra ki her gün, benim için yeni bir şans var. Emin ol hepsini teker teker değerlendireceğim Seda."
???
Seda'ya göre Sinem'in son şansı olan düğün günü gelmişken, Sinem için her şey yeni başlıyordu. Banyodan çıkıp odasına ilerlerken, Hamza merdivenlerden çıkmış ona sesleniyordu.
"Sineeeeem"
"Efendim Hamza?"
"Sen hala hazır değil misin? Babam seni soruyor."
Sinem ıslak saçlarını havluyla kurutmaya çalışırken, Hamza'ya cevap vererek odasına yöneldi.
"Siz gidin, ben tek geleceğim."
Sinem, odasının kapısını kapatacağı esnada Hamza başını uzatarak engel oldu.
"Sinem, arkadaşında gelecek mi seninle?"
Sinem, kahkaha atarken Hamza'nın omuzuna elini koydu.
"Sen kilo verince bir havalara girmişsin, Bay Ulusoy"
Hamza, içine çektiği nefesi dışarı verirken, Sinem'in verdiği olumlu cevapla onu bekleyenlerin yanına indi.
Sinem, Saks mavisi straplez, sırtı ve kolları gipür, diz üstü bir elbise giyip, ona uygun bir çanta ve topuklu ayakkabı giydi. Elbisesin belinden kalın pileleri vardı, üstelik bayağı boldu. Ve üzerinde şık duruyordu.
Saçlarını düzleştirip, makyaj yapmayarak parlatıcıyı yeterli buldu.
Aynanın karşısında kendine baktığında Kutup geldi aklına.
Kendini boya kutusuna çevirmene gerek yok, sen zaten güzelsin.
Bugün Kutup'tan aldığı tüm dersleri işleve koyacaktı. Evde kimsenin olmaması onun için en iyi olandı.
Aynaya baktığında, neredeyse iki yıl önceki Sinem'den eser yoktu.
Karakter ve fiziki olarak değişimlere uğramış, büyümüştü galiba.
Konumu, yaşı, karakteri her ne olursa olsun, bugün o düğüne gidecek ve Deli yürek'le karşı karşıya gelecekti.
???
Yaralar iyileşir, arkalarında izleri kalırmış. Ama Yusuf'un yarası ne kapanıyor, nede arkasında izi kalıyordu.
Her gün daha fazla kanıyor, her gün daha da can yakıcı hale geliyordu.
Okyanus'un ona söylediklerini düşünüyor, "Sabret, biraz daha bekle..." sözleri kulağında çınlıyordu.
Annesinin ısrarı üzere giydiği takım elbise, resmen ruhunu esir alınmış gibi hissettiriyordu Yusuf'a.
O rahat kıyafetlerin adamıydı.
İçinde öyle acıların yasını tutuyordu ki, ne düğünde oluşu ne tanıdık simalar onu etkilemiyor, muhabbet açmaya itmiyordu. İki kelamdan diğeri aynı mevzuya değiniyordu zaten.
Yeniden konuşmaya gerekte duymuyordu önemsiz ayrıntıları.
Olduğu masada başını havaya kaldırarak gökyüzüne baktığında, acı dolu bir nefes aldı. Düğünün açık havada olması, kendisini daha rahat hissetmesine sebep olmuştu. Okyanus'un yanına gitmek için masasına arkasını döndüğü esnada, hızla fren yapan bir motor sesi ulaştı kulaklarına.
Kulakları fazlasıyla keskin olması, ve motorun sesini çok iyi bilmesinden kaynaklı olarak, duraksadı.
Öyle bir sesti ki, sanki o an fren yapmasa o hızla bir yere çarpacak gibiydi. İçinde oluşan anlık korkuyla, herkes gibi oda sesin geldiği yere çevirdi bakışlarını.
Adımları gayri ihtiyari onu sesin geldiği yere götürürken, ne göreceğini tahmin edemiyordu. Motor sesi duyduğu her an, aklından çıkmayan Sinem, baş köşeye oturuyordu.
Görüş alanına motordan inen saks mavisi elbiseli bir kız girdiğinde, önce Stilettosu'nun kaldırımla buluştuğunda çıkardığı o naif sesi ulaştı kulaklarına.
Ardından yavaş hareketlerle başındaki kaskın çıkışına şahit oldu gözleri, omuzlarından aşağıya beline kadar dökülen her bir saç teli şiir olup dökülmüştü sanki mısralara.
