Bölüm 16
Toprak'ın gitmesiyle birlikte bende bahçeye çıkmıştım. Müdür ile Patron birlikte oyun oynuyorlardı.
Bir süre hamakta fransızca öğrenmeye çalışırken Patron ile Müdür iyice kirlenmişlerdi.
Aklımdaki Sinem'in kim olacağı düşüncelerini kapatıp kendimi önümdekilere odaklamıştım.
Birkaç saatin ardından benimde duş almam gerektiği için önce yavrularımı yıkamaya karar vermiştim.
İkisini de Patron'un küvetine koyup içindeki suyla savaşlarına bakarken aklıma gelen fikirle fotoğraflarını çekip Toprak'a yolladım.
"Umarım sorun yoktur?"
Yazıp gönderdim. Cevabın gelmesini beklerken oyunbaz iki köpek yüzünden banyonun her yeri gibi üstüm de ıslanmıştı.
Artık cevap gelmeyeceğini düşünürken yanıtlamıştı.
"Hayır, iyi eğlenceler!"
Ne yani o kadar zaman iyi eğlenceler desin diye mi bekledik?
Sinem hanımla fazla meşgul sanırım!
Ellerimin klavyede hareket ettiğini görüyordum. Aklım uçmuş gibiydi. Ne yaptığımı gönderdikten sonra anladım.
"Sinem varsa oyuna gerek yok bence ha? Anlaşılan gerçek sevgilin zaten varmış! Anneni de gerçek gelini ile tanıştırırsın artık! Beni sevdiği kadar sevmeyeceğine eminim!"
Ancak iş işten geçmişti. Mesajı gönderdiğimde yazdığım şeyleri fark etmiştim!
Beni yanlış anlayacaktı! Kıskandığımı falan sanacaktı!
Umutsuz vakasın orası kesin ama kıskandığın daha kesin!
Herkesten sil yapıp mesajı sildikten sonra az önce sinirlendiğim şeye şükrettim. İyi ki mesajları geç okuyordu!
Ayrıca ben kıskanmıyordum. İmzaladığı sözleşmedeki maddelerden biriydi bu!
Gerçek bir ilişki yaşamadan önce ortaklığı bitir.
O da bu maddeyi kabul etmişti. Oyunbozan olamazdı!
Birkaç dakika sonra mesaj gelmişti.
"Ne yazmıştın?"
Derin bir nefes verip cevapladım.
"Hiçbir şey! Senin gibi iyi eğlenceler dileyecektim ama ne yaptığını bilmediğimden dileyemedim."
Hafifçe sırıtarak telefonun ekranını kilitlerken küvette neredeyse su bırakmamış ikiliye güldüm.
Cevap bu kez gecikmemişti.
"Bunun anlamı 'fotoğraf istiyorum anlık at ne yaptığını göreceğim' demek mi?"
Sinirle kaşlarımı çatıp cevabımı yazdım.
"Bunun anlamı da ' engel yemek isterim' mi? Merak etme. Yolda geliyor!"
"Doğruyu söyleyince gerçekten kovuyorlarmış."
Hızlıca gelen cevaba aceleyle cevap verdim.
"Banane senin ne yaptığından canım!"
Canım yazdın Beren.
Umarım lafın gelişi dediğimi anlamıştır. Umarım lafın gelişi dediği-
"Canın mıyım gerçekten?"
Gelen mesajla Toprak'ı engellerken çocukça davranıyordum. Ama umrumda değildi!
Kapının çalmasıyla Toprak'ı engellemenin verdiği mutlulukla koşarak giderken telefonumu da bırakmıştım.
Açtığım kapıda gözüken Toprak ile kaşlarım alayla havalandı.
Ancak Toprak'ın bakışlarındaki değişim ve açık açık süzmesi ile ne olduğuna anlam veremezken üzerime baktım.
Saçlarımdan itibaren her yerim ıslanmış ve üzerimdekinin bedenime yapışmasını sağlamıştı!
Hafif bir öksürükten sonra konuşmaya çalışan Toprak tuhaf davranıyordu!
"Gele- "
Tekrar öksürüp devam etti.
"Bilir miyim?"
Kapıdan çekilerek cevap verirken üzerini değiştirmiş olduğunu fark etmiştim.
Üzerindeki gömlek güzel tenini saklamıyordu.
Toprak Dolunay giyinmeyi de iyi biliyordu!
İçeri geçtiğinde garip bir bakışma anı yaşıyorduk ki yukarıdan gelen seslerle yukarı çıkmaya başladım.
Umarım banyoyu yıkmamışlardır.
Arkamdan gelen Toprak ile birlikte yatağımın yanından geçip banyoya girdik.
Küvetten çoktan inip banyo zemininde koşturan iki hayvan bizi fark edince durmuştu.
İçeriye girip kapıyı kapatacakken içeri girmek isteyen Toprak'ın göğsüne elimi koyup durdurdum.
Gömleğinin açık bıraktığı teni miydi orası?
Neden bu kadar sıcaktı ki? Sıcak mı basmıştı sanki?
Sıcaktı! Hemde çok sıcak!
Elimi anında çekip elimi çektiğim yere bakan Toprak'a baktım.
"Sen hazırsın şimdi. Üstün ıslanır. Ben yıkarım."
Kararsız kalmış bir şekilde bakan Toprak'la devam ettim.
"Ne güzel giyinmişsin işte! Üzerini batırma şimdi.... Gömleğini nereden almıştın?"
Anında konuyu değiştirirken Toprak bunu yememiş muzip bir bakışla içimi tuhaf yaparken 'bir şey olmaz' deyip geçmişti.
"O zaman üzerini değiştir?"
Israrla kıyafetlerine neden bu kadar takmıştım bilmiyordum ama pahalı oldukları çok belliydi!
