Bölüm 20

1309 Kelimeler
Selam arkadaşlar Nasılsınız? Umarım iyisinizdir. Yeni bölümle karşınızdayım. Açıkçası garip bir bölüm oldu. Sizi yeni bölümle yalnız bırakayım. İyi okumalar? Dudaklarımız arasındaki mesafe kapanacakken açılan kapıyla kendime gelip anında çekildim. Az önceki ben miydim? Az öncenin aksine korkuyla atan kalbim aklım tarafından azarlanıyordu. Toprak'ın ne halde olduğunu bilmesemde ettiği küfürü duymuştum. Kapıyı açan Kaya ile birlikte Özgür ve Cihan da arabaya binerken kendimi sorguluyordum. Az önceki aptallığı nasıl yapmıştım? Daha da önemlisi o hissettiğim hisler de neydi? Nasıl unutacaktım? Arkama yaslanıp kemerimi taktım. Bütün düşüncelerimi bir süreliğine susturmaya çalışıp içimden yeni öğrendiğim fransızca kelimeleri tekrarlamaya başladım. Kalbimin sesi kesilmezken Toprak da yardımcı olmuyordu. Yola çıktığımızda fransızca kelimelere devam ettim. Je suisperdu Svp.pouvez-vous me Aidez-moi Je veux Je ne veux pas Je ne sais pas Aklımın iyice karışmasıyla bu kez de şarkı sözleri düşünmeye çalıştım. Yolculuk kafamın içindeki seslerle geçerken evime gelmiştik. Arkaya döndüğümde Kaya ve Özgür uyuyakalmışlardı.Cihan'a ufak bir tebessümle veda edip Toprak'a kısaca hosçakal dedikten sonra arabanın kapısını açtım. Toprak'ın kapısı da açılırken peşimden gelmeye başlamıştı. Evimin kapısını açtığımda iki hayvanın da uyuduğu belliydi. Kaşlarım çatılırken hızlıca Patron'un yanına gittim. Patron bensiz uyumazdı! Müdür'ün yanında düzenli soluklarını duyunca hayal kırıklığına uğramıştım. En azından onun için vazgeçilmez olduğumu sanıyordum. Derin bir nefes alıp gözlerimdeki varlığından emin olduğum kırıklıkları yok ettim. Toprak'a döndüğümde doğrudan bana bakıyordu. "Beren ben-" Elimi kaldırıp durdurdum onu. "Midem iyi durumda değil. Konuşmak istemiyorum şimdi. " "Hast-" sözünü tekrar kestim. Bir an önce yalnız kalmak istiyordum. "Uyursam geçer." Anlayış göstererek kafa sallarken Müdür'e kısa bir bakış atmış ve tekrar konuşmuştu. "Burada kalsa sorun olur mu?" Kafamı olumsuz anlamda salladım. Çıkışa doğru yürüyüp dışarı çıktı. "İyi olduğunda konuşalım." Onu cevapsız bırakıp gidişini izledim. Kapıyı kapatıp üst kata giderken Patron'a baktım. Aldığımızdan beri bir kez bile yatmadığı yatağında Müdür'le birlikte uyuyordu. Ses çıkarmamaya özen gösterip odama çıktım. Odadaki büyük boy aynasındaki yansımamla yalnız kalmıştık. Yatağıma sırtımı yaslayıp aynamın karşısına yere oturdum. Aynadaki yansımama bakarken Toprak ile ilk karşılaştığımız andan beri yaşanan şeyleri düşündüm. Kendimi o kadar kaptırmıştım ki az kalsın Toprak'tan hoşlandığımı sanıp teslim oluyordum. Sayısını unuttuğu kadar kızla öpüştüğüne emin olduğum Toprak'ın beni de öpmesini istemiştim. Yansımam fısıldıyordu: aptal...aptal...aptal... Ne sanmıştın? Diyordu. Özel olduğunu falan mı? Sonra devam ediyordu. Seni kim ne yapsın?! Yine aynısı oluyordu. Aynadaki yansımamla aynı anda fısıldadık. Sevileceğini falan mı sanıyorsun? Banyoya koştuğumu hatırlıyordum. İçimde hiçbir şey kalmayana kadar kustuğumu. Şimdi de banyodaki aynanın yansımasıyla karşı karşıyaydım. Ağlayamayan, gözyaşı gelmeyen yeşil-mavi gibi ne renk olduğu belli olmayan gözlerim kıpkırmızıydı. Gülümsedim. Bu sahneye alışıktım. Üzerimdeki elbiseyi de eve girer girmez çıkardığım ceket gibi çıkardım. Soğuk duşun altında düşüncelerim de uyuşmuşken suyu kapayıp çıktım. Saçlarımı alelacele kurutup