Siyah kirpiklerinin gölgelediği yeşillerle buluşup, dans eden yeşiller koyulaşmış, buram buram endişe kokuyordu.
Kısa bir an bakışlarını etrafta gezdirdiğinde, bir kaç kişi haricinde herkesin masalarındaki dostlarıyla muhabbetine dönmüş olduğunu gördü.
Ona doğru gelen her bir adım sesi kulaklarında bomba etkisi oluştururken, burada oluşunu, gözlerinin içine bakışının sebebini nasıl açıklayacağına dair, tek bir fikri yoktu.
Ah! Okyanus, çık gel işte, neredesin Aşk Doktoru? Diye hayıflandı içten içe.
Sağ elini cebine koyup, sol eliyle boynunu ovalarken arkasını
dönerek uzaklaşmak istediğinde, kolunda hissettiği o yumuşak baskıyla gözlerini anlık kapatarak geri açtı.
Derdi neydi Sinem'in? Bir yıl sonra çıkıp gelmiş, dikkatini çekmeye çalışıyordu.
Kısa bir an Aşık olmuş olma ihtimali kondu yüreğine, düşüncesi Sinem'in sesiyle bölündü.
"Motorun sesini duyduğunda, neden endişelendin Yusuf?"
Yusuf, sorulan soruya sinirlendiğinde, Sinem'e dönüp, kolundan tutarak mekanın uzak bir yerine doğru sürükledi. Sinem, Yusuf'tan beklediği bir tepki olduğu için, karşı çıkmadı.
İnsanlardan uzaklaştıklarında, Yusuf'un öfkeyle kısılan gözleri, kasılan yüz hatları söyleyeceklerini aşikar ederken, sözleriyle de açık ve net belli etti düşüncelerini.
"Sinem, ben motor kullanırken, senin ödün kopardı. Şimdi bir iki yıl sonra gelip güçlü kız imajı çizmeye mi çalışıyorsun? Kaç metre öteden bindin o motora?"
Sinem, gözlerinden ateşler fışkıran Yusuf'a baktığında doğru yolda ilerlediğini fark etti. Yusuf'un bu kadar endişeli olmasıysa, Sinem'e bir şey olacak korkusundan ötede değildi.
Bunu belli etmiyordu, etmemeye çalışıyordu.
Sinem, yüzüne doğru düşen saçlarını nazikçe kulağının arkasına yerleştirirken, Yusuf'un parmaklarının arasında eziyet gören kolunu kurtardı. Kaşlarını havalandırıp, ciddi bir tavırla yanıt verdi.
"Ben o zaman yalnızca 17 yaşında senin canın için endişelenen birisiydim Yusuf. Evimden buraya motorla geldim, bunun senin açından ne gibi bir sakıncası olabilir?"
Yusuf, Sinem'in yüzüne yüzünü yaklaştırıp, tehdit edercesine, etraftaki aydınlığın tam zıddı bir karanlıkla fısıldadı.
"Bir daha o motorun yanına bile yaklaşmayacaksın, duydun mu beni?"
"Neden?"
"Çünkü, ölüm saçıyor."
Sinem, başını biraz geriye doğru çekip, elini Yusuf'un koluna koyarak tek kaşını kaldırıp dudaklarını alayla kıvırdı.
"Bu düşünceler..... Sen, ben olmuşsun, Yusuf.."
Yusuf, Sinem'in söylediklerini es geçerek, bakışlarını giriş kapısına çevirerek tekrarladı cümlelerini.
"O motora, bir metreden fazla yakınlaşmayacaksın."
Sinem'in her an tehlike içinde bırakmak, adım adım ölüme gitmek demekti. Yusuf, daha kollarının arasına alıp sıkı sıkı sarılamadan tehlike içinde olduğunu bilmesi canını fazlaca yakardı.
Sinem'in başını olumsuz manada iki yana salladığını görünce, nefesini havaya doğru üfleyerek, Sinem'in gözlerinin içine bakarak sordu.
"Ne istiyorsun, Sinem? "
Sinem, Yusuf'un kolunun üzerinde duran elini kaldırıp, ceketinin üzerinden kalbinin olduğu hizaya getirdi. Haddinden fazla arttığını hissetmesi için, aradaki kumaş parçalarını kaldırmaya gerek yoktu.
Aynı Sinem'in kalbi gibiydi, sözleri.
"Benimle ol."
Yusuf'un elini yan tarafından alarak, kendi elinin üzerine koydu yavaşça.
"Benimle iç, benimle ye."
Gözleri buğulanmış, dudaklarında hüzün dolu tebessüm varken "Benimle gül," yanağından aşağıya bir damla yaş süzülürken "Benimle ağla" dedi titreyen sesiyle.
Yusuf, Sinem'in yanağından aşağıya süzülen yaşın üzerine baş parmağını koyup nazik bir hareketle silerken, Sinem gözlerini kapatarak devam etti.
"Benimle uyu."
Gözlerini açarak "Benimle uyan" dediğinde, Yusuf'un kalbinin üzerine koyduğu eliyle elini sararak dudaklarına götürdü.
"Benimle yaşa, kalbimde yaşa" sözleri Yusuf'un eline bastırdığı dudaklarında kayboldu.
Nemli gözlerini Yusuf'un sukutunu koruyan gözlerine çevirdiğinde, ellerinin arasında elinden güç aldı. Yusuf'un yanağından aşağıya inen eli, boşluğa bıraktı yerini. Rüzgar şiddetini artırdı adeta.
"Yusuf, ben bir geçmiş zamanı, birde şimdi ki aklımı istiyorum."
Yusuf'un bunca sözden sonra ne direnmeyi isteyen tek zerresi, nede boşa harcayacak bir dakikası vardı.
Aşık bir adamın iradesi, Aşka ne kadar dayanabilir sorusuna yanıt olabilirdi Yusuf. Ta ki mantığı devreye girene kadar.
"Geçmiş adı üstünde, her şey geride kaldı Sinem. Sen kendine bir yol çizerek gittiğinde, başlamadan sona erdi tüm ümitler."
Bir adım uzaklşarak, ellerini iki yanına açtı Yusuf. Hatasını bilmesi yeterli değildi Sinem'in, telafi edebilmeyide bilmeliydi.
Sinem, başını karanlığa doğru çeviediğinde, üzerine ayak bastığı çimen değilde, sert bir zemindi onu içine çeken.
Yusuf'un gözlerinin içine bakmaya, ellerini tutup öyle konuşmaya yüzü yoktu biliyordu.
Rüzgar yüzünü yalayıp geçerken, saçları uçuşuyordu umutları gibi.
"Özür dilerim, giderken sana Aşık olduğunu kabullenemeyen bir kız vardı karşında. Bunu ancak yokluğunda seni özleyerek fark ettim. Affet beni, artık bana ait olan kalbinin kapılarını aç bana Yusuf'um."
Yusuf, yüzüne bakmayan, aralarındaki bie adımlık mesafeyi kapatamayan Sinem'e taviz vermeden yanıt verdi.
"Sana gitme kal, dediğimde sen o kapıları kendin kapattın Sinem."
"Yusuf, sana Aşkı anlatacak değilim, çünkü iliklerine kadar her zerren benimle, benim aşkımla dolu."
"Geçmişi yad etmenin anlamı yok, Sinem."
Sinem'in umudu git gide mum gibi sönerken, Yusuf'un canı artık daha fazla yanıyordu. Mümkün müydü Sinem'siz bir hayatı kabul etmek? hayallerinden çıkartmak.
Ama korkuyordu işte, tekrar bırakıp giderse diye.
Kalbi ikinci defa aynı şeyi kaldırabilir miydi?
Sinem'in gözlerinden akmamak için savaş veren damlalar, sınırlarda duruyordu. Geçmişi yad etmek demek, artık sevmiyorum demek miydi?
Ama gözleri neden öyle derin bakıyordu Yusuf'un, sanki deli divane aşıkmışçasına?
İki tarafına düşen ellerini yumruk yaparak sıktığında, bu geceye nokta koyan kelimeler döküldü dudaklarından Sinem.
Kararlıydı, ve karşısında ki adamın ona aşık olduğundan her zerresine kadar haberdardı.
Gözlerinde ki ifadeyi görmesi için, sağ eliyle Yusuf'un çenesine dokunarak ona bakmasını sağladı.
"Sinem Kahraman olana kadar, Sinem kahraman olarak ölene kadar peşinde olacağım Yusuf. Beni öyle bir seveceksin ki, senin son nefesin olacak."
Merhabalar, biz geldik :)
Sinem'in bu hallerini nasıl buldunuz? Yusuf'un iradesine ben hayranım doğrusu :D