Bana dönen Toprak gülmüştü.
"Kıyafetim mi var Beren?"
Ona göz devirip konuştum.
"Bende var. Yani erkek kıyafeti."
Sorgu dolu ifadesi yüzüne yerleşmişken sert çehresi kasılmış gibiydi.
"Kimin?"
Aslında bana elbise gibi olan erkek reyonundan aldığım tshirtlerim ve aşırı bol olup belimde bağlamadan durmayan şortlarım vardı. Ancak ona bunu söylemeyecektim.
Vakit intikam vaktiydi!
"Eski flörtüm Sinan'ın. Merak etme temizler. İyi çocuktu aslında. Yakışıklım diye sesle-"
Yalanlarımı kesen şey Toprak'ın sesiydi.
"Giymem ben!" Yerimde sıçrarken bir an da neden bağırdığına anlam verememiştim.
"Neden ki? Temizliğinden şüphe ediyorsan?"
Saf ayağına yatmak bazı durumlarda- şu an gibi- hoşuma gidiyordu.
"Sinan kim? Sende niye kıyafetini bırakıyor? Kızım konuşsana!"
Bakışlarıma dalgınlık ekleyip rolüme devam ettim.
"Sinan sarışındı. Böyle sapsarı saçları da vardı. Çok yakışıklıydı. Evimde gelip kalmıştı. O zamandan kalmış eşyaları da."
Son sözlerimle bakışlarım Toprak'a kayarken öyle keskin bir ifadeyle bakıyordu ki her anında yaptıklarının arkasında duran bana geri adım attırmıştı.
"Ben şey şaka yaptım ya. Memati'nin dediği gibi şaka şaka gül diye."
Hafifçe gülümseyip açtığım kapıdan kaçarken Toprak'ın uzun bacakları kısa sürede galip gelmişti.
"Buraya gel Beren!"
Kükremesi tüm evde yankılanırken 'hayır ya' diye bağıracaktım ki yakalandım.
Ben elinden kurtulmak için debelenirken Toprak da tutmaya çalışıyordu ki dengemi kaybettim.
Toprak'tan destek almaya çalışırken onun da kaymasıyla yatağıma düşmüştük.
Gözlerim kapalı bir şekilde üzerimdeki ağırlığı taşımaya çalışıyordum ki nefesimin kesildiğini fark edince fısıldadım.
"Kalksana üstümden ya! Nefes alamıyorum!"
"Sana ağırlığımı vermiyorum Beren."
"Nasıl ya?"
Derken tek gözümü açıp hemen üstümdeki Toprak'a baktım. Kollarını kafamın iki yanına koyup ağırlığını sahiden de üzerime vermemişti.
Diğer gözümü de açıp bulunduğumuz konumu görmeye çalıştım.
Kollarını serbest bırakıp beni ezen Toprak ile gözlerim fal taşı gibi açılırken burnu burnuma sürtüyordu.
"Şimdi anlat bakalım. Sinan kim?"
"Kalk üstümden de anlatayım!"
"Kaçacağını ikimizde iyi biliyoruz."
"Tamam anlatacağım."
Toprak'a harika(!) Şakamı anlattıktan sonra nedenini sormuştu ancak 'canım seni kandırmak istedi' diyerek kaçmıştım. Toprak buna inanmasa da bir şey dememişti ve daha sonra eklediği şey ise hep aklımdaydı.
"Rövanşını alırım bunun."
Daha sonra ise benim eşyalarım olduğunu anlayınca üzerini değiştirmişti ve bir köşeye sinip bizi izleyen köpeklerimizi yıkamıştık.
Daha sonra duş almıştım ve şimdi de Toprak beni aşağı da beklerken hazırlanıyordum.
Önce birlikte akşam yemeği yiyecektik ve oradan da arkadaşının sahibi olduğu kulübe geçecektik. İki yere de uyduğunu düşündüğüm bir elbise giymiştim.
Elbisenin fermuarının sıkışması yüzünden çekememiştim. Onu boşverip ayakkabılarımı giymek için pufa oturdum.
Giydiğim siyah topuklularla büyük aynanın karşısına geçip tekrar fermuarımı çekmeyi denerken Toprak'ın sesini duydum.
"Yardım lazım mı?"
Merdiven boşluklarından fark etmiş olmalı ki işime de gelmişti açıkçası.
Biraz geç kalacaktık ve geç kalmaktan hoşlanmazdım.
"Evet lütfen."
Yanıma çıkmasını beklerken saçlarımı düzelttim.
Sırtıma dökülen saçlarımı çekip eli fermuarıma uzanmıştı. Baş parmağının dokunuşları sırtımda olacak şekilde fermuarımı çekerken bedenimi saran titremeyi kontrol altına almaya çalışıyordum.
"İşte oldu." Ensemde nefesini hissederken keskin bakışları aynadan gözlerimi bulmuştu. Isırdığım dudaklarıma kayan bakışları ile anında ısırmayı bıraktım.
"Teşekkür ederim."
Yanımdaki pufa otururken baş sallamayla onaylamıştı beni.
"Hazır görünüyorsun?"
'Daha ayna karşısında ne işin var?' Dercesine ima yapınca cevapladım.
"Son rutuş."
O beni izlerken odaklanmada sorun yaşasamda saçlarımı tekrar düzeltip rujumu sürmeyi başarmıştım.
"Hadi gidelim."
Evden çıkıp arabaya binişimiz sessizlik içindeyken restorana giderken arkadaşlarından bahsetmişti Toprak.
Şimdi kapısına geldiğimiz lüks restoranın içine girmeden önce çok şeyin değişeceğini hissediyordum.
Sonuçta içeride bizi 4 erkek bekliyordu!