üzerime bir eşofman takımı giydim. Saçlarımı at kuyruğu yapıp beyaz sporlarımla evden çıktım. Arabama binip hastaneye doğru ilerlerken gecenin sabaha dönmesine birkaç saat kalmıştı. Hastaneye varıp odama çıktım. Üzerime giydiğim önlükle çantamı da odamda bırakıp çıktım. Dicle'nin bugün nöbetçi olmadığını biliyordum. Sabah gelecekti. Birkaç kendi hastamı vizite gidip durumlarını kontrol ettim. Durumları stabildi ve zaten gece sakin geçiyordu. Son hastanın da odasından çıktığımda Mert'le karşılaştım. Üstündeki kravatı çözmüş yakası dağılmış vaziyetteydi. "İyi misin?" Sesimi duymasıyla ilerlediği koridorda önce durdu sonra gözlerini sımsıkı yumdu daha sonra da kendi kendine bir şeyler mırıldandı. Sanırım beni fark etmişti ancak konuşmamı istemediği için farketmemiş gibi yanımdan gidecekti. Doktor kimliğim tutmuş ve ne olduğunu sormuştum ancak pişman olmuştum bile. "Her neyse boşver." Tekrar konuşmamla bu kez bakışları bana çevrilmişti ve yüzündeki ifade tuhaftı. İlerlememi umursamadan büyük adımlarla bana yetişip kolumdan tuttu. "Sen gerçek miydin?" Sorduğu anlamsız soruyla kaşlarım çatılırken devam etti. "Evet aynı kaş çatma. Kesinlikle sensin. İzne ayrıldığını sanıyordum." Ağzımı açmıştım ki yine devam etti. "Senin iznin hastaneden ne kadar uzakta olabilir ki? Benim ki de soru işte." "Az önce fiziksel durumunu kastetmiştim ancak ruh sağlığın da pek yerinde değil gibi." Söylediklerimle birlikte güldü. Sonra kendi kendine yine bir şeyler mırıldandı. "Heey! Olmayan şeyleri de görüyor musun yoksa?" Dalgayla karışık kurduğum cümleyle bakışları bana çevrilmişti. "Hıhı hatta yansımalarım konuşuyor da." Söylediği cümleyle birlikte bakışlarımı kaçırırken kaşları çatılmıştı. Deli olduğunu anladı. Ben deli değildim! Çeneme yerleşen eli yüzümü kendine çevirdiğinde devam etti. "Bu gözlerinin hali ne böyle?" Çaktırmadan derin bir nefes bırakırken omuz silktim. "Sadece uykusuzum." Çenemdeki elinden kurtulup ondan biraz uzaklaştım. "Niye geldin ki? Keşke dinlenseydin." Ona ters bir bakış atmakla yetindim. "Senin halin ne böyle?" Beni taklit edip omuz silkti. "Dosyalar birikmiş." Kafa sallayıp yanından ayrılacakken konuşmasıyla durdum. "Bir kahve içelim mi?" "Gözlerin kıpkırmızı olmuş,omuzların çökmüş, üstün darmadağınık, gözlerinden uyku akıyor ancak kahve içmek istiyorsun?" 'Salak mısın' dercesine çıkan sesimle yüzündeki tebessümle konuştu. "Sana değer." Söyledikleriyle kaşlarım çatılırken konuştum. "Dalga geçeceksen gidiyorum." Yüzündeki tebessüm yok olurken yanıtladı. "Tamam bir şey demedim say. Her zamanki gibi." Ona kötü bir bakış atıp yakınımdaki Mert'in odasının kapısına doğru ilerledim. Beni takip eden Mert erken davranıp kapıyı açmıştı ve içeri geçmiştik. Arayıp birilerine kahve söylerken koltuğa oturdum. Masasına oturmak yerine karşıma oturan Mert ile planım şimdiye kadar başarılı gitmişti. Şimdi konuya girmenin zamanıydı. "Geçenki doktor...Ege. Hastaneden mi atılıyor?" Sorduğum soruyla birlikte yüzünde bilmiş bir ifade belirdi. "Babamı ikna edemedim. Dışarıya sızmış yaptığı hata. Doktorluğu bitmesin diye bizdeki işine son verildi." Kapının tıklatılmasıyla gelen kahveler bir şey dememi engellemişti. Kadın kahvelerimizi bırakıp çıkınca konuştum. "Benimde ceza almam gerekmiyor mu?" Kaşları çatılan Mert sertçe konuştu. "Senin hiçbir suçun yoktu! Olsa da ceza alamazsın!" Bakışları bir şeyler bildiğini anlatırken hakkımda ne kadar bilgiye sahip olduğunu öğrenmem gerekiyordu. Konuyu daha fazla dağıtmadan asıl istediğim şeyi söyledim. "Ege'nin kovulmasını istemiyorum Mert." Kahvemden bir yudum alıp sıcaklığını kontrol ettim. Biraz soğumuştu ancak biraz daha zaman istiyordu. Kaşları çatık Mert sinirle konuştu. "Elimden geleni yaptım! Hem nereden çıktı şimdi bu? Ege seni neden ilgilendiriyor? Benim arkadaşım olduğu halde bilmediğim ameliyathane korkusunu nereden biliyorsun?!" Ses tonu yükselmişken dudaklarımı kıvırmamak için kendimi zor tuttum. Omuz silkip rahatça arkama yaslandım. "Ameliyatı yap dediğimde gözlerindeki korku çok belliydi. Ayrıca hesap verecek değilim sana!" Kahveyi boşverip ayakta volta atan Mert sıkıntılarını bağırmaya devam edecekti ki masasındaki telefona uzanıp kendime soğuk su istedim. Telefonu kapatmamla yüksek sesten devam eden Mert konuştu. "O ünlü şerefsize daha sıra gelmeden Ege çıktı bir de!" Anında araya girip diğer diyeceklerine engel oldum. "Çıkar! Sana ne? Kimsin sen! Sevgilim hakkında nasıl konuşuyorsun!" Bende ayağa kalkmışken tam zamanında gelen kadın ile tam soğumasa da ılımış olan kahveye uzandım. "Sevgilim diyor ya çıldıracağım! İnandığımı mı sanıyorsun sen?!" Kadını umursamadan konuşması işime gelirken kadının tuhaf bakışları üzerimizdeydi. "İnan ya da inanma! Umrumda değilsin!" Kahveyi üstüne döktüğüm gibi odadan çıkarken kapıdan çıkmakta olan kadının gözleri açılmıştı. Dışarı çıkmadan önce bakışlarımı yere indirip omuzlarımı düşürdüm. Saçlarımın yüzümü kapatması işime gelirken hızlı adımlarla odama ilerledim. Arada çıkardığım ağlama sesleri ile kadının vicdanı varsa peşimden gelirdi. Odama girip masanın karşısındaki koltuğa oturmadan önce bir miktar su ile göz altlarımı ıslattım. Gözlerimin kızarıklığı da işe yararken kapım tıklatıldı. Sanki sesimi toparlıyormuşum gibi öksürüp "girin" dedim. Kadın elindeki su bardağı ile gelirken konuştu. "Doktor hanım iyi misiniz?" Bakışlarımı kaçırıp kafa salladım. Kadın aldığı cesaret ile yanıma otururken Bir eli sırtımı sıvazlamıştı. "Bir şey mi yaptı size?" Burnumu çekip elim titrerken suya uzandım. Bardaktan bir iki yudum içip geri yerine koydum. "B-beni rahat bırakmıyor. Sevgilim var diyorum kabul etmedi. Siz de duymuşsunuzdur." Kadın anlayışla kafa sallarken birkaç teselli sözleri söylemişti ancak dinlememiştim. ***** "Teşekkür ederim çok yardımcı oldunuz. Daha iyiyim." Kadını sonunda odadan gönderdiğimde Dicle'ye mesaj attım. Sabah olmuştu artık ve hastanede kimseyle konuşmadan yanıma gelmesi gerekiyordu. Dicle iyi değilim. Yanıma acil gelir misin? Gönderdiğim mesajın ardından yüzümdeki ifadeleri silip hafif sıkıntılı bir yüz ifadesi oluşturdum. Yaklaşık 5 dakikanın ardından Dicle odaya gelmişti ve şimdi biraz aralık kalmış kapının arkasındaki koltukta yan yana oturuyorduk. "Ne oldu konuşsana Beren?" Sıkıntıyla ona bakıp konuştum. "Sana bir şey söyleyeceğim ancak beni kesmeden dinle." Kafa sallayarak beni onayladı. Kapıya diktiğim bakışlarımla konuştum. " Ben Mert'ten hoşlanıyorum." Bölüm Hakkında düşüncelerinizi öğrenebilir miyim? Beren'in ruh sağlığı ile ilgili ne düşünüyorsunuz? Sizce Beren neden öyle davrandı? Toprak'ı nasıl buluyorsunuz? Gidişattan memnun musunuz? Bölümü beğendiniz mi? Düşüncelerinizi belirtirseniz çok çok mutlu olurum lütfen belirtin? Diğer bölümde görüşmek üzere sağlıcakla kalın ?
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE